Derin bir nefes aldım ve yayalar için ayrılan yolu kullanarak giriş kapısının olduğu kısma geldim. İstanbul'a geleli yalnızca kırk sekiz saat kadar olmuştu. Aslında on sekizime basalı da kırk sekiz saat olmuştu.
On yıl önce, eylülün onunda anne ve babam trajik diyebileceğimiz bir kazaya kurban gitmişlerdi. O zamanlar daha sekiz yaşında bir çocuk olduğum için her şey buğulu bir camın ardından olayları izliyormuşum hissi verse de, çok net hatırladığım bazı şeyler vardı. Babam işi dolayısıyla Üsküdar'da sıcak diye nitelendirilebileceğimiz bir mahalleye taşınmamıza neden olmuştu ve ilk başlarda her şey iyiydi. Ortadaki küçük bir çilek bahçesinde tanıdığım bir arkadaşımla tüm gün doyasıyla eğleniyorduk, güzeldi, mutluydum. Ama sonra bir gün annem ve babam beraber bir yemeğe çıkacaklarını söyleyip beni evde tek başıma bırakmışlardı, onlara defalarca benim de onlarla gitmem konusunda yalvarmıştım. Ama yine de izin vermemişlerdi. Yol uzundu ve ben fazla mızmızdım. Büyük ihtimalle beni götürürlerse günleri kâbusa dönerdi. Bu yüzden istememişlerdi.
"Çok yaramazlık yapma kızım, biz iki saate geleceğiz." demişti annem sarıya boyattığı saçlarını aynanın karşısında düzeltirken. Sonra bana dönmüş ve gülümsemişti. "Sana güveniyorum, televizyonda şu takip ettiğin çizgi filmi izleyebilirsin." Ama ben suratımı asmış ve gitmeleri için ağlamaya bile hazır halimle anneme bakmıştım. "Hadi ama birtanem. Asma yüzünü. Geleceğiz biz." Çocuk aklı işte. Beni götürmedikleri için küsmüştüm her ikisine de. " Bana ne ya. Gidin ve bir daha da gelmeyin. İstemiyorum sizi."
Onlara söylediğim son söz de bu olmuştu. Gitmişler ve bir daha dönmemişlerdi. Kapı çalışınıp bir sürü polis ve şık giyimli ablalar beni yetimhaneye götürmek için geldiklerinde anlamıştım her şeyi. Anne ve babam ölmüşlerdi.
Alışkanlık pek çok şeyi soğutabiliyordu, ilk başlarda anne ve babamın ölümünü kabul edemeyen ve sırf bu yüzden yetimhanede saatlerce karanlık odada aç bırakılan, hatta derim artık küf rengini alacak dereceye gelene kadar şiddet gören ben, artık onların isimleri anıldığında kafa sallayacak duruma gelmiştim.
Ve bu okul da onları bir adım daha geride bırakmamı sağlayacak olan bir etmendi. On sekiz yaşında olduğum için, ne yapar, nasıl yaşar diye düşünmeden, kaldığım yetimhanedeki insanlar yaka paça kapının önüne koymuşlardı beni resmen.
