BÖLÜM 2: SESSİZLİĞİN İÇİNDE
Nöral çipinin çevresindeki metal doku, aşırı yüklenmeden dolayı şakaklarını adeta yakıyordu. Aria, odanın kapısını ardına kadar açtı ve binanın karanlık, nemli koridoruna fırladı. Eski sektörlerde acil durum ışıkları kırmızı renkte ritmik olarak yanıp sönüyor, duvarlardaki yıpranmış havalandırma borularından basınçlı buhar fışkırıyordu.
Yankı üzerinden gelen erişim engeli uyarısı, doğrudan görme sinirlerine yansıyordu:
[ERİŞİM ENGELLENDİ: Konumunuz Sektör 09 Güvenlik Ağına Bildirildi]
[Sistem Durumu: Karantina Modu]
"Sistem, yönlendirmeyi kapat," diye fısıldadı. Ancak nöral bağlantısı yanıt vermiyordu; ağ, bilincine baskı uygulayarak onu felç etmeye çalışıyordu. Bu, Muhafızların standart "uzaktan zapt etme" prosedürüydü.
Cebinden küçük, demode bir bakır kablo çıkardı. Çipin fiziksel arayüzüne kabloyu bağlayıp diğer ucunu bileğine taktığı nöral yalıtkan bilekliğe sapladı. Kısa bir elektrik çarpması hissiyle birlikte gözünün önündeki kırmızı uyarı yazıları yok oldu. Zihni aniden ürpertici bir sessizliğe gömüldü. Bu, çocukluğundan beri ilk kez ağdan tamamen kopuşuydu.
Merdivenleri üçer beşer inerek binanın alt katındaki eski metro tünellerine ulaştı. Burası, Echo-Net’in sinyal kapsama alanının dışında kalan, radyasyon izleri ve unutulmuş beton yığınlarıyla kaplı "Karanlık Alanlar"dan biriydi.
Tünelin rutubetli karanlığında birkaç yüz metre ilerledikten sonra arkasından gelen hafif, ritmik metalik ayak seslerini duydu. Muhafız drone’ları tünele girmişti.
Tünelin duvarındaki eski bir kontrol panosunun arkasına çekilip nefesini tuttu. Cebindeki harici sürücü adeta bir kor gibi sıcaktı. Sinyalin içindeki o yarım kalan cümle zihninde yankılanmaya devam ediyordu: “…bilinciniz canlı tutulmuyor, sadece—”
Tam o sırada, karanlığın içinden mekanik olmayan, gerçek bir insan eli uzandı ve Aria’nın ağzını kapattı.
"Kımıldama ve çipini tamamen pasif moda al," dedi derinden gelen kısık bir erkek sesi.
Aria refleks olarak dirseğiyle arkasındaki kişiyi itmeye çalıştı ama adam oldukça hızlı davranarak onu duvara sabitledi. Adamın yüzü yarı karanlıkta belirdi; deri ceketinin altındaki omuz bölgesinde, ağa bağlı olmadığını gösteren eski tip devasa bir devre sökük izi vardı.
"Sen de kimsin?" diye fısıldadı Aria, adamın tutuşundan kurtulmaya çalışarak.
"Ben Kaelen," dedi adam. Drone’ların kırmızı tarama ışıkları bulundukları köşenin birkaç metre ötesinden geçerken ikisi de hareketsiz kaldı. Işıklar uzaklaştığında Kaelen bakışlarını Aria'ya çevirdi. "Ve sen, sistemin elli yıldır sakladığı en tehlikeli veriyi az önce cebine indiren ilk kişisin."
Kaelen cebinden çıkardığı küçük bir tarayıcıyı Aria’nın harici sürücüsüne tuttu. Ekran birkaç saniye yeşil yandı.
"Seni izliyorlardı Aria. O sinyal bir kaza değildi; bir olta yemeydi. Ve ne yazık ki sen o yemi yuttun."