Cem Adrian & Çağan Şengül- Ben Sana Veda Edemem
Terapiden Birkaç Gün Önce ~ Almila Alaca
“Cumartesi Selim Hoca’nın düğünü varmış, unutmayalım takı için birşeyler ayarlayalım.”
Acildeki nöbetimin ilk saatleriydi, önümdeki dosyayı doldururken muhabbet ettiğim Seval unuttuğum bir detayı bana hatırlatmıştı. Çoğu üniversite arkadaşım gibi, Selim de evleniyordu bu haftasonu. Onun adına çok mutluydum, Selim ve Ceyda üniversiteden beri sevgiliydi, gördüğüm en sadık ilişkilerden biriydi onlarınki.
Tam karşımda olan panoda düğün davetiyeleri asılıydı. Panomuzun hemen üstünde küçük bir televizyon asılıydı, günün haberleri akıp geçerken ekranda birden kocaman ‘SON DAKİKA’ yazısının ardından spikerin sesine dikkat kesildik.
“Evet sayın seyirciler, yüreğimizi yakan bir son dakika haberiyle karşınızdayız. Beşiktaş Meydan’da terör örgütü üyeleri ve polis arasında çıkan çatışma esnasında 2 Polisimiz Şehit olurken 3 polisimiz de ağır yaralandı. Yaralı polislerimiz çevre hastanelere nakledildi, Şehitlerimize Allahtan rahmet, yaralı polislerimize de acil şifalar diliyoruz.”
Göğsüme konan ince sızı nefesimi keserken hala mesaisi bitmemiş olan Başhekimimiz dahil 3 doktor daha acil servise giriş yaptı. Normal hayatta oldukça sakin bir adam olan Başhekim Rıfat Bey bağırarak etrafa emirler yağdırmaya başladı.
“Saldırıda yaralanan tüm polisler buraya geliyor, ambulanslar sırayla gelecek, ilk hasta Seval’de, ikinci hasta Bahadır’da, üçüncü hastada Almila’da. Elinizden gelenin fazlasını yapıp bu kahramanları hastanemizden sapasağlam göndereceğiz, anlaşıldı mı mı?”
Hep bir ağızdan “Anlaşıldı!” deyip hızla hazırlıklara başladık. Yaklaşık 5 dakika içinde hastalar burada olacaktı.
Hazırlıklarımızı yapıp steril önlüklerimizi giydik. Zamanlamamız mükemmeldi, tüm hazırlıklar bittiğinde hastalar acile giriş yapmıştı.
Üniformalı üç hasta yan yana sedyelerde yatıyordu. Müdahale yatağına görevliler tarafından nakledilen hastamın yanına doğru hızlı adımlarla ilerledim. Bir yandan eldivenlerimi takarken bir yandan da acil tıp teknisyeninden durumu hakkında bilgi almaya başladım.
“Hocam hasta 26 yaşında erkek, sırt bölgesinden isabet eden kurşun hala içeride bulunmakta, ayrıca patlamadan kaynaklı kafa travması ve çeşitli ezikler mevcut.”
“Teşekkürler.”
İlk önce sırtındaki yaraya baktım hastanın , kan kaybı oldukça fazlaydı. Yanımda bana yaraya müdahale için tampon uzatan hemşireye dönüp, Ameliyathaneye haber verin hastayı acilen almamız gerekiyor.” Dedim.
Bu hastanedeki hekimler arasında namım ‘Soğuk Nevale’ idi. Çünkü bu zamana kadar tüm vakalarda sakinliğimi en üst düzeyde tutuyordum.
Ta ki sedyede yatan hastanın yüzünü görene kadar.
Kan kaybından bembeyaz kalsa da, yüzündeki yaralardan tüm yüzünü yaralar kaplasa da ben onu tanırdım. Ben onu ölsem dahi unutmazdım.
Ben Burak her ne şekilde olursa olsun onu tanırdım…
Tüm üniversite hayatım boyunca, her hatırıma düştüğünde onu içinde hayal ettiğim üniforması içinde karşımdaydı.
Ama ben onu hayal ederken böyle hayal etmemiştim. O hep dimdikti. Tanıştığımız zaman da tüm dershanede boyu ve dimdik duruşu konuşulurdu.
Sevgilisiyle olan fotoğraflarını gördüğümde de dimdikti, akademi mezuniyetinde de dimdikti.
Karşımdaki sedyede yatan hali o değildi sanki, o başka biriydi sanki.
“hocam, iyi misiniz? Almila hocam! Hastanın nabzı düşüyor hocam! Kaybediyoruz hastayı!”
Asistanın sesiyle kendime gelirken bir yandan da gözümden akan yaşlara hakim olmaya çalışıyordum.
Binlerce ölüm görmüştüm, binlerce ağır yaraya şahit olmuştum. Hiçbiri bu kadar canımı yakmamıştı. Birazdan sevdiğim adamın ölümden döndürecek olmak boynuma bir urgan gibi dolanmıştı.
Kanama olan bölgeye müdahale ederken bir yandan da kalp masajı yapıyordum. Ağlaya ağlaya kalp masajı yapıyordum. Meslek hayatımda ilk defa bir hastaya ağlaya ağlaya müdahale ediyordum. Çünkü ilk defa sevdiğim birini kaybetme riskini bu kadar derinden yaşıyordum.
Ona hiçbir zaman veda edememiştim. Daha doğrusu veda etmeye fırsatım olmamıştı. Kendi kendime çok denemiştim ona veda etmeyi, sevgilisinin olduğunu öğrendiğim zamanlarda da denemiştim, her hatırıma düştüğünde de veda etmeyi denemiştim ama sadece denemekle kalmıştım.
Yine denediğim zamanlardan birinde arkadaşlarımla bir mekanda oturuyorduk. Loş ortamın eşlikçisi olan bir şarkı beynimde yankılanırken yine onu yad etmiştim.
Ben sana veda edemem
Kır, dök, parçala ama gel hemen
Ben seni kadere teslim edemem
Başına bişey gelir, hesabını veremem
Ben sana veda edemem
Göz göre göre canımdan vazgeçemem
Ben seni uğurlamaya gelemem
Son kez gülersin, evime dönemem
Ben sana veda edemem
Ben sana artık veda edemem
Ben sana veda edemem
Ben sana veda edemem
Veda, veda edemem
Ama sen bana veda ettin
◊
8 Saat Sonra
Derin bir uykudaydı.
Burak artık derin bir uykudaydı.
Ameliyatı başarılı geçse de beyninde meydana gelen bazı hasarlar sonucu o artık komadaydı. Elimdeki eldiveni söker gibi çıkartıp gözümdeki yaşları sildim ve derin bir nefes alıp ameliyathane kapısından dışarı çıktım.
Tüm ailesi buradaydı, annesi, babası, abisi ve bir sürü seveni. Hepsi bu kapıdan çıkıp onlara iyi bir haber vermemi bekliyorlardı. Yanıma ilk yanaşan abisi oldu.
“Hocam ne olur bize güzel bir şey söyleyin.”
“Durum maalesef pek iyi değil . Hastanın durumu şu an stabil fakat komada, kurşun çok bir zarara sebep olmasa da kafa travmasından kaynaklı beyin cerrahının tespiti bu yönde. Bundan sonraki süreci hastanın bünyesi belirleyecek. Birazdan yoğun bakıma alınacak, o zaman ziyaret edebilirsiniz.”
Başımla hepsini selamlayıp yoluma devam edecekken, özellikle bakışlarımı kaçırdığı bir kişinin sesi kulaklarımda çınladı.
“Almila, Burak uyanacak mı? Onu tanıdın değil mi? Tanınacak halde olduğunu söyle bana ne olur.”
Serra teyze, görmeyeli yıllar olsa da beni tanımıştı. Oğlunun bir arkadaşı olarak tanıdığı beni, yıllar sonra dahi olsa unutmamıştı. Ve benden oğlunun durumu hakkında bir iyi kelime duymak için ölebilirdi şu an.
“Uyanır mı uyanmaz mı bu onun direncine kalmış. Ama ben, hem onu hem de seni tanıdım Serra teyze. Oğlun için çok dua et, dua et ki sana ve sevdiğine geri dönsün “
Kalan herkese başımla selam verip ameliyathanenin önünden hızlı adımlarla ayrıldım. Biraz daha kalsam ağlardım. Kendimi çok iyi tanıyordum, olduğum yere çöküp çığlıklar atarak ağlardım ama bu kadar acısı olan bir ailenin yanında o hale gelmek çok da akıl karı değildi.
Sonuç olarak hiç kimse sadece dershane arkadaşı olan, yıllardır da görmediği biri için hıçkıra hıçkıra ağlamazdı.
Doktor odasına geldiğimde kendimi hızlıca sandalyeye bıraktım. Masanın üzerinde olan telefonum titremekteydi. İlkokuldan beri arkadaşım olan, artık arkadaşlık vasfını kabul etmeyip ikizim olduğunu iddia eden arkadaşım Marin arıyordu. Bu kadar ısrarla aramasının nedeni mutlaka büyük bir dedikodu olmasıydı.
“Efendim Mari, telefonumun canını çıkarttın yine.”
Normalinin aksine nefes nefese konuşmaya başladı, normal şartlarda bir dedikoduyu sindire sindire anlatırdı.
“Almi, sen neredesin iyi misin?” sorduğu soru komiğime gitmişti. İyi olup olmadığım hakkında benim de çok fikrim yoktu.
Kısa bir of çekmenin ardından “Hastanedeyim,” dedim “Şimdi ameliyattan çıktım, odaya geldim. Neden sordun?” telefonun ardında kısa bir sessizlik hüküm sürdü ama çok sürmedi.
“Almi, sanırım bugün Burak o kızla evleniyor. O paçozun arkadaşı olan o şirret karı bir şekilde sana kuş uçurmadan benden duy istedim. Sakın deli-“
Hızla lafını kestim “Mari ne diyorsun kızım sen?! Ben az önce Burağı ameliyat ettim, kendi ellerimle diktim çocuğu sen neden bahsediyorsun!” tepkim karşısında bir kez daha sessizliğe bürünen Marin, kısa bir süre sonra ondan en beklenen tepkiyi verdi.
“Hassiktir! Bu kız resmen Burağı aldatmış, bir de aldattığı adamla evlenmiş.”
Az önce ellerimin arasında ölümle mücadele eden adam, iyileştiğinde sevdiği kadının ihanetiyle sarsılacaktı.
Ve benim onu bu halde görmeye ne gücüm vardı, ne de isteğim.
Masamın üzerinde duran psikolog kartıyla kısa bir bakışma geçti aramızda. Kısa bir zaman önce Marin bunu bana vermişti.
“Almi, hayatta her zaman içine attıkların sana yük oldu arkadaşım, bana anlatma ama sana zarar veren şeyi sök at içinden, söküp atarken yanında bir yoldaş olsun.”
O kartı elime aldım ve kendim için en doğru karar olduğuna inandığım şeyi yaptım.
“Merhaba, ben Almila Alaca. En erken ne zamana randevu alabilirim?”