Cuma akşamı kampüs normalden farklı görünüyordu.
Gündüzleri öğrencilerin koşuşturduğu çimler bu kez küçük ışıklarla süslenmiş, ağaçların arasına sarı ışıklar asılmıştı. Büyük bir beyaz perde kurulmuş, önüne onlarca sandalye ve minder yerleştirilmişti.
Mira kampüsün girişinde durup etrafına baktı.
“Fena değil.”
Yanındaki Ece hemen ona döndü.
“Fena değil mi?”
“Evet.”
“Üç gündür bu geceyi bekliyorum.”
“Ben beklemiyordum.”
Ece gözlerini kıstı.
“Yalan.”
“Değil.”
“Ege gelecek.”
Mira bir anda sustu.
Ece sırıttı.
“Bak.”
“Neye bak?”
“Adını söyleyince sustun.”
“Çünkü senin saçma yorumlarını dinlemek istemiyorum.”
“Tabii.”
Mira çantasının askısını düzeltti.
“Film için geldim.”
“Kesinlikle.”
“Ece.”
“Efendim?”
“Bir daha böyle konuşursan seni burada bırakırım.”
Ece kahkaha attı.
“Tamam, tamam.”
Mira ilerlemeye başladı.
İki adım sonra arkasına dönüp sordu:
“Ege geldi mi?”
Ece’nin yüzündeki gülümseme anında büyüdü.
Mira gözlerini kapattı.
“Hiçbir şey söyleme.”
“Ben daha ağzımı açmadım.”
“Açma.”
Tam o sırada Ece’nin arkasından bir ses geldi.
“Ben geldim.”
Mira’nın adımları durdu.
Ege.
Yanında Doruk vardı.
Doruk’un elinde dört tane patlamış mısır kutusu bulunuyordu.
Mira ona baktı.
“Sen bunları neden taşıyorsun?”
Doruk gururla kutuları kaldırdı.
“Çünkü sinemaya mısırla gelinir.”
“Burada zaten mısır satılıyor.”
“Ben kendi mısırımı tercih ediyorum.”
Ege Doruk’un elindeki kutulardan birini aldı.
“Çünkü üç tanesini yolda yedi.”
Doruk hemen itiraz etti.
“Bir tanesini yedim.”
Ege ona baktı.
“Üç.”
“İki buçuk.”
Mira kahkaha attı.
“İki buçuk mısır kutusu mu yedin?”
Doruk gayet ciddi bir ifadeyle başını salladı.
“Matematiksel olarak açıklaması uzun.”
“Sen matematiğe bulaşma.”
“Niye?”
“Matematik seni kabul etmez.”
Ege kahkaha attı.
Doruk ise göğsüne elini koydu.
“Bu arkadaş grubunda bana hiç saygı yok.”
Ece hemen cevap verdi:
“Çünkü saygı kazanılan bir şey.”
Doruk birkaç saniye düşündü.
“Ben yine de mısırımı paylaşmam.”
Dört kişi biletlerini aldıktan sonra içeri girdi.
Ece önden gidiyordu.
Bir anda durdu.
“Şurada oturalım.”
Mira baktı.
Dört kişilik boş bir alan vardı.
İki sandalye yan yana, diğer ikisi de tam önlerindeydi.
Mira sandalyelere baktı.
Sonra Ece’ye.
“Ben Ege’nin yanında oturmuyorum.”
Ece masum bir ifadeyle,
“Ben öyle bir şey söylemedim.”
“Yüzünden belli.”
“Ne belli?”
“Plan yaptığın.”
Doruk araya girdi.
“Ben de hiçbir şey anlamadım.”
Mira ona döndü.
“Sen sus.”
Doruk elini kaldırdı.
“Tamam.”
Sonra Ece’ye eğilip fısıldadı:
“Plan B’ye geçiyoruz.”
Mira’nın gözleri büyüdü.
“DUYDUM.”
Doruk hiç utanmadan,
“Plan B diye bir şey yok.”
“Az önce söyledin.”
“Ben ‘plan B’ demedim.”
“Dedın.”
“Belki kendi kendime söyledim.”
“Yanında söyledin.”
“Sesli düşünmüşüm.”
Mira başını iki yana salladı.
“İkiniz gerçekten…”
Ege araya girdi.
“Boş ver.”
Mira ona baktı.
“Sen bunların tarafında mısın?”
“Hayır.”
“İyi.”
“Ben sadece yoruldum.”
Mira gülümsedi.
“İlk kez aynı fikirdeyiz.”
Ege hafifçe başını eğdi.
“İlk kez mi?”
Mira birkaç saniye sustu.
Sonra farkında olmadan gülümsedi.
“Belki ikinci.”
Sonunda oturdular.
Mira ile Ege yan yana.
Ece ile Doruk önlerinde.
Film başlamadan önce kampüsün ışıkları yavaş yavaş azaldı.
Mira çantasından içeceğini çıkardı.
Ege ona baktı.
“Yine soğuk kahve.”
Mira başını çevirdi.
“Ne var?”
“Hiç.”
“Niye bakıyorsun?”
“Bir şey yok.”
Mira gözlerini kıstı.
“Geçen sefer de siparişimi bilmiştin.”
Ege birkaç saniye sustu.
“Hatırladım.”
“Neyi?”
“Ne içtiğini.”
Mira’nın yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
“Demek dikkat ediyorsun.”
Ege bir an durdu.
“İnsanların ne içtiğini hatırlamak dikkat etmek mi?”
“Benimkini hatırlamışsın.”
“Evet.”
“Demek ki…”
Mira cümlesini tamamlayamadan Doruk arkasını döndü.
“Ne demek?”
Mira anında:
“Hiç!”
Doruk şüpheyle Ege’ye baktı.
Ege de ona baktı.
Doruk gözlerini kıstı.
Sonra Ece’ye döndü.
“Bir şey kaçırdım.”
Ece fısıldadı:
“Çok şey.”
Film başladı.
İlk yirmi dakika oldukça sessiz geçti.
Ta ki filmin komik bir sahnesinde Mira kahkahasını tutamayınca elindeki mısır kutusunu yanlışlıkla Ege’nin dizine devirecek kadar hareket edene kadar.
Mira dondu.
Ege aşağı baktı.
Pantolonunun üzerinde birkaç mısır vardı.
Mira’nın yüzü düştü.
“Ben…”
Ege ona baktı.
Mira hemen peçete çıkardı.
“Özür dilerim.”
Ege gülümsemeye başladı.
“Senin yanında neden sürekli bir şeyler oluyor?”
“Bilmiyorum.”
“Ben artık alıştım.”
Mira mısırları toplamaya çalıştı.
“Tamam, tamam.”
Ege hafifçe elini uzattı.
“Boş ver.”
“Hayır, benim yüzümden oldu.”
“Gerçekten sorun değil.”
Mira elindeki son mısırı aldı.
Tam kutuya koyacaktı ki…
Ege’nin eline baktı.
Ege de aynı anda onun eline baktı.
Parmakları birbirine değdi.
İkisi de bir an durdu.
Mira elini çekti.
“Şey…”
“Evet?”
“Elin…”
“Elim?”
“Hiç.”
Ege gülümsedi.
“Tamam.”
Mira tekrar perdeye döndü.
Ama birkaç saniye sonra Ege’nin gülümsemesini fark etti.
“Niye gülüyorsun?”
“Bir şey yok.”
“Var.”
“Yok.”
“Sen demin benimle dalga geçiyordun.”
“Şimdi de geçiyorum.”
“Ne yaptım?”
“Hiçbir şey.”
“Ee?”
“Komiksin.”
Mira kaşlarını çattı.
“Ben komik değilim.”
Ege ona döndü.
“Öylesin.”
“Hayır.”
“Evet.”
“Hayır.”
“Evet.”
Mira dudaklarını büzdü.
“Çok sinir bozucusun.”
Ege gülümsedi.
“Onu zaten biliyorum.”
Mira istemeden güldü.
Ön tarafta oturan Doruk başını yavaşça arkaya çevirdi.
Ece ona baktı.
“Ne?”
Doruk fısıldadı:
“Bak.”
Ece arkasına baktı.
Mira ile Ege birbirlerine bir şeyler söylüyor, ikisi de gülümsüyordu.
Ece’nin yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.
“İşe yarıyor.”
Doruk gururla başını salladı.
“Benim planım.”
Ece kaşını kaldırdı.
“Benim fikrimdi.”
“Sen destekledin.”
“Ben başlattım.”
“Ben geliştirdim.”
“Sen hiçbir şey geliştirmedin.”
“Ben…”
Doruk konuşmaya devam ederken Ece elini ağzına kapattı.
“Şşşt!”
Doruk sustu.
Perdeye baktı.
Sonra Ece’ye.
“Film izliyoruz.”
“Sonunda anladın.”
Bir süre sonra filmde romantik bir sahne başladı.
Mira hemen yüzünü ekşitti.
“Of.”
Ege güldü.
“Ne oldu?”
“Hiç sevmiyorum böyle sahneleri.”
“Neden?”
“Çünkü gerçekçi değil.”
“Romantik sahneler gerçekçi değil mi?”
“İki insan birbirine bakıp beş dakika boyunca susuyor, sonra bir anda birbirlerine âşık oluyorlar.”
Ege ona baktı.
“Belki bazı şeyler konuşmadan da anlaşılır.”
Mira ona döndü.
“Sen romantik misin?”
“Hayır.”
“Az önce romantik bir şey söyledin.”
“Sadece fikir.”
“Fena değildi.”
Ege hafifçe gülümsedi.
“Teşekkürler.”
Mira tekrar perdeye döndü.
“Bir daha söyleme.”
“Neden?”
“Yakışmadı.”
Ege güldü.
Film devam ederken hava serinlemeye başladı.
Mira kollarını ovuşturdu.
Ege fark etti.
“Üşüyor musun?”
“Biraz.”
“Montun nerede?”
“Arabada.”
“Araba nerede?”
“Evde.”
Ege kaşını kaldırdı.
“Bu nasıl cevap?”
“Benim arabam yok.”
Ege güldü.
“Tamam.”
Montunu çıkardı.
Mira şaşkınlıkla baktı.
“Ne yapıyorsun?”
“Al.”
“Hayır.”
“Üşüyorsun.”
“Sen üşürsün.”
“Ben üşümüyorum.”
Mira montu almak istemedi.
“Ege…”
“Al.”
“Gerçekten gerek yok.”
Ege montu onun omuzlarına bıraktı.
“İnat etme.”
Mira sustu.
Montun sıcaklığına rağmen yanaklarının ısındığını hissediyordu.
“Teşekkür ederim.”
Ege yerine oturdu.
“Rica ederim.”
Mira birkaç saniye ona baktı.
Sonra montun kolunu eline aldı.
“Bu parfüm mü?”
Ege şaşırdı.
“Evet.”
Mira hemen montu burnundan uzaklaştırdı.
“Ben bir şey demedim.”
Ege gülmeye başladı.
“Senin yüz ifadelerin konuşuyor.”
“Sus.”
“Beğenmedin mi?”
“Hayır.”
“Beğendin.”
“Hayır.”
“Yüzün kızardı.”
“Film sıcak.”
“Film açık havada.”
Mira ona döndü.
“Bir daha konuşursan montunu geri veririm.”
Ege gülümseyerek sustu.
Ama birkaç saniye sonra Mira’nın omzuna bakıp tekrar konuştu.
“Yakıştı.”
Mira’nın kalbi bir anlığına hızlandı.
“Ne?”
“Mont.”
Mira gözlerini kaçırdı.
“Sağ ol.”
Ege tekrar perdeye döndü.
Mira da öyle yaptı.
Ama artık ikisi de filme eskisi kadar odaklanamıyordu.
Film bittiğinde herkes ayağa kalktı.
Doruk esneyerek:
“Ben hayatımda bu kadar romantizm görmedim.”
Ece hemen cevap verdi:
“Senin hayatında romantizm yok çünkü.”
“Kalbimi kırdın.”
“Kalbin olduğunu bilmiyordum.”
“Benim kalbim çok büyük.”
Mira araya girdi.
“İçi boş.”
Doruk elini kalbine koydu.
“Bu arkadaş grubundan ayrılacağım.”
Ege:
“İki gün sonra geri dönersin.”
“Doğru.”
Herkes güldü.
Tam kampüsten çıkacaklardı ki Doruk birden durdu.
“Bir dakika.”
“Ne oldu?” diye sordu Ece.
“Telefonumu içeride unuttum.”
Mira başını iki yana salladı.
“Sen gerçekten…”
Doruk Ege’ye baktı.
“Ege, sen git.”
“Ben niye?”
“Benim telefonumu al.”
“Niye sen almıyorsun?”
“Çünkü…”
Doruk Ece’ye baktı.
Ece de ona baktı.
Mira şüphelendi.
“Hayır.”
“Ne hayır?”
“Siz yine bir şey planlıyorsunuz.”
Ece hemen:
“Yok.”
Doruk:
“Kesinlikle.”
Mira ellerini beline koydu.
“İkinizin de yalan söylediğinde yüzünüz değişiyor.”
Ece:
“Benim yüzüm değişmez.”
“Şu an değişti.”
Doruk:
“Benim?”
“Sen zaten hep suçlu gibi görünüyorsun.”
Ege kahkaha attı.
Doruk ona döndü.
“Sen de gülme!”
Ege başını salladı.
“Tamam.”
Doruk bir anda Ece’nin kolundan tuttu.
“Hadi.”
İkisi koşarak uzaklaştı.
Mira arkalarından bakakaldı.
“Telefonunu gerçekten unuttu mu?”
Ege cebinden telefonunu çıkardı.
“Hayır.”
Mira ona baktı.
“Ne?”
“Telefonu bende.”
Mira’nın gözleri büyüdü.
“NE?”
Ege telefonu gösterdi.
“Çıkarken elime verdi.”
Mira birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra kahkahayı patlattı.
“İnanılmaz!”
“Evet.”
“Bizimle dalga geçiyorlar.”
“Kesinlikle.”
Mira başını iki yana salladı.
“Ben bunları öldüreceğim.”
Ege güldü.
“Birlikte mi?”
Mira ona baktı.
“Ne?”
“İkisini de öldürmek için.”
Mira gülümseyerek başını salladı.
“Olur.”
Birlikte kampüs yolunda yürümeye başladılar.
Bu kez aralarında Doruk ve Ece yoktu.
Sadece ikisi vardı.
Mira ellerini montunun ceplerine soktu.
Ege ona baktı.
“Mont sende kalsın.”
Mira hemen itiraz etti.
“Hayır, yarın veririm.”
“Yarın mı?”
“Evet.”
“Yani yarın görüşeceğiz.”
Mira durdu.
Ege de durdu.
İkisi birbirine baktı.
Mira’nın yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
“Zaten aynı üniversitedeyiz.”
“Doğru.”
“Bir de aynı projedeyiz.”
“Evet.”
“Yani…”
Mira bir an duraksadı.
“İstesek de kaçamayız.”
Ege’nin bakışları yumuşadı.
“Belki kaçmak istemiyorumdur.”
Mira’nın gülümsemesi bir anda kayboldu.
Kalbi hızlandı.
“Ne?”
Ege birkaç saniye ona baktı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
“Bir şey demedim.”
“Hayır, dedin.”
“Yanlış duymuşsun.”
“Ege!”
Ege yürümeye devam etti.
Mira arkasından yetişti.
“Ne demek istedin?”
“Hiçbir şey.”
“Kesin bir şey dedin.”
“Kanıtın var mı?”
“Az önce söyledin!”
“Ben hiçbir şey söylemedim.”
Mira gözlerini kıstı.
“Sen var ya…”
Ege gülerek yürümeye devam etti.
Mira onun peşinden giderken yüzünde istemsiz bir gülümseme vardı.
Ve Ege de bunu fark etmişti.
O gece ikisi de aynı şeyi düşündü.
Mira:“Neden onun söyledikleri bu kadar umurumda?”
Ege:“Neden onunla yalnız kalmak artık bana bu kadar iyi geliyor?”
İkisinin de henüz bir cevabı yoktu.
Ama bir şey değişmişti.
Artık mesele sadece yanlış gönderilmiş bir mesaj değildi.
Mira ve Ege, birbirlerini gerçekten merak etmeye başlamıştı.
Ve bu, ikisinin de başına gelecek en güzel belanın başlangıcıydı.
