ATAKAN'DAN..
"Abi dediğin yere geldik.", diyen adamıma telefon görüşmesini kısa kesip kapattım.
"Gözünüz o kızın üzerinde olsun, ne yapıyor ne ediyor sabah rapor alırım sizden. Kendinizi belli etmeden izleyin.", dedim kızın sağı solu belli değildi ne yapacağı belli olmazdı.
"Tamam abi.", diyen sesle telefonu kapattım. Yanımda oturan Hakan bana kızarmış gözleriyle baktı.
"Abi bana mantıklı bir açıklama yap lütfen.", dedi Mert onun için değerliydi eyvallah biliyordum ama şüphelenmiştim.
"Mert'en şüphelendim oğlum."
"Ha tamam abi şüphelendiysen sorun yok. Bende yarın Pusattan şüphelenirsem senden de aynı hoşgörüyü beklerim.", dedi sağ kolum Pusatı niye işin içine atmıştı ki.
"He he", dedim konuyu kapatması için buraya Mert'i konuşmaya gelmemiştim sonuçta.
"Eyvallah abi. Peki şu kız adı neydi, Berna'nın zincirini çalan. Onu ne yapacaksın?", dedi aklımda ki planı kızı hakkında öğrendiğim bilgileri tek tek anlatmaya başladım. Hakan beni her zaman öz abisi gibi görmüştü annelerimizin farklı olması ne onun için nede Berna için aramızda bir etkendi. Babamız bir bu konuda kardeşliği güzel aşılamıştı. Hakan her sözümü ,kelimelerimi bir bir not alarak dinledi. Planım hakkında biraz kuşkulu davrandı. Mert'i ameliyattan çıkarıp normal odaya aldıkları için Hakan biraz daha sakindi ama kızın hilesi eni öyle bir noktaya getirmişti ki az kalsın kardeşimi karşıma alacaktım.
"Nasıl güveneceksin bu kıza ?",dedi sonuçta hırsızdı kız.
"Güveneceğimi nereden çıkardın?", dedim ben yirmi sekiz yaşımda güvendiğim insan ordusundan geriye kalan tek o ve Bernayken. Bir yabancıya ve yankeseciye mi güvenmek. Kardeşim abisini iyi tanıyamamış.
"Ama dediğin planda oda bizim cephede savaşacak olan bir asker.", dedi kafamı salladım, sözlerinde haklıydı bizim cephede en önde savaşacak bir asker.
"O bizim elimizde çok güçlü bir silah olacak. Bu camiya da en güçlü silah bizde ve kardeşim biz bu savaşı kazanacağız.", dedim gelecekte olan savaşın kazananı bizdik.
"Peki bu kız bizi satarsa.", dedi haklıydı ama karşısında ben vardım.
"O imkansız kardeşim. Bizim adamlarımız ailesinin çevresinde, bir adım gerisinde takipte olacak. Oda bizim gözetimimiz de dediklerimizi yapacak. Pusat'ın yaptığı araştırmaya göre bu kız bizi ne satabilir nede bırakabilir. Yarın yapacağımız anlaşma şartlarını ona net bir şekilde anlatırsın sen.", dedim bu kızın dilinden en iyi Hakan anlardı. Bende diğer meselelerle ilgilenirdim. Hakan son sözlerine yüzünü buruşturdu. Kafasını olmaz anlamında salladı.
"Bana ne abi ya! Aldın başına belayı sen anlat. Benim adamım yaralı benim onunla ilgilenmem gerek.", diyen kardeşime ağzım açık baktım. Elimi kaldırıp ensesine vurdum.
"Silahı ilk kez elime almıyorum koçum, kıza göz dağı vermek için sıktım.", dedim ama kardeşimin inadı tutmuştu. Ayağa kalkıp hastaneden dışarı doğru yürüdük.
"Nereye geçeceksin buradan?", dedi konuyu değiştirerek. Ellerimi cebime soktum, bakışlarımı gökyüzüne çevirdim.
"Her zaman ki yere.", dedim kırık çıkmıştı cümleler dudaklarımın arasından. Hakan da benin gibi gökyüzüne baktı, derince yutkunup omzuma kolunu sardı. Bu çocuğun hallerini düşmanlarımız asla görmemesi gerekiyordu. Yoksa bu merhameti başına büyük dert olacaktı.
"Ha birde sabah telefonuna mesaj gelebilir odandan bir çek aldım. Küçük bir meblağ.", dedim bakışlarını yavaşça bana çevirdi. Yüzünde ki bakışlar ile sordu.
"Ne kadar?", dedi sesi içine gitmişti sanki.
"Bir şey değil ya.", dedim ellerimi cebimden çıkarıp kulağına doğru sessizce söyledim. Hakan'ın yüz hatları dondu, elimle omzuna vurup vedalaştım. Hastanenin dışında hazır bekleyen aracıma doğru ilerledim. Arabayı çalıştırıp hala ayakta donup kalan kardeşime baktım. Gülerek onu arkamda bıraktım. Elimi direksiyondan çekerek radyodan bir müzik açtım. Barış Yurtseverden -Bıraktıklarınız çalmaya başladı.
*****
CANAN'DAN..
Araba uzun bir yolda yağmur eşliğinden sonra durdu. Bakışlarımı camın dışında gözüken ağaçlardan çekerek yol boyunca ağzını açmayan adama çevirdim.
"Geldik mi?", dedim ne diyeceğimi de bilememiştim. Akşam ki konuyu sormamış herhangi bir soru yöneltmemişti bana. Bakışlarını bana çevirmeden kara bakışlarını elinde ki telefondan çekti. Açılan kapı ile ayağa kalkıp minibüsten indi. Bu geldik demeti galiba. İstemsizce güldüm. Katilim ile uzun bir yolumuz vardı ve yolda en büyük sorunumuzda aramızda doğru iletişime sahip değildik.
Kapıyı tutan takım elbiseli adam yüzündeki tebessümle bana bir açıklama yaptı.
"Buyurun.", kafamı sallayarak yan tarafıma koyduğum siyah deri koltuğun üstünde ki çantamı alarak omuzuma kalktım. Arabadan inip etrafın güzelliğine ağzım açık kala baktım.
"Atakan Bey sizi içeride bekliyor.", diyen adama tebessüm ettim. Sol elimi ona doğru uzattım. Adam önce elime sonra yüzüme baktı bu tavrıma şaşırmıştı.
"Biz tanışamadık, ben Canan.", dedim burada kendime bir çevre yaparsan çok iyi olacağını söylüyordu iç sesim.
Ben öyle bir şey demedim!
Adam havada ona doğru uzattığım kesik eldivenimin içinde duran elime baktı. Elini uzatmadan gözleriyle arkam kontrol etti.
"Tanıştığıma memnun oldum Canan hanım.", dedi çekinceli çocuk. Onun bu tavrına gıcık olsam da birazda bozulmuştum. Sırtımda hissettiğim kara bakışları önemsemeden konuştum. Belki adamlarıyla böyle konuşmam katilimin hoşuna gitmezdi.
"Adın yok mu senin? Biri sana elini uzattıysa kibarlık olarak onun elini sıkarsın. Ve karşı taraf sana ismini söylüyorsa sende söylersin. Kaba şey seni.", dedim havadaki elimi çoktan montumun içine koyarak arkamı döndüm. Atakan Bey le göz göze gelince ikizde başımızı önümüze çevirerek bu sefer aynı yöne doğru yürüdük. Üstündeki montu çıkarıp kapıda bekleyen minyon tipli kadına uzattı.
"Hoş geldiniz Atakan Bey.", kadının bakışları bana döndü. Tebessümüyle yüzüme gülümsedi bu soğuktan sonra bir tebessümle de insan ısınabiliyormuş.
"Hoş buldum.", diyerek Atakan Bey merdivenin basaklarını çıkmaya başladı. Bende yüzüme geçirdiğim tebessümle kadına gülümsedim. Üstümdeki montu çıkarıp kadına uzatmadan elimi uzattım.
"Merhaba ben Canan.", dedim kadın aynı dışarıda ki adam gibi elime şaşkın bakışlarıyla baktı. Sihir yapmıyordum alt tarafı elimi uzatmıştım. Ne vardı buna bu kadar şaşıracak. Elimin sıkılmayacağını anlayarak indirdim.
Çalışanları da onun gibi kaba ve soğuktu! Sinirle montumu kadına vermeden kolumun arasına alarak içeri doğru yürüdüm. Bakışlarımı güzel evde gezdirdim. Kankırmızı Malikanesi kadar muhteşem bir şaheserin içindeydim. Kendimi buraya pek yakıştıramamıştım. Baştan ayağa paçamdan paspallık akıyordu. O akan şey yağmur suları değildi.
"Atakan Bey'i salonda bekleyebilirsiniz.", diyen kadına arkamı döndüm. Eliyle sol tarafı gösterdi. Kafamı olur anlamında sallayarak kadının gösterdiği yere yürüdüm. Gümüşler ile döşenmiş her köşede para sergisi olan antika şeylere ağzım açık kala baktım. Kadının uzaklaşan ayak sesleri ile etrafı inceledim. Duvarda ki eserler Muhsin amcanın aradığı türdendi. Bakışlarımı toplayarak salonun başka ultra güzel yerlerine çevirdim. Geniş abartılı koltuğa uzaylı füzesi gibi bakarak uzaklaştım camın yanına doğru yürüdüm. Oturmaya bile korktum biran ayakta beklemek en iyisiydi, yanan şöminenin güzelliği bu havada çok hoştu. Ayak parmaklarım soğuktan sızılıyordu. Bir şeyleri kırıp dökmeden arar vermeden yavaş adımlarımla şöminenin yanına vardım. Ellerimi uzatıp ısıtmaya çalıştım.
Arkamdan gelen adım sesleri ile yüzümü sesin geldiği yöne çevirdim. Atakan Bey değiştirdiği üstü ile kenarları gümüş işlemeleri olan koltuk takımına kuruldu. Kollarını koltuğun başlığına yasladı. Gözlerini bana çevirdi.
"Anlat.", dedi kafamı salladım sonunda beklenen ana gelebilmiştik.
"Görünmez hilesi.", dedim sözlerime doğru yerden giriş yapmak isteyerek. Atakan Bey elini havaya kaldırdı, susmamı istedi.
"Önce hakkında bilmem gereken her şeyi anlat sonra yeteneklerine geçeceğim.", dedi son kelimsin de neyi kast etmişti bilmiyorum ama ben çok anlamlar yüklemiştim. Derince yutkunup kafamı salladım. Hala bakışları yüz hatları ifadesizdi bu adamı okumak çok zordu. Dikkatli bakışlarıyla azımdan çıkan cümleleri bekledi.
"Tamam.. Adım Canan yirmi beş yaşında Sariyer de büyüdüm yarışmacı arkadaşlara başarılar diliyorum.", dedim onun sözlerini tiye alarak gülerek. Benim yüzümde geniş bir gülümseme hakimken onun suratında kara şimşekler çakmaya başladı. Karanlıktan hiç haz etmezdim! Hele bu karanlık onun suratına yansıdığı zaman hiç haz etmemeye başladım. Atakan Bey ayağa kalktı bana doğru yaklaştı bir adım geriye doğru gittim. Bu adamı karşıma asla almamam gerektiğini aklımın bir köşesine not ettim.
"Sen benimle dalga mı geçiyorsun?!",dedi sesi hala sert soğuk ve bir tutamda sinirliydi. Ama bu onu haklı yapmazdı! Yabancı ir evde yabancı adamın yanında bilmediğim işlere girmiştim. Burada bilgi isteyecek biri varsa o da bendim. Lise arkadaşım sağ olsun Berna hanım hakkında, Hakan Bey hakkında Kankırmızı malikanesi hakkında bildiği her şeyi paylaşmıştı benimle ama Atakan Bey hakkında kurduğu iki kelime vardı.
1.Üvey abi olduğu ve Ona dikkat etmem gerektiğini söylemişti.
"Sizde benimle mi dalga geçiyorsun, hakkımda tüm bilgilere sahip olduğunu bilmeyecek kadar aptal değilim. Size dediğim gibi bende bir miktar aptallık ve bir miktarda zekilik var. Bana bildiğiniz şeyleri neden soruyorsunuz?", dedim kartları açık oynayacaktım onunla!
Dün gecenin kasveti tekrar çökmüştü üstüme. Gözlerini gözlerimden ayırmadan uzun uzun baktı. Sözlerimin bitmesi ile derin bir nefes aldım. Kafasını salladı, mesafeli bakışlarıyla bu mesafesini sözlerine yansıttı.
"Odana çık.", dedi konuşmayı çoktan bitirmişti. Ama ben bitirmek istemiyordum!
"Hakkımda neyi merak ediyorsun yeteneklerim dışında?", dedim bu sözlerime şaşırsa da kendini hemen büyük bir ustalıkla toplayarak ifadesiz yüz hatlarını takıntı sırtını bana döndü, boydan camın yanına doğru gitti, ellerini eşofmanının cebine koyarak sakince dışarıda ki yağmuru izlemeye başladı soruma cevap vermedi. Bu ona göre ne demekti benim hiç umurumda değildi. Arkamda ailemi bırakıp gelmiştim onun yanına! Şuan ailemin büyük meblağ para dertlerini gene onun bana verdiği çek ile son vermiştim. Bana ikinci bir şansa da sunmuştu bende şimdi ona ikinci şansı sunarak bu soruyu tekrar sormuş gibi cevaplamaya başladım.
"Babam içeride.. İçeride derken hapishanede işte. Üstüne atılan bir iftira yüzünden yani suçsuz. Ama uçsuz olması adaletin önünde yetmiyor tabi ki. Ablamın da sıkıntıları var. Annemin de küçük bir göz ameliyatı olması gerek. Senin verdiğin çeki sabah paraya çevirdim, hiç o kadar parayı hayatımda görmedim. Neyse bitti işte para borçlara ver, orayı öde, burayı öde, şuraya da borcun var. Derken ne oldu para bitti. Para bile kimin elinde olduğunu biliyor, fakirlerin elinden koşarak kaçarken zenginlerin kucağına kendini atıyor. Aptal kağıt parçası işte. Başka sorun varsa sor?", dedim sırt kasları hiç hareket etmedi. Dönüp yüzüme de bakmadı. Sadece gitmemi söyledi. Gitmedim anlatmaya devam ettim.
"Başka benim hakkımda bilmeniz gereken ne olabilir.. Iı. Dostum var mesela çocukluk arkadaşım Cemre mahalleden komşumuz. Başka öğretim durumum Lise terk. Bu kadar işte, babam sayesinde birazcık bu mesleği öğrendim.", dedim sözlerimi kesip dudakları arasında söylendi
"Hırsızlığı bir meslek olarak mı görüyorsun? Aptalsın sen.", dedi bana kızar gibiydi. Ama bu kızgınlığının altında yatan şey ben değil gibiydim.
"Neden bir meslek olmasın? Amaç diğer meslekler ile ortak, eve ekmek götürmek.", dedim halime sinirli bir tonda güldü sözlerim onu rahatsız ediyordu.
"Kara ekmek.", dedi dudaklarının arasında tükürür gibi, yan çevirdiği yüzünü buruşturdu.
"Ne önemi var? En azından kara ekmek olduğunu biliyoruz ya kara ekmek yediğini bilmeden yiyenler, yada kara ekmek olduğunu saklayan kişilerden değilim.", dedim. Karşıma geçip bana ahlak dersimi verecekti. Hadi yapma ama o dersi almak için çok büyümüştüm ben. En çokta ablamın hayallerini çalan pislikten sonra büyümüştüm.
"Parasını aldığım tüm insanlar ile bir gün o hesabımı kapatırım da.. Bildiğim bir şey var; Hayalleri, umutları çalınan insanların hesabı asla kapatılmaz. Ee paranın yerine para konurda ,paranın kapatamadığı şeyler var işte ben o şeyleri asla yapmadım. Senin gözünde ve sözlerinde sürekli mesleğimle dışlayacaksan beni, bel altından vuracaksan o zaman söylesene niye biz bir anlaşma yaptık?", dedim güçlükle konuşabilmiştim, dolan gözlerimi yukarı kaldırarak göz yaşlarımı pınarlarıma tekrar yollamıştım.
"Odana çık.", dedi şömineye doğru dönüp derin bir nefes aldım. Bu adam ile anlaşmamız biraz zordu! Gitmediğimi anlayınca dönüp bana baktı. Kara kaşlarını kara gözleriyle birleştirdi. Kara şimşek gibi duruyordu!
"Ne bekliyorsun!", sesinden irkilmemek için ellerimi sıktım. Başımı ondan çekip şöminenin içinde ki ateşe baktım.
"Tamam yeteneklerim var. Bunu bende biliyorum ama akıl okuma gibi bir yeteneğim yok benim.", dedim dudaklarımın arasında sözlerimi bitirip onun yüzüne baktım. Dediklerimden bir şey anlamamıştı. Omuzlarımı düşürüp ona baktım.
"Odam nerede?", dedim git diyor ama nereye gideceğim konusunda pek bir bilgi vermiyordu. Yanıma geldi bileğimden tutarak beni salondan çıkardı.
"Leyla hanım?!",dedi çalışanına seslenirken bile sanki kızmak için bağırıyordu. Adının Leyla olduğunu öğrendiğim minyon tipli kadın koşarak yanımıza geldi.
"Sevgilim Canana odasını göster.", dedikleri ile kafamı hızlıca ona çevirdim, Bakışlarım hangi ara bileğimde kayıp ellerime ulaşan ellerimize baktım. Biz anlaşmayı böylemi yapmıştık! Ben ona yeteneklerim derken acaba o ne anlamıştı. Leyla hanım şaşkın bakışlarını benim gibi bizim birleşmiş ki nasıl olduğunu hiç anlamadığım elimize baktı. Leyla hanım kesik cümlesi bir şeyler söyledi ben ne dediklerini anlayamasam da sözlerini bitirip arkasını dönüp merdivenleri çıkmaya başladı. Ben tekrar bakışlarımı Atakan Bey'e çevirdim. Bu ne demekti, dün benim kafa çok mu güzeldi de böyle küçük bir ayrıntıyı mı kaçırmıştım.
"Tek yeteneklerim el kıvraklığın değildi demi?. Yatakta da..",diyip kulağıma doğru nefesini üfledi. Atakan Bey elimi bırakıp salona doğru yürüdü benimde Leyla hanımı mı takip etmem gerekiyordu! Arkamı dönüp ona baktım. İlk kez ses tonunda bir gariplik hissettim. O benimle dalga mı geçmişti!
Atakan Bey sen gör büyük lokma ye büyük söz kullanma demişler, bende Canansam seni bu cümleyi kurduğuna pişman ederdim.
***
Bölüm sonu..




