“Gözleri tanıdıktı; ama ruhu, içinden çıkamadığım bir yabancıydı.”
"Sekiz numara, çok sıkıldım uyan artık" Duyduğum boğuk sesle beraber gözlerimi araladığımda her şey çok bulanıktı. Bir süre gözlerimi kırpıştırdıktan sonra etrafıma kısa bir göz gezdirdim.
Bir o kadar tanıdık ama aynı zamanda oldukça yabancı olan beyaz duvarlarla karşılaştım. En son ne zaman görmüştüm bu duvarları? Yıllar önce… Çok uzun yıllar. Dört duvarın dördü de bembeyazdı, odayı aydınlatan tek bir pencere bile yoktu. Burayı aydınlatan tek şey, eski küçük bir ampuldü.
"Uyandın mı?" diyen sese döndüğümde, karşımda benden birkaç yaş büyük olduğunu tahmin ettiğim bir erkek çocuğu vardı. Gözleri bu zamana kadar gördüğüm en güzel kahvelere sahipti; hatta neredeyse siyahı andırıyordu. Sanki onun gözlerini daha önce bir yerde görmüştüm ama nerede?
Ona daha dikkatli baktım ama bir türlü yüzünü seçemiyordum, çok bulanıktı. Neredeydim ben? Bu beyaz duvarların arasında ne işim vardı? Karşımda duran çocuk bana yabancı gelmiyordu, içimden bir ses onunla tanıştığımızı söylese de ben onu hatırlayamıyordum.
Ona sorular sormak istedim ama ağzımı açtığımda sesim çıkmadı. İçimi bir korku kaplarken iki elimde birden boğazıma gitti, tekrar konuşmaya çalıştım ama sonuç aynıydı. Sesim çıkmıyordu. Sanki sesimi benden söküp almışlardı.
"Neden benimle konuşmuyorsun? Arkadaş olduğumuzu sanıyordum" Ona baktığımda, kahvelerine derin bir hüzün yerleştiğini gördüm. Konuşamadığımı fark etmiyor muydu? Tekrar konuşmaya çalıştım ama sonuç hala aynıydı.
"Üç numara, kızı rahat bıraksana. Görmüyor musun halsiz duruyor." Bu sefer kim konuşuyordu? Sıçtığımın mekânında kaç kişiydik lan biz!
Üstümde Müge Anlı’ya düşen büyücü teyze şaşkınlığı vardı. Tek sorun; ben ne Müge Anlı ne de büyücü teyzeydim. Ben oradaki koltuktum. Neler olup bittiğinden habersiz, öylece olanı biteni izliyordum.
"Kız bütün gün yarınlar yokmuş gibi uyuyor, kontrol etme gereği duyduğum için özür dilemiyorum."
Kim? Ben mi? Yok canım, başkasından bahsediyorlardır. Ulan ben ne zaman yarınlar yokmuş gibi uyumuşum? Şuracıkta kafayı yiyecektim. Ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu.
Nerede olduğumu az çok tahmin edebiliyordum ama konuşan çocukların kim olduğundan bihaberdim. Yüzlerini göremiyordum, sanki zihnimden tamamen silinmişlerdi. Tek gördüğüm şey onun kahveleriydi, sanki her şey gitmiş ama onun gözleri kalmış gibi.
O çocuğa ‘üç numara’ diye seslenmişlerdi. Ben sekiz numaraydım ama hayatım boyunca üç numara diye birisini tanımamıştım. O zaman şu an karşımda ‘üç numara’ diye seslendikleri çocuk da kimdi?
Sesler giderek boğuklaşırken, kulaklarımın uğuldamaya başladığını hissedebiliyordum. Ortam yavaşça değişirken, kendimi az önceki beyaz odanın aksine sonsuz bir karanlığın tam ortasında bulmuştum.
Uzaklarda bir mum yanıyordu ama ben o mum ışığına çok uzaktım. Koşmak istedim, bacaklarımı oynatamadım. Çığlık atmak istedim ama yapabildiğim tek şey, avazım çıkana kadar susmak oldu.
Mumun ateşi giderek zayıflarken, mumla beraber benim de bütün ümitlerim yavaş yavaş yok oldu. Mumun ateşi küçüldükçe bende o ateşle beraber küçüldüm. En sonunda mum söndüğünde ben sonsuz bir karanlığın ortasında tek başımaydım. Artık görüp uzanabileceğim bir ışık bile yoktu.
Karanlıkta kaldığım süre boyunca etrafımda fısıltıyı andıran sesler duyuyordum, ne dediklerini ya da kaç kişi olduklarını tam olarak seçemiyordum. Tek istediğim kulaklarımı tırmalayarak bütün sesleri susturmaktı. Konuşmaları benim için eziyetti, büyük bir eziyet.
Ben güçlü olmak istedikçe, hayat her seferinde bana bir çelme takıyordu. Yıkıldığımı benden başka kimse görmüyordu, zaten görecek kimsemde yoktu. Hayat bana kanatlar vermişti, ben o kanatlarla uçmayı öğrenmiştim. Ben uçmayı sevmeye başladığımdaysa kanatlarımı kırmışlardı.
"Benim küçük Serçem, benden uzaklara uçmamayı öğrenmen için kanatlarını mı kırmam lazımdı."
O an zamanın durduğunu hissettim. Yıllardır kaçtığım o ses, güçlü bir tokat etkisiyle yüzüme inerken midemin ağzıma geldiğini hissedebiliyordum. O an her şeyden çok ayağa kalkmak istedim. Arkama bakmadan koşmak istedim. Konuşmak istedim, bağırmak istedim ama hiçbirini yapamadım.
Hayatta ne kadar çabalasanız da asla unutamayacağınız anlar vardır. Benim de asla unutamadığım anlar var, hiçbir zaman unutamayacağım anlar. Ben şu an o anlardan birinin içinde sıkışıp kalmıştım ama diğerlerinin aksine beni kurtaracak hiç kimsem yoktu.
Bakmak istemedim, onu görmek istemedim, gözlerimi sıkıca yumdum. Kâbus, her şey bir kâbus olmalı. O burada değil, ben kaçtım, biz kaçtık...
Bana yaklaşan adımları duyuyordum, gözlerimi yumabildiğim kadar sıkı bir şekilde yumarak ondan kaçmak istedim. Gözlerimi yumarsam görünmez olur muydum? Gözlerimi yumarsam belki de beni görmezdi.
"Aç gözlerini benim güzel serçem" Eli yanağımda gezinirken içim de uzun zamandır hissetmediğim bir tiksinti hissettim. Elini itmek istedim ama bütün vücudum uyuşmuştu. "Benden sonsuza kadar kaçamazsın. Bunu biliyorsun." Sesine kadar işlemişti zihnime. Nefes alamıyordum, aldığım nefeslerin hiçbiri bana yetmiyordu.
Bazı babalar kızlarına cenneti yaşatırken, bazı babalar kızlarına cehennemi yaşatırdı. Benim babam bana cehennemi yaşatanlardandı. Hiçbir zaman saçlarımı bir baba gibi okşamamıştı. O, benim saçlarımı hastalıklı bir aşkla okşamıştı.
Benim babam bana aşıktı. Takıntılıydı. Hastaydı.
O bana bütün bunları yaparken kimse dönüp de bana yardım etmedi. Kaç defa çığlık attım gelip beni kurtarsınlar diye, kaç defa annemin eteğine yapıştım bana yardım etsin diye. Hiçbir zaman benim olduğum tarafa bakmadılar. Onlar için ben bir çeşit tiyatroydum.
Bir anne kendi kızını, kendi canını nasıl korumazdı? Benim annem beni korumamıştı. Babam bana bütün bunları yaparken o, benim çığlıklarımı duymazdan gelmişti. Bir kere bile benim olduğum tarafa dönüp bakmamıştı.
Kurtar beni anne, ben artık ölmek istemiyorum. Ben artık kullanıp atılan aciz bir bebek olmak istemiyorum. Duy beni anne, ben güçlü olmak istiyorum. Kırmayın kanatlarımı, ben uçmak istiyorum.
Çaresizlik öyle bir duygudur ki size en olmadık kişiden bile medet umdurtur. Ben şu an o kadar çaresizdim ki annemden yardım istiyordum ama annem burada değildi, tam karşımda babam vardı. Bütün iğrençliğiyle oradaydı.
Nefesi yüzüme vuruyordu. Ben onu nefesine kadar hissediyordum, eğer bu bir kabussa ben neden uyanmıyordum? Neyin cezasını çekiyordum? Tek istediğim şey, normal bir hayat yaşamaktı. Hayaller güzeldi ama gerçekler çok acıydı. Bense hiçbir zaman normal bir hayata sahip olamayacaktım. Normal bir hayata sahip olamayacağımı bilerek yaşamak kendimi cezalandırmaktan farksızdı, herkes beni yapmadığım şeylerden dolayı cezalandırmıyor muydu zaten, ben kendimi cezalandırsam ne olacaktı sanki?
Ondan daha fazla kaçamazdım, elinde sonunda onu görecektim, bunu biliyordum. Daha fazla kaçmanın bir anlamı yoktu. Gözlerimi açtığımda babamı gördüm, diğerlerine kıyasla onu daha net bir şekilde görüyordum. Çünkü dediğim gibi, o bütün iğrençliğiyle zihnimin en derinlerine kazınmıştı.
Gözlerinde iğrenç bir sevgi vardı, bana bir babanın kızına baktığı gibi değil de avına bakan bir avcı gibi bakıyordu. Bana en değerli hazinesine bakar gibi bakıyordu ve o bana böyle baktıkça ben kendimi dünyadaki en değersiz şey gibi hissediyordum.
"Seni buldum" dedi. Sesinde tuhaf bir mutluluk vardı, her şeyiyle beni kendinden iğrendirmeyi başarıyordu. "Seni buldum güzel Serçem, artık saklambaç oynamanın bir lüzumu yok." Yüzündeki gülümseme giderek genişlerken tek yapabildiğim şey onu izlemekti.
Küçükken acizdim, ona karşılık verebilecek bir gücüm yoktu. Bu yüzden sürekli ondan kaçmak, uzaklaşmak isterdim. Ne kadar kaçarsam kaçayım ya da ne kadar uzaklaşırsam uzaklaşayım beni her zaman eliyle koymuş gibi bulurdu. Şimdi büyümüş ve güçlenmiştim ama kaç yaşına gelirsem geleyim onun için her zaman aynı küçük ve aciz kız çocuğu olacaktım.
Kaçmak istiyordum ama olduğum yere mıhlanmıştım. Kıpırdayamıyor, konuşamıyordum. İtiraz edebilecek bir sesim bile yoktu, bir insandan sırf itiraz edemesin diye sesini almak…
Ne tür bir manyaklıktı?
"Uyan, güzel Serçem. Kavuşacağımız gün çok yakın."
Uyan... Uyanmak istiyorum.
Gözlerimi açtığımda, yüzüme vuran gün ışığıyla birlikte derin bir nefes aldım. Olduğum yerde yavaşça doğrulurken az önce gördüklerim gözlerimin önünde bir film şeridi gibi tekrar tekrar oynuyordu.
Önce etrafıma, daha sonra ellerime baktım; babam burada değildi. Kalbim kafesinden çıkmaya çalışan bir kuş gibi hızlıca atarken, aldığım nefesin bana yetmediğini hissediyordum. Ayaklarımı baktığımda onları oynatmaya çalıştım, hiçbir sorun çıkmadan ayaklarımı rahatça oynatabildiğimde rahatlamanın etkisiyle derin bir nefes vermiştim. Her şey büyük bir kabustan ibaretti.
Onu görmüştüm, görmekle kalmamış dokunuşlarını hissetmiştim. Elim yanağıma giderken, midemin kasıldığını hissedebiliyordum. Neden onu görmüştüm? Neden onu şimdi görmüştüm?
Bana uyurken bile huzur vermiyordu. Sanki rüyalarıma girerek varlığını hatırlatıyor, ondan kurtulamadığımı haykırıyordu. Ben kurtulmuştum, o burada değildi. Ben kaçmıştım, biz kaçmıştık.
Nefesimi düzenli bir hâle soktuğumda, kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Sadece bir kabustu, o burada değildi. Büyütmemi gerektirecek bir durum yoktu. Başka şeylere odaklanmam gerekiyordu ama kafam çok karışıktı, bu rüyalarsa kafamı daha çok karıştırıyordu. Bu rüyaları neden daha sık görmeye başlamıştım? bana ne anlatmaya çalışıyorlardı? Ben tam olarak ne kaçırıyordum?
Aklımda birçok soru vardı ama hiçbirinin cevabı bende saklı değildi ve ben bu sorulara cevap bulamadıkça boğulduğumu hissediyorum. Yıllar sonra onu görmüştüm, babamı.
Biliyorum, her zaman zihnimin en karanlık köşesinde saklanıyordu ama neden şimdi ortaya çıkmaya karar vermişti? Belki de son olaylardan sonra kafayı tamamen sıyırmıştım. Yeliz'in kaçırılması her şeyi tetiklemiş olabilirdi.
Her şey bir yana, gördüğüm o çocukta kimdi acaba? Neden aklımda sadece gözleri kalmıştı? Gözleri çok tanıdık geliyordu. Sanki onu daha önce bir yerde görmüştüm ama nerede?
Zihnimi biraz daha zorladığım sırada odadaki sessizliği bölen şey karnımın müzikal bir şekilde guruldaması oldu. Yuh artık! o nasıl bir guruldamaydı öyle? Acıktığını mı ilan ediyordu yoksa savaşa mı gidiyordu?
Sanırım düşünmeye devam etmeden önce bir şeyler atıştırmam gerekiyordu. Malum, aç L oynamaz derler. Tamam, öyle demezler ama ben öyle derim.
Ayağa kalkıp odadan çıktığımda mutfaktan bir koku geldiğini fark ettim, ocağı açık bırakıp mı yatmıştım? Yanıyor muydum lan? Hızlı adımlarla mutfağa gittiğimde gördüğüm şey gözlerimin kocaman açılmasına sebep olmuştu.
Kaya, üstünde siyah bir mutfak önlüğü ve elinde tavayla yemek yapıyordu. Gördüğüme inanamayarak gözlerimi ovuşturdum ama görüntü hâlâ oradaydı. Kaya bildiğin yemek yapıyordu.
Ağzım beş karış açılırken, durumun saçmalığına şaşırmadan edemedim. Ben hâlâ uyanmamış olabilir miydim? İlk iki rüyama kıyasla bu favorim olabilirdi. Kıçını mı kıvırıyordu o?
Beni fark etmemiş olacak ki, istifini bozmadan yemek yapmaya devam etti. Bir yandan şarkı mırıldandığını fark ettiğimde daha ne kadar şaşırabileceğimi çok merak ediyordum.
"Mavi mavi gözlerinde hep sitem mi var"
Sessizliğimi koruyarak bir köşeye çekildim. Evde bülbül gibi şakıyan birisi varmışta haberim yokmuş. Acaba sevdiği biri mi vardı?
"Yoksa insan sevdiğine böyle mi bakar?"
"Mavi mavi gözlerinde top tüfek mi var"
"Böyle haksız bir savaştan kim galip çıkar?" ⑴
Sonunda beni fark etmiş olacak ki anında şarkı söylemeyi kesti, boğazını temizleyip duruşunu dikleştirerek daha erkeksi görünmeye çalıştı ama şu an benim gözümde sağlı sollu kıvıran dansözlerden pek de bir farkı yoktu.
"Ne zamandır orada duruyorsun?"
Omuz silktim "Bilmem, ne zaman gelmemi isterdin?" Sorusuna soruyla karşılık verdiğimde kaşları çatıldı, kimse kusura bakmasın, bu adamı sinir etmek hoşuma gidiyor.
"Kızım, sen niye soruma soruyla karşılık veriyorsun? Söylesene ne zamandır orada durduğunu." Elindeki tavayı ocağa bırakıp ocağın altını kapattığında gülmeden edemedim, ev hanımı bir öküz. Duysam inanmazdım ama tam karşımda duruyordu.
"Bende sana soruyorum, ne zaman gelmemi isterdin? Ha bu arada sesin yakıyor. Sen askerliği falan boş ver git bir pavyona orda şarkı söyle"
Dediklerimi duyduğunda cevabını almış olacak ki homurdanmaya başladı, sanırım onu şarkı söylerken basmam hoşuna gitmemişti. Acaba önlük giydiğini ne zaman fark edecekti?
Önünü döndüğü zaman fark etmiştim, önlük sadece düz siyah bir şey değildi, üstünde çiçekli böcekli desenler vardı. Ben bunu ne zaman almıştım lan eve? Onu geçtim bu öküz herif niye bunu giymişti. Şurada katıla katıla gülmeye başlasam kim beni suçlayabilir ki?
Öküz herif en sonunda nereye baktığımı merak eder gibi üzerindeki önlüğü baktığında kısa bir sessizlik yaşandı, o sessizlikte ben elimi cebime attım. Bu ana bu şarkı yakışırdı.
Mutfaktaki sessizliği ‘Only You’ diye bir ses doldurduğunda Kaya'nın gözleri ilk önce fal taşı gibi açıldı, sonrasında ağzından "lan!" diye çaresiz bir sitem döküldü. Üzerindeki önlüğü tek bir hamlede çıkarırken öldürücü bakışlarını bana döndürdü
"Hiç bana öyle bakma, çok romantik duruyordunuz"
"Ulan seni var ya!" Diye celallendiğinde sırıtmadan edemedim, ben demiştim. Bu görevi ona zehredecektim ama bunu kendi yöntemlerimle yapacaktım.
"Beni var ya?" Dediğimde, anlını ovuşturarak derin bir nefes aldı. Öküz ve sakinleşme yolları, acaba içinden ona kadar saydığı zamanlar oluyor mudur?
"Bir şey demiyorum."
"Deme zaten, hem sen ne yapıyorsun lan öküz herif? Kim dedi sana benim evimde yemek yap diye. Bir de benim malzemelerimle"
"Senin malzemelerin mi? Ulan buz dolabında hiçbir şey yoktu, sen uyurken çıkıp aldım ben bunları!" diye isyan etmeye başladığında çocuğunu azarlayan bir anne misali işaret parmağını bana doğrultarak yüzüme doğru sallamaya başladı.
Bu öküz kız olacaktı da evrim geçirip son anda erkek falan mı oldu, adam benden daha fazla dişil enerjiye sahipti. Gerçi bende dişil enerji yoktu ben buram buram erildim orası ayrı.
"Tava benim," dediğimde bu sefer bana yandan bir bakış atmıştı.
"Onu da ben aldım, senin tavanın götü delikti."
Yok artık, daha neler? tavayı da mı bu almıştı? Bu adam evime koruma olarak falan gelmiş olamaz, itiraz ediyorum. Adam resmen evimi baştan yeniliyor.
"Yumurtanın sıvısını süzmek için ideal bir tava," dedim. demez olaydım. Adam resmen öküzün trene baktığı gibi bana bakmaya başlamıştı. Saçmalamak denince de akla ilk benim adım gelirdi. Yumurtanın sıvısını süzmek… ne yani siz süzmüyor musunuz? Zevkiniz yoksa ben ne yapayım?
"Bir şey demek istemiyorum, geç otur masaya kahvaltını et."
Masaya baktığım zaman gerçekten kahvaltı hazırladığını gördüm, bu öküzü alan yaşardı, ekmek elden su gölden. Adam resmen ev erkeği olmak için doğmuştu.
"Tavuk yok mu?"
"Tavuk mu?"
"Evet, tavuk. Ne bakıyorsun lan sen hiç kahvaltıda tavuk yemedin mi?"
Kaya'nın bakışlarında bir isyan vardı, sınandığının farkındaydı ama büyük ihtimalle sinir olduğu şey sınanmak değil de saçma sapan şeylerden sınanıyor olmasıydı.
"Hayır, ben kahvaltıda tavuk falan yemiyorum. Çünkü ben senin aksine aklı başında ve normal bir insanım."
"Bana anormal mi diyorsun?"
"Bütün dediklerimden onu mu çıkardın cidden?"
"Bana anormal mi diyorsun?"
Kaya tek kaşını kaldırdığında yüzünde ‘Ne olur yapma’ temalı bir bakış belirmişti. Yo yapacaktım, sen kimsin de bana anormal diyorsun acaba?
"Demiyorum lan sana bir şey!"
"Bana anormal mi diyorsu-" dememe kalmadan sözümü yarıda kesmişti, sanırım konuşmama dayanamıyordu.
"La havle! Demiyorum sana bir şey, tamam Serçe en normal sensin gözünü seveyim sus kızım."
"Bana kızım demeye devam edersen bende sana babalık derim"
"Yok, ben sınanıyorum." diye isyan etmeye başladığında ben çoktan masaya geçmiş Kaya'nın yaptığı pankeklerden yiyordum, birini delirttikten sonra yenilen pankekin tadı ayrı bir güzel oluyordu.
Şaka bir yana pankekler gerçekten güzel olmuştu, namussuz öküz. Güzel pankek yapıyordu ama bunu ona söylemeyecektim. Bilmesine pek de gerek yoktu.
"Evet sınanıyorsun" dedim başka bir parçayı ağzıma atarken "Hem de benim tarafımdan"
"Ağzın doluyken konuşma, her yere şapır şapır saçıyorsun lan yediklerini."
Bu adam kafadan kontaktı, ona inat şapur şupur çiğnemeye başladığımda gözünün seğirdiğini fark edebiliyordum. Acaba temizlik hastası falan mıydı? Eğer öyleyse bu öküzü görevlere sırf temizlik yapsın diye götürüyor olabilirlerdi.
"Düzgün ye lan şunu! Lama gibi şapırdatıp durma."
Yok bu öküzün sorunları vardı, beni ciddi ciddi lamaya benzetmiş olamazdı değil mi? Bence benzetmemişti. Ulan bu herif lamanın nasıl yediğini nerden biliyordu oturup yemek yerken bir lamayı falan mı izlemişti?
"Anormal mi yiyorum?"
"Sustum," dediğinde güldüm. Onu sinir etmek gerçekten güzel bir duyguydu, yeni favori aktivitem onunla uğraşmak bile olabilirdi.
İşim bittiği zaman ölecek olması ne kadar yazıktı, değil mi?
Ben kahvaltımı etmeye devam ederken Kaya mutfak tezgahını temizlemekle meşguldü, ben baştan aşağı onu süzerken onu öldürme düşüncesinin hâlâ içimde bir yerleri sızlattığını fark ettim.
Kural kuraldı, hayatımda kimseye yer vermeyecektim. Görev bittikten sonra da onunla bir işim olmayacaktı ve bundan emin olmam gerekiyordu. Sonuçta Yeliz'i aradığımız süre boyunca yanımda olacaktı, bir şey öğrenmesi durumunu göze alamazdım.
Bakışlarımı ondan çekerek televizyona döndüğünde haber kanalının açık olduğunu fark ettim, yine başka bir cinayet işlenmişti. Pek de şaşırtıcı bir şey değildi aslında, insanlar bu tür haberlere alışalı uzun yıllar oluyordu.
Tam önüme dönecektim ki, televizyonda gördüğüm görüntüyle beraber ekrana odaklandım. Bu Gece'nin bir fotoğrafıydı. Fotoğrafta gözleri hariç bütün yüzünü tamamen kapatan bir maske takıyordu. Bu fotoğrafı ilk kez Yeliz haber izlerken görmüştüm. Odağım Gece'nin gözlerine kaydığında gözlerinin neredeyse siyahı andırdığını fark ettim.
Rüyamda gördüğüm çocuğun gözlerine çok benziyordu ama fotoğraf karanlıkta çekildiği için tam olarak emin olamıyordum. Belki de ben benzetmişimdir diye düşündüm ama içimde çok farklı bir his vardı. İçimden bir ses Gece'nin sadece öylesine bir katil olmadığını söylüyordu.
İçimden bir ses onu tanıdığımı söylüyordu.
"Nereye bakıyorsun?" diyen Kaya'nın sesiyle beraber gözlerimi televizyondan ayırdım ve tezgâha yaslanmış bir şekilde televizyona bakan Kaya'ya döndüm.
"Sadece haberlere" dedim. İştahımın kaçtığını hissediyordum, elimdeki çatalı masaya bırakarak tabağı kendimden uzaklaştırdım.
Kaya'ysa büyük bir ciddiyetle ekrana bakıyordu, Gece'nin haberi olduğunu görünce yeşillerinde gözle görülür bir nefret belirmişti. Herkes gibi oda Geceden nefret ediyor olmalıydı. Sonuçta o bir devlet askeriydi, Geceden nefret etmesi gayet normaldi.
Acaba benim L olduğumu öğrense bana da nefretle bakar mıydı? Gözlerinde o nefreti görmek isterdim. Eğer o nefreti görürsem onu daha kolay öldürebilirdim.
Bana nefretle bak Kaya, çünkü seni öldürmem gerek. Bana anlayışla bakarsan seni öldürmekte zorlanırım. Bu yolun sonunda bana da öyle bakman için benden nefret etmeni sağlamam mı gerekiyor?
Ben düşüncelerimde kaybolmuşken Kaya'nın bir sandalye çekip karşıma oturduğunu fark etmemiştim bile, kendime geldiğimde büyük bir dikkatle beni izliyordu.
"Ne? Neden öyle bakıyorsun?"
"Çok dalgın görünüyorsun"
Evet, seni nasıl öldürebileceğimi düşünüyorum o yüzden de dalgın görünüyorum ama bunu sana söyleyemem yoksa Yeliz'i bulma işim oldukça uzar.
"Sadece Yeliz'i düşünüyorum, Gece'yi haberde görünce aklıma geldi."
Aklımdan hiç çıkmıyordu ki. Yine de Yeliz için güçlü durmam gerekiyordu, elinde sonunda kardeşimi bulacaktım. Bunu biliyordum, o zamana kadarda sana saf kız numaraları yapmak zorundayım Kaya, kusura bak.
Yeşillerinde bir hüzün belirdiğinde beni anlıyormuş gibi başını salladı, arkasına yaşlandığında bana güvence vermek ister gibi gülümsedi
"Merak etme, onu bulacağız." Sesinde inanç vardı, gözlerindeyse anlayış. Bana böyle bakmasını sevmiyordum, beni anlamıyordu ama beni anlıyormuş gibi bakıyordu ya da beni anlamak ister gibi.
Başımı olumlu anlamda salladığımda derin bir nefes aldım, parmaklarımla oynamaya başladığımda alttan alttan Kaya'ya baktım, biraz duygu sömürüsü yapmam gerekiyordu. Yoksa ya duygusuz olduğumdan şüphelenecekti ya da başka şeylerden.
"Bilemiyorum" dedim sesimi alçak tutarak "ya onu bulamazsak ya Gece onu öldürürse?" Dediğimde sesim iyice kısılmıştı. Parmaklarımla oynamaya devam ederken başımı masadan kaldırmadım. Ona bakmadım.
Bir anda elini çenemde hissettiğimde kısa bir afallama yaşadım, başımı yavaşça kaldırarak ona bakmamı sağlamıştı.
Bana dokunduğu zaman kanımın kaynadığını hissettim, bana dokunmamalıydı, bunu yapmamalıydı. Öfkemi bastırmaya çalışarak derin bir nefes aldığımda Kaya doğrudan gözlerime bakıyordu.
Gözlerinde birçok farklı duygu vardı, güven, şefkat ama en önemlisi anlayış. Bana her baktığı zaman anlayışla bakmasa olmaz mıydı? Elini yavaşça çenemden çektiği zaman konuşmaya başladı
"Onu bulacağız" dedi tekrar "onu bulduğumuzda tekrar mutlu olacaksınız, sana söz veriyorum"
'Tekrar mutlu olacaksınız' ne kadarda gerçeklikten uzak bir kelimeydi, ben hiçbir zaman mutlu olamamıştım ama kardeşim Yeliz olabilirdi eğer bunu ona çok görmeselerdi.
Ona mutluluğu çok gören herkesi öldürecektim, bir daha kimse kardeşime dokunamayacaktı. Hiç kimse. Ben mutlu değildim belki ama Yeliz olabilirdi, olacaktı da.
"Evet" dedim sesimi zar zor çıkartarak "Tekrar mutlu olacağız, sen öyle diyorsan"
Kaya'ya bakarak yüzüme buruk bir gülümseme yerleştirdim. Onun bakışlarıysa gülümsememde oyalandı, gerçekten kırgın olduğumu sanıyordu ama ben öfkeyle kaynıyordum. Kaya'ya çok büyük bir oyun oynuyordum oysa bundan habersiz bana acımaya devam ediyordu.
Evet, o bana acıyordu. Beni anladığı falan yoktu, hiçbir zamanda olmayacaktı. Beni kendi ailem anlamamıştı, devlet askeri mi anlayacaktı? Çok büyük bir komedi olurdu.
"Bir haber var mı?" diye başka bir soru yönelttiğimde bakışlarını dudaklarımdan ayırıp gözlerime çevirmişti, başını olumsuz anlamda salladığında pek de şaşırmamıştım.
"Hayır yok, daha sabah Atlasla konuştum ama hiçbir şey bulamadıklarını söyledi. Araştırmaya devam ediyorlarmış"
Hiçbir şey bulamayacaklardı biliyordum, bir katil sadece bulunmak istendiği zaman bulunurdu. Gece şu an bizimle kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyordu, belki de her şeyden haberdardı ve aptallığımıza bir köşeden sinsice gülüyordu.
Dediğine moralim bozulmuş gibi başımı tekrar öne eğdiğimde Kaya dertli bir nefes verdi. Utanmasam, beni bu halde görmekten nefret ettiğini söyleyebilirdim ama kim bir gündür tanıdığı birisini önemserdi ki?
Hiç kimse önemsemezdi, bu dünyadaki herkes çıkarları için yaşardı. Belki oda benim gibi numara yapıyordu, eminim Yeliz'i bir iki hafta arayıp dosyayı rafa kaldıracaklardı.
Olmayan şeylerin düşüncesi beni sinirlendirirken gözlerimi yumdum. Tabi ki öyle yapacaklardı; birkaç gün arayacaklardı ilk önce. Sonra bulamayacaklardı, bulamadıkları için öldü olarak varsayıp dosyayı rafa kaldıracaklardı. Olan benim kardeşim Yeliz'e olacaktı.
"Ya onu bulamazsanız" dedim birden, gözlerimi aralayıp ona döndüğümde Kaya her ne düşünüyorsa olduğu yerde dikleşti. Sessizliğini koruyarak bana baktığında devam etmemi bekliyor gibiydi.
"Onu bulamazsanız" dedim tekrar "dosyayı rafa mı kaldıracaksınız, kardeşimi kayıtlara öldü olarak mı geçireceksiniz?"
Sorumla beraber Kaya olduğu yerde kaskatı kesilmişti. Az önce üzgün olan ben, şimdi bu denli sinirli olmama bir anlam veremiyor gibi bir hali vardı. Öfkeliydim, çünkü biliyordum böyle olacaktı. "Hımm," diye mırıldandı; uzun bir süre doğru kelimeleri arar gibi düşündü. Elini ensesine attığında gerildiği belli oluyordu.
"Eğer belli bir süre bulunamazsa evet, dosya rafa kaldırılır ama bu her yerde geçerli değil."
Yalanlar, yalan söylüyordu. Onlar devlete çalışıyorlardı, daha önemli bir iş çıktığı zaman ilk yapacakları şey bizim dosyamızı kapatmak olacaktı. Yeliz'de kayıtlara öldü olarak geçecekti.
"Sana söz verdim," dedi konuşmaya devam ederek. Yüzümde nasıl bir ifade veriyorsa, kelimeleri doğru seçmeye çalışıyor gibi bir hali vardı. "Kardeşini sana bulacağım, dosya rafa kaldırılacak olsa bile ben onu aramaya devam edeceğim. Eminim, bizim ekipte benimle aynı fikirde olur."
Gözlerine baktım, dediği her şeyi içtenlikle söylüyordu. Gerçekten Yeliz'i aramaya devam mı edecekti? Yoksa beni avutmak için insanüstü bir rol mü oynuyordu?
"Ekipten kastın?" Konuyu değiştirmekte fayda vardı, biraz daha eşelersem topuklarını götüne vurarak buradan kaçabilirdi.
"Sen tanımazsın, doğal olarak yani"
Hadi canım, bende tanımadığım için soruyorum ya, salak herif. Atlas’la yakın görünüyorlardı, belki de o da ekipte yer alıyordur.
"Bende onu soruyorum, kaç kişilik bir ekipsiniz, kaç kişi arayacaksınız kardeşimi."
"Üç," dediğinde benimle dalga geçtiğini düşündüm. Yok, bence ya şaka yapıyordu ya da acilen bir akıl hastanesine gitmesi lazımdı, üç kişiyle katil mi kovalanırdı? Canlarına susamış bunlar.
"Üç mü? Şaka mı yapıyorsun?"
Başını olumsuz anlamda salladığında gerçekten ciddi olduğunu fark ettim, adamım burası bir çeşit Marvel evreni falan değil. Sen de süper kahraman değilsin, üç kişiyle okey bile atılmazdı lan.
Başımı sabır diler gibi yana yatırarak ona baktım "Kim varmış sizin bu muhteşem üçlü ekibinizde? Atlas var mı bari?"
"Var"
"Başka kim var?"
"Atlas'ın ikizi," dediğinde süzme salak gibi ona baktım. Atlas'ın ikizi mi varmış? İki tane Kuzey Amerika Boz Ayısı… Yok, ben kaldıramazdım. Adam az daha zorlasaydı, aldığım nefesi bile sorgulayacaktı.
"İkizi mi vardı?"
"Evet, adı Ayçıl"
Kızmış lan, beklemiyordum. O da Atlas'ın kız versiyonu falan mı acaba? İki tane suratsız boz ayı, ay çok korkunç. Gerçi ikizler genelde birbirlerinin tam zıttı oluyorlar, belki bunlarda öyledir. Güler yüzlü boz ayı, ay ne kadar tatlı.
"Üç kişilik ekiple katil mi kovalayacaksınız? Kulağa komik geliyor."
"Üç kişi olduğumuza bakma, biz bir dünyaya bedeliz"
"Götümün dünyası." Kaya'nın bana attığı şaşkın bakışlarını fark ettiğimde, sevgili düşüncemi içimden değil de dışımdan söylediğimi fark ettim. Yer yarılsa da içine girsem, ev yansa da küllerinden yeniden doğsam. Adama resmen "götümün dünyası" demiştim, iyi mi?
"Bazen bipolar olduğunu düşünüyorum," dediğinde bu sefer şaşırma sırası bana geçmişti. Niye be? Benim nerem bipolara benziyordu?
Bir süre durdum, Kaya geldiğinden beri ona olan davranışlarımı gözden geçirdim. Evet, adamın gözünde artık resmi olarak bipolardım. Bir gülüyor, bir üzülüyor, bir öfkeleniyor bir de adama laf ediyordum. Var mı lan benden daha bipoları?
Sorun sadece Kaya değildi, kendi kendime bile böyle davranıyordum. Bir dediğim ya da düşündüğüm asla diğerini tutmuyordu. İki saniye önce korktuğum şeyin iki saniye sonra dalgasını geçebiliyordum. Ulan acaba ben bipolar mıydım? Belki de malımdır. Türk malı hem de halis muhlis.
"Ulan senin yüzünden kendimi sorguladım, niye böyle şeyler diyorsun be?" Kaya'nın güldüğünü görünce en ters bakışlarımı attım, bakışlarımı gördüğü an gülmesini bastırmaya çalışarak bana baktı.
"Öyle davranıyorsan ben ne yapabilirim? Hâlâ beni bagaja attığını unutmadım."
Haa, ben bunu bir de bagaja atmıştım değil mi? Tüh ben onu unutmuşum ya. Bir daha olsa bir daha atardım orda haklı olan taraf bendim sonuçta.
"Orda haklı olan bendim" dediğimde bana inanamayan bakışlar sundu, biraz alıngan mıydı acaba? Alt tarafı bagaja atmıştım neden dünyanın sonu gelmiş gibi davranıyordu ki.
"Seninle tartışmaya girmek istemiyorum." Diyerek ayaklandığında içimde saçma bir dürtü belirdi
"Nereye?"
"Sıçmaya," dedi rahatça "Gelecek misin?"
Gözlerimi devirdiğimde onun alaycı gülüşü kulaklarımı doldurmuştu, öyle olsun bakalım. Bu oyun iki kişilik oynanıyordu sonuçta. Tam gideceği sırada başka bir soruyla onu durdurdum.
"Benim tuvaletime mi?"
Kaya olduğu yere mıhlandı, ağır ağır bana doğru döndüğünde suratındaki ifade her şeye değerdi. Bana hem şaşkınlık hem de bu sefer ne halt yiyeceksin acaba der gibi bir bakış atıyordu.
"Ya nereye yapacağım?"
"Ne bileyim ben be? Benim tuvaletime yapamazsın"
Başını geriye doğru atıp ofladığında gülmemek için kendimi zor tuttum. Evet, benimle alay edersen böyle olurdu. Şimdi burnun sürtsün bakalım.
"Ya nereye yapacağım kadın!"
"Bahçeye yapabilirsin, ya da git kendine bir tane kova al ve ona yap." Bu sefer bana dehşetle bakmıştı. Ne canım, askeriye de bunların eğitimi verilmiyor muydu? Bence rahatça sıçardı kovaya. Öküzler doğaya salıyordu, bu da doğaya salabilirdi bence.
"Şaka yapıyorsun," dedi. Sesinde inanamıyormuş gibi bir tını vardı. "Şaka yaptığını söyle bana"
Yüzümdeki gülümseme giderek genişlerken, ona elimle kapıyı gösterdim. "Kapı orda bebeğim, hadi yaylan" Benim sesimden keyif akıyordu ama Kaya'nın gözlerinden türlü türlü küfürler geçiyordu. Pişman değilim bir daha olsa bir daha yaparım.
"Çok merak ediyorum, neden buradaki tuvaleti kullanamıyormuşum?"
"Çünkü güzelim tuvaletime senin kıllı götün sürülsün istemiyorum."
Kaya bana avel avel bakarken sırıttım. Ne? Benim olan her şey kıymetliydi. Buna tuvaletimde dahildi. Güzelim tuvaletime öküz götü değdirttirecek halim yoktu ya, değil mi?
"Birincisi, benim götüm kıllı falan değil. Değişik değişik konuşma. İkincisi, sen delisin, süzme deli, süzgeçten geçirmişler seni böyle."
Götünün kıllı olmadığını belirten erkek, eşittir gökkuşağı bayrağı. Ulan, acaba bu bilgi ileride karşıma çıkar mıydı? Hayatımın en önemli bilgisini öğren
"Ha bir de inadına gidip senin tuvaletini kullanacağım" dediğinde, sırıtışım yüzümde kaldı. Benim itiraz etmeme izin vermeden arkasını dönüp gitmişti bile.
"Öküz herif!" Diye arkasından seslendim ama o sadece gülmekle yetindi, gıcık. Hep bana olan inadından yapıyordu, ben hiç ona inat yapıyor muydum? Ne kadarda kalpsiz bir adamdı böyle. Ben ona iyi davrandıkça o benim inadıma gidiyordu.
Tamam buna ben bile inanmadım.
Kaya gittikten sonra etraf sessizleşmişti, ben de bundan rahatsız oluyordum. Normalde ben sessizliğe alışmıştım. Şimdiyse sessizlik cehennemden farksız geliyordu.
Ortam beni iyice boğmaya başlayınca ayağa kalkıp odama geçtim, malum henüz üstümü değiştirmemiştim. Dünden beri aynı kıyafetleri giyiyordum, ben çizgi film karakteri miyim de her gün aynı kıyafeti giyeyim, değil mi?
Odama geldiğimde ilk başta her şey normal görünüyordu ama etrafa kısa bir göz gezdirdiğimde komodinimde duran beyaz küçük bir kâğıt parçası fark etmiştim.
Gördüğüm kâğıt parçasıyla beraber kaşlarım tamamen çatıldı. Bu buraya nasıl gelmişti? Gece'den başka bir mesaj mıydı? Aklımdaki sorulara cevap bulmak için komodine doğru birkaç adım attım. Kâğıdı elime aldığımda tahmin ettiğim gibi üstünde yazılar olduğunu fark ettim.
"Büyük bir tiyatronun ortasında, sahne ışığının altındasın. Acaba senin nasıl biri olduğunu bilseler sana yardım ederler miydi L?"
Okuduğum cümlelerle beraber kaşlarım giderek daha da çatıldı. Sanırım birileri L olduğumu biliyordu.
Kâğıdı buruşturarak cebime attım. Evime nasıl girmişti? Onu geçtim, Kaya evde değil miydi? Birisinin eve girdiğini duymamış mıydı? Daha sonra Kaya'nın söylediği aklıma geldi. Buz dolabı boş olduğu için markete alışverişe gitmişti. Gece de bundan faydalanarak o an eve girip notu bırakıp gitmiş olmalıydı.
Sinirlerim iyice gerilirken aklımda pek çok soru vardı. Gece, düşündüğümden daha yakındı. Hareketlerini görebilecek ya da duyabilecek kadar.
Odama kısa bir göz gezdirdikten sonra bitkilerin arasına saklanmış küçük bir metal dikkatimi çekti. Elimi bitkide gezdirdiğim zaman, elime küçük soğuk bir metal denk geldi. Küçük bir kamera, hatta normale göre fazla küçük. Kamerayı elimde yavaşça döndürürken kanın beynime sıçradığını hissedebiliyordum.
"Odama kamera yerleştirmiş." dedim kendi kendime gülerken. Büyük ihtimalle sadece odamla kalmamış, bütün eve kameralar yerleştirmişti.
Bir anlığına kamerayı yok etmeyi düşündüm ama onun yerine aklıma daha iyi bir plan geldi, gülümsemeden edemedim. Şimdi oyunculuk zamanıydı.
Yüzüme korku dolu bir ifade yerleştirerek hızla odamdan çıkmıştım. Etrafıma baktığımda Kaya'yı mutfakta kendine kahve yaparken gördüm. Vakit kaybetmeden yanına gittiğimde gözleri elindeki cezveden bana doğru döndü.
Korkmuş halimi görmüş olacak ki yüzünde tuhaf bir ifade belirdi, önce kaşları çatıldı daha sonra etrafa göz gezdirdi. Birisinin eve girdiğini düşünmüş olacak ki eli belindeki silahına gitti
"Kaya..." dedim korkuyla, elimdeki kamerayı güçlükle ona uzattım.
Önce bana, sonra elimde duran kameraya baktı. Elini belinden çektiğinde avucumun içinde duran kamerayı aldı ve incelemeye başladı. Yüzündeki ifade giderek katılaşırken ağzının içinden bir şeyler söylüyordu. Küfrettiğine yemin edebilirdim ama kanıtlayamazdım.
"Bu nerden çıktı?" dediğinde hâlâ kamerayı incelemekle meşguldü.
"Üstümü değiştirmek için odama gittiğimde bitkilerimin arasında parlak bir nesne dikkatimi çekti, kontrol etmek için baktığımda bunu buldum..."
"Sikik herif! Evine kadar gelmiş, yetmemiş bir de kamera koymuş. Haysiyetsiz it!" Diye saydırmaya başladığında ben aynı korku dolu bakışlarımla bir ona, bir kameraya bakıyordum.
Acaba ben böyle korktukça Kaya Bey'in götü poh pohlanıyor muydu? En azından kendini bir bok sanardı. Malum, yazıktır birazcık sevinsin.
"Sen korkma, ben bunu halledeceğim."
"Ben daha fazla burada kalmak istemiyorum, burada güvende hissetmiyorum"
"Tamam, Atlas'la konuşurum. Benimle üsse gelmen için ikna etmem zor olmayacaktır."
Zafer diye bağırmamak için kendimi zor tutmuştum. Planım basitti değil mi? normalde elimi kolumu sallayarak üsse giremezdim. Şimdiyse onlar elini kolunu sallayarak beni üsse alacaklardı.
Sizin anlayacağınız dilde, tilkiyi tavuk kümesine sokmak gibi bir şeydi bu, burada Yeliz için herhangi bir şey yapamazdım ama orada her türlü erişime sahip olabilirdim.
Sonuçta lakabım görünmezdi, işlerimi kimsenin ruhu duymadan sessizce halledip çıkabilirdim. Ayrıca orada Geceyle ilgili daha fazla bilgi öğreneceğime emindim. İçimden bir ses benden bir şeyleri gizlediklerini söylüyordu.
Kendi işimi kendim görene kadar mağdur kızı oynamaya devam edecektim, işim bittiği zamanda onların fişini çekecektim her şey bu kadar basitti. Kaya Atlas'la konuşmak için salondan çıktığında yüzümde tatmin olmuş bir gülümseme oluştu. Artık her şey benim için daha kolay olacaktı. Sadece daha sık rol yapmam gerekecekti.
Acaba Kaya'yı tekrar başıma dikerler miydi? Eğer öyle bir durum olursa Kayadan kurtulmam gereken konular olacaktı. Belki öldüremezdim ama bir şekilde onu etkisiz hâle getirmeliydim.
Kaya ölürse başımda durması için başka birisini görevlendirirlerdi, onu da öldürürsem bu sefer oldukça dikkat çekerdim. O yüzden işime Kayayla devam edecektim. Acaba yediği içtiği her şeye müshil falan mı atsam? Dilediği kadar sıçardı artık.
Ben kendi düşüncelerime kıkırdarken, arkamdan duyduğum adım sesleriyle yüzümdeki gülümsemeyi anında yok ettim, yerine durgun, sakin bir ifade takındım.
Kaya yanıma geldiğinde ona döndüm, Kayaysa ilk önce bana daha sonra büyük bir ciddiyetle etrafa baktı. Her ne düşünüyorsa hoşuna gitmemiş olacak ki yüz ifadesi giderek sertleşti.
"Büyük ihtimalle bütün evine kamera yerleştirdi" dediğinde onu alkışlamamak için zor duruyordum. Bu herif ya çok zekiydi ya da bambaşka bir şeydi, öküzcüğüm ben onu kamerayı gördüğüm an tahmin etmiştim ama sen bilirsin.
Herife jeton köşeli düşüyor galiba, ya da sek sek seken toplar gibi sürekli sekiyor jetonu, bence ikincisi. Bu kadar geç düşmesi normal olamaz bir doktora falan mı götürsek ne yapsak.
"Ama ne zaman yerleştirmiş olabilir?"
"Ben Yeliz'i aramak için evden çıktığım zaman yerleştirmiş olabilir."
Kaya dediğimi mantıklı bulmuş gibi başını olumlu anlamda salladığında gülümsedim. E koçum uzun zamandır yapıyorum bu sporu, çözdüm artık her şeyi.
"Hadi" diyen Kaya'ya baktığımda bir an ne istediğini anlamadım, kapıyı gösterdiğin zaman üsse gittiğimiz dank edince sözünü ikiletmeden yürümeye başladım. Uslu olduğum tek konu bu olabilirdi, niye? İşime geliyordu.
Hepimiz işimize gelen konularda meleğe dönüşüyorduk sonuçta değil mi? Bende dönüşmüştüm ne vardı yani?
Kaya itiraz etmeden yürümeme şaşırmış gibi bana tuhaf bakışlar atmaya başladığında ona dönüp en ters bakışlarımı sundum. Artık beni çözdüğü için bakışlarımı görür görmez ben bir şey yapmadım der gibi önüne dönmüştü.
Sözde koskoca devlet askerini de köpeğim yapmadım demezdim artık, utanmasa benden komut alacaktı. Gerçi bundan köpek olmazdı, öküz olurdu. Eğitimli öküz kulağa hiç de fena gelmiyordu.
Kendi düşüncelerime kıkırdadığımda Kaya bana deliymişim gibi bakmadan edemiyordu, bence bipolar olduğumu şu an kafasında kesinleştirmişti.
Bana deli gibi bakmaya devam et Kaya, çünkü en iyi tiyatroyu sadece deliler yazar ve ben senin görüp görebileceğin en iyi tiyatroyu yazacağım.
Yıllardır insanlar benim acı çekişimi izliyordu, artık sıra bendeydi. Kimsenin unutamayacağı bir tiyatro yazacaktım.
Merak etme Yeliz, ne olursa olsun seni bulacağım, seni bulacağım ve güvenle eve dönmeni sağlayacağım. Sonra da sana elini süren herkesi öldüreceğim.
Ben L'im, sıradan bir kadın değilim. Ben bütün dünyası kardeşinden ibaret olan bir kadınım. Onlarsa benden bütün dünyamı almaya çalışıyorlar.
Ben L'im, gerekirse bütün dünyayı ayaklarımın altına alırım ve bu cehennemi kendim yönetirim.
***
⑴ Şarkı: Barış Akarsu - Mavi
Sizce bu oyunun sonunda kimin maskesi düşecek?
Herkes bölümü okuyup bitirdikten sonra aklına gelen ilk cümleyi yoruma yazsın, neler çıkıcağını merak ediyorum
Oy ve yorum atmayı unutmayınn 🤍