BÖLÜM 3
Defne notu çevirdi, arkasına baktı. Boştu.
Ne demek istiyordu bu?
Sormak için kapıyı çaldı. İlk defa o vuruyordu. Kalbi gereğinden hızlı atıyordu — öfkeden mi, yoksa başka bir şeyden mi, ayırt edemedi.
Kaan kapıyı açtığında saçı yine dağınıktı. Bu sefer üzerinde gömlek vardı — düğmeleri yanlış iliklenmiş.
Defne duraksadı. "Bu ne demek?" diye sordu, notu uzatarak.
Kaan'ın bakışları notta değil, Defne'deydi. "Siz sabah kaçta kalkıyorsunuz?"
"Yedide. Neden?"
"Ben altıda yapıyorum. Soğumasın diye düşündüm ama yanlış tahmin ettim." Omuz silkti. "Bir dahaki sefer için soruyordum."
Bir dahaki sefer.
Bu adam bir dahaki seferi varsayıyordu. Sanki bu zaten belirlenmiş bir şeymiş gibi. Sanki her sabah komşusuna sandviç yapmak en normal şeymiş gibi.
"Neden yapıyorsunuz bunu?" diye sordu Defne. Sesi düşüktü ama net.
Kaan bir an baktı. "Çünkü yapabiliyorum."
Basit. Net. Hiçbir beklenti içermeyen bir cevap.
Defne ne diyeceğini bilemedi. Böyle insanlarla karşılaşmamıştı daha önce. Ya da karşılaşmıştı da fark etmemişti.
"Teşekkür ederim," dedi sonunda. "Ama bunu yapmak zorunda değilsiniz."
"Biliyorum," dedi Kaan. "O yüzden yapıyorum."
…
İçeri girerken Defne gördü: Mutfak masasında açık bir dosya, üzerinde bir fotoğraf. Tanıdık bir yüz.