Saat 05.45 — Karargâh
“Brifing başlıyor, herkes yerine geçsin!”
Sesim odanın içinde yankılanırken tim arkadaşlarım masanın etrafında toplandı. Harita masanın üzerine açılmış, görevle ilgili belgeler sıralanmıştı. Herkes dikkatini anlatacaklarıma vermişti.
Bir kişi hariç.
Selin.
Karşımda oturuyordu. Sırtı dik, yüzü ifadesizdi. Sanki beni hayatında ilk kez görüyormuş gibi davranıyordu.
Belki de gerçekten öyle davranmalıydı.
“Görevimiz, kayıp istihbarat personelinin bulunması ve güvenli bölgeye ulaştırılması. Ayrıntılar görev dosyalarında mevcut. Herkes kendi sorumluluğunu bilecek. Birbirinizden habersiz hareket etmek yok.”
Tim, hep bir ağızdan cevap verdi.
“Emredersiniz, komutanım!”
Bakışlarım Selin'e döndü.
“Teğmen Aksoy, görev boyunca timin iletişim koordinasyonundan siz sorumlusunuz. Herhangi bir aksaklık istemiyorum.”
“Anlaşıldı, komutanım.”
Tek bir kelime bile fazla söylememişti.
Eskiden heyecanlandığında cümlelerini hızlandırır, düşüncelerini anlatırken ellerini kullanırdı. Şimdiyse karşımdaki kadın, duygularını yüzünden okuyamayacağım kadar kendine hâkimdi.
İçimden bir ses, onun bu hâle gelmesinde benim de payım olduğunu söylüyordu.
O sesi susturdum.
“Başka sorusu olan var mı?”
Kimse konuşmadı.
“Hazırlıklar tamamlansın. On beş dakika sonra hareket ediyoruz.”
Herkes ayağa kalkarken Selin dosyasını topladı. Kapıya yöneldiği sırada seslendim.
“Teğmen Aksoy, bir dakika.”
Adımlarını durdurdu.
Diğerleri odadan çıkınca kapıyı kapattı ve bana döndü.
“Buyurun, komutanım.”
Bu hitap canımı sıkıyordu. Bir zamanlar adımı söylerken sesinde taşıdığı sıcaklık, şimdi yerini buz gibi bir mesafeye bırakmıştı.
“Benimle böyle konuşmak zorunda değilsin.”
Kaşlarını hafifçe kaldırdı.
“Nasıl konuşmamı tercih ederdiniz?”
Cevap veremedim.
Selin kısa bir nefes aldı.
“Burada sizin astınızım. Siz de benim komutanımsınız. Aramızdaki ilişki bundan ibaret olacak.”
“Selin, ben—”
“Lütfen.”
Tek bir kelimeyle beni susturdu.
“Geçmişi konuşmak istemiyorum. Hele şimdi hiç istemiyorum.”
Gözlerimi ondan ayıramadım.
“Benden nefret mi ediyorsun?”
Bu soruyu sormamam gerektiğini biliyordum. Bir komutan olarak değil, geçmişteki hatalarının cevabını arayan biri olarak konuşuyordum.
Selin'in yüzündeki ifade değişti.
“Hayır.”
Beklemediğim bir cevaptı.
“Keşke nefret edebilseydim,” diye devam etti. “İnsan nefret ettiği kişiyi unutmak için bir sebep bulabiliyor. Ama ben seni unutmak için kendime ne kadar sebep bulduysam da başaramadım.”
Boğazım düğümlendi.
“Selin…”
“Bunu bir daha konuşmayacağız.”
Kapıya yöneldi.
Bu kez onu durdurmadım.
Çünkü yıllar önce gitmesine izin vermiştim. Şimdi de onu tutmaya hakkım olup olmadığını bilmiyordum.
---
Saat 06.10 — Hareket Noktası
Hava soğuktu. Gökyüzü henüz aydınlanmamış, dağların üzerindeki sis yavaşça yayılmaya başlamıştı.
Tim araçların yanında son hazırlıklarını yapıyordu. Mert, sırt çantasını omzuna geçirirken yanıma geldi.
“Komutanım, bir şey sorabilir miyim?”
“Bugün herkesin bana soracağı bir şey var galiba. Sor.”
Mert hafifçe gülümsedi.
“Teğmen Aksoy'la daha önce tanışıyor muydunuz?”
Yüzüne baktım.
“Neden sordun?”
“Bilmiyorum. Birbirinize bakışınız biraz…”
“Biraz ne?”
Sustu.
“Unut gitsin, komutanım.”
“İyi olur.”
Mert uzaklaşırken kendime kızdım. Çocuk yalnızca merak etmişti. Benimse geçmişim, en küçük soruda bile karşıma çıkıyordu.
Tam o sırada Selin yanımızdan geçti.
“Komutanım, ekip hazır.”
Başımı salladım.
“Herkes araca.”
Selin benden önce araca bindi. Ben de ardından geçip karşısındaki koltuğa oturdum.
Kapılar kapandı.
Motorun sesi sessizliği doldurduğunda araç hareket etmeye başladı.
Bir süre kimse konuşmadı. Mert ile yanındaki asker kendi aralarında fısıldaşıyor, diğerleri görev belgelerini inceliyordu.
Benimse gözüm istemsizce Selin'e kayıyordu.
Camdan dışarı bakıyordu. Yüzüne vuran solgun ışık, onu olduğundan daha yorgun gösteriyordu.
Bir zamanlar saatlerce konuştuğum kadının yanında, artık tek bir cümle kuramıyordum.
Telefonum titredi.
Bilinmeyen bir numaradan mesaj gelmişti.
Ekranı açtım.
“Geçmişin seni bulduğunda, bu kez de kaçacak mısın, komutan?”
Kaşlarımı çattım.
Mesajın devamı vardı.
“Selin Aksoy'a her şeyi anlatmanın vakti geldi.”
Bir anda başımı kaldırdım.
Selin hâlâ camdan dışarı bakıyordu.
Mesajı tekrar okudum. Gönderenin kim olduğunu bilmiyordum. Fakat birinin geçmişimle ilgili bir şeyler bildiği açıktı.
Ve bu, hiç iyiye işaret değildi.
Telefonu cebime koydum.
“Bir sorun mu var, komutanım?” diye sordu Selin.
“Yok.”
Bana döndü. Bakışları bir an yüzümde kaldı.
“Yalan söylemekte hâlâ iyi değilsin.”
Dilim tutuldu.
Selin yeniden önüne döndü.
“Merak etmeyin. Artık sizin sırlarınız beni ilgilendirmiyor.”
O an anladım ki bazı cümleler bağırılarak söylenmese bile insanın içine işliyordu.
---
Saat 08.32 — Görev Bölgesi
Araçlar durduğunda herkes ciddileşti. Görev alanına ulaşmıştık.
Tim araçlardan indi. Ben çevreyi gözlemleyip ekibe gerekli talimatları verdim. Herkes görevine odaklanmıştı.
Selin yanıma geldi.
“Komutanım, merkezden yeni bir bilgi geldi.”
“Dinliyorum.”
“Bulmamız gereken personelin son konumuyla ilgili bir değişiklik var. Bilgileri yeniden değerlendirmemiz gerekiyor.”
Dosyayı uzattı.
Belgeleri incelerken içimdeki huzursuzluk yeniden büyüdü. Görev beklediğimizden daha karmaşık hâle geliyordu.
“Merkezle bağlantıda kalın. Yeni bilgi gelirse doğrudan bana bildirin.”
“Anlaşıldı.”
Selin gitmek üzereyken adını söyledim.
Bu kez arkasını döndü.
“Söyleyeceğim bir şey var.”
Yüzüme dikkatle baktı.
“Görevden sonra mı?”
“Hayır. Bu kez ertelemek istemiyorum.”
Gözlerinde ilk kez gerçek bir tereddüt gördüm.
“Komutanım, görevdeyiz.”
“Haklısın.”
Başımı eğdim. Söylemek istediklerimi yine içime gömdüm.
Selin uzaklaşırken cebimdeki telefon yeniden titredi.
Ekranda tek bir cümle vardı.
“O gece neden dönmediğini ona anlat. Çünkü gerçekleri senden önce öğrenirse, bir daha yüzüne bakmayacak.”
Bu kez mesajı silmedim.
Ekranı kapatıp ufka baktım.
Yıllardır sakladığım sır, peşimi bırakmıyordu.
Ve ilk defa, Selin'i kaybetmenin geçmişte kalmış bir ihtimal olmadığını anladım.
Onu ikinci kez kaybedebilirdim.
Üstelik bu defa, kendimi affettirecek tek bir şansım bile olmayabilirdi.
Bazı sırlar insanı korumak için saklanır. Bazılarıysa yalnızca korkaklığın arkasına gizlenir.
Benim sırrım hangisiydi, bunu artık ben bile bilmiyordum.