"Kazanmak için son bir şansın olsa.", dedi gözlerimden akan yaşları umursamadan bulanık görüş açımla ona baktım. Ne demek istiyordu bu bir teklif miydi? Katilim bana bir şans mı sunuyordu. Ben, onun elinden ölümü beklerken o önüme altın tepside gümüşlerle sarıp sarmaladığı tabağın içinde şans ikramı mı ? Kafama darbe almamıştım ya da kulaklarıma. Mert'in nefesimi kesecek türden karnıma attığı tekme ile beynim sulanmış olabilir miydi?
"Ne?", dedim karşısında ilk kez ses tonum şaşkın arası sakin frekanstaydı. Muhtemelen onunda öyleydi. İfadesiz suratından bir şeyler anlayamıyordum ama anlamayı çok isterdim. Kendimi hemen toplayarak cevabını merak ettim. Benim dalga geçmiyordu değil mi? Savaş sırasında beyaz bayrak sallamak uyumak istiyorum demek değildi! Eğer benimle burada gırgır geçiyorsa onu kalbimin üstünde duran zincirle boğardım!
"Ölmek mi istersin yaşamak mı?", dedi bu soruyu zeki bir insan asla sormazdı. Bu sorunun cevabı netti. Gözlerimle aynı oranda kaşlarımı kısarak onun siyah gözlerinin içine baktım. Katilimin gözlerinin içinde bir ışık vardı. Dediği gibi bana son bir şans mı sunuyor.
"Tabi ki yaşamak. Kim ölmek ister?", dedim bu soruyu sorarken ablamı bu kategorinin içinde tutmadım. Onun durumu farklıydı, Ona bu soru sorulmamalı bile en azından şimdilik çünkü oda zamanı gelince böyle saçma intihar girişimlerinde bulunduğu için en çok kendine kızacak hatta kafasını duvarlara vurmak isteyecekti. O zaman yanında olursam tabi ki onun güzel kafasına zarar vermesini engelleyecektim. Kendi ellerimle kafasına vurabilirdim. Güzel evimizin duvarına zarar vermesine gerek yoktu. Annem kızardı sonra kireçli duvarların kavladığını görünce üzülürdü. Gece kondu da yaşamanın ve Babamın içerde olmasının kötü yanlarıydı bunlar. Bakışlarım onun irislerinde sabit dururken ilk cevabıma memnun olduğunu hissettim. İkinci cümlemde irisleri büyüdü. Ablamın yanına onu da koydum. Bu soruyu da asla ona kimse sormamalıydı.
"İyi o zaman yaşa ama bu sana sunduğum yaşama şans. Yaşamak değil. Eski hayatında ne iş yapıyordun?", diye durup sordu, şimdi yaptığım mesleğe niye giriyordu. Pürüzlü sesimle cevap verdim.
"Serbest meslek.", dedim genel konuşmak en iyisiydi. Acaba beni işe mi alacaktı. Gözlerini hah yaparak benden çekti. Bu dediklerime inanmadığı için mi verdiği bir tepkiydi yoksa serbest mesleğimi mi küçümsüyordu!
"Benimle beraber yaşayacaksın. Sana dediğim işleri yapacaksın. Üç saniyede yaptığın yankesicilikte profesyonel olduğun belli. Sana bir şans benim yapacağım işlere yeteneğin ile son noktayı sen koyacaksın.", dedi onunla beraber aynı yerde yaşamak mı? Ailem beni reddeder, herkesi kendileri gibi mi sanıyordu bu züppeler! Üç saniyede yaptığım yankesicilik işimi nasıl anlamıştı!
"Bir dakika sen?.. Nasıl anladın?", dedim kendimi bir an boş bularak. Dudaklarının kenarı kıvrıldı. Yüzündeki ifadesizlik yerine bir imaya bıraktı. Bulunduğum odada göz gezdirdim, burası nasıl bir yerdi ne sandalye nede bir nesne vardı.
"Gözden kaçırdığın ufak bir ayrıntı diyelim.", benimle eğleniyordu. O ufak gözden kaçırdığım ayrıntı neydi? Çaktırmadan Jale'nin ağzından ve ön bir keşif yaptığım sıra tüm kamera açılarını, herkesin nerede ne yaptığını görmüştüm. Elimi bel oyuntuma koyarak kafamı Atakan Bey'e çevirdim.
"Gözden kaçırdığım o ufak şey nedir. Ne olur söyle?", diyerek heyecanlı bir şekilde sordum. Çünkü ben hata yapmamıştım. Sadece bilmediğim bir nokta beni ele vermişti. Atakan Bey soruma ve sesimde ki meraka anlam veremedi.
"Neden soruyorsun?", dedi perdelediği düz bir sesle. Neden hislerini ve ifadelerini gizleyerek konuşuyordu. Sanki onunla konuşurken aramızda ince tüller ile bir esinti vardı. Saklıyordu kendini ama neden? Yabancılara karşı böyle bir siması olan bir insan mıydı?. Lafını yutuyor, söyleyeceği sözleri hür bırakmakta zorlanıyor. Gözlerimi onun simasından çektim. Sorusunu hatırlayarak cevapladım.
"Yani merak etmemem aptallık olmaz mı? O ufak ayrıntıyı da bilseydim şuan burada olmazdım.", dedim ortamın ısımı mı düşüyordu çünkü ellerim üşümeye başladı. Ölümün nefesini hissetmek öyle cümle içinde kurduğumuz gibi olmuyordu. Bu soruyu sorduğum için pişman değildim sadece o ufak noktayı nasıl gözden kaçırırım diye içimde derin bir pişmanlık vardı.
"Bu ayrıntı ölecek olmamdan daha kötü.", gözlerimi açarak onu empati yapmaya davet ettim.
"Haklısın hayatını mahvettiğin ayrıntıyı bilmek istemen normal.", dedim gözlerine yerleşen ile kafasını robot gibi salladı. Bu ortamdan gene kopmuştu zihni. Yanlış sorular mı soruyordum bu gece.
"Değil mi? E hadi söyle nedir o ayrıntı?", diye ılımlı bir ses tonu ve yüzümde ki yapay ifadeyle sordum. Kara gözlerini bana çevirdi, zemheri soğuğuna değişmişti siması gene. Kaşlarını çattı. Konuşmadan beni incelemesi, soruma cevap verip vermeyeceğini beklemek tek kelimeyle acizlikti. Üstümden çektiği kara gözleri ile cevap vermeyeceğini düşünmeye başladım. Düşüncelerimi dağıtan söylediği sözler oldu.
"Şimdi sana sunduğum şansı böyle aptal sorular sorarak mı kullanacaksın?", haklıydı herkesin ikinci bir şansı olmazdı. Gözyaşlarımın aktığı yollar kurumuştu, kafamı boyumun uzunluğunu unutarak karşımda ki dağa dik tuttum. Bu dışarıdan tavşanın dağa kafa kaldırması gibi durduğuna emindim ama kanıtlayamazdım.
"Eğer o sunduğun şansı kabul etmezsem.. Ne olur?", dedim duraksamamı hızlıca kısa tutup cümlemi bitirmiştim. Beni öldürmeye hazırdı.
"İnan bana bilmek istemezsin.", dedi sesindeki kararlılık ve gözlerinde gördüğüm Azrailim ile derince yutkundum.
"Yok zaten ben sunduğun şansı kabul ediyorum da öylesine bir sorayım dedim.", diyerek derin bir nefes aldım. Kalp atışlarım bile atmosferin soğukluğu ile donarak atmaya başladı. Bakışlarından belliyi kesinlikle sunduğu şansı kabul etmezsem öldürecekti beni..
"Peki kabul, ama benim bu işte kazancım ne?", dedim duygularımı , hislerimi biraz önce yaşadıklarımı bir kenara alarak baktım gözlerinin içine. Ne fiyat söyleyecekti bana, demek farkındaydı yeteneğimin o zaman az bir teklifte bulunmamalıydı.
"Canını bağışlamam yetmiyor mu?", dedi durup beni inceledi sözlerine ne tepki vereceğimi, mimiklerime kadar mıh gibi işliyordu aklına.
"Canım değerli olsaydı. Sizce burada sizinle bir teklif yapıyor olur muydum? ",dedim ben kaşlarımı çatarken o kaşlarını havalandırdı. Cevabım hoşuna mı gitmişti. Beynimde ki düşünceler çoğaldı artık buradan çıkmam lazımdı. Niktofopisi olan insana bu yapılır mıydı?! Kulaklarım eylemlerini yavaş yavaş yitirirken beni hayat bağlayan cümle onun soğuk dudakları arasından bir ışık gibi çıktı. Eğdiğim kafamı kaldırıp yüzüne baktım. Şaka yapmadığı duruşundan belliydi.
"Senin için değerli olan o iki canı kurtarmanda yardım edeceğim.", bu sözlerine ne diyeceğimi fazla düşünmedim. N eden düşüneyim ki? Kafamı salladım, sağ elimi ona uzattım.
"Tamam anlaştık.", diyerek onun bu anlaşmasını hızlıca sözlerim ile onaylamıştım. Hiç bu kadar kendimi kaçık hissetmemiştim. Kalbim öl dese de beynim bu şansı kaçırma demeye başladı. Kalp her zaman yanlışı söylerdi Şuan en mantıklı yapmam gereken şeyi yapmıştım.
"Ama sana son kez düşünmen için bir saat vereceğim. Belki şuan ölmemeyi kabul ediyorsun belki de senin için o kıymetli canı kurtarmak istiyorsun ama sana şu gerçeği başında söylemek isterim. Ben senin bu anlaşmayı kabul ettiğinden itibaren sana açık bir çek vereceğim bu gece gidip sevdiklerinle vedalaşıp sana dediğim adrese geleceksin. İşte ondan sonra senin can sağlığın konusunda bir garanti veremem. Bu yüzden Dü-", sözlerini hızlı bir şekilde kestim
"Düşünmeme gerek yok. Bu zaman kadar kimse bana bir garanti vermedi. Ben bir garantiye sırtımı yaslayarak büyümedim yada bir garanti beni ben yapmadı. Ben bildiğimi yaptım. Verdiğim fikirlerin aldığım kararların arkasındayım. Sen bana açık çek vereceksin bende senin dediklerini yapacağım. En kötü ölürüm.", dedim siyah gözlerinde gördüğüm kişi ile konuşarak.
"Bak daha açık konuşayım. Başına ölümden de kötü şeyler gelebilir bunun sorumluluğunu alıyor musun? Bu anlaşmayı bu şartlar ile kabul ediyor musun?", sözlerinde ki acıyı anlayamadım. Hayatta ölümden daha kötü daha ne olabilirdi. Beynim bu soruya bir yanıt aramak yerine onunla anlaşmayı kabul etti.
"Ediyorum..", dedi beynim ama kalbim onunla asla aynı fikirde değildi. Sağanak bir yağmurun altın sokakta kalmış küçük kedi yavrusu gibi köşeye çekilmişti . Hata yapıyorsun kanma katilin bu nazende sözlerine.., dedi Kalbim soğuktan tir tir titrerken.
Beynim ise bir enkazın içinde her şeyin yerle bir olmaması için orada ki masum canların çıkıp biran önce kurtulması için son moloz taşı tüm gücüyle tutuyordu. Sırtı git gide aşağı doğru kayarken kanlı eliyle tuttu kenarı. Canının yanması asla düşünmeyeceği bir şeydi. Git gide ağırlaştı sırtında ki kolon biten gücüyle taşın ağırlığını artık kaldıramazken gözleri etrafa kaydı. Çıkmıştı herkes, kurtarmıştı onları..
Yüzünde ki kesik gülümseme ile göz kırptı ona. Dudaklarından o kelimeler döküldü. Ediyorum..
"Son fikrin bu mu?", dedi şaşkın bir tonlama sesiyle. Kafamı evet anlamında salladım. İki ucu boklu değnek gibiydi şuan bulunduğum zaman. Artık şu lanet odadan çıkmak istiyordum.
"Peki. Aldığın zinciri nereye sakladın, onu ver sonrada benim sana verdiğim çek ile buradan çık. Mert seni evine götürüp bırakır sonra sana dediğim adrese gel.", dedi arkasını döndü çıkmak için bir adım attığı sıra elimi beyaz gömleğimin üstüne götürdüm. Beyaz gömleğimin üstünde olan siyah şeyi çıkarıp yere attım.
"Dur.", sözlerim ile durup omzunun üstünden bana baktı. Gömleğimin düğmelerini tümünü soğuk parmaklarımla sonuna kadar açtım. Ellerim dermansız bir halde yan tarafıma düştü. Biri çıkarsın beni bu odadan! Kap kara gözleri sinirlen kasıldı. Sinirli ve soğuk sesiyle sordu;
"Ne yapıyorsun!", sözlerine bir cevap vermeden üstümdeki beyaz gömleği de yerdeki siyah şeyin yanına attım. Göğüslerimin dolgunluğunu zor tutan siyah sütyenim ile karşısında öylece duruyordum. Sağ elimi havaya kaldırıp sırtımı ona döndüm. Elimi sırtıma doğru zar zor kaldırarak siyah iç çamaşırımın kopçasını açtım. Gözlerimi sütyenimin içinde ki gizli yere çevirdim. Sütyenimin içine elimi sokarak alta kalan gizli dikişi yırttım. Elimi pamuğun içine soktum. Şuan onun gözünden soyunuyor gibi gözüktüğüme emindim. Anlaşma yapmıştık, artık bu zincire ihtiyacım yoktu. Çıkardığım özenle sarıp sarmaladığım özel poşeti yırtarak zinciri avuçlarımın içine boşaltım. Sütyenin kopçasını tekrar takıp ona doğru döndüm. Bir kaç adım atarak avucumu havaya doğru kaldırıp ona uzattım. Elimde ki zincire şaşkın bir şekilde baktı. Gözlerini bana çevirip sordu.
"Sen nasıl?.. Mert seni dedektör ile aramadı mı!?",son cümlesini bağırarak sormuştu. İrkilip bir kaç adım geriye gittim.
Gelen ayak sesleri hemen yerde ki gömleği elime alarak sırtımı döndüm.
"Aradı.", diye bildim sakince. Soru soracağı sıra kapı açıldı. Hakan Bey ve Mert sıçanı içeri girdi. İkisinin de gözleri benim neden çıplak olduğumu sorguluyordu. Gömleğimi üstüme geçirmeden yakalanmıştım. Son düğmelerini de kapatarak bakışlarımı diğer ikili gibi Atakan Bey'e çevirdim.
"Çıkın dışarı!, dedi bende diğer ikilini peşinden çıkacağım sıra bileğimi tutup beni durdurdu.
Çıkın dışarı diyen oydu. Çoğul eki kullanmıştı. Mert bir sıçan olduğu için Atakan Bey burada bu cümleyi bana ve Hakan Bey'e kurmamış mıydı?. Kafamı çevirip baktım, gözlerinde ki ifade karardı.
"Aradığı halde nasıl dedektörün ötmedi o zaman?", dedi sert sesiyle ürpersem de artık bir anlaşma yapmıştık ama kendime ait olan yetenekleri ona söyleyecek değildim.
"Tek yeteneklerim el kıvraklığım değil. Yatakta da-", sözlerimi hızlıca kesti. Gülmemek için dudaklarımı sıktım.
"Kes! Ne saçmalıyorsun sen? " ,dedi beklemediğim bir anda kolumu tutarak beni arkasından çekiştirerek malikanenin üst giriş katına çıkardı. Bir çık diyor, bir yürü diyor. Ne istediğini bilmeyen şizofren! Acıyan kolum ile kaşlarımı çattım. Kolumu sıktığının farkında mı değildi yoksa bilerek mi sıkıyordu. Sonuçta onu sinirlendirmiştim. Gözlerimin ışığa kavuşmasıyla derin bir nefes aldım. Yaşamaktı bu..
"Mert!", diye bağırdı kulağımın tipinde kükremesi ile irkilerek ger geri gitmek istesem de koluma yapışan bir çift el buna en büyük engeldi. Salondan Hakan Bey ve yanında ki sıçan geldi.
"Buyur abi?", dedi gözleri bana kaydı. Bana ne bakıyordu bu sıçan! Hakan Bey'e durumu anlamak için mantıklı bir hareket yaptı.
"Ne oluyor abi?", dedi gri gözlerini abisinin kara gözlerinden çekmedi. Atakan Bey'in yüz ifadesi farklıydı. Mert'e baskın bir ses tonuyla emir verdi.
"Şu dedektörü getir çabuk.", anlamıştım ne yapmak istediğini gülerek sıçana baktım. Kafasını tamam abi diyerek salladı. Aşağı kata hızlı adımlar ile merdivenlerden ikişer ikişer inip dakikalar sonra çevikliği ile aynı şekilde çıktı.
"Getirdim abi.", dedi Atakan bey elinde ki zinciri cebine atarak Mert'in uzattığı siyah dedektörü aldı. Kolumda ki elini çekti. Bana doğru vücudunu çevirip elindeki ultra güzel cihazı üstümde tuttu. Yüzümde ki tebessüm ile onun gözlerinin içine baktım. Cihazdan herhangi bir ses gelmedi. Sonra cebinde ki zinciri çıkarıp cihazı zincire tuttu. Etrafa yanılan ses ile yüzüm buruşturdum. Atakan kasılan yüzüyle cihazı ellerinin içinde sıktı. Zinciri tekrar cebine koydu Alt dudağını dişleri ile sıktı. Gözümden çektiği soğuk bakışlarını Mert'e çevirdi.
"Sen bu kızın üstünde olan zinciri nasıl bulamadın Mert?", dedi Mert'in yüzüne geçirdiği yumruk ile gözümün birini kapattım. Of! Bu ağır olmuştu. Diğer açık olan gözümle pusuya yatmış Kurt gibi izledim. Sonuçta görmem lazımdı, Atakan Bey sıçanı biraz daha dövebilirdi. Karnım onun yüzünden hala ağrıyordu! Sessizce yerimde durdum.
"Abi valla makine ses vermedi. Hakan abide buradaydı.", dedi sol eliyle sol gözünü tuttu. Atakan Bey'in düşmanlarına Allah yardım etsin. Allahtan biz ortaktık da bunu düşünmem gerekmiyordu.
"Abi ne oluyor bir şeyler anlatsan artık. Burada kendimi konudan çok dışlanmış gibi hissediyorum.", dedi Hakan Bey gri gözlerini bana çevirdi. Kaşlarını çattı eliyle beni gösterdi.
"Bu kızda bir iş var abi.", dedi Atakan Bey'in onu duyduğunu sanmıyordum. Gözlerimin içine baktı. Bir şeyler arar gibiydi. Sol elini göbek hızasın da havaya kaldırdı. Gözlerinde ki zemherilik ona yakışmıyordu. Sözlerinde ki buzullar boğazıma yumdu oldu kaldı.
"Hakan silahını ver.", dedi gözlerini gözlerimden çekmedi. Ne yapmaya çalışıyordu? Amacın neydi senin be adam! İşte zinciri çıkardım vermiştim eline. Tabi biraz karşında soyunmuş gibi olmuştum ama olsun ben böyle şeylerden utanacak çekinecek bir kız değildim ki!
Hakan Bey arka belinden çıkardığı gümüş yaldızlarla kaplanmış silahı Atakan Bey'in avucuna koydu. Titreyen gözlerim silaha kaydı. Hayır.. Biz bir anlaşma yapmıştık. Yapmamış mıydık! Silahı kemikli parmaklarının arasına alarak bana doğrulttu. Gözünü kırpmadan baktı, dudaklarından çıkan sözler ile anlamıştım beni kandırmıştı. Katilimin yalan sözlerine kanarak ölümüm belgemi imzalamıştım.
"Kimin adamısınız?", dedi kafamı iki yana salladım dudaklarımın arasından pes kelimesi çıktı. Onun sakın ses tonu havada yayılırken benim cümlelerimi ben bile zor duymuştum.
Başımı yan yatırarak kendime kızdım. Neden benim sözlerime inanmış olmasını umdum. Kim bir hırsızın sözlerine kanardı. Yada hangi aptal hırsız suç üstü yakalanmışken bir yabancının sözlerine kanardı? Tabi ki ben aptal. Ablamın yüzü gözümün önünde belirince dişlerimin arasında tıslayarak sordum.
"Söz verdin.", diyebildim. Başka ne diyecektim. Ben gene çaresizlik içinde ona bakarken o yine bana ifadesiz yüzüyle bakıyordu. Tekrar başa dönmüştük ama bu sefer o dudaklar bana bir şans sunmuyor kalbimin biraz üstüne silah doğrultmuş şekilde benden bir cevap bekliyordu.
"Ben kimsenin adamı falan değilim. İhtiyacım vardı çaldım. Gene olsa gene yapardım, sadece bu sefer o küçük ayrıntıyı da bularak sizi yakalanmamaya özen gösterirdim. Bak bu dediklerime inanmadığını gözlerinden anlıyorum. Ama bir aptallık yapmadan düşün sence birine çalışmış olsam burada olur muydum?", arkamda biri olsaydı ben birine çalışıyor olsam niye buradaydım o zaman çoktan bu malikaneden çıkardım. Yada onlara asla yakalanmazdım.
Silahın ucunu yavaşça yere eğdi, inanmıştı bana! Arkasını döndü gözlerimi sıkıca yumup açtım. Bu gecelik adrenalin bana yeterdi. Ben sokaklarda bile bu kadar şeyi bir arada yaşamamıştım! Malikane de yankılanan bir el silah sesiyle donup kaldım. Bedenim ağaçtan düşmek için çırpınan yaprak gibiydi.. Yere düşmemek için nefesimi tuttum. Gözlerimi üstümde gezdirdim bu manyak beni mi vurmuştu! Kendi üstümde kan falan yoktu. Bakışlarımı etrafta gezdirdim. Mert sol eliyle karnını tutarak ağırlaştırılmış hareketleriyle yere düştü. Hakan Bey kaşlarını şaşkın içinde yukarı kaldırdı. Hemen üstünde ki ceketi çıkarıp Mert'in kanayan yerine bastırdı. Mert öksürürken ağzından kan gelmeye başladı bu durum onun konuşması engel olmadı.
"A.. Abi.. Ben.. Yanlış.. Bir.. Şey.. Mi.. Yaptım?.." ,dedi sözlerini çok zor kurdu. Hakan Bey'in girdiği panik halleri ile Mert'in onun için çok değerli olduğunu anlamıştım. Korkudan titreyen bakışlarım Atakan Bey'e döndü. Onun için Mert değerli değildi galiba. Bakışlarında yada hallerinde en ufak bir sızlanma yoktu. Silahı tekrar Mert'e doğrulttu.
"Mert ile beraber aynı kişiye mi çalışıyorsun?", dedi sözlerine yüzümü buruşturdum. İşaret parmağını tetikte dolandırdı.
"Hayır! Dedim ya sana ben kimseye çalışmam! Sor soruştur, sözlerim sizin için bir değersiz belli ama gerçekler ortada. Ablam için geldim. Onun yaşaması için yaptım.", dedim panikle hızlı hızlı kelimelerimi kurmaya çalıştım. Yoksa manyak benim yüzümden masum birini öldürecekti.
"Peki bu zincir nasıl dedektörde ödmedi?"
"Görünmez hilesi.", dedim kısaca her şeyi ben bu adama anlatmak zorunda mıydım! Ellerimi yumruk yaparak katilime baktım. Gözlerimi karartmıştım artık. Yaşamam gerekiyordu, katilimin suyuna giderek kendime bir şans yaratmam gerekiyordu.
"Ne?!",dedi yüzünün sol tarafını aynı anda buruşturdu. Anlamıyordu dediklerimi!
"Dediğin şans hala geçerliyse anlatırım. Tek yeteneğim el kıvraklığım değil demiştim sana. Burada aptallık ve zekilik ikisi de aynı oranda var.", dedim işaret parmağıyla kafamı göstererek.
"Geçerli.", dedi yüzü tekrar ifadesizliğe bürünürken. Bu adamın yaşlanınca yüzünde herhangi bir kırışıklığı da olmazdı. Adam tepkisiz olarak dünyaya geldiği netti. Acaba doğduğu sıra herkes gibi ağlamış mıydı? Saçmalama Canan onu ağlarken bırak gülerken bile düşünemiyorum. Robot gibi boş bakıyordu. Elime bir nejter alıp derisini yüzsem acaba karşıma kablolar falan çıkar mıydı? Dudaklarım kıvrıldı. Acaba ağlamış mıydı yoksa doğduğunda onu ölü bebek falan mı sanmışlardı?
"Doğduğunda ağladın mı, yoksa seni ölü bebek mi sandılar?", dedim merak etmiştim canım ne olacak. Mert'in kanlar içinde belki birazdan ölmesi, Hakan Bey'in ona iyi olacağına söylediği kelimeler, Atakan Bey'in beni birazdan öldürecekmiş gibi elinde tuttuğu silahı önemsemeden sordum. Kaşları yavaşça çatıldı o beni anlamıyordu. Soruma cevap vermeyeceğini dakikaların getirdiği sessizlik sonunda anlamıştım.
"İyi o zaman bu konuları dediğin yere geldiğim zaman konuşuruz. Bende zaman çok. Umarım senin de öyledir. Sana tüm yeteneklerimi göstermek için can atıyorum. Ama öyle şeyi ver ", dedim elimi ona doğru uzattım. Hakan Bey dışardan çağırdığı adamlar ile Mert'i yerden kaldırıp hızlıca götürdüler. Galiba hastaneye yetiştirerek verdiği sözleri tutmaya çalışıyordu. Atakan Bey'in sırtı dönük olduğu için arkasında gelişen olaylardan pek haberi yoktu. Kulakları bir süreliğine tatile gitmişti uzattığım elime baktı.
"Neyi?", dedi elimle açık saçlarımı toplamaya başladım. Gözleri her bir hareketlerimi milim milim takip etti. Sanki onu ansız yakaladığım bir anda öldürecekmişim gibi baktı. Roller mi değişmişti yoksa oda benim bir canavar olduğumu mu anlamıştı.
"Şu dediğin açık çeki.", dedim boş edayla derin bir nefes aldı. Dudaklarının arasından verdiği nefes bile çok karizmaydı. Canan kendine gel sapıtma!
Elinde ki silahı emin hareketleriyle beline yerleştirdi. Hakan Bey'in gittiğini oda duymuştu demek. O zaman niye arkasını dönüp bir bakmamıştı. Ben kavgada bir çıt duysam koşarak çıkar elime de çekirdeğimi alır izlerdim. Bu adam kesinlikle robottu! Duygularımı ve kalbi olmayan robot.
Robot bir katil ile anlaşma mı yapmıştım ben bu gece. Tam bana göre hareketlerdi bu!
"Biliyorum beni sevdin. Zekam hakkında derin derin konuşmak istiyorsun ama şuan aptal bir kızım olup ailemin yanına gitmem gerek. Hadi şu çeki ver.", sözlerim ile yüzünde ki ifadesizlik bulutları dağıldı, tüller yok oldu. Sözlerime şaşırdı.
Aklından geçenleri mi tahmin etmiştim ben! Ben biliyordum zeki kız olduğumu ki.
Canan bana yapma boş boğazlığın ile salladın tuttu işte. Sen sus be iç ses!
Atakan Bey sırtını bana döndü. Bana hiç bir şey demeden o muhteşem bacakları ile merdivenleri çıkmaya başladı. Pantolonun bacaklarını kavrayıp sıkması, o güzelim kaslarını ortaya çıkardı.
Adamı arkasından taciz ediyorsun. Çok ayıp ama!
Vah iç ses, başıma ahlak bekçisi mi kesildin! Yemediğin bi' o bok kaldıydı zaten ya.
Baktın ama sapıtarak baktın. Poposu da güzel değil mi?
İç ses sapıtma diyeceğim sana ama sende benim iç sesimsin yani suç senin değil. Bakışlarımı mutfak ve salon tarafına çevirdim. Millet nereye gitmişti, silah sesini duyamayacak kadar sağar mıydı bu evin halkı yoksa korkak mı? Mutfağa doğru gidip bir bardak su içmek istediğim ana Atakan Bey tüm karizmasıyla merdivenleri ayak kıvraklığı ile çabucak indi.
"Hadi yürü bakalım.", dedi beni geçerek önden yürüdü açık kapıdan dışarı çıktı. Benimle beraber mi gelecekti? Kafamı omzuma düşürüp onu arkasından kestim. Belinde ki silahı göremedim yukarıya mı bırakmıştı. En azından beni mahallemde öldüremezdi. Islık çalarak bende hırsızlık yapmak için girdiğim evden ellerimde ki hayali çek ile çıktım. Umarım verdiği sözü tutardı. Sonuçta söz vermişti.
Acaba robot katiller sözlerini tutuyor muydu?
Gecenin soğuğu ince gömleğimden sızıp vücuduma işledi. Montumu almayı unutmuştum. Kafamı gökyüzüne doğru kaldırıp baktım bu gece havada tek bir yıldız yoktu. İçime çektiğim nefes ile basamakları inmeye başladım. Verdiğim soluklar soğuk havada duman oluşturmaya başladı. Aklıma gelen ablam ile yüzüm düştü. Çocukken ne çok severdik bu oyunu. Soluk yarışı! Gece dışarı çıkıp mahallede ki diğer çocuklar ile en çok kim durmadan soluklarımızı yarıştırırdık. Annem omuzlarında ki babamın ceketi ile komşularla konuşurlardı. Babam diğer köşede arkadaşları ile gülerek sıcak sohbetlerine devam ederdi. Ne zaman oyunun kazananı belli olur o zaman tekrar evlerimize dolardık. Üşüyen ellerimi birbirine sürdüm. Eskiden havalar soğuktu, sohbetler sıcaktı, arkadaşlıklar bakiydi. Ablam mutluydu.. Boğazımda ki yumru derince yutkunmaya çalıştım. Zaman değişmişti havaların soğukluğu değişmişti. Şimdi yüreğimize bir zemheri soğukluğu çökmüştü.
"Hadi!", dedi Atakan Bey çoktan arabaya binmiş bana bağırıyordu. Ne çığırıyon işte geliyoruz, senin ayağında ince topuklu ayakkabı yoktu! Karnımda ki acı yürürken daha da şiddetli acımaya başlamıştı. Ayağın kopsun Mert! Elimi karnımın ağrıyan yerine koydum. Son kalan beş basamağı da indim. Arabanın ön tarafını dolanıp şoför koltuğunun kapısını açan siyah takımlı elbiseli adam ile bende yanına bindim.
Konuşmadan çalıştırdığı kontak ile arabayı gazlayarak malikanenin taş yolundan çıktı. Karanlık arabanın içinde bakışlarımı ona çevirdim.
"Sariyer / Emirgan Mahallesi", dedim bakışlarını bana çevirmeden biliyorum der gibi kafasını salladı.
Nasıl yaşadığım semti bilirdi? Bu tavrına gıcık olmuştum sırtımı arka koltuğa yasladım. Onunla hiç bir kelam etmemek için sustum. Bakalım evimi de bilsin de göreyim. Züppe, Robot, Buzdan Katil!