Saat 04.05 — Görev Bölgesi
Aracın içindeki sessizlik, insanın düşüncelerini bile duyabileceği kadar ağırdı.
Karşımda oturan tim arkadaşlarımın yüzlerine tek tek baktım. Kimi silahını kontrol ediyor, kimi gözlerini kapatmış dinlenmeye çalışıyordu. Hepsini tanıyordum. Kimin korktuğunu, kimin öfkesini sakladığını, kimin bir şey söylemek isteyip sustuğunu anlayabilirdim.
Çünkü biz yalnızca aynı üniformayı giyen insanlar değildik. Biz birbirimizin ailesiydik.
“Komutanım.”
Sesin geldiği tarafa döndüm. Timimizin en gençlerinden biri olan Mert, bana dikkatle bakıyordu.
“Söyle, Mert.”
“Bu görevden sonra izin kullanacak mısınız?”
Kaşımı hafifçe kaldırdım.
“Neden sordun?”
Omuz silkti. “Öyle işte. Hiç dinlendiğinizi görmedim.”
Dudaklarımın kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
“Önce şu görevi bitirelim de sonra dinlenmeyi düşünürüz.”
Mert başını salladı ama bakışlarındaki merak kaybolmadı.
“Komutanım, birini bekliyor musunuz?”
Bu kez gülümsemem silindi.
Araçtaki diğerleri de susmuştu. Herkes cevabımı bekliyordu.
Camdan dışarı baktım. Dağların üzerine çöken sis, yolun sonunu görmemizi engelliyordu.
“Bazı insanlar beklenmez, Mert.”
“Nasıl yani?”
“Çünkü geleceklerine inanmayı bıraksan bile onları unutamazsın.”
Başka bir şey söylemedi.
Ben de söylemedim.
Çünkü adını anmak bile istemediğim biri vardı. Yıllar önce ardımda bıraktığım, dönmeye söz verdiğim ama bir türlü dönemediğim biri…
Ve şimdi, o kişiye ait bir anı bile taşıyamayacağımı düşündüğüm bir göreve gidiyordum.
Saat 05.20'de karargâha ulaştık.
Bizi karşılayan görevli, elindeki dosyayı bana uzattı.
“Komutanım, görev bilgileri güncellendi. Harekât başlamadan önce incelemeniz gerekiyor.”
Dosyayı aldım.
İlk sayfada görev bölgesi, ekip bilgileri ve gerekli notlar vardı. Her zamanki gibi dikkatle okumaya başladım. Ancak son sayfaya geldiğimde gözlerim tek bir satırda takılı kaldı.
GÖREVDE YER ALACAK PERSONEL: TEĞMEN SELİN AKSOY.
Bir süre kâğıda baktım.
Hayır.
Bu bir tesadüf olmalıydı.
Selin Aksoy…
Yıllardır duymadığım, kendime bile itiraf edemediğim bir isimdi bu.
Parmaklarım dosyanın kenarına sıkıca tutundu. Yüzümdeki ifadeyi değiştirmemeye çalıştım. Karşımda bekleyen görevli, bir sorun olup olmadığını anlamak istercesine bana baktı.
“Komutanım?”
Dosyayı kapattım.
“Bir sorun yok.”
Sesim her zamanki kadar soğuktu. En azından öyle duyuluyordu.
“Teğmen Aksoy ne zaman gelecek?”
“Birkaç dakika içinde burada olacak, komutanım.”
Başımı salladım.
“Tamam. Herkes hazırlığını tamamlasın.”
Görevli uzaklaşırken dosyayı masaya bıraktım. Birkaç saniye boyunca hareketsiz kaldım.
Yıllar önce bana son kez baktığında gözlerinde öfke değil, kırgınlık vardı.
Bana söylediği son cümleyi hâlâ hatırlıyordum.
“Bir gün dönersen bile, beni bıraktığın yerde bulamayacaksın.”
Haklıydı.
Ben dönmemiştim.
Ve şimdi kader, onu tam da kaçtığım yerin karşısına çıkarıyordu.
Kapının açılma sesiyle düşüncelerimden sıyrıldım.
“İzninizle, komutanım.”
Başımı kaldırdım.
Kapının önünde üniformalı bir kadın duruyordu. Saçları düzgünce toplanmış, omuzları dik, bakışları kararlıydı. Yüzünde ne şaşkınlık ne de tereddüt vardı.
Yıllar onu değiştirmişti.
Ama gözleri…
Gözleri hâlâ aynıydı.
Selin, birkaç adım ilerleyip selam verdi.
“Teğmen Selin Aksoy. Emrinizde göreve hazırım, komutanım.”
Bana ismimle değil, rütbemle hitap etmişti.
Eskiden bana kızdığında bile gözlerimin içine bakıp adımı söylerdi.
Şimdi aramızda yalnızca bir masa, birkaç yıllık sessizlik ve söylenmemiş binlerce kelime vardı.
“Hoş geldin, teğmen.”
Sesimden hiçbir şey anlaşılmıyordu.
Selin'in bakışları bir anlığına yüzümde gezindi.
“Hoş bulduk, komutanım.”
Dosyayı elime aldım.
“Görev boyunca kişisel meselelerimizin işimizi etkilemesine izin vermeyeceğiz.”
Selin'in yüzünde küçücük, acı bir gülümseme belirdi.
“Merak etmeyin, komutanım. Ben geçmişte kaldığını düşündüğüm şeyleri çoktan geride bıraktım.”
Yalan söylüyordu.
Bunu biliyordum.
Çünkü ben de aynı yalanı yıllardır kendime söylüyordum.
Selin arkasını dönüp kapıya yöneldiğinde ağzımdan istemsizce bir kelime döküldü.
“Selin.”
Durdu.
Ama arkasını dönmedi.
Söyleyecek çok şeyim vardı. Neden gittiğimi, neden dönmediğimi, o gece aslında ne olduğunu anlatmak istiyordum.
Fakat dudaklarımdan yalnızca şu çıktı:
“Görev brifingi on dakika sonra.”
Selin birkaç saniye sessiz kaldı.
“Emredersiniz, komutanım.”
Kapı kapandı.
Başımı ellerimin arasına aldım ve derin bir nefes verdim.
Onu yeniden görmekten korkmuyordum.
Asıl korktuğum, bir zamanlar uğruna her şeyi göze aldığım kadının gözlerinde artık bana ait hiçbir şey kalmamış olmasıydı.
Masadaki dosyaya son kez baktım.
Teğmen Selin Aksoy.
Yıllar önce yarım bıraktığım vedam, şimdi aynı timde benimle birlikteydi.
Ve bu kez…
İkimizden birinin gitmesi gerekecekti.
Bazı hikâyeler bir karşılaşmayla başlar. Bazılarıysa hiç bitmemiş bir ayrılıkla.