Yanından geçmiş herhangi biri yansımasız olabilirdi. Onu kaçırmış olduğu için üzüldü Ece. Dikkatli davransaydı şu an kim olduğunu biliyor olacaktı. Ama aynı zamanda bu görüntü onun aklına güzel bir fikir de getirmişti. Ayrıca bu fikir benliğine aykırı da değildi.
Hemen fotokopi odasına gitti. Orada çok fazla kağıt olduğundan bir kısmını alsa kimse fark etmezdi. İlk önce kapıdan içeriyi baktı. Kimse yok gibi görünüyordu. Emin olduktan sonra içeri girdi. Masanın üzerinde duran fazla mürekkepten ne yazdığı okunamayan yaklaşık 30-40 adet A4 kağıdını alıp çıktı. Doğrudan sınıfına gitti. Neyse ki hocaları onu fark etmemişti. Bir de onlarla uğraşmayı hiç istemiyordu.
Sınıfına geldiğinde Songül'ü masasında resim çizerken buldu. Önce onu rahatsız etmeden ne çizdiğine baktı. Bu bir kuştu ve çok tatlı gözüküyordu. Yarısını çizmeyi bitirmişti bile. Muhtemelen daha önceden başlamıştı bu kuşu çizmeye. Öyleyse ona kısa bir ara verdirtebilirdi. Parmağının ucuyla hafifçe kızın kolunu dürttü.
"Çizim yaparken rahatsız edilmekten hoşlanmıyorsun biliyorum ama... Yardımın lazım!"
"Ne için yardım lazım?" Diye sohbete dahil oldu Tuna.
"Gelmen iyi oldu. İkinize de ihtiyacım var. Öncelikle gördüğünüz bu kağıtların beyaz kısımlarına 'Serçe kondu çatıya, sıkıyorsa çık lan karşıma ayna' yazacağız. Arka tarafındaki görünen kelimeleri de karalayacağız ki okuyan kişi yanlış tarafı okumasın." dedi düzgün anlattığına emin olmaya çalışarak. Arkadaşlarının bakışlarından akıllarında türlü sorular dolaştığını algılayabilmişti. Derin bir nefes çekti ve elindeki kağıtları onlara uzattı.
"Biriyle internetten konuşuyordum. O kişi aynı okulda olduğumuzu öğrendiğinde ilk önce onun beni bulacağına dair bir iddia da bulundu. Ben de ona hayır ben bulurum dedim. Bu noktada uzlaşamadık. En sonunda ilk kim bulursa o kazanır dedik. Ve şifreyi ayna olarak belirledik. Güzel bir meydan okuma değil mi?" Dedi ve arkadaşlarına baktı. Bu yalanı kağıtları aldıktan sonra bulmuştu. Görünüşe bakılırsa inanmış gibiydiler.
"İlk olarak bu yaptığın çok saçma, ikinci olarak çatıda karşılaşırsanız ikiniz de kaybetmeyecek misiniz?" Dedi merakla Songül.
"O kadar kolay kendimi belli edecek kadar aptal mıyım sence?" Dedi Ece kendinden emin bir şekilde gülümseyerek. İkisi de soruyu duymamış gibi yaptı. Ece onların hayır dediğini varsayarak konuşmasını devam ettirdi.
"Bana olan inancınız gözlerimi yaşartsa da merak etmeyin onu da düşündüm." Dedi ve parmağıyla Tunayı işaret ederek devam etti. "Sen Tuna! Müdürün oğlu olduğun için çatının anahtarına sahipsin. Bu kağıtları çatıdan aşağı fırlatacaksın. Ben ise çatıda gelen kişiyi görebileceğim bir yere saklanacağım. Bu sayede o kişi kağıtlardan birini okuyup çatıya gelecek ve biz o fark etmeden onu bulmuş olacağız..."
"Bir süredir sessizdin... Böyle bir şey yapmayı bekliyordun demek..." Dedi Tuna kağıtları sırasına koyarken. "Tamam, beni ikna ettin yapacağım..."
"İyi! Ben de yapacağım!" Dedi Songül yapmayı çok istemese de. Ece mutlulukla el çırptı ve kalan kağıtları da arkadaşlarına verdi. Onlar her bir kağıda Ece'nin istediği cümleyi yazdı. Ece de onların yazmayı bitirdiği kağıtları alıp arkalarındaki gereksiz kelimelerin üstünü karaladı. Tüm kağıtları bu şekilde üç tenefüs boyunca yapıp bitirmişlerdi.
"Şu an 5. Ders mi bitti?" Dedi Ece merakla.
"Evet, öğle arasındayız. Kantine gideceğim, kalanı sizde zaten." dedi ve Songül bu ikilinin yanından ayrıldı. Ece sabırsızlıkla Tunaya döndü.
"Öğrencilerin bahçeye en çok çıktığı vakit bu, o yüzden şimdi yapalım yoksa bunu yarın yapmamız gerekecek!"
"Hadi gidelim o zaman!" Dedi ve kağıtları eline alıp yürümeye başladı. Kız da ona katıldı ve kimselerin dikkatini çekmemeye çalışarak çatıya çıktılar.
"Şuraya bak dışarıda ne kadar çok insan var!" Dedi Ece şaşkınlıkla.
"Pencereden baksaydın aynı şeyi görürdün zaten..." Dedi Tuna alayla.
"Sen pencere kenarında oturuyorsun zaten! Bahçenin kalabalık olduğu vakitleri de gör bi zahmet!" Dedi ve onun cevap vermesini beklemeden etrafına bakınmaya başladı. "Şurası saklanmak için iyi gibi... Ne diyorsun?" dedi Ece ve depo gibi bir yeri işaret etti.
"Oranın anahtarı ben de yok ki..."
"Arkasına saklanmayı düşünüyordum zaten. Tüm anahtarların sen de olduğunu filan düşünmedim..." Dedi ve deponun arkasına gitti. Buradan her şey iyi gözüküyordu. Kafasını çok çıkarmazsa burada olduğu da anlaşılmazdı. Hızlıca Tunanın yanına geri geldi.
"Orada olduğum anlaşılıyor mu?"
"Hayır... Fark etmek çok zor. Büyüteçle falan anca gözükürsün..."
"Abartmaktan vazgeçmeyeceksin değil mi?" Dedi Ece. Tuna ise hayır anlamında kafasını salladı. Kız derin bir nefes çekti ve konuştu.
"Ben yerime geçiyorum, senle uğraşamayacağım. Oraya gittiğimde hepsini at!" dedi ve hızlıca gidip saklandı.
"O zaman şov başlasın." Diye mırıldandı ve Tuna elindeki tüm kağıtları çatıdan aşağı attı. Kollarının gözükmemesine de özen gösterdi. Atmayı bitirdiğinde geri çekilip kapıya bakmaya başladı.
Bahçedeki insanlar ise ne olduğuna anlam veremedi. Kim, neden ve nasıl çatının kilidini açarak bunu yapmıştı? Bazıları bunun bir şov olduğunu düşündü. Bazıları ise bunu bir dövüş çağrısı olarak algıladı. Kimilerinin ise bu durum hiç umurunda olmamıştı. Ama bir kişi neler olduğunu gerçek manasıyla anlamıştı.
Ece ve Tuna birkaç dakikadır kapıya bakarak bekliyordu. Tam kimsenin gelmeyeceğini düşünmeye başlamışlarken birinin ayak sesleri duydu Tuna. Eceye sus işareti yaptı. Sesler gittikçe yaklaştı ve bir anda durdu. Bu anı fırsat bilen Tuna kapıyı sonuna kadar açtı...





