Mira yaklaşık on saniye boyunca telefon ekranına öylece baktı.
Bir kez.
İki kez.
Üç kez.
“Bu… gerçek olamaz.”
Parmağıyla ekranı aşağı yukarı kaydırdı.
Belki yanlış görüyordu.
Belki telefon bozulmuştu.
Belki bu bir rüyaydı.
Belki…
“Ne oldu?”
Ece’nin sesiyle irkildi.
Mira yavaşça telefonu uzattı.
Ece mesajı okudu.
Sonra bir daha okudu.
Sonra Mira’ya baktı.
Tekrar telefona baktı.
Ve…
Kahkahayı öyle bir patlattı ki kantindeki birkaç kişi dönüp onlara baktı.
“Ece!”
“Özür dilerim… Hayır, dileyemem!”
Ece gözünden gelen yaşları silmeye çalışıyordu.
“Sen… sen gerçekten okulun en popüler çocuğuna ‘ego abidesi’ yazdın!”
“Sesini alçalt!”
“Yapamıyorum!”
“Ece!”
“Ben olsam şu an şehir değiştirirdim.”
Mira masaya kafasını koydu.
“Ben artık yaşamıyorum.”
Tam o sırada telefon yeniden titredi.
Ege:
Merak ettim. Gerçekten konuşmamın ‘Ben çok mükemmelim.’ diye başladığını mı düşünüyorsun?
Mira’nın nefesi kesildi.
“Yazıyor…”
“E ne cevap vereceksin?”
“Hiç.”
“Ya cevap bekliyorsa?”
“Beklesin.”
“Ya yanımıza gelirse?”
“…”
İkisi aynı anda kantinin girişine baktılar.
Ege ve arkadaşları tam o sırada kahvelerini alıp onların bulunduğu tarafa doğru yürüyordu.
Mira panikle ayağa kalktı.
“Gidiyoruz.”
“Nereye?”
“Fark etmez.”
“Eşyalar?”
“Boş ver.”
“Kahven?”
“Kalsın.”
“Mira…”
“Hayatım bitti, sen hâlâ kahveyi düşünüyorsun.”
Ece gülmekten yürüyemiyordu.
Tam çıkacakları sırada Mira biriyle çarpıştı.
“Dikkat…”
Başını kaldırdı.
Ve dondu.
Karşısında Ege duruyordu.
“…”
“…”
İkisi de birkaç saniye konuşmadı.
Sonunda Ege sessizliği bozdu.
“Merhaba.”
Mira’nın ağzından istemsizce çıktı.
“Ben yapmadım.”
Ege kaşını kaldırdı.
“Mesajı telefonum yazdı.”
Ece yüzünü çevirdi.
Gülmemek için dudağını ısırıyordu.
Ege hafifçe güldü.
“Telefonun bana karşı kişisel bir problemi var galiba.”
“Olabilir.”
“Anladım.”
“Ben aslında…”
“Şey…”
“Yani…”
Mira konuşmaya çalıştıkça daha da batıyordu.
En sonunda pes etti.
“Tamam.”
“Ne tamam?”
“Mesajı ben attım.”
“Biliyorum.”
“Ama kötü niyetle değildi.”
“Ego abidesi kısmı mı?”
Mira gözlerini kapattı.
“Allah’ım…”
Ege kahkaha attı.
“Rahat ol.”
“Dalga mı geçeceksin?”
“Geçsem hak etmiş olurdum.”
“Haklısın.”
“Ama geçmeyeceğim.”
Mira şaşırdı.
“Gerçekten mi?”
“Biraz eğlenceli geldi.”
“Benim için değildi.”
“O kısmını tahmin edebiliyorum.”
Tam o sırada Ege’nin arkasından bir ses geldi.
“Ege!”
Yanına uzun boylu, enerjik bir çocuk geldi.
Doruk.
“Eee?”
“Bu mu?”
Ege başını salladı.
“Evet.”
Doruk heyecanla Mira’ya baktı.
“Vay be!”
“Neye vay be?”
“Sen o kızsın.”
“Hangi kız?”
“Bize daha ilk günden ego abidesi diyen.”
Mira içinden sessizce çığlık attı.
“Harika… Demek arkadaşlarına da göstermiş.”
Ege hemen araya girdi.
“Dalga geçme.”
“Geçmiyorum.”
Doruk elini uzattı.
“Bu arada ben Doruk.”
Mira istemsizce elini sıktı.
“Mira.”
“Ece.”
Ece de kendini tanıttı.
Doruk gülümsedi.
“Tanıştığımıza sevindim.”
Mira mırıldandı.
“Ben aynı şeyi söyleyemeyeceğim.”
Doruk kahkahayı bastı.
“Tam beklediğim cevap.”
Ege başını iki yana salladı.
“Sen gerçekten filtresiz konuşuyorsun.”
“Evet.”
“İnsan korkuyor.”
“Ben de bazen kendimden korkuyorum.”
Bu cevap üzerine dört kişi birden gülmeye başladı.
Mira şaşırmıştı.
Az önce yerin dibine girmek isterken şimdi istemeden de olsa gülümsüyordu.
Tam o sırada ders zili çaldı.
Ece saate baktı.
“Koş!”
Mira panikle çantasını kaptı.
“Geç kaldık!”
İkisi de koridora doğru koşmaya başladı.
Mira birkaç adım attıktan sonra arkasından gelen sesi duydu.
“Mira!”
Arkasını döndü.
Ege gülümseyerek seslendi.
“Bu arada…”
“Ne?”
“Ben konuşmaya genelde ‘Ben çok mükemmelim.’ diye başlamıyorum.”
Mira iki saniye ona baktı.
Sonra istemsizce gülmeye başladı.
“Tamam…”
“Demek ki ilk izlenimim biraz hatalıymış.”
Ege omuz silkti.
“Henüz karar vermek için erken.”
Mira başını salladı.
“Belki.”
Sonra Ece’yle birlikte koşarak sınıfa gitti.
Koridorun diğer ucunda Doruk, Ege’ye dirseğiyle vurdu.
“İlk günden sana ego abidesi diyen kıza güldün ha?”
Ege gözünü Mira’nın uzaklaşan siluetinden ayırmadan hafifçe tebessüm etti.
“Çünkü ilk defa biri bana ezber cümleler kurmadı.”
Doruk sırıttı.
“Bu dönem bayağı eğlenceli geçecek gibi.”
Ege’nin cevabı kısa oldu.
“Sanırım öyle.”
Ve ikisi de dersliğe doğru yürürken, hiçbirinin haberi yoktu.
O yanlış mesaj, hayatlarının en doğru hikâyesinin ilk satırı olmuştu.

