Ceren derin derin soluk alarak ayağa kalktı. Sokağın loş ışığında, apartman duvarlarının arasına sıkışmış tekinsiz karanlık boşluklar gözüne çarpıyor, yoldan geçen herkesin bakışı namlunun ucundaymış gibi tedirgin hissettiriyordu. Biri beni izliyor mu? Her adımda omzunun üzerinden baktı; kaldırımın öteki ucunda park hâlinde duran siyah sedan gözünü üzerinden ayırmıyormuş gibi hissediyordu. Göğsündeki düğme kopmuşçasına bir acı, boğazındaki düğüm çözülmedi: Gözleri yanmaya başladı, yaşlar bulanık bir perdenin ardında kaydı. > Ceren (hıçkırıklarla iç ses): Dayanamayacağım… Neden ben? Ayaklarını birden hızlandırdı, apartmanına giden yolun köşesine kadar kısa bir koşu—sonra: Kaldırım taşının çıkıntısına takıldı. Gümbür! Dizleri sertçe zemine çarptı, avuç içleri çizildi, pantolonu yırtıldı. Acıdan inledi ama ayağa kalktı, gözyaşları yanaklarına karışıyordu. Tam apartman kapısına birkaç adım kala telefon yine titredi. > Kaan (SMS): “Siyah arabayı görüyorsun. Git ve bin. Canın yanıyorsa onlara söyle—zorluk çıkarma. Seni zorlamak istemem.” Kalbi gırtlağına tıkandı. Başını kaldırdı; az önce baktığı siyah sedan hâlâ oradaydı, farları kapalı ama motoru sanki homurdanıyordu. Plakasızdı. Ceren geri geri birkaç adım attı, içgüdüsel olarak kaçmak istedi—ama ayakları betona çivilenmişti. Sonra kendini toparlayıp bir karar vermiş gibi arabaya yöneldi; attığı her adımda dizindeki acı zonkluyordu. Tam kapı koluna dokunup geri çekilmek üzereyken içindeki korku ağır bastı: > Ceren (kendi kendine, titrek): Hayır… binemem… binmemeliyim! Döndü, apartmanın girişine doğru iki adım atmıştı ki sert bir el kolunu yakaladı. Boğuk bir çarpışma sesi, nefesi kesildi. Bir adam — geniş omuzlu, yüzü karanlıkta seçilmeyen biri — onu hızla aracın arka kapısına doğru sürükledi. > Adam (kısık, buyurgan): Lütfen direnmeyin, Bayan Kalender. Kapı açıldı, deri koltuktan gelen keskin koku yüzüne çarptı. Ceren boğazından kesik bir çığlık yükseltmeye çalıştı ama sesi zar zor çıktı: > Ceren: Bırak… lütfen! Adam onu nazik ama kaçınılmaz bir kuvvetle içeri itip kapıyı kapadı. Kilit sesi duyuldu. İçerisi loştu; sadece ön paneldeki zayıf ışık, sürücünün siluetini çiziyordu. Ceren’in gözleri karanlığa alışırken telefonuna baktı: ağzı kuruyordu, parmakları titriyordu; yeni bir mesaj daha geldi. > Kaan (SMS): “İyi yaptın. Güvendesin. Eve gidiyoruz.” Eve mi? Hangi eve? Ceren dudaklarını ısırdı, içindeki korku yer yer öfkeyle karıştı. Araba sessizce ilerlerken dışarıdaki sokak lambaları art arda geçiyor, her biri Ceren’in hayatında silip süpürülen bir özgürlük anını simgeliyordu. Kapana kısılmıştı — ama sakinleşen o derin nefeslerin arasında ince bir ant içti: Bu oyunu sen kurdun, Kaan Kalender… Ama kurduğun yerde beni tutamayacaksın.
Bölüm 3
3. Bölüm
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.