Geri çekilmek istemesem bile zorla çekildim. Alnını alnıma yasladı.
" İzin vermeyeceğim, bu sefer kimsenin seni üzmesine izin vermeyeceğim " dedi sessizce. Gözlerim kapalıydı.
" Bu sefer ben var oldukça kimse seni üzemeyecek.. hiç kimse hem de ben var oldukça kimse sana bir şey yapamayacak "
" Ya sana da bir şey yaparlarsa peki.." dedim sessizce.
" Yapamazlar senin sevgilinim ben kızım izin verir misin" dedi. Gülümsedim. Kafamı hafifçe iki yana salladım.
" Vermem "
"Eğer ben de yanındaysam sana bir şey olmasına izin vermem " dedim. Güldüğünü hissettim. O sırada dışarıdan sesler gelmeye başladı.
YAZARDAN~
Işıl sıkı sıkı asıldı kızın saçlarına, tuttu sıkıca. Arkadaşının hayatını mahveden o kızı bırakmadı yere yatırdı üstüne çıktı kimse tutamıyordu onu ya da tutmak istemiyorlardı...Ne olursa olsun durmadı Işıl herkes toplandı başına anneler ayırmaya çalıştı ama nafile bir tokat çarptı Merve'nin yüzüne
" Bu o gün arkadaşımı rezil ettiğin için " dedi ve bir tane daha artık kızın ahlamaları çığlığa dönüşmüştü.
" Bu o gün arkadaşımın hayatını mahvettiğin için " bir tokat daha..
" Bu o günden sonra o kızın kendini kapatmasına sebep olduğun için " bir tokat daha..
" Bu arkadaşımı üzdüğün her dakika için " dedi. Kızın yüzü kıpkırmızı olmuştu. Anneler Işıl'ı çekmeye çalışsada durmadı Işıl, durmayacaktı. sertçe ittirdi üzerindeki elleri ve bağırdı.
" Kimse bu kızı savunmayacak ne çabuk unutuldu bu kız mahvetti ya her şeyi ya " dedi ardından tekrar bir tokat daha attı bir eli saçını çekiyor diğeri tokat atıyordu.
" Ne yüzle buradasın lan sen " diye bağırdı. Işıl kızın üzerine atılınca Mertler içeriye girip kapıyı kapatmışlardı. Sesler dışarıya gitmiyordu. En sonunda bir el hissetti belinde daha konuşmadan kendini ters aşağı bakarken görmüştü. Kokuyu hissetti nerede duysa tanıyacağı kokuyu. Mert tarafından sırtına alınmıştı. Saçları aşağıya doğru savruldu. Mert kolaylıkla kaldırmıştı onu.
Merve yerde doğrulmaya çalıştı ağlıyordu.. tıpkı o gün Gizem'in hıçkırarak ağladığı gibi. Işıl'ın kaşları çatıldı ve kafasını kaldırmaya çalıştı.
" Bırak be beni " dedi. Mert gözlerini devirdi.
" Neden "
" Neden mi delirtme beni Mert. " dedi.
" Yüzüme bak ya ben bu yüzü kazanmak için neler yaptım haberin var mı senin " dedi Merve. Işıl doğruldu ve Merve'nin üstüne atlamaya çalıştı hatta eline bir kaç tutam saç geldi fakat Merve hemen geri çekildi.
" Kes lan bak gebertirim seni " dedi. Mert kapıyı açtı ve çıktı aynı sakinlikle herkesi arkasında bıraktı ve kapıyı kapattı. Ayakkabılarını da büyük ustalıkla giydi. O sırada Işıl homurdanıyordu ve bir yandan yumruk yaptığı elini Mert'in sırtına geçiriyordu fakat Mert pek aldırmıyordu.
" Bıraksana beni ya hayvan "
" Hayvan mı " ,
" Evet hayvan, öküz, koala bırak beni " dedi Işıl. Bunun üzerine biraz daha aşağıya sarkıttı Mert, daha sert vurdu Işıl ya da kendisi öyle sandı çünkü Mert'e gram işemiyordu. Merdivenlere yöneldi Mert.
" Napıyorsun ya Mert bırak beni "
" Akşam egzersizi "
" Ben sana bir yaptırırım şimdi-" derken Mert'in gülme sesi ilişti kulağına. İçinden lanet adam diye geçirdi. Gülüşü yetiyordu.
" Teşekkürler ben yapıyorum " dedi Mert son basamağı inerken ardından dışarıya yöneldi. Onları izleyen Demir ve Gizem'den habersizken kendi arabasına yöneldi Mert arabasını burada bırakmıştı.
" E senin araban burada " dedi Işıl. Artık yumrukları durmuştu. Bir polise direnmenin anlamı yoktu. Arabanın önüne geldiler.
" Zaten var " dedi Mert ve Işıl'ı arabaya bindirdi. Ardından kendisi de bindi. Arabayı çalıştırdı. Işıl kollarını göğsüpnde birleştirmiş Mert'e dik dik bakıyordu. Mert'te baktı bu güzel kadının gözlerine sinirliyken daha güzeldi. Başını hafif sağa yatırdı.
" Ne vardı bıraksaydın da iki dakika pataklasaydım " dedi.
" Biraz daha bıraksak kızı öldürüyordun Işıl "
"Hak ediyor çünkü hem de hepsini az bile yaptım " dedi Işıl ve ekledi.
" Hem biz nereye gidiyoruz ya yangından mal kaçırır gibi hatta sanki normal bir çantaymışım gibi sırtladın çıkardın beni " dedi yine siniriyle. Mert daha çok güldü.
" Öyle canımızın istediği yere gideceğiz" dedi. Işıl kaşlarını bıraktı ve şaşkınlıkla
" Af buyur " dedi. Mert kafasını düzeltti.
" Nereye gitmek istersek oraya gidelim " dedi.
" Kimsenin bizi göremeyeceği duyamayacağı yer olsun o zaman " dedi. Mert kafasını ' hay hay ' şeklinde salladı ve arabayı çalıştırdı.
GİZEMDEN
Apartmandan çıkan Mert ve sırtındaki Işıl'ı gördüm şaşkınlıkla ağzım açıldı. Mert Işıl'ı arabaya bindirdi ve kendisi de bindi. En sonunda Demir'in sözleri ile oraya bakmayı bıraktım.
" Aşık bunlar " dedi. Güldüm.
" Çok aşık oldunuz herhalde komiserim " dedim.
" Bizim kitabımızda tek kişiye yer vardır Mimar Hanım " dedi.
" Ya kimmiş o tek kişi tanıyor muyuz " dedim sahte bir şaşkınlıkla. Dışarıdan yine sesler geldi. Kısa bir an baktık Mervelerdi gidenler ama umursamadım. Demir de umursamamış olacak ki cevap verdi.
" Tanırsınız " dedi.
" Siz boşverin onu gelin bana aşık olun " dedim. Hemen uzaklaştı dibimden.
" Karımdan başkasına bu kalp haramdır " dedi. Eridim, bittim, geberdim anlatamam...
" Yaa öyle mi cidden beni karın diye mi görüyorsun " dedim cilveyle.
" Başka ne diye göreyim. Ben anlamam öyle sevgili mevgili seni seviyorsam sevdalımsındır sen de seviyorsan karımsındır " dedi. Gülümsedim.
" Eğer seni seviyorsam sevdiğimsindir sen de seviyorsan kalbimsindir, kocamsındır " dedim bende onun gibi gülümsedi. Tekrar dibime geldi. Dudaklarımızın arasında artık santim falan yoktu. Gözleri kaydı dudaklarıma bir şeyler fısıldadı anladım tabi.
" Bu kadar güzel olmak zorunda mıydın " dedi. Yaklaştı daha fazla fakat yanağımda durdu. öpmedi ama çekilmedi derin derin nefes aldı. Gözlerim kapalıydı. Kokusunu içime çektim bol bol, dudakları hareketsizdi. Telefon çalmaya başladı. Öptü yanağımı ve geri çekildi. Gülümsedim ben izin vermedikçe ne olursa olsun dudağı dudağıma değmeyecekti. Biliyordum böyle düşünüyordu. Telefona uzandı. Ekrandaki kişiye baktı ve göz devirdi.
" Ne var lan " dedi. Kısa bir sessizlik oldu.
" Senin arayacağın zamana ben kardeşim varya- " dedi ve bana baktı o sırada sustu.
" Tamam kapat lan " dedi ve kapattı.
" Kimdi " diye soramadan edemedim.
" Karakoldan aradılar bir şey yok " dedi. Ardından yine telefonu çaldı.
" Geç bile kaldın " dedi ve telefonu bana çevirdi. Ekranda ki " Katıksız Salak " ifadesini görünce istem dışı güldüm. Abimdi. Açtı ve hapörlere aldı.
" Ne var "
" Gizem seninle mi lan kardeşime naptın "
" Ne yapacağım kıza benimle burada "
" İyi eve gelin karakoldan aradılar "
" Geliriz kardeşim "
" Kapat lan " dedi abim Demir bir saniye düşünmeden kapattı telefonu. Güldüm.
" Göreve mi " dedim. Kafasını salladı.
" Dikkat et. Allah'a emanet ol " dedim.
" Sende dikkat et belaya girme ben gelene kadar "
" Sen gelince girebilir miyim "
" Ben yanındaysam girebilirsin " dedi. Güldüm güldü.
" Allah yardımcınız olsun " dedim.
" Amin hadi seni eve bırakayım "
" Hayır geç kalma sen ben giderim iki adım zaten "
" İyi tamam dikkatli geç bakıyorum buradan "
" Tamam anne " dedim güldü. Uzandım ve sarıldım sarıldı bana ardından benden beklenmedik bir şey yaptım ve dudağına doğru kısa bir öpücük bıraktım. Geri çekildim ve kapıyı hemen açıp çıktım ve koşar adımlarla eve girdim. Hemen yukarıya çıktım. Abim kapıdaydı gittim ve sarıldım.
" İyi misin abim " dedi.
" İyiyim iyiyim göreve mi gidiyorsunuz "
" Evet " dedi sakince. Gülümsedim.
" Allah'a emanetsin abim Allah yardımcınız olsun "
" Sende birtanem dikkat et kendine " dedi ve ayrıldı. Yanağımdan öptü ve saçlarımı karıştırdı. Hemen ona döndüm koşarak asansöre bindi. Güldüm ve ben de içeriye geçtim. Annemler içerideydi beni görünce annem geldi yanıma
" Annecim kızgın mısın bize " dedi annem. Kızgın mıydım ? Evet.. o kızı bile bile eve aldıkları için onlara kızgındım ama yine içime attım ve gülümsedim.
" Yok annem niye kızgın olayım " dedim. Saçlarımı öptü.
" Neyse Nil Sultan ben odama gidiyorum yeter bu kadar duygusallık " dedim ve yanağını öptüm. Ardından kenarda oturan bize dolu gözlerle bakan babamın yanına gittim. Biliyordum o günleri hatırlamıştı bu yüzdendi ve evet beni o zaman en çok kıran iki ay babamın yüzüme bile bakmamasıydı. Yine de ben hiç dışıma vurmadım yine içime attım.
Gidip onu da öptüm ve odama girdim. Kapıyı kapattım gözlerim kapandı üzerimi değiştim ve yorgun adımlarla yatağıma uzandım. Sonra kalktım ve camın önündeki koltuğa oturdum gecenin sessizliğini izledim öylece. Eskilere gidince gelmek zor olurdu. İki ay dile kolaydı ama iki ay babam evde ben yokmuşum gibi davranmıştı.
Annem sadece yemek için sohbete girerdi. Kimse de bu kız nasıldır diye düşünmemişti ama ben her şeye rağmen gidip affetmiştim. Elimi çeneme koydum dolan gözlerimi geri göndermedim aktılar öylece. Birde dertli şarkı ile ne güzel olurdu ama açmadım ya da açamadım.
Üzerimde geçmişin yorgunluğu vardı...
YAZARDAN
Mert arabayı sürüyordu sessizdi araba. Parka geldiler yeniden onları birleştiren parka geldiler. Işıl gülümsedi..
" Sakin yer derken burayı kast etmemiştim "
" Ama kimsenin bizi rahatsız etmeyeceği yer dedin " dedi Mert. Işıl daha da gülümsedi. Arabadan indiler. Görev haberi ona da ulaşmıştı ama görev gecenin üçündeydi iki saatini Işıl ile geçirse ona yeterdi. Işıl annesine kısa bir mesaj yazdı ve arabadan indiler üzerinde montu vardı ama hafif esen rüzgar soğuktu.
Sessizdiler yine yan yana yine o banka yürüdüler. Oturdular sessizdiler bir kaç kişi vardı parkta o kadardı ama bank tarafında sadece onlar vardı.
Mert Işıl'ı izledi. Işıl ise geceyi. En sonunda bakışları kesişti. Yutkundu Işıl. Bu yeşil gözler onu yakardı farkındaydı. Çekemedi gözlerini yine de baktı en derinlerine.
" Birine sevdalandıysam napabilirim " dedi Mert ve ekledi.
" Üstelik fazla vakit geçirmediğim biri " dedi. Işıl'ın kalbi hızlandı, korktu. Mert birini mi seviyordu ? Bir süre durdu ama zorla da olsa
" Git sevdiğini söyle " dedi Işıl. Bir süre sessizlik oldu.
" Ya beni sevmiyorsa " dedi Mert. Işıl daha da kötü oldu.
" Kim ki " dedi Işıl tutamadı kendini sesi titremişti. Mert yutkundu.
" Sen " dedi direkt. Durmadı. Yarın sağ gelecek miydi ? Belli değildi. E o zaman ne diye tutuyordu içinde. Gece görevi vardı. Durmadı o yüzden. Işıl şaşkınlıkla bakıyordu. Mert onu mu seviyordu ? Bir zamanlar babası da seviyordu ama terk etmişti onu. Işıl seviyor muydu ? Evet seviyordu, aşıktı, sevdalıydı. Ama hayat ona zaten sevdiği birinden tokat atmıştı. Yine olmamalıydı.. yine olmazdı.. bu sefer katlanamazdı.. yine birini bekleyemezdi olmazdı. Hayat ona babasıyla en iyi dersi vermişti.
Mert hüzünle gülümsedi. Kalbine hançer
" Bir şey demene gerek yok Işıl. Ben bugün göreve gidiyorum yarın burada mıyım belli olmaz o yüzden içimde tutmadım. Seviyorum seni belki saçmalama dersin ama-" diyecekken Işıl birden sarıldı kalbine uydu ilk defa aklıyla hareket etmedi. Bol bol çekti kokusunu. Mert şaşırdı hem de hiç olmadığı gibi sarıldı Işıl'a saçlarına burnunu gömdü. Doğru muydu ? bilmiyordu ama sarılıyordu. Kokusunu içine çekiyordu. Fakat o anda Işıl'ın aklına sesler geldi.
" Seni hiç sevmedim "
" Seni kızım olarak görmedim "
" Üvey kızımı senden daha çok sevdim ben "
" Beklemeseydiniz lan bekleyin diyen mi oldu "
" Ben ne seni ne anneni ne de kardeşini sevdim " babasının sesiydi bunlar o sıırada aklı konuştu.
" Yine terk edileceksin salak Işıl "
" Baban bile terk etti seni o mu etmeyecek "
" Bir daha olmaz, bir daha kaldıramazsın "
" Seni baban bile sevmedi o mu sevecek " diyordu aklı. Hemen ayrıldı Mert'ten. Evet olmazdı. Işıl bir kere daha katlanamazdı, kaldıramazdı, olmazdı. Hızla kafasını iki yana salladı.
" O-olmaz bizden Mert " dedi zorlukla gözleri doldu. Mert kalbinde bir bıçak hissetti.
" Herkesten oluyor bizden de olurdu belki " dedi Mert. Evet bencilceydi ama Işıl onu sevsin istedi. Evet bencilceydi ama Işıl onu beklese bile sevsin istedi. Üstelik yarının garantisi bile yokken
" Ben bir daha kaldıramam Mert. " dedi Işıl. Gözlerinden yaşlar akmaya başlamıştı.
" Neyi " diye soramadı Mert. Sustu. Haklıydı.
" Ya sen de bırakıp gidersen beni " dedi Işıl. Mert hüzünle gülümsedi ve kafasını iki yana salladı.
" Ölüm bizi ayırmadıkça bırakmam " dedi Mert. Işıl kafasını iki yana salladı. Gözlerinden yaşlar hızla gelmeye devam ederken
" Babam bile sevmedi beni sen mi seveceksin iki gün sonra sen de gideceksin ben kaldıramam " dedi tekrar. Mert'iz yüzündeki hüzünlü gülümseme büyüdü hüzün acıya döndü. Kalbi sıkışıyordu.
" Bırakmam be kızım ölüm olmadıkça ben seni bırakmam " dedi. Işıl ayağa kalktı.
" Özür dilerim ama ben kaldıramam Mert " dedi ve elleriyle gözünü sildi. Acısına rağmen gözlerinin içine baktı. Sevmemeliydi onu Mert olmazdı. Bıraksın istedi. Gidip kendine başka yar bulsun istedi. Onu babası sevmemişti. O sevgi nedir bilmezdi. Aşk nedir bilmezdi. Evet hissederdi ama gösteremezdi.
İşte en büyük korkusu buydu. Ya seni seviyorum dese bile sevgisini gösteremezse ve Mert'te sevmiyor sanıp onu babası gibi terk etseydi. İşte o zaman dayanamazdı. Evet Gizemlisi seviyordu onu annesi, kardeşi seviyordu. Ama onlar onu biliyorlardı ama Mert bilir miydi ? herkes verdiği sevgiyi istemez miydi ?
Bu yüzden acımasızca konuştu.
" Bizden olmaz Mert vazgeç bu sevdadan ben seni arkadaşım olarak seviyorum bırak o öylece kalsın önüme çıkma " dedi. Sözleri hem Mert'in hem de kendisinin kalbine bir ok gibi saplanırken boğazına bir yumru oturdu. Eğer biraz daha o gözlere bakarsa gidemezdi, ağlardı. Hatta gidip tekrar sarılırdı. O yüzden hemen arkasını döndü ve az ileride giden taksiyi hızla durdurdu ve bindi.
Arkasında bir kalp bıraktı. Sözleriyle iki kalbi de yerinden söküp çiğnemişti ve Işıl Duman yine kalbinin sesini dinleyememişti...
~ 39. Bölüm Sonu ~
Selamlarr
Nasılsınızz
Bölüm hakkında ki düşünceleriniz neler ??
Işılım.. Mertim... kirazlı keklerim benim..
Bu bölüm Işıl ve Mert'in parktaki sahnesini yazarken dinlediğim şarkı: Deniz Toprak-Diz Dize oldu. Tam onlarlık bir şarkı oldu o yüzden okurken onu dinlemenizi tavsiye ederim. Okurken dinlemezseniz bile en azından şöyle girip üç dakikanızı ona vermenizi istesem çok mu bir şey istemiş olurum.. Bilenler varsa da ve dinleyenleriniz olursa da yorumlarda cidden haklı mıyım belirtirlerse çok sevinirim
Gelecek bölümde görüşmek üzeree 💗
Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayınn 💖
Sizleri çokk seviyorumm 💕
Kendinize dikkat edinn ❤️
Sağlıcakla kalınnn
Hoşçakalınnn
💝
