O günden sonra aradan 1 hafta geçmişti. Telefonuma bi bildirim geldi. Bi numaradan bir videoydu. Videoyu açtığımda yutkundum 2 sene önce eşimden ayrılmıştım. Bir kızımız vardı ama ben asker olduğum için velayeti tamamen ona verilmişti. Kendi kızımla görüşemiyordum. Videoda ise o manyak kadın benim kızımla beraber avmde yürüyordu. Kendisini göstermesinden anladım bilerek yapıyordu hangi özgüvendi bilmiyorum.. ardından bir mesaj geldi “korkma. Küçücük çocuğa zarar verecek değilim. Anasının yapamadığı anneliği yapıyorum sadece” beni sinir etmek için dediğini düşünmüştüm. Öyleydi amacı damarıma basıp beni deli etmek… Ardından bir konum attı nerede olduğunu belli ediyordu sanki manyaktı. Yada belkide fazla zeki… çözemiyordum. Gizemide çözemezdim. Gizem ile ayrılmamızın sebebi benim asker olmamdı. Görüşemiyor oluşumuzdu. Oysa o en başından beni öyle kabul etmişti. Anlayamıyordum o yüzden. Kadınları çözmek… çok zordu ekibe haber vereceğim esnada yeniden mesaj geldi “tek geliceksin. Kızını alıcaksın bende elimi kolumu sallayarak buradan çıkacağım. Ve kızının halini görürsen bana teşekkür edeceksin.” Resmen dalga geçiyordu. Sinirimi bozuyordu. Dedikleri yüzünden mecburen yanıma kimseyi almadan avmye araba ile gittim. Çarşı günü değildi ama izin alarak oradan ayrılmıştım. Avmye geldiğimde bu sefer ben yazdım “kaçıncı kattasın ve nerdesin?” Önce bi görüldü attı 2 dakika boyunca sinirleniyordum. En sonunda mesaj attı “ben seni görüyorum ama senin beni görmemen çok komik. Kızını çaprazında duran oyuncakcıya bıraktım. Orada oyalanıyor. Bense elimi kolumu sallayarak çıkıyorum. Seni ayağıma getirtmem bu kadar basit işte.” Sinirle telefonu kapattım. O oyuncakcıya yürüdüm hızlıca. Oyuncakçıya girdiğimde etrafa baktım. Edayı arıyordum gözlerimle: en sonunda bulduğumda yanına gidip sarıldım oda bana sarıldı o tatlı sesi ile uzun süre sonra ilk defa sesini duyuyordum babaa diyerek sarılmıştı en tatlı anlardan biriydi. Geriye çekildiğimde yüzündeki tokat izine baktım o kadının yaptığını düşünmüştüm nefes alıp verdim “o kadın mı yaptı bunu” diye sorduğumda kafasını salladı olumsuz anlamda ama iyice sessizleşmişti. Başka kim yapmış olabilirdi ki düşünürken korktuğum şeyin olmamasını istedim. “Kim yaptı babacım?” Bakışları yere indi ardından “annem yapti ama o kadın bana bir sürü oyuncak aldı hazırlıyorlar orda…. Yemek yedik sonrada milkshake içtik! ” dedi. Annem yaptı dediğinde Nefesimi tuttum istemsizce. Ama bahsettiğim kadın hakkında dedikleri düşündürdü. Bizimle oyun oynarken nasıl bu kadar iyi biri gibi olabilirdi? Elimi sırtına götürüp sıvazladığımda acı ile yüzünü buruşturunca elimi hızlıca çektim elimi yumruk yaptım “Annen seni sürekli dövüyor mu?” Kafasını salladı sinirle nefesimi verdim elinden tuttum “hadi oyuncaklarını alalım… gidelim olur mu kafasını salladığında kadının aldığı oyuncaklara baktım boyumdan biraz kısa bi kutu vardı “o abla bana barbie evi aldı! Bide monster hight bebeklerinin koleksiyonunu…” sesi heyecanlıydı kafamı karıştırmıştı bu kadın? Ve anlamadığım benim kızımı nasıl bulmuştu? Ayrıca dövüldüğünü nasıl anlamıştı? Cevapları yoktu. Paketlenen şeyleri alarak avmden ayrıldık arabaya bindiğimizde ona baktım gülümsedim telefonumu elime alarak albayıma mesaj attım “komutanım…eski eşim kızımızı dövüyormuş… hastaneden darp raporu alacağım… biraz iznimi uzatsak olur mu” telefonumu bırakıp hastaneye sürdüm izin vereceğini biliyordum. Hastanedende darp raporu aldık. Muayene esnasında görmüştüm. Sırtı mosmordu. Sakin kalamıyordum. Küçücük çocuğa bu nasıl yapılabilirdi? Aklım almıyordu. Arabaya bindiğimizde doğruca evime sürdüm. Şu an tek bir önceliğim vardı: Kızımın velayetini almak. Direksiyonu sıkarken düşünceler birbirine giriyordu. Elimde darp raporu vardı. Morluklar vardı. Gördüklerim vardı. Ama bunlar yeterli olacak mıydı? Bilmiyordum. Aklıma sürekli aynı kişi geliyordu. O kadın. Gördüklerini anlatabilecek tek kişi oydu. Fakat bu da ayrı bir sorundu.Her yerde aranırken ortaya çıkıp şahitlik yapması nasıl mümkün olacaktı? Kafamı koltuğa yasayıp kısa bir nefes verdim.Mantıklı olan kendi çıkarlarını düşünmesiydi.Böyle bir riski neden alsındı ki?Neden kendini tehlikeye atsın ki? Ama içimde tuhaf bir his vardı. Onu düşündüğümde aklıma sürekli aynı görüntü geliyordu.Kızımla yerde oturup oyuncak oynadığı an.O görüntü, hakkında bildiğim diğer şeylerle hiç uyuşmuyordu. Sanki iki farklı insan vardı. Biri kanundan kaçan, sorunların merkezinde duran kadın. Diğeri ise bir çocuğun saçlarını okşayıp ona milkshake ısmarlayan kişi. Üstüne oyuncak alan biri. Bahsettiği oyuncaklar epey pahalıydı biliyordum.. normalde böyle tipler bunun hesabınıda yapardı ama o gözü kapalı her şeyi yapmıştı kızım için. Bu çelişki canımı sıkıyordu. Dikiz aynasından arkaya baktım. Kızım oyuncak kutusunu kucağına almıştı. Yorgunluktan gözleri kapanıp açılıyordu. Birkaç dakika sonra başı yana düştü. Uyuyakalmıştı.O an içimdeki öfke yerini başka bir şeye bıraktı.Kararlılığa. Kimden yardım almam gerekirse gereksin, hangi kapıyı çalmam gerekirse gereksin, bu işi sonuna kadar götürecektim. Çünkü mesele artık eski eşim değildi. Mesele, arka koltukta güvenle uyuyabilen o küçük çocuğun bir daha korkuyla gözlerini açmak zorunda kalmamasıydı. Günler geçmişti. Bu sefer yine gizli numaradan arama almıştım telefonu açtım duyduğum ses onun sesiydi. O kadının. Sinirlerim bozulmuştu. “Kızın iyi mi?” Diye sormuştu iç geçirerek “evet” dedim oda iç geçirdi sinirlendiğimi anlamıştı “sandığın kadar korkunç biri değilim. Anlamış olman lazım. Tamam yasalara uymuyor olabilirim ama… canavar değilim” ardından telefonu suratıma kapattı. İç geçirdim. Kadının ne düşündüğünü sorguluyordum. Daha adını bile bilmediğim kadın numaramı biliyordu her seyide biliyordu belliydi. Ama biz hiç bi şey bilmiyoduk. Ama asıl konu bu değildi. Ne yapacağımızdı. Önceliğim kızımı korumaktı.
Mahkeme günü yaklaştıkça içimdeki baskı artıyordu. Elimde somut delil vardı, darp raporu vardı, kızım vardı… ama “şahit” eksikliği her şeyi kırılgan yapıyordu. O kadın ise sanki hiç yokmuş gibi davranıyor, hiçbir iz bırakmadan geri çekiliyordu. Bu da onu daha tehlikeli gösteriyordu. O bir ayın içinde hayatımız garip bir düzene girmişti. Sabah erkenden birliğe gidiyor, gece kızımla birlikte eve dönüyordum. Askeriyede herkes onu tanımıştı artık; küçük bir gölge gibi peşimde dolaşıyordu. Disiplinin içinde bile onun varlığı tuhaf bir yumuşaklık yaratıyordu. Bir gün eğitim sırasında, yüzbaşı bize şınav çektirirken arkamda hafif bir hareket hissettim. Tam o sırada kızımı sırtıma koydular. Kollarım titredi ama istemsizce güldüm. “Devam et komutanım!” diye seslenen birinin ardından herkes kısa bir anlığına bana baktı. Eda o an sırtımdaydı. Küçük elleri omzuma tutunmuştu. Kahkaha atıyordu. O ses, bütün yorgunluğun üstünü örtüyordu. Şınavları bitirdiğimde onu yavaşça indirdim, nefes nefeseydim ama yüzümde istemsiz bir gülümseme vardı. O an, bütün dünyanın ağırlığı bir saniyeliğine kaybolmuş gibiydi. “İyi misin?” diye sordum ona. Başını salladı, hâlâ gülüyordu.Ama ben içten içe başka bir şeyi düşünüyordum.Telefonlar. Aramalar.. Hiçbir iz bırakmayan bir kadın. Geriye kalan tek şey, boşluğa düşen bir gölgeydi.
Birkaç gün sonra yine aynı konuya döndüm. Gelen numaralar hiçbir yerde görünmüyordu, kayıtlar yoktu, iz yoktu. Sanki biri sadece sesini bırakıp yok oluyordu. Bu profesyonellik değildi artık, bu bilinçli bir silinmeydi. Bir akşam eve döndüğümde telefonu elime aldım ve o eski videoyu tekrar açtım. Kadının sesi… kızımın o zamanki hali… hepsi aynı noktaya bağlanıyordu ama düğüm çözülmüyordu. O an anladım. Bu kişi sadece saklanmıyordu. Beni izliyordu.
Ve mahkeme günü geldiğinde, asıl mesele ne deliller ne de raporlardı. O kadının orada olup olmayacağıydı. Mahkeme günü geldiğinde salonda beklediğimden daha ağır bir sessizlik vardı, elimdeki dosyayı sıkarken avuçlarım terlemişti ve kızım yanımda oturuyor olmasına rağmen sanki çok uzak bir yere çekiliyordu, hakim dosyaya baktı, raporları inceledi, birkaç kez bana ve avukata sorular yöneltti ama her şeyin ekseninde tek bir şey vardı: şahit yokluğu ve karşı tarafın ortada olmaması, kadın mahkemeye gelmemişti, hiçbir tebligata düzgün yanıt vermemiş, sistemden sürekli kaçmıştı ve bu durum davayı kilitlemişti, hakim bir süre sonra daha ağır bir kararla dosyanın incelenmesi gerektiğini, çocuğun mevcut koşullarının netleştirilmesi için geçici koruma sürecinin devreye alınabileceğini söylediğinde içimde bir şey düştü, kızımın elini daha sıkı tuttum ama artık çok geçti, sosyal hizmetler devreye girdi, “geçici koruma” kelimesi salonda yankılanırken kızım ne olduğunu anlamadan bana baktı, ben açıklamaya çalıştım ama sesim çıkmadı, prosedür hızlı ilerledi, birkaç imza, birkaç soğuk cümle ve sonra onun alınması gerektiği söylendi, o an ayağa kalkmak istedim ama sanki bacaklarım yerinde değilmiş gibi kaldım, kızımı götürürlerken bana uzattığı eli hâlâ gözümün önündeydi, kapı kapanırken çıkan o küçük ses bütün mahkeme salonunu susturdu ve ben orada sadece tek bir şeyin içinde kaldım: hiçbir şey yapamamış olmanın ağır, boğucu sessizliği. Eve geçtiğimizdede mecburen eşyalarını koyarak sosyal hizmetlere teslim ettim gitmeden önce “seni alacağım… en kısa sürede tamam mı babacım… güvende olucaksın orada” sadece kafasını salladı korkmuyordu. Bir çocuk gibi değildi onu götürdüklerinde istemsizce kapıyı kapattım. Bi kaç gün askeriyeye dönmedim. Bir gece evde otururken kapım çaldı kapıyı açtığımda o kadını gördüm.. deli gibi sarhoştu bira kokuyordu yüzümü buruşturdum. Ne işin var dememe fırsat bilmeden eve girdi kendisini koltuğa saldı peşinden geldiğimde o haline baktım. Acınası görünüyordu. Ağlamaktan heba olmuştu belliydi. Bi kaç haftadır bizimle oyun oynayan kadın kendi ayakları ile yanıma gelmişti. Sırtımı kapıya yasladım bana bakıyordu bende ona bakıyordum elimi cebime atıp telefonumu çıkarttığım esmada sadece kahkaha attı “bu kadar hızlı tutuklanmamımı istiyorsunuz gerçekten” daha fazla güldü siniri bozulmuş gibiydi belkide acısını susturuyordu telefonu geri cebime koydum yanındaki koltuğa oturdum “neden geldin? Hayvan gibide bira kokuyorsun zaten.” Dedim soğukça. Sadece gülümsedi “beni tanımıyorsun ama ben seni orta okuldan beri tanıyorum… sadece çok değiştim” gülümsemesi duraksadı kafasını eğdi “şahidin olacağım. Artık tutuklanmamak için sebebim kalmadı” gözünden bir damla yaş aktı. Bakışları donuktu “hepsi… kardeşim içindi… kara para aklamam.. ben çok kirli işlere girdim” gözleri dolmuştu ağlamaya başladı zorlukla konuşuyordu “ben orta okulda herkesin içinde rezil ettiğin o çirkin kızım.” Şimdi ise dünya güzeli bi kadındı.. kim olduğunu hatırlıyordum çocukken arkadaşlarım ile zorbaladığım o kız. Derin nefes alıp verdim haline bakıyordum “senin suç işlerine gireceğini düşünmezdim” dedim kafası eğildi “kardeşin kanserse ve durumun yoksa sike sike girersin. Ben onu yaşatamadım. Kollarımda öldü” sarhoş sarhoş konuşsada acı çekiyordu “sonra kızınla denk geldim ağlıyordu. Eşini gördüğümde anladım senin çocuğun olduğunu. Bakıcılığını yaptım…” güldü “zamanla ilgilenirken sırtında yaralar gördüm. Senin fark etmen için oyunlar kurdum. Sen seninle oynadığımı düşünürken sen kızına kavuşacaktın” gözleri dolmuştu tekrardan “ben canavar değilim sandığın gibi. Evet silah kaçakçılığı uyuşturucu işlerinede girdim. Ama o parayı bulmam lazımdı. Kardeşim için…. Biz küçükken beden derslerinde sadece 2 konuştuğum erkek yüzünden bana söylediğin uydurduğun şarkıyı hatırlıyor musun?” Gözleri dolmuştu yeniden bi damla göz yaşı akıttı. Uydurduğum şarkıyı hatırladım.
kendimden tiksinmiştim “keşke dediğin o sürtük olsaydım da bu işlere girmeseydim… şimdi çıkışım yok… evet buradayım çünkü benim çocukluğum zorbalıkla geçti.. şu an ayaklarına gelme sebebim eda… dediğim gibi şahit olucağım o yurtta onun yaşayacağı zorbalığa izin vermemek için..” kafamı yana eğdim dediklerini ben bile kaldıramamıştım banyoya gidip yüzüme soğuk su çarptım. Mecbur olsada başka yollar deneyebilirdi. Suça karışmasının suçu ağırdı ama üzülmüştüm. Hepsinin bi plana baktığını öğrenmek. Canımı acıttı. Yaşadıkları. Yaşattığımda zordu. İşte bazen bir şeyler keşke ile kalıyordu..
Banyodan çıktığımda odanın içindeki hava daha da ağırlaşmış gibiydi. Kimse konuşmuyordu. Sanki söylenecek her söz anlamını yitirmişti. Kapının yanında durup ona baktım. Başı öne eğikti. İlk kez kendini savunmaya çalışmıyordu. İlk kez haklı çıkmaya uğraşmıyordu. Sadece oturuyordu. Yorgun. Kırgın. Yenilmiş gibi. İçimdeki öfke tamamen kaybolmamıştı. Belki de hiçbir zaman kaybolmayacaktı. Ama öfkenin yanına başka bir şey daha eklenmişti. Acıma değil. Merhamet de değil. Sadece insanların bazen ne kadar yanlış yollara sürüklenebildiğini görmenin verdiği ağır bir his. Sessizlik dakikalarca sürdü. En sonunda gözlerini kaldırıp bana baktı. “Bana inanmıyorsun.” Bu bir soru değildi. Omuz silktim. “Bazı şeylere inanıyorum.” dedim. “Ama bu yaptıklarını değiştirmiyor.”
Bakışları yeniden yere kaydı. Zaten başka bir cevap beklemiyormuş gibiydi. Pencereye yöneldim. Dışarıda hayat normal şekilde devam ediyordu. İnsanlar yürüyor, arabalar geçiyor, bir yerlerde çocuklar gülüyordu. Dünyanın dönmeye devam etmesi bazen insana haksızlık gibi geliyordu. “Eda için şahit olacağım.” dedi tekrar, sesi bu kez daha kararlıydı. “Ne olursa olsun.” Gözlerimi kapattım. Belki ilk defa söylediği bir şeye gerçekten inanmıştım. Çünkü bazı insanlar kendileri için savaşmayı çoktan bırakırdı. Ama konu bir çocuk olduğunda hâlâ ayağa kalkabiliyorlardı. Ve bazen insanın içinde kalan son iyi parça da buydu. En sonunda o koltukta sızıp kaldı haline baktım öylece. İç geçirdim bir pike getirip üzerini örttüm haline yeniden baktım içimde bir şey oluşmuştu. Ceza alacaktı ve bedeli ağırdı. Ne yapacaklardı bilmiyordum en sonunda bende odama çekilip uyudum.
Gece yarısı uyandığımda ağlama sesleri duyarak uyandım. Kendisini ağlamamak için sıktığı bir ağlamaktı bu duyabiliyordum. Ayağa kalktığımda merdivenlerden inerek onun yanına indim dizlerini kendine çekmiş ağlıyordu kaybolmuş gibi. “Arya” diye mırıldandım elimi sırtına koydum o an hızlıca kendisini toparladı sanki güçlü kalmaya çalışıyormuş gibiydi. Bana baktı “uyandırmak istemedim” dedi kafamı salladım yanına oturdum “Beni uyandırmamak için içine atmamalısın.” Kafasını eğdi sadece kafasını omzuma koydu. iç geçirdim ihtiyacı olduğunu anlamıştım. Saçlarını okşadım. Belkide birazda geçmişin şeyiydi. Pişmanlık… “Bana orta okulun son senesinde sürtük demeye başlamıştın. Ve ben gerçektende öyle olduğumu hissetmeye başladım” gözleri dolmuştu “ben küçükken…. Babam amcam…sadece bunu bir oyun sanarak büyümüştüm” o an kanım dondu “18 olduğum günde kardeşimi alıp kaçırdım. Babam onada yapmasın diye.” Gülümsedi iyice sokuldu izin vermiştim yapacak bir şey yoktu. Bir süre göğsümde ağladıktan sonra uyuyakalmıştı. Onu izlemeye başladım. Bir süre sonra bende yeniden öylece uyuyakalmıştım..
Günler geçmişti arya bende kalıyordu sonunda yeniden mahkeme günü gelmişti ikimizde mahkeme için hazırlanmıştık mahkemeye giderken düz bi beyaz gömlek altınada kumaş pantolon giyindi bende ona benzer giyindim beraber mahkemeye gittik. Bu kızımı alacağım mahkemeydi. Arya her şeyi söylerse cidden alacaktım. Tabi bedelinide arya çekecekti. Biri özgürlüğüne kavuşacakken diğeri cehennemine gidiyordu mahkeme yerine geldiğimizde içeriye girdim içeride Yüzbaşıda vardı. Aryayı gördüğü an üzerine yürüyüp ani bir tokat attı engel olamamıştım kafasını önüne eğdi sadece birbirlerini tanıyorlardı belliydi yüzbaşım yoksa öyle şiddet uygulamazdı konuşturma tarzı şeyler olmadıkca… Arya bu sefer kafasını kaldırdı “14 senedir yoksun abi sen…Ne çektiğimi bilmiyorsun… sadece mecburdum ben” dedi albayın sinirlendiği yüzünden okunuyordu. Ama asıl şasırtan o abi diyişiydi abi kardeşler miydi? İşte bu daha kötüydü
O esnada içeriye çağırıldık içeriye girdiğimde sessizdim eski eşim duruşmaya gelmemişti ama kızım oradaydı. Mahkeme anında gidip sarılamayacağım için yerime geçtim aryada geçti. Hakim içeri girdiği anda hepimiz ayağa kalktık bi süre sonra yeniden oturduk dava başlamıştı. Arya ayağa kalktı şahitlik yapcaktı söz ondaydı “Oğuz bey orta okuldan çok sevdiğim arkadaşımdır. Sadece bayadır görüşmüyorduk.. o asker olmuştu. Çokta yakışıyordu aslında. Evlendikten 1 sene sonra eda doğudu. Oğuzun askeri işlerinden eve geçemediği için boşandılar. O günden sonra süsen hanım beni bakıcılık yapmak için çağırdı. Biz komşuyduk… şans eseri denk geldik” şans eseri değildi beni görmek için oraya taşınmıştı fark etmiştim “bakıcılık yaptığım dönem edayla oynarken sarıldığım esnada canı acıyordu. Sırtına baktığımda…. Mosmordu. Süsen hanım yapmıştı belliydi…” o an canım acıdı. Onunda acımıştı belliydi “süsen hanım oğuzla boşandıktan sonra uyuşturucuya başladı. Bir gün çocuğa şeker diye vermeye çalıştı. O son damla oldu… çocuğu kaçırdım… devamını zaten biliyorsunuz benide Biliyorsunuz Hakim Bey.” Nefesimi tuttum Hakim edanında sosyal hizmetlerde psikolog görüşmesi ile uyuşmuştu “gereği düşünüldü! Eda Özdemirin Aybars Oğuz Özdemire velayetinin verilmesine karar verilmiştir.” Ben kızıma kavuşmuştum eda bana koşunca kucağıma aldım ama duruşma hala bitmemişti aryanın konusuda vardı
“Sanık Arya Çelikoğlu… silah ticareti kara para aklama ve uyuşturucu satıcılığın hakkında bi savunman var mı?” O sırada Yüzbaşı, Aryaya tükürür gibi tısladı “ne olacak savunması hakim bey? Kansız kansızdır abisine bak kardeşine bak siktiğimin teröristi!” Aryanın gözleri kapanmıştı ağlamamak için kendini tutuyordu derin nefes alıp verdim hakim Yüzbaşını kaale almadı aryaya bakıyordu “sadece mecburdum… abim askeriyeyi kazandığında ben babamla kaldım 10 yasında ayrıldım abimden kardeşim henüz 8 yaşındaydı.” Arya yere bakıyordu “ 10 yaşından sonra başladı zaten her şey. Bi bilgim yoktu sonuçta o yaşta bu şeylere. Babam tarafından amcam tarafındanda defalarca oyun adı altında istismar edildim.” Yüzbaşınında bakışları bi anda söndü kendine yediremiyordu “babam yapmaz!” Dedi aniden arya sadece ona bakıp gülümsedi “tabi bununlada bitmedi. 15 yaşına kadar babamın eskordu oldum ben. 15 den sonra okuldan alındım.. bir genelevde… yani kendi tercihim değildi. Ama babam lidyayada yaparım aynılarını diye diye tehdit ederdi yapacak şeyim yoktu…” aniden abisine döndü. “Seni nolur gel diye aradığım gün telefon suratına kapandığında. Düşünmek istemeyeceğin şeyler yaşadım ben ve sen yoktun abi. 18 olduğum gibi lidyayıda aldım kaçtım lidyaya dokunmamıştı ama…” gözleri doldu konuşmakta zorlanıyordu “ev bulmak tutmam lazımdı. Önce satış yaptığım yerdeydim orada bi tane adam vardı kullanmadığı evini vermişti lidya ile orada kalıyordum.. en sonunfa lidya kanser oldu. Bense hiç bir şey yapamadım.. mecburdum kara para işine.” Sessizleşti. “Hiç birinde sen yoktun abi… lidya 9 gün önce kollarımda öldü işte” yüzbaşı kaldıramayıp çıkmıştı mahkemeden “kendimi acındırmak değil amacım hakim bey. Tüm gerçekler bu. Biliyorum ceza alacağım yinede. Belki idam.. belki işkence” yeni yasalar buydu. İşkence cezasınada çarptırılabiliyordu suçlular… cezasını düşünüyordum. En sonunda karar verildiğinde dava 1 ay sonraya ertelendi yeniden. Yani Arya 1 ay daha özgürdü. Yüzbaşı mahkeme salonundan çıkarken bahçede Aryaya sarıldı. Beklemediği kesindi çünkü donuk kalmıştı. “Bak… olamadım hayatında izin ver düzeltelim… Askeriyede hepimizin gözetim altında kalabilirsin hakim ile anlaşabilirim. Ancak… iş birliği yaptığın herkesi ihbar edeceksin” ve sessizlik oluştu.