Kütüphaneden çıktıklarında hava kararmaya başlamıştı.
Kampüsün ışıkları tek tek yanıyor, öğrenciler yavaş yavaş evlerine dönüyordu.
Dört kişi fakülte binasının önündeki merdivenlere oturdu.
Doruk, telefonuyla uğraşırken bir anda ayağa kalktı.
“Canım sıkıldı.”
Ece başını kaldırdı.
“Daha iki dakika önce kütüphanede kahkaha atıyordun.”
“Evet.”
“Şimdi yine sıkıldım.”
Mira iç çekti.
“Senin ilgi süren altın balık kadar.”
“Teşekkür ederim.”
“Bu iltifat değildi.”
“Artık alıştım.”
Ege sessizce gülüyordu.
Doruk bir anda parmağını havaya kaldırdı.
“İddia!”
Üçü de aynı anda,
“Hayır.”
diye cevap verdi.
Doruk şaşkınlıkla etrafına baktı.
“Daha söylemedim.”
Mira kollarını bağladı.
“Senin bütün fikirlerin bizi rezil ediyor.”
“Haksızlık.”
“Geçen hafta merdivenden tepsiyle kaymayı deneyen sendin.”
“Bilim için.”
“Ne bilimi?”
“Yer çekimi.”
Ece kahkahaya boğuldu.
“Bu çocuğun diplomasını şimdiden iptal etsinler.”
Doruk umursamadan devam etti.
“İddia şu…”
“Herkes kampüsteki kafeden bir içecek alacak.”
“Eee?”
“Kasadaki görevliye en saçma siparişi kim söyleyebilirse kazanacak.”
Mira kaşını kaldırdı.
“Hayır.”
“Neden?”
“Çünkü utanıyorum.”
Doruk gözlerini büyüttü.
“Sen mi?”
“Evet.”
“İnanmadım.”
Ege araya girdi.
“Bence eğlenceli olabilir.”
Mira ona döndü.
“Sen de mi?”
Ege omuz silkti.
“Biraz.”
Mira birkaç saniye düşündü.
“Tamam.”
Doruk havaya yumruğunu kaldırdı.
“İşte bu!”
Kafenin önü her zamanki gibi doluydu.
İlk sıraya Doruk geçti.
Görevli gülümseyerek sordu.
“Ne alırsınız?”
Doruk son derece ciddi bir ses tonuyla konuştu.
“Bir Türk kahvesi.”
Görevli siparişi yazdı.
“Yanına?”
“Ketçap.”
Görevli birkaç saniye dondu.
“Efendim?”
“Ketçap.”
Arkadaki öğrenciler gülmeye başladı.
Görevli gülmemek için dudağını ısırdı.
“Şaka yapıyorsunuz sanırım.”
Doruk başını salladı.
“Evet.”
Mira kahkahadan iki büklüm olmuştu.
“Sıradaki!”
Ece öne geçti.
“Bir sıcak çikolata istiyorum.”
Görevli gülümsedi.
“Tamam.”
“Ama buzlu olsun.”
“…”
“Buzlu sıcak çikolata?”
“Evet.”
Görevli şaşkınlıkla baktı.
“Bu biraz zor.”
Ece gülmeye başladı.
“Tamam, vazgeçtim.”
Sıra Mira’ya geldi.
Mira derin bir nefes aldı.
“Merhaba.”
“Merhaba.”
“Bir limonata alabilir miyim?”
Ege arkadan fısıldadı.
“Normal davranıyor.”
Doruk başını salladı.
“Olmaz.”
Tam o sırada Mira’nın aklına bir fikir geldi.
“Şey…”
“Limonataya…”
Görevli bekliyordu.
“…İki tane pipet.”
Doruk başını tuttu.
“Bu muydu?”
Mira omuz silkti.
“Aklıma başka bir şey gelmedi.”
Ece gülüyordu.
“Sen baskı altında çalışamıyorsun.”
Son olarak Ege kasaya geçti.
Görevli artık gülmeye hazırdı.
“Siz ne alırsınız?”
Ege arkasına dönüp üç arkadaşına baktı.
Sonra tekrar görevliye döndü.
“Dört bardak su.”
“Dört?”
“Evet.”
“Başka?”
“Sabır.”
Görevli şaşkınlıkla gülmeye başladı.
“Onu maalesef satmıyoruz.”
Ege arkasını dönüp arkadaşlarını gösterdi.
“O zaman en çok ona ihtiyacım var.”
Doruk alkışlamaya başladı.
“Kazandın!”
Ece de güldü.
“Hem de açık ara.”
İçeceklerini alıp dışarı çıktılar.
Kampüsün çimlerine oturdular.
Akşam rüzgârı hafif hafif esiyordu.
Bir süre herkes sessizdi.
Mira bardağındaki pipetle oynarken fark etmeden Ege’ye baktı.
Ege de tam o sırada ona bakıyordu.
Göz göze geldiler.
İkisi de aynı anda gülümsedi.
Mira hemen bakışlarını kaçırdı.
“Neden bana bakıyordu ki?”
Ege de kafasını başka tarafa çevirdi.
“Gülünce gerçekten çok tatlı oluyor…”
Tam o sırada sessizlik Doruk’un sesiyle bozuldu.
“Ece.”
“Hı?”
“Bence bunlar birbirinden hoşlanıyor.”
Mira ile Ege aynı anda bağırdı.
“Ne?!”
Doruk sakinliğini bozmadı.
“Tamam.”
“Henüz değil.”
“Ama yakında.”
Ece ciddi ciddi başını salladı.
“Ben de aynı fikirdeyim.”
Mira yüzü kıpkırmızı olmuş halde ayağa kalktı.
“Siz ikiniz delisiniz.”
Doruk gülerek arkasından seslendi.
“İnkâr etmek de aşkın ilk aşaması!”
Mira yürümeye devam etti.
Ama yüzündeki gülümsemeyi saklayamıyordu.
Ege de onun arkasından bakarken istemsizce gülümsedi.
Doruk bunu fark edip Ece’nin omzuna hafifçe vurdu.
“Operasyon ‘Yanlış Mesaj’ planladığımızdan hızlı ilerliyor.”
Ece fısıldadı.
“Daha dur… Asıl eğlence yeni başlıyor.”

