“Annemi nereden tanıyordun?”
Soruyu tekrar ettim.
Bu kez sesim daha düşüktü ama Kuzey'in vereceği cevabı bütün kalbimle bekliyordum.
Kuzey fotoğrafı elinde tutmaya devam etti.
“Annenle tanışan ben değildim.”
“Az önce tanıyordum dedin.”
“Evet.”
“Bu nasıl bir cevap?”
Kuzey derin bir nefes aldı.
“Babam tanıyordu.”
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
“Baban mı?”
“Evet.”
“Annemle nerede tanışmışlar?”
“Bilmiyorum.”
“Bilmiyor musun?”
“Bildiğim her şeyi sana anlatacağım.”
“Ne zaman?”
“Şimdi.”
Kuzey albümü kapattı.
“Birkaç yıl önce babam bu okulda çalışıyordu. O zamanlar annen de burada öğretmendi.”
Gözlerimi kırpıştırdım.
“Annem öğretmen miydi?”
“Evet.”
Bunu bilmiyordum.
Annem hakkında konuşmayı hiç sevmezdi. Eski hayatından bahsettiğinde konuyu hemen değiştirirdi.
“Peki sen beni nasıl gördün?”
“Bir okul etkinliğinde.”
“Kaç yaşındaydım?”
“Çok küçüktün.”
“Ve beni hatırlıyorsun?”
“Evet.”
“Niye?”
Kuzey birkaç saniye sustu.
“Çünkü o gün annen seninle ilgili bir şey söylemişti.”
“Ne söylemiş?”
“Bunu sana ben anlatamam.”
“Kim anlatabilir?”
“Annen.”
Başımı iki yana salladım.
“Annem anlatmaz.”
“Biliyorum.”
“Sen nereden biliyorsun?”
Kuzey cevap vermedi.
Bu kez ona kızmak yerine yorulmuştum.
“Benden sürekli bir şeyler saklıyorsun.”
“Çünkü seni korumaya çalışıyorum.”
“Beni neye karşı koruyorsun?”
“Geçmişe karşı.”
“Geçmişin bana ne zararı olabilir?”
Kuzey gözlerimin içine baktı.
“Bazı insanlar geçmişte kalmaz, Nehir.”
Bu cümle içimde garip bir ürperti oluşturdu.
Tam o sırada koridordan bir ses geldi.
İkimiz de sustuk.
Kuzey hemen albümü rafa koydu.
“Buradan çıkmamız lazım.”
“Neden?”
“Çünkü yalnız değiliz.”
Kapıya doğru ilerledik.
Koridora çıktığımızda kimseyi göremedik.
Ama yerde küçük, siyah bir zarf vardı.
Kuzey eğilip zarfı aldı.
Üzerinde benim adım yazıyordu.
NEHİR
“Bu da ne?”
Kuzey zarfı açmadan bana uzattı.
“Sen aç.”
Zarfı elimde çevirdim.
İçinden eski bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta annem vardı.
Yanında ise Kuzey'in babası olduğunu tahmin ettiğim bir adam duruyordu.
Ama asıl garip olan fotoğrafın arkasındaki yazıydı.
“Kızına gerçeği anlatmadığın sürece bu sır kapanmayacak.”
Fotoğraf elimden kayacak gibi oldu.
“Bu ne demek?”
Kuzey fotoğrafı aldı.
“Bilmiyorum.”
“Yalan söyleme.”
“Yalan söylemiyorum.”
“Sen bu fotoğrafı daha önce gördün mü?”
Kuzey sustu.
Bu kez cevabı beklemeden söyledim:
“Gördün.”
“Evet.”
“Nerede?”
“Babamın eşyalarının arasında.”
“Ve bana söylemedin.”
“Çünkü ne anlama geldiğini bilmiyordum.”
“Şimdi biliyor musun?”
“Hayır.”
Bir süre sessiz kaldık.
Sonra Kuzey fotoğrafı bana geri verdi.
“Bunu sakla.”
“Neden?”
“Çünkü birisi bunu özellikle sana göndermiş.”
“Kim?”
“Bilmiyorum.”
“Peki ya öğrenirsek?”
Kuzey'in yüzünde ilk kez kararlı bir ifade oluştu.
“Öğreneceğiz.”
O gün okuldan birlikte çıktık.
Yol boyunca çok az konuştuk.
Normalde Kuzey'in yanında kendimi rahatsız hissetmem gerekirdi.
Ama garip bir şekilde onun yanındayken kendimi daha güvende hissediyordum.
Bu düşünce aklıma gelir gelmez kendime kızdım.
Daha dün bana güvenmememi söylemişti.
Okulun kapısına geldiğimizde durdu.
“Yarın görüşürüz.”
“Bir dakika.”
Kuzey döndü.
“Ne?”
“Bana gerçekten güvenmememi mi istiyorsun?”
Gözlerini kaçırdı.
“Evet.”
“Peki neden sürekli yanımdasın?”
Bu kez cevap vermesi uzun sürdü.
“Çünkü sana güvenmemeni söylediğim kişi...”
Durdu.
“Kim?”
Kuzey bana baktı.
“Ben değilim.”
Kaşlarımı çattım.
“Ne demek bu?”
“Yakında anlayacaksın.”
Sonra yürüyüp gitti.
Ben arkasından bakarken telefonum titredi.
Ekranda bilinmeyen bir numara vardı.
Tek bir mesaj gönderilmişti.
“Kuzey sana her şeyi anlatmadı.”
Ardından ikinci mesaj geldi.
“Çünkü babasının ölümünden annen sorumlu.”
Telefon elimden neredeyse düşüyordu.
Başımı kaldırdığımda Kuzey hâlâ birkaç metre ilerideydi.
Ve sanki telefonuma gelen mesajı görmüş gibi aniden durdu.
Yavaşça arkasını döndü.
Göz göze geldik.
Bu kez yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu.
O da biliyordu.