Telefon ekranındaki fotoğrafa uzun süre baktım.
Fotoğrafın çekildiği yer annemin yatak odasıydı.
Bunu anlamam birkaç saniye sürmüştü ama asıl korkutucu olan, fotoğrafın bugün çekilmiş olmasıydı.
Birisi evimize girmişti.
Hem de biz fark etmeden.
Telefonumu yatağın üzerine bıraktım.
Koridordan annemin ayak sesleri geliyordu.
Kapımın önünden geçti.
Sonra ev sessizleşti.
Yavaşça kapımı açtım.
Koridora çıktığımda annemin odasının kapısı açıktı.
Kalbim hızla atıyordu.
“Bunu yapmamalıyım,” diye fısıldadım kendi kendime.
Ama artık geri dönüş yoktu.
Odaya girdim.
Fotoğraftaki çekmeceyi buldum.
Eski ahşap dolabın en altındaydı.
Çekmeceyi açtığımda birkaç eski belge, bir kutu ve sararmış zarflar gördüm.
Tam aradığım şeyi bilmiyordum.
Ta ki küçük, siyah bir defter görene kadar.
Defteri elime aldım.
İlk sayfasında tek bir isim vardı:
Kuzey.
Nefesim kesildi.
Sayfayı çevirdim.
Tarihler vardı.
Kuzey'in doğum tarihi.
Okula başladığı tarih.
Babasıyla ilgili notlar.
Sonra benim adım.
Nehir.
Yanında ise doğduğum tarih yazıyordu.
“Bu imkânsız...”
Bir sonraki sayfada daha da garip bir şey vardı.
“Nehir ve Kuzey birbirlerinden uzak tutulmalı.”
Bu cümle daha önce gördüğüm yazıyla aynıydı.
Sayfayı çevirdim.
“Çocuklar geçmişi hatırlamıyor. Bu iyi.”
Kalbim hızlandı.
“Çocuklar...”
Demek fotoğraftaki karşılaşma tesadüf değildi.
Bir sonraki sayfada ise isimler vardı.
Annem.
Babam.
Kuzey'in babası.
Ve Aras.
Dördünün yanında aynı tarih yazıyordu.
O gün.
Kuzey'in babasının öldüğü gün.
Sayfanın altında ise bir not vardı:
“Anahtar bulunursa çocukların geçmişi ortaya çıkacak.”
Anahtar.
Cebimdeki anahtarı düşündüm.
Tam defteri kapatacaktım ki arkamdan bir ses geldi.
“Nehir?”
Donup kaldım.
Annem kapının önünde duruyordu.
Elindeki telefon yere düşecek gibi oldu.
“Burada ne yapıyorsun?”
Cevap veremedim.
Annem odaya girdi.
Elimdeki defteri görünce yüzü değişti.
“Onu buldun.”
“Benden ne saklıyorsun?”
Annem gözlerini kapattı.
“Bunu görmemen gerekiyordu.”
“Benim ve Kuzey'in isimleri neden burada?”
“Çünkü...”
“Çünkü ne?”
Annem yatağın kenarına oturdu.
“Baban öldüğünde sen çok küçüktün.”
“Biliyorum.”
“Bazı insanların seni aradığını öğrendik.”
“Kimlerin?”
“Aras ve onun çevresindeki insanlar.”
“Neden beni arıyorlardı?”
Annem cevap vermedi.
“Anne!”
“Çünkü senin elinde olduğunu düşündükleri bir şey vardı.”
“Ne?”
“Bir bilgi.”
“Ben çocukken ne bilmiş olabilirim?”
“Sen bilmiyordun.”
Annem başını kaldırdı.
“Ama senin yanında bir şey saklanmıştı.”
“Ne?”
“Bir kayıt.”
“Nasıl bir kayıt?”
Annem susunca telefonum titredi.
Kuzey arıyordu.
Açtım.
“Efendim?”
“Nehir, neredesin?”
“Evde.”
“Annen yanında mı?”
“Evet.”
Kuzey'in sesi değişti.
“Defteri buldun mu?”
Annem gözlerini kapattı.
“Evet.”
Karşı tarafta birkaç saniye sessizlik oldu.
“Onu hemen kapat.”
“Neden?”
“Çünkü son sayfayı okumaman gerekiyor.”
“Niye?”
“Çünkü orada benim bilmediğim bir şey yazıyor.”
“Sen defterin tamamını gördün mü?”
“Hayır.”
“Peki son sayfada ne olduğunu nereden biliyorsun?”
Kuzey cevap vermedi.
“Bana yine yalan söylüyorsun.”
“Nehir, lütfen beni dinle.”
“Hayır.”
Telefonu kapattım.
Annem bana baktı.
“Kuzey'in söylediği doğru.”
“Ne?”
“Son sayfayı okuma.”
“Sen de mi?”
“Evet.”
“Artık okuyacağım.”
Defteri elimde açtım.
Son sayfaya geldim.
Sayfanın ortasında yalnızca birkaç satır vardı.
“Eğer Nehir bu defteri bulduysa, artık saklanmanın anlamı yok.”
Altında babamın adı vardı.
“Kızım, Kuzey'e güvenebilirsin.”
Gözlerim büyüdü.
“Ne?”
Annem yanıma geldi.
Sayfanın altındaki son cümleyi birlikte okuduk.
“Çünkü Kuzey, senin düşmanın değil. Seni koruması için seçtiğim kişi.”
Bir süre ikimiz de konuşamadık.
Sonra sayfanın en altında daha küçük bir yazı fark ettim.
Tarihi birkaç yıl öncesine aitti.
Ve cümle şu şekilde bitiyordu:
“Ama ona gerçek kimliğini söylemeyin.”
Annem bir anda defteri elimden aldı.
“Yeter.”
“Benim gerçek kimliğim ne?”
“Bilmiyorum.”
“Biliyorsun.”
Annem cevap veremeden evin ışıkları bir anda söndü.
Karanlıkta dışarıdan bir kapı sesi geldi.
Ardından bir erkek sesi duyuldu.
“Nehir.”
Annem elimi tuttu.
Bu kez ses kapının önünden gelmiyordu.
Evin içinden geliyordu.