Ama neyse ki eskiden kaldığım yurttaki yeni müdire halime acımış ve İstanbul'daki içleri boş cepleri dolu insanların oluşturduğu bir kolejden burs almamı sağlamıştı. Ya müdireden dolayı ya da okulun sahibinin hayırseverliğinden, yeni okulum dakikasında transferimi onaylamış ve 'Burslu Öğrenciler' yazan açık mavi renkli dosyaya 'Masal Dalkıran' adını da eklemişti.
Her şey buraya kadar iyiydi. Hatta yetimhanede ve eski okulumdan ayrılışım bile. Eski okulum yetim olduğum için dalga geçen ve beni küçümseyen geri zekalılarla doluydu ve genel itibariyle kötüydü.
Çok fazla arkadaşım da yoktu zaten. Bir tek Damla vardı. O da benim gibi yetimhanede kalıyordu ve hayatta teyzesinden başka kimsesi yoktu. Teyzesi evli olmadığı için Damla'yı evlat edinemiyordu ve bu yüzden kızcağızın bir süre daha orada kalıp işkencenin bitmesini beklemekten başka çıkar yolu yoktu.
Damla ile orada kalıp, o yaşını doldurduktan sonra ayrı bir eve çıkıp, beraber çalışarak geçinebilirdik ama sanırım teyzesi buna izin vermezdi ve onu kendi yanına alırdı. Ben de o zaman gelip sap gibi kalmamak için tek sığınağım Hogwarts'ı andıran bu okula gelmiştim. Zaten hayat da bu değil miydi? İnsanların yürüdüğü ve her adımda bir şeyleri geride bırakmak zorunda kaldığı bir yol.
Öyleydi. Kendimi ezik hissetmemden dolayı oluşan o yumruğu bastırmaya çalıştım. Evet biliyordum, yeni başlangıçlar zordu. Alıştıktan sonra bu okul nefes almak kadar kolay gelecekti.
Dün de yağmur yağdığı için ayağımı bastığım zemin ıslaktı. Kendine güven Masal, kendine güven, kendine güven, dik dur. İçimden tekrar kendime güvenmemi fısıldarken bahçeye kısa bir bakış atıp okulun kendisi gibi devasa olan kapısından içeri girdim.
Okulun içerisi de, bahçesi gibi resimlerinde gördüğümden daha büyük ve görkemliydi. Ah tabii bir de içeri ilk girdiğimde gözüme çarpan 'Gurum Tablomuz' yazan büyük panoyu unutmamalıydım, bu okul üniversite kazandırma başarısı bayağı yüksek bir yerdi. Hem çalışkan hem zengin hem de güzel insanlar... Tekrar iç geçirdim.
Neredeyse buraya gelene kadar kapıdan içeri girdiğimde beyaz atlı prensimle karşılaşacağımı ve hemen aynı gün evleneceğimizi planlamıştım. Tamam, bu biraz ütopik olsa bile, hiç olmazsa daha sonra beyaz atlı prensliğe terfi edecek ve şimdilik arkadaşım olabilecek bir çocuk da olsa fena olmazdı.
Ama maalesef elimde koca bir hiçle öylece kalakalmıştım. Dişlerim takırdarken fazla hassas olan vücudumun bir de hastalıktan kıvranmaması için az önce çantama koyduğum kırmızı eldivenlerimi çıkarıp tekrar ellerime geçirdim ve montuma biraz daha sarındım. Burnumun şimdiden kıpkırmızı olduğuna adım kadar emindim.
Girişte bir masa vardı, masanın örtüsü mavi renkteydi ve üzerinde büyük harflerle 'danışma' yazıyordu. Ama maalesef danışmadaki görevli yerinde yoktu ve etrafta iki öğrenciden başka kimse görünmüyordu.
Bir an onlara müdürün odasının nerde olduğunu sorma fikri aklımdan geçse de dudağımı ısırdım ve bu fikri kovaladım. Bana cevap vereceklerinden bile emin değildim.
Ya bekleyecektim ya da müdürün odasını arayacaktım. Asansöre bakmadan beyaz ve üzerinde önemli tarihî olayların günlerinin yazılı olduğu merdivenlerin olduğu kısma gittim. Hâlâ üşüyordum ama okul sıcak gibiydi. Birkaç dakikaya kadar tenimin çabucak ısınacağından emindim. Hava değişimlerinden çabuk etkilenirdim çünkü.
Bir kaç dakika daha bekledim ama danışma görevlisi gelmedi. Girişteki öğrenciler de dersleri başladığı için yukarı çıkmışlardı ve tek başıma baş etmem gereken uzaylı hissiyle dikiliyordum. Sonunda gidip müdürünün odasını bulmaya karar verdim.
Buraya gelirken beklentilerim büyüktü, yetimhanedeki müdiremiz o kadar güzel anlatmıştı ki bu okulu, türlü hayallerime ortak etmiştim. Ama danışmadaki görevlinin yerinde olmaması bile şanssızlığımı gösterir nitelikteydi.
İlgiye, anne ve babam öldüğü zamandan beri kimse bana göstermediği için muhtaçtım. Ve nedense burada herkesin benimle ilgileneceğini sanmıştım. Şimdiyse hayal kırıklığı boğazımda buruk bir tat bırakıyordu.
Eldivenlerimi çıkardım ve onları sağ elimde tutmaya devam ederken omzumdan sarkan çantamı sıkıca tutup başında beklediğim merdivenleri çabucak çıktım. İkinci katta müdür odası yazan bir tabela falan yoktu. Bu yüzden daha fazla oyalanmadan üçüncü kata çıktım.
Koridorun sağ tarafında 10. sınıflar vardı, bu yüzden bir umut sol tarafa doğru ilerledim. İki müdür yardımcısının odası buradaydı. Müdürü bulamıyorsam onlara sorabilirdim. Sonuçta müdürden çok onlar bu işlerle ilgileniyorlardı. Kapıya yönelip derin bir nefes alırken kapıyı taklatmak için elimi kaldırdım.
"Benim kurallarımı bozarsan cezanı çekersin!" Nereden geldiğini anlamadığım hoş bir erkek sesi etrafı sardı. Ve sonra bir şeylerin yığılma sesini duydum.
