Ertesi sabah Mira kampüse girdiğinde dün geceyi düşünmemeye kararlıydı.
Özellikle de Ege’nin söylediği o cümleyi.
“Belki kaçmak istemiyorumdur.”
Mira bütün gece bunun ne anlama geldiğini düşünmüş, sonra kendisine kızıp telefonu yatağının öbür ucuna fırlatmıştı.
Sonra beş dakika geçmeden telefonu geri almıştı.
Çünkü Ege’nin mesaj atıp atmadığını merak etmişti.
Atmamıştı.
Bu da Mira’nın sinirini daha çok bozmuştu.
Kampüs kapısından girerken Ece yanına yetişti.
“Niye suratın beş karış?”
“Normal suratım.”
“Hayır.”
“Gayet normal.”
Ece ona dikkatlice baktı.
“Sen dün gece Ege’yi düşündün.”
Mira anında döndü.
“Ne?”
“Ege’yi düşündün.”
“Hayır.”
“Yüzünden belli.”
“Benim yüzümde ne var?”
“Suçluluk.”
“Ben ne yaptım?”
“Hiçbir şey.”
“Ee?”
Ece sırıttı.
“Henüz.”
Mira gözlerini devirdi.
“Seninle konuşmak gerçekten yorucu.”
“Ben de seni seviyorum.”
Tam o sırada arkalarından Doruk’un sesi geldi.
“Ben de ikinizi seviyorum!”
Mira arkasına döndü.
“Sen nereden çıktın?”
Doruk elindeki simidi kaldırdı.
“Simidin arkasından.”
Ece kahkaha attı.
“Senin normal bir girişin yok mu?”
“Var.”
“Nasıl?”
“Kapıdan.”
Mira başını iki yana salladı.
“Sabah sabah sizinle uğraşamam.”
Doruk Ece’ye eğildi.
“Bir şey olmuş.”
“Ne olmuş?”
“Kesin Ege yüzünden.”
Mira hemen araya girdi.
“Ege yüzünden hiçbir şey olmadı!”
Üçü birden sustu.
Mira da sustu.
Ece’nin yüzünde yavaşça kocaman bir gülümseme oluştu.
Doruk kaşlarını kaldırdı.
“Biz Ege’nin adını bile söylemedik.”
Mira’nın gözleri büyüdü.
“Ben… yani…”
Ece kahkahaya başladı.
“Yakalandın!”
“Kesin şunu!”
Tam o sırada Ege uzaktan onlara doğru yürüyordu.
Mira onu görür görmez sustu.
Doruk bunu fark etti.
“Ege geliyor.”
“Sus.”
“Bakıyor.”
“Sus.”
“Şimdi gülümsedi.”
“Doruk!”
Ege yanlarına geldi.
“Günaydın.”
Ece neşeyle:
“Günaydın!”
Doruk da:
“Günaydın, romantik adam.”
Ege’nin kaşları çatıldı.
“Ne?”
Mira hemen Doruk’un koluna vurdu.
“Sus!”
Doruk gülmeye başladı.
Ege Mira’ya baktı.
“Bir sorun mu var?”
“Yok.”
“Kesin mi?”
“Kesin.”
Ege birkaç saniye ona baktı.
Sonra gülümsedi.
“Tamam.”
Mira o gülümsemeyi görünce daha da gerildi.
“Niye öyle bakıyorsun?”
“Nasıl?”
“Öyle.”
“Nasıl olduğunu bilmiyorum.”
“İşte öyle!”
Ege kahkaha attı.
Mira tam cevap verecekti ki Ece kolundan tuttu.
“Hadi, derse geç kalacağız.”
Dört kişi fakülte binasına doğru yürümeye başladı.
Koridor her zamanki gibi kalabalıktı.
Mira bir yandan Ece’yle konuşuyor, diğer yandan elindeki telefonla uğraşıyordu.
“Bugün proje için ne yapacağız?” diye sordu Ege.
Mira başını kaldırmadan cevap verdi.
“Ben sunumu hazırlayacağım.”
“Ben de araştırma kısmını.”
Doruk hemen atıldı.
“Ben?”
Üçü birden ona baktı.
Doruk duraksadı.
“Ben ne yapacağım?”
Mira:
“Sen…”
Ece:
“Bir şey yapma.”
Doruk kırılmış gibi yaptı.
“Ben de grubun moral kaynağıyım.”
Ege başını salladı.
“Bu konuda haklı.”
Doruk gururla gülümsedi.
Mira tam ona cevap verecekken ayağı yerdeki çantasının askısına takıldı.
“Dur—”
Her şey bir anda oldu.
Mira öne doğru sendeledi.
Elindeki telefon havaya fırladı.
“Mirа!”
Ege refleksle ona doğru uzandı.
Bir eli Mira’nın koluna, diğer eli beline geldi.
Ama Mira’nın ağırlığını durdurması yetmedi.
İkisi birlikte geriye doğru sendeledi.
Mira’nın gözleri büyüdü.
“Ege!”
“Tamam, tamam!”
Ama tam o sırada Mira’nın ayağı yeniden kaydı.
Ve…
İkisi birden yere düştü.
Ege sırtüstü yere düşerken Mira onun üzerine geldi.
Koridordaki konuşmalar bir anda kesildi.
Mira’nın elleri Ege’nin omuzlarındaydı.
Ege’nin elleri hâlâ Mira’nın belindeydi.
İkisi de birkaç saniye ne olduğunu anlayamadı.
Mira:
“Ben…”
Ege:
“İyi misin?”
“Sen iyi misin?”
“Ben iyiyim.”
“Ben de.”
Sonra Mira hareket etmeye çalıştı.
Ama tam kalkarken ayağı yeniden kaydı.
Ve yüzü Ege’ye doğru eğildi.
Dudakları bir anlığına Ege’nin dudaklarına değdi.
İkisi de dondu.
Koridor sessizdi.
Mira’nın gözleri kocaman açıldı.
Ege de şaşkınlıkla ona bakıyordu.
Bir saniye.
İki saniye.
Üç saniye…
Mira bir anda geriye çekildi.
“BEN—”
Sesi koridorda yankılandı.
Ege hâlâ ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Mira’nın yüzü kıpkırmızı olmuştu.
“Bu…”
“Ben…”
“Sen…”
“Yani…”
Doruk’un sesi geldi.
“Ben hiçbir şey görmedim.”
Mira başını çevirdi.
Doruk elleriyle gözlerini kapatmıştı.
Ama parmaklarının arasından bakıyordu.
Ece ise ağzını kapatmış, kahkahasını zor tutuyordu.
Mira ayağa kalktı.
“Kimse bir şey söylemeyecek!”
Doruk elini kaldırdı.
“Ben sadece—”
“Hayır!”
Ece dayanamadı.
“Bir şey söylemeyeceğim.”
Mira ona baktı.
“Gerçekten mi?”
Ece başını salladı.
“Gerçekten.”
Sonra Doruk’a baktı.
İkisi aynı anda kahkahaya boğuldu.
Mira ellerini yüzüne kapattı.
“Ben okul değiştireceğim.”
Ege sonunda ayağa kalktı.
Üzerindeki tozu silerken Mira’ya baktı.
“Bu kadar büyütme.”
Mira şokla ona döndü.
“BU KADAR BÜYÜTME Mİ?”
Ege’nin dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme vardı.
“Yanlışlıkla oldu.”
“Zaten yanlışlıkla oldu!”
“Tamam.”
“Niye gülüyorsun?”
“Gülmüyorum.”
“Gülüyorsun!”
Ege bu kez gerçekten güldü.
Mira gözlerini kıstı.
“Ege.”
“Hı?”
“Bir daha bu konuyla ilgili tek kelime edersen…”
“Ne yapacaksın?”
Mira sustu.
Çünkü aklına hiçbir şey gelmemişti.
Ege biraz daha yaklaştı.
“Yine mi düşeceksin?”
Mira’nın gözleri büyüdü.
“EGE!”
Doruk’un kahkahası koridoru doldurdu.
Ece de ona katıldı.
Mira ise utançtan ölmek üzere olduğunu düşünürken Ege’nin yüzündeki gülümsemeye bakmaktan kendini alamadı.
Ve Ege de bunu fark etti.
İkisinin arasında yalnızca birkaç saniyelik bir olay yaşanmıştı.
Ama o birkaç saniye…
Dün geceki bütün düşünceleri daha da karmaşık hâle getirmişti.
Mira ilk defa Ege’nin yanında sadece utanmadığını fark etti.
Kalbi de hızla çarpıyordu.
Ege ise ilk kez Mira’nın ona gerçekten yakın olduğu o birkaç saniyeyi zihninden atamıyordu.
Ve ikisi de bunu birbirine söylemeyecekti.
En azından şimdilik.
