‘’Başınızı derde sokacak ne yaptınız yine?’’ diye sordu Hillary. ‘’Hiçbir şey.’’ dedi tilki. Onu ‘’Kaykay dükkanına gitmek dışında hiçbir şey.’’ diyerek düzelttim. ‘’Yani?’’ diye sordu hiçbir şey anlamayan Hillary. ‘’Ne yanisi?’’ diye soran tilki oldu. ‘’Orada ne yaptınız da polisler peşinize takıldı?’’ diyerek açıkladı Hillary. Derin bir iç çekerek sakinleşmeye çalıştım. Sonra da Hillary’yi düzelttim ‘’Polisler değil. Onların yerini alan yapay zekalar. Polislerin yerini asla tutamayan ama insanlar tarafından çok işlevsel olduğu düşünülen metal kaplamalı cansız ve hiç işlevsel olmayan tenekeler.’’. ‘’Evet öyle de diyebiliriz. Ama şimdi lafı dolandırmadan ne yaşandığını mı anlatsanız?’’ diye sordu Hillary az da olsa bıkkın bir sesle. ‘’Ne olduğunu biz de bilmiyoruz ki.’’ diye itiraf ettim. Anlamsız gözlerle bana bakan Hillary’yi gördüğümde bir açıklama yapmam gerektiğini anladım. ‘’Kaykay almak için girdiğimiz dükkanda dükkanın sahibi önce bize baktı. Sonra baktı böyle olmuyor ben bir şunların başını belaya sokayım dedi. Gitti dükkanın alarmını çalıştırdı. Sonra dronlar baktılar ki bir dükkanın kapısı iki yabancı tarafından kırıldı hemen onların peşini takılalım. Sonrasını da biliyorsun işte.’’ diye yaşanan olayları biraz da dalgayla harmanlayıp bir araya getirdim. Ve başarılı da olmuştum. Hillary kısık sesle kıkırdarken yüzüme bir gülümseme yerleşti. Ama bu fazla uzun sürmedi. ‘’Hareket etme.’’ diye sızlanan Hillary beni uyarmak için uzun süredir arkamda kalan sol elimi tuttuğunda yüzüme endişeli bir ifade yerleşti. Ama Hillary bunu göremedi. Kolumu bıraktığında rahat bir nefes aldım. Keşke almasaydım. Hillary çıkan ses ile yüzüme baktığında bir şeylerin ters gittiğini anladı. Ben daha bir şey yapamadan hızlıca sol kolumu tutup kendisine çekti. Hillary şaşkınlıkla koluma bakarken nefesimi tuttum. En sonunda konuşabilecek kadar kendisi toplayan Hillary ‘’Koluna ne oldu?’’ diye sordu ses tonuna dikkat edemeyerek. ‘’Uzun hikaye.’’ diye fısıldadım dişlerimin arasından. ‘’Bir ara anlatırım.’’ dedim yine kısık bir sesle. ‘’Hayır, şimdi anlatacaksın küçük hanım.’’ dedi Hillary öfkeyle. ‘’Bir çatışmada kolumu feci bir şekilde yaraladım. Çatışmanın şiddetiyle bir anda bayılmışım. Ne zaman diye sorma çünkü ben de bilmiyorum. Bir süre sonra yarı baygın bir hale geldim. Sol kolumu hissedemiyordum. Bir süre sonra bilincimi tekrar kaybettim. Bu sefer gözlerimi açtığımda görmeyi beklediğim ten rengim yerine kolumda bu metalimsi mor şey vardı.’’ dedim olayları Hillary’ye anlatmak için. ‘’Hâlâ bir kolun var, değil mi? Bu kaplama kolunu güvende tutmak için var, değil mi? Değil mi?’’ diye bağırdı Hillary kendisine hakim olamayarak. Tam ona cevap vermek için ağzımı açtığımda yine benden önce davranıp ‘’Kim yaptı? Kiminle bir çatışmadaydın?’’ diye sordu. ‘’Kolumun olup olmadığından emin değilim. Tek emin olduğum şey bu mor şeyin boşuna kolumda olmadığı. Pedro ya da Alex (artık hangi ismi kullanıyorsa) bunu yapmış olabilir diye düşünüyorum. Yani Gölge. Ayrıca miko yani gerçek adıyla Michael aslında çift taraflı oynuyormuş. Hem Gölgelerin tarafında hem bizim. Ama arkadaşının gerçek yüzünü ortaya çıkardığımda bana silah doğrultabilecek kadar acımasız.’’ dedim. ‘’Ne?’’ diye sorabildi her şey üst üste gelince Hillary.
Bölüm 15
Konuşma
