İçeriğe geç

Yarının Dünyasına Yolculuk

Bölüm 12 · 4 dk okuma

Yarının Dünyasına Yolculuk

Bölüm 12

Binadaki Karmaşa

Aklıma tilki geldi. Yere baktığımda onun da az önce benim yatmakta olduğum yerin yanında yatmakta olduğunu gördüm. Buradan hemen gitmeliydik. Ama yaralanmışken nasıl hızlı olabilirdik ki? ‘’Tilki?’’ dedim kısık bir sesle. Tilki bana bir iniltiyle karşılık verdi. ‘’Hadi, buradan hemen gitmeliyiz!’’ dedim endişeli bir ses tonuyla. Tilki zorlanmasına rağmen ayağa kalkıp ‘’Hadi gidelim.’’ dedi. Yürüyemezdik, kaykayla gitmek zorundaydık. Kaykayı kontrol ettiğim zaman içindeki yakıtın bittiğini gördüm. İçimden tekerlekleri önceden takmış olduğum için minnet duyarken kaykayı çoktan yere koymuştum bile. Bacaklarımdaki acıyı umursamadan kaykayın üstüne bindim ve tilkinin de binmesi için elimi uzattım. Tilki hiçbir şey demeden elimi tuttu ve kaykayın üstüne bindi. Yere koyduğum ayağımla kaykayımı iterken diğer ayağımla da gideceğim yöne itiyordum kaykayı. Biz binanın koridorlarında ilerlerken hizmetli olduklarını düşündüğüm insanlar korkuyla geriye çekiliyordu. Merdivenleri görüyordum ama duramazdım.

Kaykay havada takla atarken biz de merdivenlerin sonuna doğru atlamıştık bile. Kaykay dolambaçlı merdivenin ahşap zeminin üstüne düşerken biz de kaykayın üstündeki yerimizi almıştık bile. Ani çarpışma sonucu kaykaydan kopan bir parçayı arkamızda bırakıp yolumuza devam ettik. Tekrardan önümüze çıkan merdiveni atlatmak için merdiven korkuluğunun üstüne attım kaykayı. Kaykay tiz bir sesle tırabzandan kayarken üstündeki biz de mutlulukla tebessüm ediyorduk. Merdivenlerin sonuna geldiğimizde daha fazla merdiven macerası çekemeyeceğimizi düşünerek kaykayı önümüzdeki cama sürdüm. Tilki çığlık atarken ben ne yaptığımı gayet iyi bir şekilde biliyordum. Kaykay binanın dışına uçarken ayaklarım kaykaya tutunmayı bıraktı. Tilki bana tutunurken ben çantamdaki acil durum paraşütünün açılmış halinin iplerini tutuyordum. Sonunda peşimize takılan mavi ve siyah dronlar bana koşuşturmaya daha yeni başladığımızı hatırlattı. ‘’Bana çantamı verir misin?’’ diye sordum tilki paraşütün diğer iki ipini omuzlarına bağlarken. Tilki ‘’Tamam.’’ dedi ipleri bağlamayı bitirince. Çantamın kolları omzuma tutunmayı bırakırken ellerim de yaklaşan kargaşayı sezerek iplere tutunmayı bıraktı. Tilki sanki ne çantamdan ne alacağımı biliyormuş gibi bana küçük elektro ateşleyiciyi verdi. Tam da almak istediğim şeyi. Kendisi de çantadaki diğer silahı kuşandığında siyahlı- mavili dronlar bizi yere indirmek için ateş açmaya başlamışlardı. Ve işte şimdi gerçek kargaşa başlamıştı. Polis dronlarının attıkları mavi ışın demetleri ile bizim onları aşağıya yollamak için attığımız mavi ışınlar birbirine karıştı. Tabancadan ilk ayrılan ışık demeti başka bir güç topuyla çarpışarak patlamıştı. Bu da patlamanın yanındaki küçük droncuk için ölüm anlamına gelmişti. Biri gitti on dokuzu kaldı…

Tabancadan çıkan diğer ışının hedefine vurmasına çok az kalmışken hedefin hareketi ışık demetinin gitmesini istediğim yere gitmemesine neden oldu. Ama hiç olmazsa dronun bir arkasındaki drona hasar verebilmiştim. Yine de dronu düşürebilecek bir hasar verememiştim. Ama dronlardan birisi bize bu hasarı verebilmişti. Paraşütün omuzuma bağlı olan iplerinden birisinin kopması ile dengemi kaybettim. Şehir hemen altımdaydı. Eğer düşersem kırılmadık kemiğim kalmazdı. İp… İp bulmalıydım. Neden çantama ip koymamıştım?

Bir binanın üstüne doğru uçmalıydık. Ama nasıl?

Aklıma gelen fikir ile ‘’Bana silahını ver.’’ dedim tilkiye. Tilki şaşkınlıkla ‘’Ne?’’ diye sorabildi. ‘’Ben dronlara ateş ederken bizi bir binanın üstüne doğru ilerlet.’’ dedim. Tilki itiraz etmeden bana silahını verdi ve kendisini savunmasız bırakarak benim olduğum yerin daha da fazla yükseğine çıkardı kendisini. Omuzuna bağladığı iki ipi de çözüp bir ip bana doğru atmaya çalıştı. İpi tutup hızlıca omzuma bağladım. Tilki de tek bir ipi göğsüne bağladı korunmak için. Eğer düşersek ölürdük. Bunu tilkinin de bildiğinden emindim. Ama o bunu umursamıyor gibiydi. Daha fazla düşüncelerle vakit kaybetmemek için iki silahın da mermilerini dronlara doğru boşaltmaya başladım. Kimi ıskalıyordu kimi hedefi düşürüyordu kimi ise hedefi yaralıyordu. Bir silahımın mermisi boşaldığında dronların yarısı hâlâ havadaydı. Ama bu uzun sürmedi. Çok kötü bir şekilde hasar verdiğim bir dron kısa bir sürede patladı ve bitişik şekilde durmamaları gerektiğini bilmeyen diğer üç robotu da peşinden yere düşürdü. Geriye altı dron kalmıştı. Ve on mermi. Kısa aralıklarla iki ışın çıktı silahımın ucundan. Birisi ıskaladı, diğeri ise acımdan öldürdü. Daha sonra üç ışın özgürlüğe kavuştu. Üç mermim de boşa gitmişti. Şimdi ise geriye sadece beş mermim ve beş tane havada süzülmeye devam eden dron kalmıştı. Ve tutunduğu ip kopan tilki… Tilki çığlıklar içinde yere düşerken benden önce onu kurtaran bir dron oldu. Ama bu dron havada bizi düşürmek için süzülen polis dronu değildi. Rengarenk süslenişi bu drona neden gökkuşağı dediğimizi açıklıyordu. İçimden mutlulukla ‘’O burada.’’ diye geçirdim.

İki dron ben ateş etmeden patlayınca düşüncem doğrulandı. Artık iki kişi değildik. Üç kişiydik. Savaşacak iki el daha, koşacak iki ayak daha, kullanılacak en az yirmi tane daha cephane ve işimize yarayacak ağzına kadar dolu beş silah daha…

Sadece üç dron kalmıştı artık. Ve tutunduğum sadece bir ip.

Ben yere düşerken peşimde bir robotu daha sürükledim. Hiç olmazsa ölmeden önce dostlarıma uğraşmaları gereken sadece iki dron bırakmıştım.

Bölüm sonu

2 yorum