Yavaşça açık olan ağzımı kapattım sonra ona bakmadan kapının kulpunu tutarak açtım. Aşağı inmemle derin bir nefes aldım.
"Al bunu.", dedi açık pencereden bir kağıt uzattı. Eğilip açık pencerenin kısmına dirseğimi yasladım. Uzattığı beyaz dikdörtgen kağıdı anlamayarak aldım. Çek olduğunu elime alınca fark ettim. Üstünde büyük bir mevla yazıyordu. Dilim miktarı okurken donup kalmıştı. Alta Hakan Bey'in imzası vardı.
"Bu iş öncesi küçük bir mevla her işin ardından bundan daha fazlasını alacaksın.", dedi bu miktar yeterdi zincirden gelecek paranın daha fazlası vardı ve daha devamı geleceğini söylüyordu. Tek tepsim kafamı hafifçe sallamak oldu. Tekrar üşümeye başladığım sıra bakışlarımı mahallemde gezdirdim. Etraftaki karlar yavaş yavaş eriyordu, kendilerinin ait olduğu yere gitmek ister gibi bir birleriyle adeta yarışıyorlardı. Tek katlı müstakil gece kondu evimizin ışıkları yanmıyordu. Bizimkiler erkenden uyumuşlardı galiba..
"Yarın sahilde görüşmek üzere.", diyerek arabayı çalıştırdı. Gene kafamı salladım. Aile bir şeyler uydurmam gerekiyordu, yarın güzel bir avukat tutarak babamın dosyasında tekrar bir savunma hazırlatabilir mahkemeye güzel bir dosya ile başvura bilirdim. Bakışlarımı Atakan Bey'e çevirdim. İletişime geçeceğimiz bir telefon numarası yoktu.
"Nasıl buluşacağız?", dedim telefon numarasını isteyen ben olmayım diye. Kendimi ilişkini başında ağırdan satan kızlar gibi hissetsem de.
"Ben bulurum seni. Yarın sahilde ol yeter.", dedi ve sonra gecenin karanlığında mahallemden arabası ile yavaşça gitti.
"Tabi bulursun katilim.", dedim kısık sesle söylenerek evime doğru döndüm ve yürüdüm. Bu adam benim evimi nasıl biliyordu? Kapının önünde durmuştu, öylesine yada tesadüf değildi bu. Gözlerimi duvarda ki kapı numarasına kaydı. 903.. Bu adam tehlikeliydi.
Daha fazla soğukta kalmamak için hızlıca ayağımda ki ince topuklu ayakkabılarla evimin bahçesine girdim. Ses yapmamak için adımlarımı yavaş yavaş attım. Topuklu ayakkabıları çıkarıp elime aldım. Parmak ucunda yürüyerek kapının yanına gelince elimi eteğin cebine attım.
"Yapma bunu kızım! Ya anahtarı nasıl unuttun?", diyerek kendi kendime sinirle söylenmeye başladım. Elimle alnımın ortasına vurdum. Aptallığım mı tuttu da malikanede sırt çantamın içinde hem giysilerim hem de anahtarı unutmuştum.
"İçeri girsene kızım?", bakışlarımı demir kapıya doğru çevirdim. Annem yüzünde ki tebessümle bana bakıyordu.
"Anne ben anahtarı mı çalıştığım yerde unuttum.", dedim soru sormaya hazır bekleyen yeşil gözlerine. Annem bana baştan ayağa baktı. Yüzünde ki gülümseme ile konuştu.
"Galiba tek anahtarını unutmadın kızım. Seni bırakan çocuk kim?", dedi ben kime neyi anlatıyordum. Mahallenin bülbül Şaziye'si benim annemdi.
"O şey..", gözlerimi kaçırarak düşündüm Atakan Bey'i ona ne diyerek tanıtacaktım ki. Göktaşı? Yok olmazdı. Katil desem korkar. Robot desem güler inanmaz bana. Ablamın bizim hayatımızı kurtaran Kahraman desem buda ban komik kaçardı. Şans sunan şeytan? Annem benim sessiz kalmamdan çok yanlış bir anlam çıkardı. Yapma anne!
"Sevgilin mi?", dedi gözlerimi kocaman açarak anneme baktım. Ben ve o mu? Asla olmazdı. Robot ve Canan? Yok yok bu çok komik olurdu. Teh! Annee!
"Anne üşüdüm.", dedim konuyu kapatmak ve artık içeri girebilmek için Annem kenara çekilip bana yer versin diye.
"Geç bakalım.", dedi içeri girdim. Üstümdeki kıyafete baktı gözleri doldu. Ona göre farklı bir yerdeydim... Eve çalışıp temiz para getiren kuzusuydum.. Umarım bir gün annem gerçekleri öğrenmezdi.. Yüzüme çöken bulut ile odama doğru yürüdüm elimde ki ayakkabıyı kenara bıraktım. Ablam benim yatağımın yanında ki baza da iki büklüm uyuyordu.. Benim temiz ve masum ablam. Üstümde ki kıyafetler hızlıca kurtuldum. Kendi kıyafetlerimi giyerek ablamın yanına doğru sokuldum. Belki onu son kez böyle görecektim bundan sonra o iyileşecekti.. Yeğenimi çok güzel bir hayat bekliyordu. Babamı da çıkaracaktım içerden. Annemin de ameliyat işlerini başlatırsam o da artık iki gözü ile görmeye devam edecekti. Bana bu geceden sonra ne olacağın ne önemi vardı.. Ailem için her şey güzel olacaktı. Ablamın karnına koyduğum elimle ablam korkuyla sıçradı.
"Korkma benim abla..", dedim dudaklarımı ısırdım. Ağlamayacaktım boğazımdaki yumrular bugün beni mesken tutmuştu..
*******
Çalan zilimizin sesi ile yüzümü buruşturdum. Hangi dingo kapımıza yapışmıştı! Ablam korkarak uyandı, ona korkmaması gerektiğini söyleyerek sersem adımlarımla odamızdan çıktım. Annem üstüne geçirdiği fırkasıyla uykulu gözlerle kapıyı açmaya doğru yürüdü.
"Bu saatte kim geldi, hayırlar olsun.", dedi iki dudağının arasından. Garip annem burada Canan gibi kızı olduğu sürece hayırlı bir şeylerin olması mümkün değildi.
Kenarda duran demir sobayı elime aldım. Bu saatte kim geldiyse kafasını kıracaktım, gündüzler torbaya mı girmişti! Annem kapıyı yavaşça araladı.
"Şaziye Teyze Canan geldi mi?", diyen dostum Cemre ile omuzlarımı indirdim. Sobayı ayakkabılığın arkasına tekrar koydum.
"Geldi kızım, hayırdır senin bu halin ne?", dedi Annem. Açık kapıdan dolayı Cemrenin suratını göremiyordum ama sesinde ki tondan da az buçuk bir tahminim vardı. Cemre sinir bir ses tonuyla anneme sordu;
"Nerde! İçeride mi? Ben senin bu kızını döveceğim Şaziye Teyze.", sözlerine kıkırdadım, kafamı aradan çıkarıp ona baktım.
"Buradayım döv beni.", dedim elimi kalbime koyarak onunla dalga geçtim. Cemre bir iki adım geri gidip soluna döndü eliyle annesine bizde kalacağını söyledi.
"Anne ben Şaziye Teyzelerdeyim. Sen yat ben gelirim.", dedi ağlamış sesiyle konuşarak. Başıma gelecekleri anlamıştım. Yüzümü buruşturarak annemi içeri doğru çektim. Hızlıca demir kapımızı örtmek için hamle yaptım ama Cemre benden hızlı davranarak içeri girdi.
"Ya kızım senin evin, anan baban yok mu bu saatte komşuna gelmeye utanmıyor musun?", dedim ciddi bir ifade ile yoksa Cemre'nin elinden çekeceğim vardı. Annem ikimizin haline bakarak, güldü.
"Hadi burası soğuk salona geçin iki cadı sizi, gece gece. Tövbe estağfurullah.", diyerek bizi baş başa bıraktı.
"Seni arıyorum, telefonun kapalı! Polise gitmediğime şükret bence sen. Geç bakalım içeri sen.", diyerek omzuma vurdu. Beni merak etmişti. Onun gibi bir dostum olması ailemden sonra başıma gelen en güzel şeydi.
"Şarjım bitmiş olmalı.", dedim geldiğimle üstümü değiştirip uyumam bir olmuştu. Cemre ile salona da ki çekyatlarımıza oturduk. Önce bana sert olduğunu düşündüğü elleriyle vurdu sonra sıkıca sarıldı. Aptal dostum!.
"Yan yada kes.", dedim küçüklüğümüzden beri aramızda olan cümleyi kurdum. Ya sev yada döv demek gibi bir şeydi.
"Seni önce kıtır kıtır keseceğim Canan sonra kalan parçalarını seve seve gömeceğim.", dedi çatık kaşlarıyla.
"Pis psikopat seniii. Cık cık.", dedim bazen çok seri katil cümleleri kuruyordu. Tatlı yüzlü bir seri katil olurdu ondan. Yada olmaz, ama kapasitesinin olduğu apaçık ortadaydı.
"Ne yaptın halledebildin mi? Buradaysan hallettin ama neyi bekliyoruz biran önce bu zinciri elinden çıkarman gerek. Hemen gidelim yaparız. Ya seni arayıp ulaşamayınca aklıma türlü türlü fikirler geldi. Kızım yakalandın seni öldürdüler falan sandım ben! Senin bunlardan haberin var mı? Ama yok hanımefendimiz eve gelmiş kıymetlisini devirip yatmış. Sen beni düşünmeden nasıl böyle davranırsın ya!", dedi susup onu dinlemeye devam ettim. Haklıydı. Bu gece başıma gelecek iki seçenek vardı. Eğer birinci seçenek ile yanında olmazsam ona açıkça söylemiştim. Başıma ikinci seçenekteki olasılığın geldiğini düşünmüştü.. Şiş gözleriyle benim için ağladığı belliydi. Sustum haklıydı kızmakta..
"Cevap ver.", diyerek koluma vurdu. Bakışlarımı dost dediğim kardeşime çevirdim.
"Beni iyi dinle olur mu? Bir iş teklifi aldım, o zinciri çaldım ama yakalandım da.", dedim sözlerimi hızlıca böldü. Kocaman açtığı gözleriyle hızlıca konuştu.
"Ne demek yakalandım! Kızım sana bir şey yapmadılar değil mi?", diyerek ellerime baktı, eliyle üstümü kontrol etti onun bu haline dudaklarım kıvrıldı. Ellerini tutup avuçlarımın arasına aldım. Gözlerimi gözlerine odakladım. Derin bir nefes aldık, kalan sözlerime devam ettim.
"Sakin ol sessizce beni dinle, içeride annemle ablam uyuyor unutma, tepkilerini ona göre ver. Yakalandım işte tam neden yakalandığımı anlayamadım ama inan bana gecem bok gibi geçti. Bu gece senin omuzlarına nasıl büyük bir yük yüklediğimi gözlerimle görünce senin hislerini , bana olan kızgınlığını daha iyi anlıyorum özür dilerim dostum.. Ama kızma bana Cemre bu geceden sonra bu yükün devam edecek. Eğer ben istemiyorum dersen anlarım seni..", dedim gözünden akan yaş yanaklarından süzüldü. Soruma düşünmeden emin bir şekilde cevap verdi.
"İstemiyorum! Ben senin bu gece öldüğünü düşündüm.. Düşüncesi bile çok kötü.. Sonra ben ailene nasıl bir açıklama yapacaktım. Bu çok yanlış özür dilerim, seni o malikaneye salmamam gerekiyordu.", dedi kesik kesik cümleleri ile ona hak verdim.
"Tamam haklısın.", dedim bu gece başıma gelenleri ona anlatmaktan vazgeçtim. Eğer anlatırsam tüm bildiklerini anneme anlatmakla beni tehdit edebilirdi. Başıma gelenleri bir oyun olarak görebilirdi.
"Peki ne oldu yakalanınca? Sana bir şey yapmadılar değil mi?", dedi başıma kötü bir şey gelip gelmediğini öğrenmek için gözlerimin içine baktı. Derin bir nefes aldım omuzlarım inip kalktı Cemre'ye bakarak kafamı hayır anlamında salladım. Ona farklı bir olay anlatmam lazımdı. Bu gece başıma gelenleri toz pembe ve daha tehlikesiz daha iyi insanlarla karşılaşmışım gibi yaparak kurguladım.
"Yok iyi insanlara denk geldim. Atakan bey ve Hakan Bey gururumu kırmadan, kibar bir şekilde neden çaldığımı sordular. Bende anlattım durumu mu sonra beni polise vermek yerine bana yardım etmeyi tercih ettiler.", dedim boğazımda ki yumruyla gözlerimi kaçırdım. Dostuma ilk kez onun iyiliği için yalan söyledim.
"Nasıl ya nasıl bir iş teklifinde bulundular?", dedi merakla bir kaç saniye boş boş suratına baktım. Em küp ederek bir şeyler söyledim.
"İşte iş verecekler. Yatılı olacak.. Aylık maaş olacak.. Atakan Bey'in yanında olacağım.. İş işte ya.", dedim Cemre benim hallerimden kuşkulansa da ben başka konulara girerek onun aklında ki soru işaretlerini dağıttım. Bir saatin sonunda Cemre'yi evden açık açık kovarak tekrar yatağıma girdim.
*******
Erkenden uyanarak evden çıktım annem ve ablam ile yapacağım güzel kahvaltının ilk adımı sıcak taze ekmeklerdi. Ama şuan elimde kağıt para yerine kağıt bir çek vardı. Bunu nereden paraya çevirecektim? Fakirliğin kaçıncı levelindeyim ben. Sonunda telefonundan googleye girerek bir araştırma yaptım ve gooğle amcam beni bankaya yönlendiriyordu. Sonunda elimdeki kağıt çeki paraya çevirerek önce babama istediğim başarılı bir avukat olan Tahsin Bey'i tuttum. Hastaneye geçerek annemin göz ameliyatı için hastane tarafından istenilen parayı ödedim. Annemin bir ay önceki kayıtları olduğu için doktoruyla konuşup ameliyat günü bile almıştım. Geriye kaldı ablam. En zoru en sona bırakmıştım, özel hastaneye girdim ablam için neler yapılması gerektiğini biliyordum parayı ödedikten sonra ablamın hastaneye yatışı lazımdı. İki saatin sonunda Ablamın da biten işlerini hallettikten sonra derin bir nefes alarak evime doğru yürüdüm.
Bakkalın önünden geçerken Şerro dayı ile göz göze geldik. Gözlerimi hızlıca kaçırdım. Dudaklarımın arasında söylenmeye başladım. Ödeyeceğim işte paranı kaçıyor muyuz! Evin kapısına gelince gözlerim gene sayılara takıldı. 903.
Atakan Bey benim hakkımda bir bilgi edinmiş miydi? Zihnimde ki soru işaretleri ile bakışlarımı kapı numaramızdan çektim. Tam mavi demir kapıyı açıp bahçeye gireceğim sıra aklıma gelen şey ile ağzım açıldı. Ben az önce cebinde para olmasına rağmen Şerro dayıdan mı kaçtım!?
Canan bunu yaptın!
Vay anasını fakirlik ruhuma işlemiş abi! Elimi demir kapıdan çekerek tekrar adımlarımın istikametini Şerro bakkala doğru çevirdim. Kendi halime kahkahalarla güldüm. Mahallede ki küçük çocuklar bana deli gibi baktılar.
"Hey bakmayın bana öyle be! Kim Şerro dayıdan çikolata istiyor onu söylesin?", dedim yanlarından geçerken, ilk sözlerime bir tepki vermeseler de sonra koşarak peşimden gelmeye başladılar. Bu tabi ki biz istiyoruz cevabıydı.
"Canan abla, kandırmıyorsun değil mi bizi?", diyen çocuğa döndüm. Domdom Neşati'nin kafasına yavaşça vurdum.
"Hadi len velet oradan. Ben ne zaman sizi kandırdım?", dedim benim kırmızı çizgimdi. Çocukları asla kandırmaz ve onlardan bir şey çalmazdım.
"İki gün önce söylediklerini unuttun mu?", dedi Allah bilir ne demiştim. Şerro dayının bakkalına girmem ile bu soruyu sormadım. Üstünde durmadan çocuklara parmağımla bakkalı gösterdim.
" Hadiyin istediklerinizi alın çocuklar.", dedim Şerro dayının yanına geçtim. Masanın diğer tarafında sandalyeye oturmuş bana bakıyordu.
"Hayırlı işler Şerro dayı.", dedim bu bir selam vermek değil Şerro dayı için bir temenniydi. Adam resmen fakirlerden çalıp çırparak zengin oluyordu. En azından ben zenginden çalıyordum. Özelliklede ultra zenginlerden. Burada kendimi temize çıkaracak değildim. İşte bir boka girmiştik, sonrada çıkamamıştık, küçükken babamın el kıvraklığını dikkat etmiş onu taklit etmeye kendi çapımda evde başlasam da . İlk deneyimli bu el kıvraklığımı arkadaşlarım arasında oyun oynarken kullanmaya başlamıştım. Oyun olarak başladığım serüven beni nerelere getirmişti. Yüzümde beliren gülümsem ile kendime geldim. Pişman mıyım bundan asla! Eğer bu becerimi geliştirip kullanmasaydım ailemi kurtaramazdım.
"Gene neyi veresiye yazıyoruz.", dedi Şerro dayı sararmış dişleriyle gülerek. Onun bu çirkin haline yüzümü buruşturdum adam aç köpek gibiydi. Veresiye yazmaktan hoşlanıyordu. Yazdığı her şeye beş kat zam koymaktan ise keyif alıyordu. Bu şekilde mahalleliden daha fazla yazıyordu. Pislik puçt herif!
"Hiç bir şeyi. Sen çıkar bakalım şu veresiye defterini.", dedim her gün akşam evine götürüp baştan sona defterin tek tek hesabını yapıyordu. Karısı Makbüle kocasının bu haline üzülerek komşulara anlatıyordu. Yazık kadına böyle bir kocası vardı.
"Ne yapacaksın hesabınızı mı sildireceksin?", dedi çirkin kahkahası ile güldü. Buna pek imkan vermiyordu haklıydı sonuçta ayın ortasındaydık. Kafamı salladım derin bir nefes aldım.
"Sen desene bu mahallenin sana kaç lira borcu var?", dedim bu adamla fazla bir kelam etmek istemiyordum. Biran önce şu borcu kapatıp çıksam iyi olurdu.
"Beş yüz bin niye sordun?", dedi sırtıma ki çantayı masaya bıraktım. Çocuklar ellerine aldıkları çikolataları Şerro dayıya gösterdi. Şerro dayı gülerek kafasını tamam anlamında salladı.
"Al buradaki parayı ver şu veresiye defterini.", dedim kocaman açtığı gözleri ile hemen çantanın fermuarını açtı paraları deste deste çıkardı. Hızlıca saymaya başladı. Gözlerin de dolar işaretlerini gördüğüme yemin edebilir ama kanıtlayamazdım.
"Orada daha fazla var. Nerden baksan mahalleni bir ay daha senden ücretsiz alışveriş yapar. Ver şu kara defteri," dedim masanın kenarına koyduğu çakmak kutusundan bir çakmak aldım. Çantada fazla para olduğunu anlayarak hemen sözlerime kafasını salladı. Salyaları akan bir köpek gibi kenarda ki duran çekmeceyi açtı. Cebinden çıkardığı anahtar ile kasayı açtı çıkardığı siyah veresiye defterini bana uzattı.
"Bunu ve çocukların aldığı şeyleri de say.", dedim uzattığı siyah kocaman harfler ile yazan veresiye defterini elime aldım. Amel defterim bu kadar ağır değildir herhalde. Yüzümde ki tebessümle mahallenin ortasına geçtim. Çocuklar bağırarak bana tezahürat yapıyorlardı. Toplanan mahalle sakinleri ile yerin yaş olmasını umursamadan en kuru yere oturdum. Defterin kapağını açtım, elimde tuttuğum siyah çakmak ile defterin sayfalarını yırtmaya başladım, sonra her yırttığım dalgaları havaya kaldırıp elimde ki çakmak ile tutuşturdum. Ateşin böylesine güzel yaktığı bir madde var mıydı şu dünyada. Bence yoktu. Her elime aldığım dört beş dalgayı ateşin muhteşem şölenine attım. Elimde ki defterin bütün sayfalarını bitene kadar bu işlemi zevk ile devam ettim. Bakışlarımı komşularıma çevirdim, ilk kez dilsiz gibi hissettim kendimi.. Konuşmadan ayağa kalktım ıslanan kıyafetlerimle evin yolunu tuttum. Yüreğime hüzün çöktü annemle ablama da bir bahane uydurup evden çıkıp sahile katilimin yanına gitmem lazımdı. En iyisi bu meseleyi kısa tutup çıkmaktı. Ateşten geriye kalan kağıt külleri rüzgarın gücüyle esip mahallede dağıldı.
Yağan yağmurun damlaları yüzüme düştü kafamı gökyüzüne kaldırıp baktım.
Güneş doğmuş, şafaktan süzülmeye başlıyordu. Dün gece doğmayan yıldızlar bu gecede doğmaya pek niyetli değil gibiydi. Esen rüzgar şiddetlendi artık gitmem gerektiğini bana hal diliyle bağırıyordu resmen. Siyah botlarımın altında akan kar suyun içinde yürüdüm. Mavi küçük demir kapının yanına gelince ellerimi cebimden çıkardım. Yüzüme taktığım sahte maske ile evin avlusuna girdim.
*********
Geride kalan numarayı son kez beynimden geçirdim. 903.. Annem çantamı hazırlayana kadar susmadı soru yağmuruna boğmuştu beni.. Tek verebildiğim cevap güzel yatılı bir iş buldum bahanesiydi. Bunu söylerken galiba mezarda ki son durumumdan bahsediyordum. Ablam hiç bir şey dememişti, ona sıkıca sarılıp evden çıkmıştım. Kafama montumun siyah şapkasını geçirdim. Attığım her adım bir vedaydı, sesli kızın sessiz bir vedası..
Yağmur gökten yere narin bir şekilde inerken, kar suları ile sanki kavuşuyor sonrada yollarına birlikte devam ediyorlardı. Göğün ve yerin buluşması imkansız değildi..
Gözlerim yağmurun dansına adapte olmuştu. Beynimde ki düşünceler ile kısa sürede sahile geldiğime şaşırdım. Caddeyi tıkanan trafik ile çabuk adımlarımla geçtim. Bakışlarımı sahilde gezdirdim. Bu havada fazla bir Allah'ın kulu yoktu. Biraz yürüyerek denize doğru yaklaştım. İnsanlar hızlı adımlarıyla bir yerlere yetişmeye çalışıyordu. Benim adımlarım ise başına gelecekleri biliyormuş gibi gitmek istemiyordu. Beş adım mesafe kalacak şekilde Katilimin arkasında durdum. Elleri montunun cebinde fırtınalı denize bakıyordu. Geldiğimi hissetmiş olmalı ki sırt kasları kasıldı.
"Gidelim.", dedi havada ki soğuk ile aynı ses tonunda. Burnumun ucu kızarmıştı. Nefesimi sesli bir şekilde dışarı verdim. Katilimin sözlerine teslim olarak kafamı salladım sanki görüyormuş gibi. Sol tarafa doğru dönüp içi su almış botlarımla yürümeye başladım. Bir kaç saniye sonra dikkat ettiğim bir konu oldu. Onun ayak sesleri neden yoktu? Arkamdan gelmeyen adım sesleri durup omzumun üstünden ona baktım. Katilim sol tarafa doğru dönmüş yürüyordu koşarak hemen ona yetiştim. Arkasından sessizce yürüdüm. Umarım rezilliğimi fark etmemiştir. Sahilin biten yoluyla ana yola doğru döndü bende adımlarını taklit ettim.
Adımları yavaşladı,kafamı yerden kaldırıp baktım. Karşımızda duran siyah minibüsün kapısını takım elbiseli adam yavaşça açtı. Atakan Bey çevik bir hareketle binip bakışlarını bana çevirdi. Sıkışıp kaldığım yerden bir adım atarak kurtuldum. Arabaya binmemle ikimizde sessizliğe büründük. Aynı koltuğun iki ucunda konuşmadan oturuyorduk. Şoför nereye gideceğini ya bildiği için yada Atakan Beyden bunun konumunu önceden edinmiş gibi arabayı çalıştırıp yağmurlu havada sakince sürmeye başladı.
