“Bazı şeyler hatırlanmaz… çünkü hatırlanmaya izin verilmemiştir.”
Deniz bu cümleyi sabah boyunca kafasının içinde tekrar edip durdu.
Hatırlamıyorsun.
İki kelime.
Basit gibi.
Ama insanın içini delip geçen türden.
Eve geldiğinde direkt odasına kapandı.
Aynaya baktı.
Kendini tanıyordu… ama sanki eksik bir şey vardı.
Bir parçayı kaybetmiş gibi.
Telefonunu açtı.
Galeriye girdi.
Boş.
Geceye dair hiçbir fotoğraf, hiçbir video yoktu.
“Ben delirmiyorum…” dedi fısıldayarak.
Ama sesi bile emin değildi.
Ertesi gün Teoman okula gelmedi.
Bu ilk garip şeydi.
Çünkü Teoman hiçbir şeyi kaçırmazdı.
Deniz koridorda yürürken herkesin fısıldaştığını duyuyordu.
“Fotoğraftaki kız oymuş…”
“Gece oradaymış…”
“Teoman’la birlikteymiş…”
Deniz adımlarını hızlandırdı.
Kulaklarını kapatmak istedi ama mümkün değildi.
Sözler insanın içine sızıyordu.
Bir süre sonra okulun arkasındaki bahçeye çıktı.
Kimse yoktu.
Nefes aldı.
İlk kez biraz sessizlik.
Ama kısa sürdü.
“Kaçmak sana yakışmıyor.”
Deniz dondu.
Arkasını döndü.
Teoman.
Duvara yaslanmıştı.
Ama bu sefer farklıydı.
Yorgun görünüyordu.
Gerçekten.
Deniz bir adım geri çekildi.
“Sen dün gelmedin.”
Teoman gözlerini kısmadan baktı.
“Ben her yere gelmem.”
“Yalan söylüyorsun.”
Teoman sessiz kaldı.
Bu sessizlik daha çok şey söylüyordu.
Deniz yutkundu.
“Ben o gece orada değildim.”
Teoman başını hafifçe yana eğdi.
“Bunu bana mı söylüyorsun?”
Deniz bir an durdu.
Sonra sesini yükseltti.
“Fotoğraf var!”
Teoman ilk kez irkildi.
“Fotoğraf her şeyi kanıtlamaz.”
Deniz güldü.
Ama bu gülüş iyi değildi.
“Peki ya hafıza?”
Bu soru havada asılı kaldı.
Teoman cebinden bir şey çıkardı.
Küçük bir ses kayıt cihazı.
Deniz kaşlarını çattı.
“Bu ne?”
Teoman düğmeye bastı.
Ve bir ses yayıldı.
Deniz’in sesi.
Ama… farklı.
Daha soğuk.
Daha uzak.
“Eğer bunu yaparsam, kimse hatırlamayacak.”
Deniz geri çekildi.
“Bu ben değilim!”
Teoman gözlerini ondan ayırmadı.
“Biliyorum.”
Bu cevap Deniz’i daha çok sarstı.
“Biliyorum çünkü ben de oradaydım.”
Sessizlik.
Rüzgâr bile durdu sanki.
Teoman devam etti:
“Ve o gece… bir şey oldu.”
Deniz yutkundu.
“Ne oldu?”
Teoman’ın sesi ilk kez kırıldı.
“Sen… beni gördün.”
“Zaten gördüm!”
Teoman başını salladı.
“Hayır.”
Bir adım yaklaştı.
“Beni ilk kez o gece gördün.”
Deniz dondu.
“Ne demek istiyorsun?”
Teoman gözlerini kaçırdı.
“Biz daha önce tanışmıyorduk.”
Deniz’in nefesi kesildi.
“Bu mümkün değil…”
Teoman ona baktı.
“Sen de bunu biliyorsun.”
Deniz geri çekildi.
“Hayır… hayır, ben seni biliyorum. Okul… herkes…”
Teoman bir adım daha yaklaştı.
“Deniz.”
İlk kez ismini bu kadar net söyledi.
“Ben bu okulda yoktum.”
Sessizlik.
Deniz’in içi boşaldı.
“Sen… ne diyorsun?”
Teoman yavaşça ekledi:
“Ve sen de dün gece orada değildin.”
O an Deniz’in telefonuna yeni bir mesaj geldi.
Bilinmeyen Numara:
“Gerçek hatırlanmayan şeydir.”
Deniz ekrana baktı.
Sonra Teoman’a.
Ve ilk kez düşündü:
Ya yanlış olan onlar değilse?
Ya yanlış olan… hafızanın kendisiyse?