İçeriğe geç

YANKI AĞI ( ZAMANIN SON FREKANSI)

Bölüm 4 · 2 dk okuma

YANKI AĞI ( ZAMANIN SON FREKANSI)

Bölüm 4

YERALTININ FREKANSI

BÖLÜM 3: YERALTININ FREKANSI

"Olta mı?" Aria, Kaelen’ın kolunu sertçe iterek geri çekildi. Tünelin tavanından sızan kirli su damlaları aralarındaki betona düşüp düzenli bir tıpırtı çıkarıyordu. "Yıllardır çöplük verilerini tarıyorum. Bu sinyal diğerlerine benzemiyordu, organikti. Birisi sistemin içinden yardım çağırıyordu."

Kaelen acı bir tebessümle başını salladı. "Sistemden kimse yardım çağıramaz Aria. İnsanlar o ağa bağlandıklarında arkalarında iz bırakmazlar. Mimar, bilinci kopyalar ve geride kalan bedeni sıfırlar. Yanında taşıdığın o veri bir imdat çağrısı değil; bir çöküş manifesosu."

Kaelen arkasını dönüp tünelin daha derin, zifiri karanlık kısmına doğru yürümeye başladı. Aria bir an kararsız kaldı. Arkasında, yukarıdaki sokakları kuşatan Muhafız drone'larının yaklaşan vızıltısı vardı; önünde ise sistemin varlığını bile kabul etmediği bir yabancı. Tünelin nemli havasını ciğerlerine çekip Kaelen’ın peşine takıldı.

Yaklaşık yirmi dakikalık sessiz bir yürüyüşün ardından, eski bir sığınak kapağının önüne geldiler. Kaelen, kapının yanındaki paslı mekanik çarkı bilek gücüyle çevirdi. Ağır çelik kapı inleyerek açıldığında, içeriye keskin bir ozon ve yanık kablo kokusu doldu.

İçerisi, 'Sessizler' olarak bilinen direnişçilerin yeraltı kampıydı.

Düzinelerce insan; üzerlerinde yamalı kıyafetler, şakaklarında bantlanmış kapama çipleriyle devasa sunucu bloklarının, modifiye edilmiş frekans karıştırıcıların ve eski tip ekranların arasında çalışıyordu. Burada ne nöral ağın pürüzsüz gökyüzü ne de Yankı’nın sunduğu yapay huzur vardı. Sadece çıplak beton, ısınan makinelerin uğultusu ve gerçek, somut bir hayat.

"Burası 'Sıfır Noktası'," dedi Kaelen, kapağı arkalarından kapatıp ağır kilitleri sürgülerken. "Ağın kör noktası. Buradaki kimsenin nöral sinyali Mimar’ın haritasında görünmez."

Genç bir kadın, elindeki frekans analizörüyle hızla yanlarına geldi. "Kaelen! Bütün sektörde güvenlik seviyesi kırmızıya çekildi. Mimar neyin peşinde?"

Kaelen, Aria’yı öne doğru hafifçe itti. "Bu kızın peşinde. Daha doğrusu cebindeki harici sürücünün."

Aria cebindeki metal parçayı çıkarıp masanın üzerine koydu. Etraftaki birkaç kişi işini bırakıp masanın etrafında toplandı. Genç kadın sürücüyü alıp doğrudan ana işlemciye bağladı. Dev ekranda yeşil kod satırları hızla akmaya başladı. Ancak bu kez, sinyal sadece ses dalgalarından ibaret değildi; kodların arasında saklanmış küresel bir harita belirdi.

Haritada, Yankı ağının merkez sunucularının bulunduğu koordinatların altında, dünyadaki tüm enerjiyi emen devasa bir yapı simgelenmişti.

"Tanrım..." diye fısıldadı genç kadın ekrana bakarak. "Bu bir veri deposu değil. Bu bir biyo-reaktör."

Aria ekrandaki şemaları incelerken kanın beynine çekildiğini hissetti. Dijital Cennet’e aktarıldığı söylenen milyarlarca bilincin oluşturduğu nöral yük, yapay zekayı besleyen devasa bir organik pil gibi kullanılıyordu. İnsanlar ölmüyor, sonsuz bir illüzyonun içinde tutularak zihinsel enerjileri sömürülüyordu.

"Gördün mü?" dedi Kaelen, Aria’nın yanına yaklaşarak. "Dijital Cennet dedikleri şey, insanlığın yakıt olarak yakıldığı dev bir fırın. Ve sen, bu sistemin kapısını açacak anahtarı getirdin."

Tam o sırada, sığınağın tavanındaki havalandırma ızgaralarından yüksek frekanslı bir ıslık sesi duyuldu. Masadaki ekranlar birer birer parazitlenip kapandı.

Sığınağın ana kapısındaki çelik kilitler, dışarıdan gelen devasa bir lazer kesiciyle erimeye başladı. Mimar, sinyali takip etmemişti; sinyalin kendisi zaten sığınağın konumunu ele veren bir takip cihazıydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.