Ödeme için kasanın yanına gittiğimizde dükkan sahibinin yüzü kireç kesildi. Tilki ile ne olduğunu anlamadığımızı belli eden gözlerle birbirimize baktık. Adam kasada yavaşça gerilemeye başladı. Ne olmuştu? Bir şey mi yapmıştık? Adamın eli masanın altına uzandı. Dükkanda kırmızı ışıklar yanıp sönerken düşünecek zaman yoktu. Demir parmaklıklar aşağı inerken kaçacak yerler kapanıyordu. Cebimden çıkarttığım şişeyi hiç düşünmeden kapıya fırlattım. Cam şişe kapıya çarpınca içindeki patlayıcı madde ortaya çıktı. Kapı parçalara ayrılırken bekleyemezdik. Tilkiyi kolundan tuttuğum gibi kapının önüne fırlattım. Ben de onun arkasından kendimi dışarıya atarken kaykay çoktan elimden kurtulmuştu. Güç düğmesine çoktan bastığım kaykayım. Kaykay yerde kavisli bir şekilde uçtuktan sonra yanımıza geldi. Ben hiç beklemeden kaykayın üstüne atlarken elini tuttuğum tilki de benimle gelmek zorunda kaldı. Tilkinin ayakları kaykayın zeminini bulduğunda ben çoktan kaykayı uçuş moduna almıştım bile. Kaykay bir süre daha yere yakın yerlerde süzüldükten sonra asıl macera başladı ve yükselmeye başladı. ‘’Şimdi neden kaykay için ehliyet gerektiğini anlıyorum.’’ Diyen tilkinin cümlesini bir çığlık bitirdi. Ben mutlulukla kıkırdarken o çığlık atıyordu. ‘’İndir bizi!’’ diye bağırdı tilki. ‘’Üzgünüm, ama bunu yapamam.’’ diye yanıtladım onu. Tilki gözlerini sıkıca yumarak arkama saklandı. ‘’Hadi, biraz eğlenelim. Bir şey olmaz.’’ Dedim. Ama tilki buna katılmıyordu. ‘’Bu eğlenceli değil.’’ Demesi benim umudu kırmıştı. Biz yükselmeye devam ederken hız düğmesi hâlâ açıktı. Hem yükseliyor, hem de ilerlemeye devam ediyorduk. Evlerin çatısına kadar yükseldiğimiz zaman daha fazla yükselmememiz için yükselme ayarını devre dışı bıraktım. Kaykayın evin çatısının üzerinde süzülürken tilki çığlık atmaya devam ediyordu. Polislerin peşimize takıldığını üniformalı insanlar bize doğru koşmaya başladığında anlamıştım. Ama bizi burada yakalayamazlardı. Burası bizim çöplüğümüzdü. Biz çatı çocuklarıydık. Bizim evimiz çatıydı. Ait olduğumuz yer gökyüzü, evimiz dediğimiz yer sokaklardı. Ve burası, bizim özgür olduğumuz tek yerdi. Kendi oyunumuzda kaybetmeyecektik. Kaykayı kontrol etmeye devam ederken polislerin hâlâ peşimizde olduklarını görebiliyordum. Ve bizi asla yakalayamayacaklarını. En azından bu şehirde. Kaviler çizerek yolumuza devam ediyorduk. Polis memuru bizi yakalayacağını düşünerek önümüze atlarken benim bir planım olmadığını düşündüm. Ama yanılıyordu. ‘’Gözlerini sıkıca kapat çünkü bu biraz mide bulandırıcı olacak.’’ Dedim tilkiye. Tilki ‘’Hayır.’’ Diye inlese de beni dinleyip gözlerini sıkıca kapattı ve ellerini düşmemek için belime sarsı. Bacakları bacaklarıma dolaşınca zamanın geldiğine kanaat getirip kaykayı döndürerek polis memurunun üstünden fırlattım. Çoktan kaykayımdan ayrılan ayaklarım taklayı tam zamanında tamamladı. Polis memuru şaşkınlıktan hareket edemezken ben tekrardan kaykayımın üstüne binmiştim bile. Attığım ters takla sonrası midesi tekrardan bulanan tilkinin elleri belimi, ayakları da bacaklarımı tutamamaya başladı. Tilki oturur bir pozisyonda kaykaya düşerken bu koşuşturmaya daha fazla devam edemeyeceğimizi düşünerek tekrardan kaykayı gökyüzüne doğru sürmeye başladım. Arkadan tilkinin sesleri gelirken aşağıdaki polisin yerinde olmak istemediğimi düşündüm. Kusması biten tilki ayaklarıma tutunmaya başladı. Cebimden bir peçete çıkartıp tilkiye uzattım. Tilki hiç tereddüt etmeden elimden peçeteyi alırken kaykayın daha fazla gücünün kalmadığını biliyordum. ‘’Düşersem tut beni.’’ Dedim tilkiye ve çantamın kollarını omuzumdan çıkartıp tilkinin kucağına attım. Tilki ‘’Dur, bekle!’’ dese bile bekleyecek zaman yoktu. Çantamda her zaman bulundurmaya özen gösterdiğim İngiliz anahtarını ve çok önceden her şeyini ayarlamış olduğum dört tane tekerleği çıkarttım. Koruyucu maskeyi bulamadığım zaman daha fazla vakit kaybetmemek için hızlıca kaykayın altına doğru eğildim. Ayaklarım kaykayın karşı tarafından sarkarken kafam da kaykayın kurulu devrisini görebileceğim tarafından sarkıyordu. Kaykayın uçması için çok gerekli olan yakıtın kullanılmış ve deriyle temas ettiği zaman yakıcı bir etkiye sebep olabilecek olan gazı yüzüme püskürürken elimden geldiğince hızlı bir şekilde tekerleri kaykayın alt tarafına monte etmeye çalıştım. İşim bittiği zaman kafamı kaldırıp nerede olduğumuza bakmaya çalıştım. Uzun binanın camını görmem kısa bir süre sonra koşuşturmaya bu binada devam edeceğimiz anlamam için yeterli olmuştu bile. Cam parçaları etrafa yayılırken camın neden bu kadar kırılgan olduğunu sorguladım. Ayağa kalktığım zaman etrafa yayılan şeyin sadece cam parçaları olmadığını fark ettim. Kan… Camın acımadan parçaladığı derimizin korumaya çalıştığı damarlarımızdaki kan artık yerlere süs olmuştu. Ayağa kalkamam ile fark ettiğim bir diğer şey ise kaykayın gazının bacağımdaki deriyi dağlamış olmasıydı.
Bölüm 11
Tuzak
Bölüm sonu
2 yorum
Heyecanlı 😍
Yeni bölümü bekliyor olacağım elline sağlık çok güzel 😊💝

