Ceren Demir gömleğinin son düğmesini ilikledi, çantasındaki küçük aynayı çıkarıp saçının dağınık tutamlarını düzeltti. Derin bir soluk aldı, ardından “Livia Ajans” yazılı pirinç tabelenin önünde durdu. Burası, yıllardır hayalini kurduğu reklam-yazarlığı kariyerine ilk adımı olacaktı. Döner kapının içeri çağıran ışıltısına adımını attığında loş ama şık bir lobiye girdi; duvarları modern tablolar süslüyor, ortadaki mermer sehpada solmayan beyaz bir orkide duruyordu. Resepsiyon masasında keskin bakışlı, orta yaşlı bir kadın oturuyordu. > Ceren (nazik bir tebessümle): Merhaba, stajyer metin yazarı pozisyonu için randevum vardı. Ceren Demir. Resepsiyonist: Elbette, bir saniye… Kadın klavyeye birkaç seri dokunuş yaptı. Ekrana bakarken kaşları neredeyse birbirine değdi. > Resepsiyonist (soğuk bir tonla): Hmm… Hanımefendi, sistemimizde beklenmedik bir bilgi var. Ceren: Nasıl bir bilgi? Resepsiyonist (kısık sesle, ekrandan okumaya devam ederek): “… Resmî nikâh: İki ay önce. Eş: Kaan Kalender.” Ceren (sersemlemiş): Bu… imkânsız! Ben evli falan değilim! Kadın ekranı bir kez daha kontrol etti, sonra Ceren’i baştan aşağı süzüp dudağını büzdü. > Resepsiyonist: Kusura bakmayın ama ajans politikamız gereği yalnızca bekâr adaylar alınabiliyor. Başvurunuzu değerlendiremiyoruz. Ceren’in boğazı düğümlendi. Kaan Kalender—şehir efsanesine dönüşmüş bir mafya lideri. Bu ismin kendi kimliğinde ne işi vardı? Dizlerinin bağı çözülecek gibiydi. Sarsılmış hâlde döner kapıya yöneldi. Cam kanat hızla geriye savrulurken dışarıdaki keskin gece rüzgârı yüzüne çarptı, şehrin karmaşık uğultusu—korna, tramvay zili, uzaktaki siren—kulaklarını doldurdu. O sırada telefonu titredi. Ekranda tanımadığı bir numara vardı: > Kaan (SMS): “Seni alacağım. Nikâh işini bir yardımcım halletti. Sorgulama, Ceren. Hiçbir şeyi.” Ekrandaki harfler dalgalanıyormuş gibi bulanıklaştı. Ceren’in kalbi çılgınca atıyor, eklem kemikleri telefonu sıktıkça beyazlaşıyordu. > Ceren (fısıltıyla): Ben… evli miyim şimdi? Topukları parke kaldırımı gürültüyle döverken yolun kenarındaki sokak lambasına kadar yürüdü. Dizleri tutmadı, duvar dibindeki dar beton kaldırıma çöktü. Dirseklerini dizlerine dayayıp başını ellerine gömdü; nefesi düzensizdi, sanki hava boğazına sığmıyor, ciğerleri daralıyordu. > Ceren (iç ses, boğuk): Sakin ol… Sakin olamazsın… Kaan Kalender… Hayır… Avuç içleri terlemişti. Ellerini ovuşturdu—görünmez bir kiri silmek ister gibi. Parmakları titrek bir ritimde sürtünüyordu: şşş—şşş. Bir taksi korna çalıp farlarını üzerine çevirdi. Kalp atışı kulak zarlarında yankılandı: titreme → baş dönmesi → kesik kesik nefes. Panik atak zinciri kilitleniyordu. Hatırla, nefes egzersizi. Bir… iki… üç… Al. Dört… beş… altı… Ver. Sırtını soğuk duvara yasladı, dizlerini göğsüne çekti. Telefon hâlâ elindeydi; ekran kararmıştı ama mesaj zihin duvarlarına kazınmıştı: Seni alacağım… Nikâh işini bir yardımcım halletti… Sorgulama hiçbir şeyi… Henüz ilk raunddu, ama oyunu kimin kurduğu belliydi: Kaan Kalender. Ve Ceren Demir, sahte bir evliliğin—belki de ölümcül bir korunaklı kafesin—tam ortasında tek başına nefes almaya çalışıyordu.
Bölüm 2
2. Bölüm
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.