"Bunu giyimek istediğinden emin misin?"
Evet,o büyük gün gelmişti.Beni istemeye geliyorlardı.Doğu ailesi ile kalabalık gelince'otel olmaz'diyip bir haftalığına iki tane ev tutmuşlardı merkezdeki bir apartmanda.Şehir merkezinden köye kadar konvoy ile geleceklerdi.Hiç beklemediğim kadar kalabalıklardı.
Herşeyi çabucak halletmiştim tek başıma.Onların yardımını istemiyordum.Kendi evlerindeki küçük bir odayı bana ayırmak bile onlara zor gelmiş iken evlenmem için bir çaba sarf etmezler diye düşünmüştüm.Her şeyi hallettikten sonra ise neden yardım istemedin diyip suçlamışlardı beni.Evlendikten sonraki her ihtimale karşı elimdeki bütçeyi iyi değerlendirmeye çalışmıştım ama bir hayli harcama yapmıştım.Annem 3 kızını evlendirdikten sonra bana sıra gelince 'yoruldum çeyiz düzmekten'diyip beni çeyizsiz bırakmıştı çünkü.Diğer harcamalar az olsada çeyiz için bir şeyler olsun istemiştim.
"Eminim.Bu elbise gayet uygun."
Siyah bir elbise seçmiştim isteme için.Arkasınındaki detayı bilerek hemde.
"Yastaymışsın gibi simsiyah seçmişsin Roni.Hoş karşılanmayacak."
"Öyle değil mi zaten Evin."Canım arkadaşım uzun bir süredir beni ikna etmeye çalışıyordu.Bana açık renkler yakıştığını,bu elbisenin guzelliğime gölge düşüreceğini düşünüyordu.
Sabahtandır çektiği çilenin sonuç bulmayacağını anlayıp beni rahat bıraktı. Makyaj ve saçımı kendim yapacaktım koyu tonlarda olacaktı.
Az bir zaman kaldığı için masa başına oturup makyaj yaptım.Kısa sürede bitirince elbiseye geçicektim ki son ana bırakmaya karar verdim.O sıradada telefona bir bildirim gelince merak edip telefonuma ilerledim.
KEŞANLI;
-Yola çıkmak üzereyiz.
-Senin için hazırlanan bu kalabalığı gör istedim.
Altındada bir fotoğraf vardı.Büyük bir kalabalık bir şeyler konuşurken Doğu'nun onları çektiğinden habersizdi.Bazılarının elinde bohçalar gördüm.Eli boş gelmeyeceklerdi belli ki.
-SİZ;Çok kalabalık değil mi?
-KEŞANLI;Babam sabah az geldik diyip huysuzlanıyordu:))
Cevap veremedim.Çünkü kıyafetimi giyimem gerektiği aklıma geldi.Anında dolabıma koştum.Ütüsünü yapmıştım zaten geriye giyimek kalmıştı.Bu konuda biraz zorlanacağım için Evin'i erken gelmeye ikna etmiştim.Evin,kendi rengi olan kırmızı kare yaka bir elbise giymişti.Vücudunu hafif saran elbise dizinin biraz altına kadar iniyor ve bacak kısmında küçük bir yırtmacı açılıyordu.Güzel görünüşüne uyumlu dalgalı saçlar ve ten rengini ortaya çıkaran bir makyaj yapmıştı.
"Yardımına ihtiyacım var güzelim."
"Roni baban ortalığı ayağa kaldıracak"diyerek bana yardım etti.
��
"Roni yengeciğim neredesin geliyorlar."
Evet gelmişlerdi.Bunu çıkan korna seslerinden ve sıra sıra dizilen araçlardan anlamıştım.Bir sürü araç evin yakınına park edilince her birinin elinde bir şeyler olduğunu fark ettim.En önde heybetli bir adam,arkalarında meşaleler ile onu takip eden bir grup genç vardı.Bu Doğu olmalıydı,elindeki kocaman buket ve çikolata olmasaydıda anlardım bunu.
Bizi gördüğünü düşünerek çekildim pencerenin önünden.Kapının önüne geçerek gelmelerini bekledim.Ama tek başıma yanımda kimse yokken yapıyordum bunu.Çünkü ev sakinleri bu kalabalıktan ve damat beyden bir hayli etkilenerek cama yapışmış şekilde videolar çekiyorlardı.
En sonunda ben,abim,yengem,kardeşim,Evin ve ablalarım olacak şekilde sıralanmıştık giriş kapısına.Şark odası alt katta olduğu için orayı kullanacaktık.Zaten iki katlı evde bu kalabalığı anca sığdıracağımız yerde orasıydı.
Kapının tıklanması ile kendime geldim.Her zaman olduğu gibi yine çok heyecanlandığım için elim titriyor yüzüme kan akın ediyordu.Şu an kırmızı bir domates gibiydi yüzüm muhtemelen.Neyseki fondoten vardı ve anlaşılmıyordu.
Kapıyı açtığımda bir adam selam verdi elindeki bohçayı ablama verdi ve Aralın onu şark odasına yönlendirmesi ile geçip oturdu.Bi döngü bir süre daha devam etti.En sonda damat bey ve ailesi kalana kadar.İşte başlıyoruz.
"Hoşgeldiniz."diyerek Doğu'nun babası olduğunu anladığım adamın elinden öperek başıma koydum.Bana güler yüzle karşılık verip odaya geçti,çok tatlı cana yakın birine benziyordu.Onun arkasından ise zorla getirilmiş gibi duran bir kadın girdi elindeki bohçayı elime tutuşturdu.Anladığım kadarıyla bu kayınvalidemizdi."Hoşgeldiniz."
"Hoşbulduk,hoşbulduk"diyerek acele ile eşini takip etti.İşte damat adayı.Elimdekileri biri aldı ama kim olduğunu görememiştim.Karşımdaki yakışıklı gül cemali incelemekle meşguldüm.
Kaslı ve yapılı beyefendileri bir çok kez manifestlemiştim.Allah benim manifestlerime karşılık vermiş olmalıydı.1,95 boylarındaydı.Kısa kesilmiş olsalarda siyah tutamlarına şekil vermiş onları bir tarafa yatırmıştı.Uzun kirpikleri,ela renk gözlerinin üzerinden sallanıyordu.kirli sakallarının içinden kendini belli eden dolgun ve biçimli dudaklarında ise hoş bir tebessüm vardı.Üstüne giyidiği takım elbisenin içine giydiği siyah gömlek ile yunan tanrıları gibi görünüyordu.Ben ise şaşkınlıkla onu izlemeye devam ettim.Sadece benim duyacağım şekilde fısıldayarak kendime gelmemi sağladı.
"Ben hoş gelmedim mi?"
"S-sende hoş geldin tabii ki"
Tebessümü büyüdü.Elindeki çiçeği bana uzattı."Bunlar senin için.Hangisini daha çok seversin bilemedim.Ama sana bunlar yakışır bence."
"Teşekkür ederim.Çok güzeller."Buketin içine yerleştirilmiş farklı türde çiçekler vardı.Pembe ve beyaz renk ağırlıklı ve fazlasıyla büyüktü.
O fazla kalamadan içeri geçtikten sonra tam bitecek diye sevinirken bir grup Doğu'nun yaşlarındaki genç elinde tatlılarla içeri girdi,hep bir ağızdan selam verdikten sonra en öndeki çocuk bana itafen konuştu.
"Yenge biz bunları nereye koyalım?"
"Sağdan ikinci kapıda mutfak var oraya bırakabilirsiniz."Tatlıları bıraktıktan sonra içeri geçtiler birlikte.Ablalarım evli olduklarına pişman olmuş gibiydi.
"Ya biz nasıl kaçırırız bunları?Alacağın olsun baba böyle şeylerin varken neden belli etmedin bunca sene?"dedi büyük ablam Rojda.Onu aynı şekilde ortanca ablam Berivan ve küçük ablam Berçem devam ettirdi.
"Böyle yakışıklıları saklamak vatana ihanettir.Kızlarının kaderi ile oynamış resmen."
"Aynen öyle Berçemim.Berivan olalı böyle yakışıklılık görmedim.Adam resmen kaderimizle oynamış ama en iyisini gene Ronahi'ye bırakmış."diyerek topu bana attı Berivan ablam.
"Yaaa ne demessin."
"Ayy bide beğenmiyor nankööör."Rojda ablam hep böyle çapkın olsada evlendikten sonra düzelmiş.Ben evlenmeden öncesinde doğsamda evlendiğinde iki aylıkmışım.Bir yıl sonrada yeğenim Nida ve sırasıyla Fatma,Hira,Muhammet Ali doğmuştu.Tüm kız kardeşler birbirimize benziyorduk.Hepimiz sarışın ve renkli gözlü olsakta yeğenlerim baba tarafına çekerek bizden değilmiş gibi gözükürlerdi-Nida dışında- çünkü onun sarı renge çalan gözleri ve açık renk saçları kendini hemen belli edecek kadar güzeldi.
Ben mutfak kapısında elimde koca buketle dikilmiş konuşulanları dinlerken arkamdaki ani çıkan sesle ruhum bedenimi terk ediyormuş gibi zıpladım yerimden.Aral salağı korktuğumu biliyor ama her seferinde aynı şeyi yapıyordu.Aral'a dönerken,sırtımı mutfağa dönmüştüm.
"Abla giyinmedin mi sen bu neeee?"sırtımı görerek bu tepkiyi vermişti.Onun sesi kesildikten sonra şaşkınlık nidaları mutfaktan yükseldi.Ama hepsini tercüme eden kişi Rojda ablaydı.
"Kız bu ne? Elbisenin arkası yok.Sen bu yakışıklıyı ilk günden kaçırmak istiyorsun herhal.Ailesi'bu kız önümüze çıplak çıkmış' diyecek görürsün."
Elbise dizin hemen altında bitiyordu.Arkası ise bağcıklar ile kapanıyor sırtımı açıkta bırakıyrdu.Saçımı açık bıraksamda tam olarak kapatmadığını biliyordum.Ama giyimiştim bile ve çıkarmaya niyetim yoktu.Bu yüzden hiç birine cevap vermeden elimdeki buketi bırakmak için masaya yöneldim.Bıraktıktan sonra ne kadar ağır olduğunu fark ettiğim buket kollarımı kısa sürede yormuştu.
"Onlar sohbet etmeye başlasınlar siz anca kıyafete bakın.Hadi bir şeyler götürün.Aral sende ne için geldiysen al çık.Bu ortamda olmak inan sana zarar."
"Ablacığım."diyerek küçük adımlarla bana yaklaştı."Belki hayatını iyi yaşaman için sana yardımcı olamadım ama seni kaybetmek çok korkunç geliyor.Biliyorum sen kendini illaki son noktada savunursun.Sen kendin halledersin.Ama olurda evlendikten sonra seni üzerse ben seni hep dinlemek için bir alo uzakta olacağım."
Duygulandırmıştı beni.Ama ağlayarak makyajı mahf edemezdim hem zaten amacını anlamıştım.
"Tamam tepsiyi sen tutabilirsin."
"Valla mı?"
"Valla."
"Nida duydun teyzeni.O liracıklar benim."
"Ama teyze ilk ben geldim."
Onlar tartışarak misafirlerin yanına geçerken ablamlarda kahve faslından önce ikramlıkları hazırlıyorlardı.
Uzun bir bekleyişten sonra kahve yapmanın zamanı gelmişti.Damadın kahvesini ben,misafirlerin kahvesinide Berivan ablam yapacaktı.Biz kahve için su ve kahveyi ayarlarken odaya mavi elbiseli kısa boylu tatlı bir kız girdi."Merhabalar hanımlar.Damat tarafında olduğuma bakmayın ben gelinden yanayım."dedi ama biz ona aval aval bakmaya devam ettik.Nedenini anlamış olacak ki hemen merakımızı dindirdi.
"Berfin ben.Damadın kız kardeşiyim.Sende benim 'rapunzel kız' gelinim olmalısın."Yanıma yaklaştı."Bilmelisinki bu evliliğin daimi destekçisiyim.Hem aramızda kalsın abimi engellemen çok ikonik bir andı.Tam bir kraliçe."son sözlerini kulağıma fısıldayarak söylemişti.
Ben tam kahveyi bardağa dökecekken Berfin durdurdu.
"Yengeciğim tuz koymadık."
"Koyulmayacak kahveye bir şey.Böylesi daha iyi."Bana itiraz etmesine izin vermeden kahve ile çıktım mutfaktan.Diğer misafirlerin kahvesi dağıtılmıştı.Geriye sadece Doğu kalmıştı.
Odaya girdikten sonra Doğu'ya ilerledim.Eğilip kahvesini verirken insanların keskin bakışlarını sırtımda hissediyordum.Tepsiyi bırakırken Doğu'yla göz teması kurmayacağım diye şaşı olmuştum resmen.Ama Doğu etraftaki insanları ve benim çabamı umursamadan dik bir şekilde kahveyi önüne bırakmamı izliyordu.Kahveyi verdikten sonra arkamı döndüm ama ablam gözleri ile uyarıp Doğu'nun yanındaki benim için ayrılan boşluğa oturmamı emretti bende zorlamadan oturmak için arkamı döndüm.Doğu'nun gözlerinde ki ofkeyi gördüm sırtımı gördüğü için böyle baktığına emindim.Yanına oturduktan sonra sadece benim duyacağım bir şekilde fısıldadı.
"O çaprazları görünceye dek iyi ilerliyorduk."bağcıklardan bahsediyordu.
"Bence çok güzeller."
"Hep böyle mi giyinirsin?Öyle ise zor olacak gibi duruyor."
"O ne demek?Şart koşuyormuşsun gibi oldu da."
"Şart koşmak değil amacım.Takdir edersinki Mardin'de boyle giyinirsen hoş karşılanmaz."
Bir şey demedim.Son zamanlarda bunu en çok Doğu'ya yapıyordum şüphesiz.Kahvesini eline aldı Doğu.Biraz çekinerek içti ama sade olduğunu anlayınca an bean gözlerindeki hevesin yok olduğunu gördüm.Tuzlu içmeyi tercih eder gibi duruyordu yada ballı.Fincanı masanın üzerine bıraktı.İçmedi daha.Kırılmış mıydı?Bir daha o kahveye hiç dokunmadı ama ceketinin iç cebinden siyah bir gül çıkarıp tepsinin içine kahvenin yanına koydu.Elini tekrar iç cebine attığında siyah kadife bir kutu çıkardı.İçinde muhteşem güzellikteki bir yüzük vardı.Bunları önceden mi ayarlamıştı?Gerçekten düşünceli miydi,yoksa onu öylemi tanıyayım istiyordu?Bir türlü karar veremiştim.
Ben bunları düşünürken Doğu'nun babası Mardin şivesi ile kürtçe konuşmaya başladı.Onlarınki bizim şivemizden farklı olduğu için hiç anlamıyordum.
"Ne dedi baban?"
"Bilmiyor musun bizim şiveyi?"
"Hayır."Biraz yüzümü izledikten sonra önüne döndü.Ben cevaplamayacak diye düşünürken yan taraftan kısık,çekici sesini duydum.
"Daha önceki arkadaşlıklarından bahsetti.Sonrada birbirlerine güvenerek bu dostluğu dünürlükle taçlandırabileceğinden söz etti.Son olarak da seni babandan istedi."Sesi bir garipti.Ama çok önemsemedim.
Sonrasında ses babam olacak adamdan yükseldi."Verdik gitti."vermişti.Bu kadar kolaydı işte elindeki malı satıyordu sanki.Zaten beni düşürdüğü konumda satılacak bir maldan farkım kalmamıştı.
Doğu ayağa kalkınca hemen bende onun gibi kalktım.Aral elinde yüzüklerin olduğu tepsi ile içeri girince tepsiyi tutan bir erkek olduğu için herkes şaşırsada tepki vermemişlerdi.Yanıma gelip durdu."Harun ağam en büyüğümüz olarak yüzükleri senin kesmen daha uygundur."Ne olmuştu bu çocuğa?İlk defa olgunluk gösteriyordu.
Harun ağa yerinden kalkıp önümüzde durdu.Ben tepsiden Doğu'nun yüzüğünü,Doğu'da benimkini aldı ben onun yüzük parmağına taktıktan sonra oda benimkini taktı.Harun ağa makası eline aldıktan sonra bir şeyler dedi.Ama ben gene anlayamamıştım.Doğu onu durdurup bişeyler soyledi ve Harun ağa türkçe konuşmaya başladı.
"Allah var yukarıda.Gelinim olmanı en çok ben istemişimdir Ronahi kızım.Maşşallah dedim kendime benim oğlumu bu kız iyi edecek işten başını kaldırmayan oğlum bu kızı merak edip koşarak eve dönecek.Allah'ın izniyle sende onun yollarını gözleyeceksin.Allah bu yolda bizi utandırmasın.Allah ayağınıza taş değdirmesin.En güzel zamanlarınızı birlikte geçirin."Dedikten sonra hep bir ağızdan amin sesleri yükseldi.Harun ağa tam kurdeleyi kesecekken Aral araya girdi."Makas kesmiyor değil mi Harun ağa."Bu cümleyi duyduktan sonra Doğu konuştu.
"Velat."diyip bir baş hareketi yaptı.Önden bir genç ayağa kalkıp 'hemen abi' deyince diğer arkadaşlarıda onun gibi ayaklanarak önümüzde durdu.Ceketlerinin iç cebinden çıkardıkları desteden hepsi aynı anda banknotları teker teker koyarak tepsiyi doldurdular.En sonunda yere düşmeye başlayan paralar isyan ediyormuş gibiydi.ellerindeki paralar bitince Doğu Aral'a sordu."Bu kadarıyla keser mi?"
"Şov bile yapar eniştem.ne diyorsun."Aral'ın cümlesiyle odayı gülüşme sesleri doldurdu.Harun ağa'da herkes sustuktan sonra bismillah diyerek kurdeleyi kesti.