İçeriğe geç

Yarım Kalan Veda

Bölüm 4 · 5 dk okuma

Yarım Kalan Veda

Bölüm 4

4. BÖLÜM — SAKLADIĞIN GERÇEK

Saat 09.15 — Görev Bölgesi

Bazı insanların sessizliği huzur verir. Bazılarınınkiyse yaklaşan bir felaketin habercisidir.

Selin'in sessizliği ikincisiydi.

Görev alanındaki geçici merkezde herkes kendi işiyle ilgilenirken ben hâlâ telefonuma gelen mesajı düşünüyordum. Bilinmeyen numara, yıllardır kimsenin bilmemesi gereken bir gerçeği biliyordu.

Daha kötüsü, Selin'in de öğreneceğini söylüyordu.

Telefonumu cebime koyup ayağa kalktım.

“Yüzbaşı!”

Mert'in sesiyle ona döndüm.

“Emredin, komutanım.”

“Son gelişmeleri kontrol et. Merkezle bağlantıyı sürdür.”

“Emredersiniz.”

Tam uzaklaşacakken duraksadı.

“Komutanım, iyi misiniz?”

Bu soruyu son zamanlarda fazla duyuyordum.

“İyiyim, Mert.”

Mert başını salladı ama pek ikna olmuş görünmüyordu.

“Peki komutanım. Yalnız, bazen insan iyi olmadığını söylemektense iyiymiş gibi davranmayı tercih ediyor.”

Ona sertçe baktım.

“Sen ne zamandır psikolog oldun?”

Gülümsedi.

“Olmadım komutanım. Sadece tim arkadaşımı düşünüyorum.”

Bir şey söylemedim.

Çünkü bazen insanın en çok ihtiyacı olan şey, birinin hiçbir şey sormadan yanında durmasıydı.

Saat 09.40 — Geçici Karargâh

“Komutanım, sizinle konuşabilir miyiz?”

Selin kapının önünde duruyordu. Elinde birkaç belge vardı. Yüzündeki ifade her zamanki kadar ciddiydi.

“Gel, teğmen.”

İçeri girdi ve belgeleri masaya bıraktı.

“Görevle ilgili yeni bilgileri değerlendirdim. Ancak bir şey dikkatimi çekti.”

“Nedir?”

“Bulunmasını istediğimiz personelin dosyasında bazı bilgiler eksik. Ayrıca son iletişim kayıtlarının bir kısmına erişilemiyor.”

Kaşlarımı çattım.

“Bunu merkeze bildirdin mi?”

“Evet. Yanıt bekliyoruz.”

Başımı salladım.

“Güzel. Şimdilik doğrulanmamış hiçbir bilgiye göre hareket etmiyoruz.”

Selin bir süre sessiz kaldı.

Sonra gözlerini bana kaldırdı.

“Size bir şey sorabilir miyim?”

İçimdeki huzursuzluk büyüdü.

“Görevle ilgiliyse sor.”

“Değil.”

Bakışlarımız birbirine kilitlendi.

“Yıllar önce neden gelmedin?”

Odanın içindeki bütün sesler bir anda uzaklaşmış gibiydi.

İşte buydu.

Yıllardır kaçtığım soru, sonunda karşıma çıkmıştı.

Selin devam etti.

“Bana döneceğini söylemiştin. Seni beklememi istemiştin. Sonra bir gün haberin kesildi. Ne bir açıklama, ne bir veda… Hiçbir şey.”

Dudaklarımı araladım ama kelimeler boğazımda düğümlendi.

“Selin, o zamanlar—”

“Hayır.” Başını iki yana salladı. “Bana bahane anlatma. Sadece gerçeği söyle.”

Ona baktım.

Bir zamanlar en zor günlerimde bile gözlerinin içine bakıp her şeyi anlatabilirdim. Şimdiyse en basit cümleyi kuramıyordum.

“Dönmek istedim.”

Selin'in yüzünde acı bir gülümseme belirdi.

“İstemek yetmedi demek.”

“Bilmiyorsun.”

“Neyi bilmiyorum?”

Cevap vermedim.

Gözleri dolmadı. Sesini yükseltmedi. Keşke bunlardan biri olsaydı. Çünkü öfkesiyle baş edebilirdim ama bu sakinliği karşısında kendimi savunamıyordum.

“Biliyor musun, ben uzun süre başına kötü bir şey geldiğini düşündüm,” dedi. “Sonra belki beni unuttuğunu düşündüm. En sonunda da kendime kızdım. Çünkü beni terk ettiğine inanmak bile seni beklemekten daha kolaydı.”

Başımı eğdim.

“Özür dilerim.”

Selin derin bir nefes aldı.

“Ben senden özür dilemeni istemiyorum. Nedenini öğrenmek istiyorum.”

Tam konuşacaktım ki kapı hızla açıldı.

“Komutanım!”

Mert içeri girdi. Yüzü ciddiydi.

“Merkezden haber geldi. Kayıp personelle ilgili yeni bir gelişme var.”

Selin hemen kendini toparladı.

“Ne olmuş?”

Mert elindeki belgeyi bana uzattı.

“Personelin son kaydı doğrulandı. Ayrıca dosyadaki eksik bilgilerin nedenini araştırıyorlar.”

Belgeyi aldım.

Konuşmamız yine yarım kalmıştı.

Selin bana son kez baktı.

“Bu konuşma bitmedi, komutanım.”

Ardından Mert'le birlikte odadan çıktı.

Kendi kendime acı bir şekilde güldüm.

Hayatım boyunca yarım kalan şeyleri tamamlayabileceğimi sanmıştım.

Meğer bazı şeyler, insanın karşısına her çıktığında biraz daha zorlaşıyormuş.

Saat 10.05 — Karargâhın Dışında

Hava soğuktu. Binanın dışına çıktığımda telefonum yeniden titredi.

Aynı numara.

Bu defa mesaj daha kısaydı.

“Hâlâ anlatmadın mı?”

Ardından bir fotoğraf geldi.

Ekrana baktığım anda nefesim kesildi.

Fotoğraf eskiydi. Yıllar öncesinden kalma, unuttuğumu sandığım bir gündendi.

Ben ve Selin.

Henüz her şeyin yolunda olduğuna inandığımız, gelecekle ilgili planlar yaptığımız bir zamandan…

Ama fotoğrafın arkasına yazılmış cümle, yüzümdeki bütün ifadeyi sildi.

“Bir gün bu fotoğrafa baktığında, neden gitmek zorunda kaldığını hatırlayacaksın.”

Parmaklarım soğudu.

Bu fotoğrafı kimseye göstermemiştim.

Kimse.

“Komutanım?”

Arkamdan gelen sesle irkildim.

Selin'di.

Telefonu hemen kapattım.

“Ne oldu?” diye sordu.

“Bir şey yok.”

Bakışlarını yüzümde gezdirdi.

“Yine yalan söylüyorsun.”

“Selin, lütfen.”

“Benden ne saklıyorsun?”

Cevap veremedim.

Bana birkaç saniye baktı. Sonra gözlerini kaçırdı.

“Peki,” dedi. “Anlatmak istemiyorsan anlatma.”

Yanımdan geçip gitmek üzereydi ki telefonum elimde yeniden titredi.

Bu kez mesajın ön izlemesi ekranda açıkça görünüyordu.

Selin durdu.

Bakışları telefona indi.

Sonra yavaşça bana döndü.

“Bu da mı görevle ilgili?”

Sessiz kaldım.

“Göster.”

“Selin…”

“Göster, dedim.”

Sesindeki kararlılık, onu durduramayacağımı anlatıyordu.

Telefonu ona uzattım.

Mesajı okudu. Ardından fotoğrafı açtı.

Yüzündeki ifade değişti.

Önce şaşkınlık, sonra anlam veremediği bir korku ve en sonunda derin bir kırgınlık…

Fotoğrafı büyüttü. Uzun süre ekrana baktı.

“Bu fotoğraf…”

“Biliyorum.”

“Bunu kim gönderdi?”

“Bilmiyorum.”

Başını kaldırdı.

“Arkasında ne yazdığını gördün mü?”

Cevap vermedim.

Selin'in sesi titredi.

“Benden sakladığın şeyin bununla ilgisi var, değil mi?”

İlk defa ona yalan söylemek istemedim.

“Evet.”

Gözlerini kapattı. Sanki yıllardır içinde tuttuğu bir şeyin ağırlığı yeniden omuzlarına çökmüştü.

“Demek o gün yaşananların tamamını bana anlatmadın.”

“Selin, beni dinle—”

“Hayır!” diye çıkıştı. Ardından sesini alçalttı. “Yıllarca kendimi suçladım. Belki yanlış bir şey söyledim, belki seni anlamadım diye düşündüm. Senin başına bir şey geldiğini bile düşündüm. Ama şimdi öğreniyorum ki bilmediğim şeyler varmış.”

“Her şeyi açıklayacağım.”

“Ne zaman?”

Bu sorunun cevabını bilmiyordum.

Selin telefonu elime bıraktı.

“Biliyor musun, senden bir zamanlar tek bir şey istemiştim.”

Gözlerim onunkilere kilitlendi.

“Bana yalan söyleme demiştim.”

Sonra arkasını döndü.

“Bu kez de gerçeği senden duyamazsam, bir daha sormayacağım.”

Uzaklaşırken onu durdurmadım.

Çünkü haklıydı.

Ben ondan yalnızca bir ayrılığı değil, gerçeği de saklamıştım.

Ve artık bunun bedelini ödemek zorundaydım.

Saat 10.22 — Bilinmeyen Numara

Telefonuma son bir mesaj daha geldi.

Bu kez tek bir cümle vardı.

“Gerçeği anlatmak için geç kalıyorsun, komutan. Çünkü Selin'in bilmesi gereken tek kişi sen değilsin.”

Ekrana bakakaldım.

Demek bu hikâyede bilmediğim başka biri daha vardı.

Belki de yıllardır geçmişimde kapalı tuttuğum kapı, sandığımdan çok daha büyük bir sırrın başlangıcıydı.

Telefonu cebime koydum ve başımı kaldırdım.

Uzakta Selin'i gördüm.

Bir an durdu. Sanki arkasına dönüp bana bakacakmış gibi hissettim.

Ama dönmedi.

Yürümeye devam etti.

Ve ben ilk kez, onu kaybetmenin benim elimde olmayan bir ihtimal olabileceğinden korktum.

Çünkü bazı vedalar bir kez yaşanır. Bazılarıysa insanın karşısına tekrar tekrar çıkar; ta ki sakladığı bütün gerçeklerle yüzleşene kadar.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.