Mira ve Ece nefes nefese sınıfa girdiklerinde hoca henüz gelmemişti.
“Evet!” dedi Ece. “Kurtulduk.”
Mira derin bir nefes verdi.
“Hayatımda ilk defa koştuğuma değdi.”
İkili en arka sıralardan boş bir yere oturdu.
Mira çantasını sıraya bırakırken kendi kendine söylendi.
“Bugün daha fazla rezil olamam.”
Ece ona sadece baktı.
“Bu cümleyi kurduğun her gün daha büyük bir rezalet yaşanıyor.”
“Abartıyorsun.”
“Geçen sene de aynısını söyledin, yangın alarmını yanlışlıkla sen çalıştırdın.”
“Ben çalıştırmadım.”
“Yangın tüpüne yaslandın.”
“Detay.”
Tam o sırada sınıfın kapısı yeniden açıldı.
İçeri dört kişi girdi.
Mira başını kaldırdı.
“…”
“Hayır.”
Ece de kapıya baktı.
“Hayır.”
Mira gözlerini kapattı.
“Lütfen hayır.”
Ece fısıldadı.
“Ege…”
Mira başını sıraya vurdu.
“Evrene kötü bir şey mi yaptım ben?”
Doruk sınıfı hızlıca süzdü.
Sonra kocaman gülümsedi.
“Ege!”
“Ne var?”
“Bak.”
Ege baktı.
Mira’yı gördü.
İkisi istemsizce göz göze geldi.
Mira hemen başka tarafa baktı.
“Bakma… Sakın bakma…”
Doruk sırıtarak fısıldadı.
“Kader.”
“Kader değil.”
“Bayağı romantik başladı.”
“Kes.”
Sınıfta neredeyse hiç boş yer kalmamıştı.
Hoca içeri girer girmez konuştu.
“Arkadaşlar, arkada ayakta kalanlar boş yerlere geçsin.”
Mira’nın sağındaki sıra boştu.
Ece’nin solu doluydu.
Ve…
Ege doğrudan o boş sıraya doğru yürüdü.
Mira’nın gözleri büyüdü.
“Buraya mı oturacaksın?”
Ege sakin bir ifadeyle cevap verdi.
“Başka boş yer göremiyorum.”
“Ben görüyorum.”
“Nerede?”
“…”
Mira sınıfa baktı.
Gerçekten başka boş yer yoktu.
İçinden söylene söylene sandalyesini biraz çekti.
“Tamam.”
Ege oturdu.
Doruk ise arkalarındaki sıraya geçti.
“Bugün çok eğleneceğim.”
Ece de aynı anda,
“Ben de.”
deyince ikisi birbirine bakıp kahkaha attılar.
Mira ikisine de ters ters baktı.
“Siz neden bu kadar mutlusunuz?”
Doruk hiç düşünmeden cevap verdi.
“Çünkü siz ikiniz aynı sıradasınız.”
“Ne var bunda?”
“Bence çok şey var.”
Ege başını çevirip Doruk’a baktı.
“Bir gün susmayı denesen?”
“Denedim.”
“Ne oldu?”
“Sıkıldım.”
Sınıf bir anda sessizleşti.
Hoca kürsüye geçmişti.
“Herkese günaydın.”
“Günaydın hocam.”
İlk ders başlamıştı.
Yaklaşık yirmi dakika boyunca her şey sakindi.
Ta ki…
Mira’nın telefonu masanın üzerinde titreşene kadar.
Ekranda annesi yazıyordu.
Panikle telefonu sessize almaya çalışırken elini kalemine çarptı.
Kalem yuvarlandı.
Eğildi.
Tam alacakken dirseğiyle su şişesine vurdu.
Şişe devrildi.
Kapağı tam kapanmamıştı.
İçindeki su…
Dosdoğru Ege’nin defterine döküldü.
“…”
“…”
“…”
Sınıf sessizdi.
Mira donup kaldı.
“Eyvah…”
Ege defterine baktı.
Mürekkep yavaş yavaş dağılıyordu.
Mira o kadar paniklemişti ki peçete yerine çantasından muz çıkardı.
Ege kaşlarını çattı.
“…”
“Mira.”
“Efendim?”
“Elindeki…”
Mira aşağı baktı.
Gerçekten elinde muz vardı.
Bir saniye sessizlik oldu.
Sonra Ege gülmeye başladı.
Ardından Doruk.
Sonra Ece.
En sonunda bütün sınıf.
Mira yüzünü ellerinin arasına aldı.
“Ben… gerçekten peçete çıkaracaktım.”
Ege hâlâ gülüyordu.
“Biliyorum.”
“Ama muz neden?”
“Stres olunca beynim çalışmıyor.”
Doruk kahkahalar arasında,
“Bence beynin çok eğlenceli çalışıyor.”
dedi.
Hoca bile gülümsemesini gizleyemedi.
“Ders bitince yeni notları arkadaşından alırsın Ege.”
“Evet hocam.”
Mira utanç içinde çantasından sonunda peçeteyi buldu.
Bu kez gerçekten peçeteydi.
Ege peçeteyi alırken hafifçe gülümsedi.
“Teşekkür ederim.”
Mira şaşkınlıkla baktı.
“Kızmadın mı?”
“Neye?”
“Defterini mahvettim.”
“Olur böyle şeyler.”
“Gerçekten ilginç birisin.”
“Ego abidesi olmadığımı kanıtlamaya çalışıyorum.”
Mira istemsizce güldü.
“Bir puan kazandın.”
“Sadece bir mi?”
“Şimdilik.”
Ege hafifçe başını salladı.
“Zamanım var.”
Mira pencereye dönerken fark etmediği bir şeyi Ece çoktan fark etmişti.
Ege, dersi dinlemek yerine birkaç saniyede bir istemsizce Mira’ya bakıyordu.
Ece içinden gülümsedi.
“Bu yanlış mesaj, düşündüğümden daha büyük olay olacak…”

