Selam hoş geldiniz. Umarım kurguyu seversiniz.
Okumaya başladığınız tarihi buraya yazabilirsiniz.
♥♥♥
KEYİFLİ OKUMALAR
★•:*'¨'*:•.★•:*'¨'*:•.★•:*'¨'*:•.★•:*'¨'*:•.★•:*'¨'*:•.★•:*'¨'*:•.★•:*'¨'*:•.★•:*
O boşluk herkeste oluyor. İnsanın içinde her zaman kelebekler uçmaz. Bazen birileri ölür.. Ama bir kardeş Ablasının ölümünü izleyemez. Gerekiyorsa o içinde ki kelebekleri döve döve canlandırır.
Merdivenlerden aşağı doğru düşünceli bir şekilde inerken salondan çıkan Atakan ile mayhoş gözlerim kendi gelerek irice açıldı. Atakan beni görmedi başı yerde merdivenleri çıkmaya başladı. Bende direk gibi durmayı bırakıp narin narin inmeye devam etti. Atakan ayak seslerim ile kafasını kaldırıp bana baktı. Nefesimin kesileceğini hissettim. Bu cehennemden gidiyordum artık.
Hayatta şunu öğrenmiştim herkes Cennete gitmek istemezdi. Geçirdiğim günler boyunca cehenneminde cennete dönüştüğüne tanık olmuştum. Ayaklarımız aynı basamakta durdu. Bir birimize doğru döndük. Atakan cümleye ilk ismimi söyleyerek girmişti. Bu adamın dilinden ismime tekrar aşık oluyordum.
"Canan..", dedi sustu. Bu susuş yüreğime hüzün yağmurlarını getirdi. Niye susuyordu hep bana gelince susacağı tutuyordu! Ortama yayılan sessizliği ben sorumu sorarak bitirdim.
"Hakan yarın geliyor değil mi?", dedim hani olurda unuttuysa yarın gittiğimi hatırlasın diye. Kafasını salladı gözlerini kaçırarak ağzında geveleyerek beş kelimeyi zor kurmuştu. Bu zorluk nedendi? Gitmemi istemiyorsa yada..
" Hı hı geliyor yarın.", dedi pekalada biliyordu işte gittiğimi. Ne yazık onunla farklı şeyler olabilirdi aramızda.. Konuşamadım derince yutkunup kafamı salladım tamam anlamında. Sonrada başımı eğip yanından geçtim, mutfağa girdim dolan gözlerim ile dudağımı dişledim bunun üstüne bir bardak su içmem gerekiyordu.
"Dikkat et.. Yarın için..", dedi arkamdan mutfağa gelmesini beklememiştim. Mutfağın ortasında ki tezgahtan bir bardak aldım, su doldurup içtim. Çatallaşan sesimi düzelterek yüzümü Atakan'a döndüm.
"Hı hı.",dedim bu bir vedalaşma mıydı?.. Gözlerimin dolmaması için hırkamın cebimde duran elimi yumruk yaptım uzun tırnaklarım elime batarken zihnimin dalgalarını karıştırdım. Acı varsa beyin en çok nerenin acıdığına bakar öyle bildirim salardı. Kalbimden acımıyordu benim avuçlarımın içi acıyordu. Keşke bende Atakan Bey'e bir şeyler diyerek vedalaşa bilseydim onunla keşke dilimin ucundaki sandığın anahtarını ona verebilseydim. Yada diyebilseydim. Bir Labirentin içinde kaybolmuş gibi mutfaktan çıkarak merdivenlerin basamaklarını çıktım.
Hırsızlar her zaman çalmazdı, onlarında çalınan değerli şeyleri olurdu.. Kalpleri gibi mesela.. Melek yüzlü Şeytan kalbimi çaldın! Geri ver..
♥♥♥
7 AY ÖNCE...
14.02.2022
Yorgunum, bulanık ve kirli. Düşüncelerimin beni ihanete uğrattığı saatlerdeyim. Gözlerim karanlığa adapte olmuş, stor perdeden kaçan ay ışığı hüzmeleri evin siyah parkesine konmuştu. Küçük tozlar ışığın içinde dans ediyor, karlı bir geceyi anımsatıyordu. Bu güzel gecede karanlığın içinde saklanan canavar bendim.
Sıkışıp kaldığım karanlıkta iyice sessizliğe büründüm. İzinsizce girdiğim evde her sesi dinliyor; her titreşimi yaslandığım duvarda hissediyordum. Sırtımda bana ait olmayanların ağırlığı altında ezilirken sahip olduğum şeyleri korumanın tek yoluydu buydu biliyordum.
Titreşimler arttı ve güçlendi. Kapı yavaşça aralandı. Çıplak ayakları zemine basarken ses çıkarmıyordu. Girdiğim karanlıktan çıkmamam gerektiğini biliyordum. Yine de ihanet etti bana gözlerim ve karşımdaki vücudu izinsizce soydu irislerim. Büyük ve güçlüydü. Ay ışığı teniyle buluştuğunda yeni bir renk oluşturmuştu. Büyüleyici görünüyordu ama nefesimi kesen görüntüsü olmamıştı.
Tüm göklerin en güzel yıldızlarından ikisiydi gözleri. Öyle bir bakıyorlardı ki denizler kıskanırdı derinliğini. Çıkartamadığım bir anlam yatıyordu o derinlikte. Hareket etti ve ışıktan çıktı. Karanlıkta, odanın köşedeki piyanoya doğru gitti ve oturdu. Elleri havada kaldı bir süre. Zihnindekileri merak ettim.
Belirsizlik kaybolduğunda müzik doldurdu odayı. O an hayatım ellerimde değildi. Müzik yönetiyordu adeta. Hoş melodinin elinde kukla olmuştum. Parmakları bastığı her tuşta kalbime akıtıyordu gecenin kalıntılarını. Küçük bir ses kanlı ve cızırtılı. Dağınık gülümsemeler ve hafiften yok oluşlar. Varoluş sancısının ortasında yıkılış hikâyesi..
Sarhoşluk öyle güçlüydü ki fark edememiştim gidişiyle beraberinde getirdiği sessizliği. Yokluğundan emin oldum bir süre. Bacaklarım kuvvet bulduğunda saklandığım karanlıktan çıktım ve ondan çaldığım bu geceye girmemi sağlayan pencereye yöneldim. Çıkarken fazlaca ses yaptım, kendime kızmam gerekse de ses etmedim.
Tenha sokaklara döndüğümde ondan yanıma aldıklarımla ilerledim. Yine de sırtımdaki bu denli ağırlığa rağmen o gece ondan çaldıklarıma nazaran o benden çok daha fazlasını almış gibi hissetmeden edemedim.
*****
1 AY SONRA
Şirketin elime tutuşturduğu kıyafetleri giyerek aynanın karşısında ki görüntümü kırık bir tebessümle baktım. Annem şuan şu halimi görse ağlaya bilirdi. Kızının düzgün bir iş yaparak helal para kazanacağını görmesi onun mutluluktan ağlamasına yeterdi.
Babamda ağlardı. Ama onun ki pek mutluluktan ağlayacağını sanmıyorum.
Siyah ince topuklu ayakkabıların üstünde durmak pekte kolay bir iş değildi. Kolları fırfır, eteği ultra mini ve hafif kabarık olan papyona benzeyen şeyi boğazımda çekiştirdim. Bu nasıl garson kıyafetiydi! Pembe bağladığım beyaz eteğimden de kısa önlük bana gülümsemeye çalışıyordu. At kuyruğu yaptığım saçımın içine gizli duracak şekilde küçük maymuncuğu yerleştirdim. Koskoca zengin malikanesine girecektim. Ve küçük bir zincir çalıp çıkacaktım. Yüzümde ki makyajı pek beğenmesem de şuan bunu düzeltecek vaktim yoktu. Odadan çıkarak diğer kızların yanına geçtim. Bundan sonra şirketin işiydi. Beni kendi elleriyle o malikaneye sokacaklardı.
"Sen kimsin seni yeni görüyorum?", diyen çakma Rus'a baktım. Yüzümde ki yapay gülümseme ile konuştum.
"Ben Canan. Jale bugün çok hasta onun yerine ben çalışıyorum. Patron tamam dedi.", diyerek başımdan savdım. Şimdi durup bunu uzun uzun anlatacak halim yoktu. O bana uzun dinleyebilir gibi bakıyordu.
*******
Yoğun korumaların olduğu bir bahçeden siyah araç ile aynalı kapının önünde indik. Etrafa şöyle bir bakış attım. Lise arkadaşım Jale'nin tamda tarif ettiği gibiydi. Malikanenin girişinden bas bas bağırıyor öyle herkes elini kolunu sallayarak giremez diye bu aynayı kapı yüzüme yüzüme haykırarak söylüyordu. Jale'nin Hakan bey ve Atakan Bey konusunda söylediklerini hatırlayınca onların gözüne batmadan hemen buradan geri çıkmama gerekiyordu. Kızları en arkada takip ederek malikanenin içine girdik. Mutfağa doğru ilerledik etraf bomboştu. Burada yankesicilik tereyağdan kıl çekmek gibi olacaktı. İsminin Hülya olduğunu öğrendiğim tombul kısa boylu kadın bize görevler vererek akşam ki misafirler için hazırlık yapmaya başladık. Kankırmızıların malikanelerinde girmiş bulunmaktaydım. Hakan Bey ve Berna hanım burada Dedeleri ile birlikte iki kardeş beraber yaşarken en büyük üvey abisi Atakan bey kardeşlerinden ayrı takılıyormuş. Jale çok ince bir şekilde özet geçmişti.
Elimin kıvraklığı mutfakta da geçerliydi. Çünkü el kıvraklığını babamdan öğrenmiştim. Anneme söz vermiştim bu işlere bir daha bulaşmayacağıma dair ama hayat bizi öyle bir noktaya getirmişti ki verdiğimiz sözleri gene biz ayaklarımızın altında çiğniyorduk. En çokta kalp seslerini dinlediğim küçük yeğenim içinde her şey. Babam şuan hapishane de olmasaydı Ablamı ve torununu kurtaracak şeyi yapardı ama Babam burada değildi Ailem bana emanetti. Dahası başka çarem yoktu.
Birinci kuralım yapılması gerekeni yap. Düşünme!
Bir süre daha evin içinde getir götür işlerine bakarak güzel malikaneyi iyice incelemiştim. Mutfağa tekrar döndüm. Kızlardan birinin elime hızlıca tutuşturduğu içki kadehlerini söylediği dolaba koymak için mutfaktan tekrar çıktım. Rus hizmetli çok iş yapmıyordu. Kendi görevlerini bana yıkıyordu, oldu paşam buraya senin uşaklığını yapmaya gelmiştim zaten. Ama neyse bir günlük bir şeydi. Sonuçta bugünden sonra bir daha bu işlere bulaşmayacaktım. Gene de bu zenginlerin sevdiğim tek işi çalışanlarına güzel maaş veriyorlardı. Bir günlük alacağım para 1 bindi. Tamam benim için çok yüksek değildi ama helal ekmeğin peşinde olan insanlar için gayet güzel bir mevla. Elimde ki kadehleri dedikleri küçük dolabın yanına gelince yere koydum dolabı açtım. Zirveye çıkan asansör arızalıdır: Lütfen merdivenleri kullanın ,merdivenleri bula bilene de aşk olsun. Şu lanet zincir neredeydi. Ne zaman bulacaktım! Yukarı kata çıkıp Berna hanımın odasına girmeyi bir şekilde başarmam gerekiyordu.
"Salona giren bu güzellik kim?", arkamdan gelen yaşlı adam sesi ile kaşlarımı çatarak ayağa kalktım! Yaşlı başlı adam bana yürüyor muydu yoksa ben evham mı yapıyordum.
"Dede..", arkamdan duyduğum ince ses ile derin bir nefes alarak hemen arkamı döndüm. Siyah saçlarını düzelti yüzünün önüne düşen bukreyi kulağının arkasına sıkıştırdı güzel fiziği ve güzel mavi gözleriyle yaşlı adamın yanına doğru yürüdü. Gözlerim hemen bileğine kaydı dudaklarım kıvrıldı. Zincirin sahibi de gelmişti. Dede torun derin bir sohbete başlamasıyla yüzümde ki gülümseme ile hemen salondan çıktım. O yaşlı adam ne zaman salona gelmişti yada ben salona girdiğim zaman oradaysa neden dikkat etmemiştim? Kafamı iki yana sallayarak mutfağa yürüdüm. Korkmuştum galiba. Ablamın yaşadıklarından sonra normaldi.
Mutfağa geçerek kendime hızlıca bir içecek hazırladım. Her şeylerin bitmesi ile mutfakta da bir sakinlik hakim olmaya başlamıştı. Hazırladığım içecekten bir yudum aldım titreyen telefonum ile elimde ki bardağı tezgaha bıraktım. Mini eteğin yan cebinden çıkardığım telefonumun ekranına baktım. Cemre'den gelen mesaj ile gülümsedim.
Ne yaptın iş nasıl ?
Buraya ne işi yapmaya geldiğimi bilen tek kişiydi. Çocukluk arkadaşım, dostum.
İyi.
Yazıp yolladım aklı bende olduğunu biliyordum ama oda biliyordu bu iş benim son çarem olmuştu.
Tamam. Ayhan abi akşama seni yanına bekliyor.
Kral dostum, Ayhan abiyi de ayarlamıştı. Buradan çıktığım gibi doğruca o zinciri yasal olmayan yollar ile ki bu konuda görev Ayhan abinindi. Sonra gelsin paracıklar.
Akşam çıkınca ararım seni
Yolladığım mesaj ile hemen geçmişi sildim. Kızlar kendi hallerinde sohbet ederken sakin bir şekilde arkama yaslanarak içeceğimden yudumlar aldım. Doğru zaman geldiğinde tek ihtiyacım olan bir kaç saniyeydi.
******
Ayağıma kadar gelen fırsatla derin bir nefes aldım. Zincir resmen bana yürüyerek geliyordu. Bakışlarımı başka tarafa doğru çevirdim. Elime aldığım yemek masası örtüsü ile başka bir iş yapıyormuş gibi uğraştım. Gözüm kapalı yapabilirdim bu işi.
"Hülya Teyze benim sakarlığım tuttu. Şu salona bir bakar mısınız?", dedi sesinde ki mutluluk yaşından dolayımı yoksa zenginliğinden dolayı mıydı? Sakarlığını bile tatlı dille söyleyen bir zengin.
"Tamam Berna kızım, Canan hemen bak kızım salona.", Hülya ablanın bana seslenmesi ile bakışlarımı onlara çevirdim.
"Tamam abla.", dedim tatlı mavi renkli kızın yanında geçerken ayağım burkulmuş gibi yaparak elimde ki örtüleri onun sol bileğine doğru düşürdüm. İçimden üç saniye saydım. Bu kadardı. Kendim yere düşmeden bu oyun olmazdı. Herkes birden başıma toplanmaya başladı. İyi oynamıştım.
Elimin içinde olan zincir ile çığlık atmak istiyordum. Başarmıştım!
"İyi misiniz?", dedi dizlerini kırıp benimle aynı boyda olarak çekinceli bir şekilde konuştu. Gözlerinde ki telaş garip hissettirdi beni. Kafamı sallayarak konuştum
"İyiyim efendim. Ayağım burkuldu.", dedim sesimi de acı içinde gibi çıkardım.
"Berna hanım biz hallederiz. Sizi işinizden alı koymayalım.", dedi Rus kızın sözleri ile Berna hanım yüzünde ki sıcak tebessümle bana bakıp ayağa kalktı. Salonda ailecek toplanmış bir yemek faslındaydılar. Burada durup benimle ilgilenecek hali yoktu.
"Geçmiş olsun, eğer kötüysen erken çık sen.", dedi duygularıma yenik düşmemeliydim. O tekrar bu zincirden alabilirdi ama ben alamazdım. Ablam ve daha dünyaya gözünü açmamış yeğenim içindi. Kararlıydım vazgeçmeyecektim. Onun malını çalmıyormuş gibi gülümsedim. Her zaman sokaklarda yaptığım şeydi
*****
"Atakan Bey'ler de burada. Salonda tüm karizmasıyla oturuyor. Bugün geceki hizmet bende kızlar, siz mutfakta takılın.", diyen Rus kıza gözlerimi devirdim. Lavaboya giderek değerli zinciri kalbimin tam üstüne saklamıştım. Şimdi artık şu gece bitse de gitsek modundaydım. Alacağımı almıştım, artık zincirin kaybolduğunu Berna hanım yarın falan belki fark ederdi bende o zaman kadar elimden çıkarmış olurdum. Ablamı kurtardıktan sonrası önemli değildi. Rus kız eline aldığı tepsi ile kıvırta kıvırta salona doğru yürüyerek mutfaktan çıktı. Ay bir daha bu kızı görmeyecek olmak güzeldi. Zaten bu geceden sonra hayat bana güzel geliyordu. Aklımda ki güzel düşünceleri bölen şey telaşla mutfağa giren Hülya hanımdı.
"Kızlar ortalıkta bir zincir bilekliği gördünüz mü?", dedi gözlerinden telaş davulları çaldığını duyuyordum. Nasıl bu kadar çabuk anlamıştı? Planda bu yoktu, olsa da benden şüphelenecek halleri yoktu çünkü her an gibi bir kanıtları yoktu.
"Yok. O ne ki?", dedim bende yanlarına doğru gidip onlarla beraber zinciri aramaya başladık.
******
Sonunda geldiğimiz nokta zincirin bulunamaması ve Hakan bey tarafından Hülya hanım dışında üç çalışan bir soru sualinden çektik. Üçümüzün de kelimeleri üç aşağı beş yukarı olunca işi adamlarından biri olan Mert'e devrederek yanımızdan ayrıldı. Berna hanımın ağlamaktan şişen gözleriyle şaşırmıştım alt tarafı bir zincirdi yapmayın siz zengin insanlarsınız. Yenisini almak bu kadar zor olmamalıydı. Hakan bey benim hakkımda Hülya hanımdan bir rapor almıştı. Hülya hanım öyle demişti.
Önümde duran iki kıza baktım. Şansım varsa kurtulurdum. Yoksa ölür! Bu malikaneden çıkmak isteyen üç kişi.. Bir erkek vardı, bizi elindeki cihazla arayan Eşit değildik. Peki hangimizin daha çok ihtiyacı vardı bu değerli zincire? İşte burada eşitlik bozuluyordu. Şüphesiz ki benim bu zincire ondan daha çok ihtiyacım vardı; Ablamı ve yeğenimi o çukurdan kurtarmam gerekiyordu.
Tüm umutlarım şuan yaptığım hırsızlığa bağlıydı. Yüzde elli ya ablamı ve doğmamış yeğenimi kurtarırdım yada onlarla beraber ölürdüm. Ölürken en azından bunun mücadelesini verdiğim için mutlu olurdum. Hakan Kankırmızı merdivenleri indi. Bizlere bakmadan karşıda ki odalarından birine rastgele girdi. Yüzünde hiçbir ifade yoktu.. O odaya neden girmişti. Onun için değersiz bir zincir değil miydi bu?! Bizi bıraksalar da gitseydik. Zenginler her zaman cimriydi ve açgözlü!
Göğsümün içinde duran zincir ile gözlerimi saat bir yönünde yukarıda bize çevrili olan kameraya çevirdim. Kameranın kırmızı ışığına kaydı gözlerim ne güzel yanıp sönüyordu.
O piti piti kim aldı zinciri?
"Kim aldıysa çıksın.", yanımdan geçen adamın koluma değmesi ile gözlerimi kameradan çektim. Hakan Kankırmızı Bey odadan çıktı, bakışları bana değdi yakalanmış mıydım? Ben ki sokaklarda neler neler çalan kız Yankesici Kraliçesi Canan şurada yakalanırsam yazıklar olsundu bana.
Yazıklar olsun Babamın benim üzerindeki ilmek ilmek işlediği öğrettiği yankesicilik emeklerine. Hakan Kankırmızı Bey karşımıza geçerek aynanın hemen altında altın işlemeli ultra zengin duran masaya bile söylenmek istedim. Sen masasın masa kendine gel bu ne gösteriş!
Hakan Bey kıymetli uzun masaya kıymetli poposunu yaslayarak kollarını bağdaş yapıp durdu.
Küçük bir şey olsa o masayı da çalabilirdim aslında. Kendine gel Canan şuradan kelleni kurtar sonrası önemli değildi.
"Abi ben hallediyorum sen içerideki toplantının bölmeseydin.", dedi adam elinde ki cihazı en önde duran kızın üstünden çekti. Patronuna baktı. En önde ki kız mutfağa doğru yürüdü. Geriye kaldı ben ve önümde ki Rus kız. Rahattım beni yakalayamazlardı. O cihaz bende sökmezdi.
"Mert şu kızı sal.", dedi Hakan Kankırmızı Bey eliyle önümdeki Rus kızı gösterdi. Sonra gözlerini gözlerime odaklayarak baktı. Adam Rus kıza eliyle gitmesini işaret etti. Önümdeki kız derin bir nefes alarak hemen çıkıp gitti. Bakışlarımı soğuk bir edayla Hakan Bey'in gri gözlerine çevirdim.
"Çıkar." Dedi soğuk sesi ile ürpersem de yardım etmesi umuduyla gözlerim birilerini aradı ama kaçırdığım küçük bir nokta vardı burası benim çöplüğüm değildi. Sokaklarda herkes birbirinin arkasını kollardı burada yalnız kalmıştım galiba.
"Neyi?", diyerek sordum. Aslında bilipte bilmezlikten gelmek benim mesleğimdi.
"Mert, üstünü ara.",dedi yanında ki sarışın yeşil gözlü adam kafasını sallayarak yanıma geldi. Kaşları çatılı buzdolabı gibi elindeki cihazı boynumdan başlayarak mini eteğimin bitiş ucuna kadar tuttu. Sırt bölgemde de aynı işlemi yaptı. Hakan Bey'in yüz hatları kasıldı. Cihaz uslu uslu görevini yapıyordu. Mert cihazı kafama da tuttu bu beklemediğim hamlede cihazın sesi ortama yayıldı. Hakan beyin dudakları kıvrıldı.
"Saçlarını aç.", dedi yüzünde ifadede zinciri bulduğuna çok emin bir eda vardı. Kafamı salladım Mert bir adım öteme beklemeye başladı. Elimi at kuyruğumun yanına koyarak kançalı tokamı çözmeye başladım. Açtığım uzun saçlarım ile elimle saçıma şekil verdim.
Merdivenlerden gelen ayak sesleri ile gözümü Hakan Kankırmızıdan çektim. Hızlı adımlarla üstünde ki beyaz gömleği ile inen göktaşı da kimdi? Siyah gözleri.. Derinden etkilemişti beni sanki ilk kez siyah gözler görüyordum. Kirli sakalı yüz hatlarını çok güzel belli ediyordu. Açılan ağzımı kapatarak kendime geldim. Buraya neden geldiğimi üstümdeki baskıyı unutmamam gerekti.
"Abi gidiyor musun?", Hakan Bey merdivenlerin yanına doğru yürüdü yürüyen göktaşı ile konuştu. Abi dediğine göre bu yürüyen göktaşı üvey abisi Atakan Bey miydi! Telaşla gözlerimi kaçırdım .Kardeşi gibi gözlere sahip değildi ama iki kardeşin tek benzeyen özelliği ifadesiz simalarıydı. Babaları bir olunca demek ki. Berna hanımında gözleri maviydi neden hepsinin gözleri farklıydı? Mert'in de yeşil. Ben burada kahverenkli gözlerimle sönük kalmıştım galiba..
"Hakan hadi abiciğim geç bile kaldım.", dedi ifadesiz yüzüyle gözlerini ilk kez gördüğü bana bir saniye baktı. Gözlerimi tekrar önüme çevirdim. Şuan şurada Atakan beyin radarına yakalanırsam kötü olurdu. Ne güzel Hakan bey fark etmeden çıkıp gidecektim.
"Ne iş buldun mu?", dedi tam önümde durdular sonrada kafalarını çevirip bana tekrar baktı.
"Buldum buldum. Hanımefendi de şimdi zinciri veriyordu.", dedi Hakan beyin bu ısrarları beni üzüyordu.
"Dediklerinizden hiçbir şey anlamıyorum.", dedim şirin bir edayla. Gözümün önüne gelen saçları kulağımın arkasına sıkıştırdım.
"Mert sen yardım et hanımefendiye anlasın ben ne demek istiyorum.", dedi Hakan Bey bana doğru göz kırptı. Son sözlerini bir mana ile söylemişti. Bu sefer sert taşa mı toslamıştım. Boku yemiştim galiba.
"Lütfen benimle gelin..", dedi eliyle yürümem için hangi tarafa gideceğimi gösterdi yüzümde ki yapmacık gülümseme ile Mert'in dediği tarafa doğru yürüdüm! Yardım etmesi umuduyla gözlerim tekrar birilerini ararken Atakan Atabeyin gözlerine takıldı. Hakan ile aralarında ki sohbete dönüp devam etti. Mert beni aşağı kata doğru merdivenlerden indirdi. Vazonun olduğu yerde durdu duvara dokunup bana baktı, dekorla kaplanmış kapı olduğunun bile farkında olmadığım bir yerden içeri doğru sürükledi.
Şansım yoktu. Bende ölecektim.
"Geç bakalım küçük fare.", diyerek beni boş bir odaya fırlattı. Dizlerimin üstüne yere düştüm. Avuç işlerimi son anda yere koyarak kafamı çarpmadan korumuştum. Başımı yerden kaldırıp bana fare diyen sıçana baktım!
Eğilerek çenemi tuttu kafamı havaya kaldırdı.
"Söyle bakalım anladın mı şimdi?", diyerek bağırdı.
"Ne diyorsunuz sizi hiç anlamıyorum.", dedim. Saf masum ayağına yatmaya devamdı. Canan mücadeleye pes etmek yok kızım devam. Son umudum için öle de bilirdim. Hayatının kontrolünü eline almazsan, başkalarını senin hayatını kontrol eder.
"Anlamıyorsun demek?", dedi elini çenemden çekti sözlerime inandığını düşünürken suratıma yediğim güçlü bir tokatla yere yapıştım. Dudağımda ki kanın tadıyla gözlerimi sıkıca yumdum.
Odaya giren ayak sesleriyle yerden kalkmaya çalıştım. Ama karnıma yediğim sert tekme ile ağzımdan büyük bir inilti kaçtı. Acı içinde kıvrılırken başımı bu sefer yerden kaldıramıyordum. Görüş açıma giren ayaklar yanımda durdu.
"Söyleyecek misin?", Hakan Beyin sorusuna hiç bir cevap vermedim.
"Abi bir saate bülbül gibi şakır.", dedi Mert.
"Mert ben seni şimdi bülbül gibi.. Mert gözüme gözükme çık dışarı.", dedi Atakan Bey beni mi koruyordu!
Şuan Mert' en korunmam gerekiyordu! Şerefsiz piç karnıma nasıl sert vurduysa nefes almakta ve geri vermekte çok zorlanıyordum.
"Atakan abi ben Hakan abi anlat diyince..", diyerek Mert kendini savunmaya başlamıştı. Titreyen ses tonu beni şuan mutlu etmişti.
"Karşında bir kadın var. Eğer benim adamım olsaydın çoktan şuan senin çıkışını vermiştim Mert ama dua et kardeşimin adamısın.", dedi şuan bu adama karşı bir sempatimin oluşması normaldi galiba.
"Abi ben..", dedi Mert'in sözlerini Hakan Bey kesti.
"Tamam Mert çık dışarı. Abime de karşılık verme.", diyerek Mert'in arkasından Hakan beyde çıktı. Atakan Bey'in de çıkacağını düşünmüştüm ama o yanıma gelerek beni yerden kaldırmaya yardım etti.
"İyi misin?", dedi soğuk sesi ile kafamı hayır anlamında salladım.
"Nefes alırken.. Zorlanıyorum..", diye bildim acı içinde. Gözlerine baktım çok garip bir his vardı içimde. Gözlerimin tanıdığı gözleri ben neden tanıyamıyordum.
"Gel Berna sana bir baksın.", dedi siyah gözlerinin içine daha yakından baktığım için sözlerini tam anlayamadım. Ne demişti, galiba zinciri sen mi aldın diye kibar bir şekilde soruyordu.
"Zinciri ben almadım.", dedim panikle. Eli karnıma dokunacağı sıra sözlerim ile şaşkın bir şekilde bana döndü.
"Ben o zincirin sende olduğunu biliyorum. Bu sözleri kardeşime söyle.", dedi nasıl bende olduğunu biliyordu! Gözleri yüzümde dolandı, sanki bir şey demek istedi sonra bunun aptalca olacağını düşünerek kafasını hafifçe iki yana sallayarak ayağa kalktı.
"Ayağa kalk.", dedi ellerini pantolonunun hemen iki yanına koydu. Sırtını bana döndü derin bir nefes çekti içine bende yavaşça ayağa kalkmaya çalıştım.
"Gerçekten Bende de-", sözlerimi bağırarak kesti. Bu tepkiyi ondan beklemediğim için iki adam sendeleyerek geri gittim.
"SUS!", diye bağırıp bana doğru döndü. Elini bana uzattı tek kelime etti.
"Ver!", beni az önce Mert'in elinden kurtarmıştı ama onun elinde son nefesimi vereceğimi şimdi anlamıştım. Gözlerinde bir şüphe yoktu. Sözleri net ne söylediğinden emin bir edadaydı.
"Benim vaktimi alma. Ver.", dedi bu sefer ses tonu daha sakindi ama soğuktu da. Gözlerinde ki öfke ile bana bakıyordu.
"Bende değil..", dedim sesim fısıltı gibi çıktı bu sözlerimi duyup duymadığını bilmiyordum. Acıyan karnım ile yere doğru çöktüm elimi karnıma koydum. Yanıma çöktü dizini kırıp yere koydu beklemediğim bir anda elini saçlarıma geçirdi serçe geriye doğru çekti bu acı karnımda ki acıdan da daha fazlaydı.
" Sen bizi aptal mı sandın, Neden aldın o zinciri, Kasa ile ne işin var, Kimin adamısın?", dedi sözleri ile gözlerimi kocaman açtım. Ne kasasından bahsediyordu bu!
"Ne kasası?", dedim panikle bu seferki sözlerimde duygularım da gerçekti.
"Bilmiyorsun öyle mi?", dedi tek kaşını kaldırarak güldü bu gülüş normal gülüşlerden uzaktı.
"Ben bir şey bilmiyorum.", dedim gerçekten de kasa falan bilmiyordum. Neyin işine düşmüştüm ben böyle.
"Tamam belli ki Patronun sana sadece zinciri alman konusunda emir verdi. Yetenekli kızsın helal olsun. Özel tasarlanmış zinciri açma aparatı olmadan üç saniyede açman.", dedi sustu Boşta olan elini yüzümde gezdirdi.
"Yazık olacak Patronunda üzülecek senin gibi bir elemanının ölmesi. Onu üzer galiba. Ha ne dersin?", dedi sol gözünü kırparak soru sordu. Saçlarımda ki elini çekmediği için saçlarım artık yoğun acı sınırı ile uyuşmaya başladı.
"Üzmez.", dedim kaşlarımı çatarak ona baktım. Oda benim gibi kaşlarını çatarak sordu;
"Neden?", sesinde ki soğukluk üşümeme neden oldu.
"Çünkü benim Patronum falan yok! Ne kasa biliyorum nede bir kasa gördüm!", dedim sesimi yükselterek konuştum. Saçımdaki eller biraz daha arkaya doğru gitti.
"Neden çaldın o zinciri o zaman!", dedi aynı soğuk ve sert sesiyle konuştu.
"Tek umudum benim o zincir!", dedim sözlerime güldü bakışlarını yumdu. İnanmamış mıydı!
"Çaldığını kabul ediyorsun?", dedi gözlerimi açıp kapattım. Saçlarımda ki elini çekti rahatlayan saçlarım ile kafamda bir karıncalanma oldu.
"E.. Evet.", diyerek gözlerimi gözlerinden çektim. Ayağa kalktı yüzüne takındığı ifadesiz suratıyla beklemediğim bir soru sordu.
"Neden tek umudun o zincir?", dedi merak mı etmişti. İşte bendeydi çağırıp polislere beni verebilirdi daha neyi soruyordu. Kulağıma uzaklardan yankılanan kalp atış sesleri ile gözlerim doldu. Kaybetmiştim onları kurtaramayacaktım..
"Neden söyle!", diye bağırdı. Söylemeyecektim buna gerek yoktu.
"Kim seni buraya soktu ,bu zinciri senin tek umudun yapacak şey ne, Patronunun ismini ver?", dedi peş peşe soruları sinirlerimi bozuyordu. Kafamı yerden kaldırıp yerden doğrulup duvarda tutunarak ayağa ikinci kez kalktım onun gözlerinin içine baktım. Bu gece böyle bitmeyecekti, ben buradan çok rahat bir şekilde çıkıp çoktan o zinciri paraya çevirmiş olacaktım. Şimdi bilmediğim gözden kaçırdığım noktalar neydi?
"Patronum falan yok benim! TAMAM MI! O zincire ihtiyacım var çünkü sizin gibi züppeler anlamaz!", dememle yüzüme inen tokatla kafam yana düştü dengemi son anda ayarladım. Bu lanet ince topuklu ayakkabıları neden giymiştim!
"Patronun yok da buraya nasıl GİRDİN!" dedi sonra cevap vermemi bekledi artık bu işten çok sıkılmıştım.
"Ablam için doğmamış yeğenim için uzaya bile gidebilir. Bu malikane onun yanında çerez kalır.", dedim ağzımın kenarından akan kırmızı kanı elimin tersiyle silerek ona baktım. Dolmuş bir halde bana bakıyordu. Ne demiştim ki?
"Paraya mı ihtiyacın var?", dedi kaşlarını yukarı kaldırarak sormuştu bu soruyu. Ellerini cebine koydu uzun boyundan dolayı bana yukarıdan bakmaya devam etti.
"Yok eğlence için Atakan Bey.", dedim manyak herif başka ne bok için girecektim!
"Para ile ne yapacaktın?", neler yapmayacaktım ki kalbimin üstünde duran zincir kalbimde taşıdığım herkes için bir ışıktı. Umut ışığı.. Önce ablamı özel bir hastaneye yatıracaktım, uyuşturucu bağımlılığı ile ilgili bir tedavi başlarken onun vücudun da ki diğer hastalıklı organları da tedavi etmeye başlarlardı. Tabi bu birden olmazdı sonuçta doktorun dediği gibi hamileydi o..
Küçük miniğime zarar vermeden onunda sağlığını korumaya alarak yavaş bir şekilde tedavi süreci başlardı. Doğumdan sonra ablam tedavisine daha net bir şekilde devam edilirdi. Yeğenim hem sağlıklı bir şekilde dünyaya gelirdi hem de annesi hayatta onun için mücadele verecek durumda olurdu..
Sonra iyi bir avukat tutarak babama güzel bir savunma hazırlayarak içerden çıkarırdım..
Anneme..
Onun içinde şu doktorların önerdiği çok paralı olan lazer ameliyatını yapardım.. Tek gözü ile hayata baktığı yeterdi.
Sonra mahallenin Şerro dayısına olan bütün borçları kapatırdım. Mahallede ki herkes Şerro dayıya veresiye yazdırırdı oda her gün üstüne zam koyarak ay sonunda insanların boğazına yapışırdı. Atakan'ın gözlerine değen irislerimle sorusunu cevapladım.
"İki canı kurtaracaktım.", dedim benim için çok değerli iki can.. Ablam girdiği kötü arkadaş bataklığında uyuşturucuya bulaştı sonra bir gün eve geldiğimde onu çok kötü bir halde gördüm. Hatırladığım geçmiş günler ve ablamın haliyle dolan gözlerimi sildim. İsmini ne bize nede Polise hiç söylemediği O şerefsizi! Ellerimi sıkarak yumruk yaptım. Belki oda tanımıyordu o Piçi! Konuşmuyordu, konuşsaydı.. O günden sonra ablamı bedenen değil ama ruhen kaybetmiştik.. Uğradığı tacizin bir ay sonunda hamile olduğunu öğrendi. Kaç kez intihar girişimlerinden onu ben kurtarmıştım.
"Kendi canını hiçe saydığının farkında mısın?", dedi kafamı sallayarak sorusunu cevapladım. Canımı hiçe saymak değildi bu son umudumun elimde patlamasıydı.
"Evet.", ablam ölecekti, yeğenim hiç annesini göremeden büyüyecekti.. Gelişim geriliği ile hayatına devam edecekti.. Tabi buna hayat denirse.
"Aptal mısın kızım sen?", dedi bu soruyu kızgınlık içinde soruyordu. Omuzlarımı indirip kaldırdım.
"Biraz galiba.", dedim ablamı ve yeğenimi kurtarmak aptallıksa ben bir aptaldım.
"İyi o zaman Aptal olarak öl.", dedi son kelimesi ile vücudumu bir soğukluk kapladı. Odanın içinde ki lamba sanki kararmaya başladı. Yorgunluk ve bitkinlik vücudumun tüm hücresini ele geçirmeye başladı. Gözlerim bulanık görmeye başladı, zihnim ise kirlenmeye..
Umutlarımın beni ihanete uğratmaya başladığı anlardaydım. Gözlerim bulanıklığa adapte olmaya başladı. Gözlerimi sıkıya yumup açtım, yanaklarımdan akıp ay ışığı huzmesi gibi süzüldü. Kafamı lambaya çevirdim küçük tozlar lambanın etrafında mutluluktan dans ediyordu. Dışarıda ki kardan dolayı mıydı yüreğimi titreten soğukluk yoksa ölümün ensemde ki sesi miydi?
Gözlerimi Atakan beye çevirdim. Bu güzel gece benim son umutlarımı elimden kibarca alarak sertçe yere çaldı. Kankırmızıların muhteşem malikanesine girerek bu noktaya gelmiştim. İki yol vardı ya yaşayarak ailemi de yaşatacaktım yada sessizce bu gece ölecektim. Asla masum yada suçsuz değildim. Ben karanlıkta hayat bulmuş sokaklarda can atan kızdım. Bu gece de bir canavar olarak hikayem bitiyordu.
Sonumun böyle olacağı aklıma gelmişti aslında dediğim gibi buradan çıkamazsam diğer seçenek buydu. Katilim Atakan bey mi olacaktı? Umarım fazla can çekiştirmeden bitirirdi bu işi.
"Tamam.. Öldür.", dedim boğazımda ki yumruyu hissedebiliyordum. Ellerimi iki yanımda havaya doğru kaldırdım. Gözlerimde ki derinlikle bana bakmaya devam etti. Yüzünde ki ifadesizlik gitmişti.
"Ne o böyle çabuk mu vazgeçiyorsun, kurtarmak istediğin iki candan?", dedi bu soruyu bana değil de kendine soruyor gibiydi. Sebebini merak ettim ölmeden önce onun zihnini okumak istedim.
"Kaybettim.. Kazansaydım kurtarmak istediğim tek şeylerdi.", diye bildim dilim son görevini yerine getiren Azrail gibi sözlerini telaffuz ediyordu. Başımı yere eğdim hayal kırıklıklarımla ortama sessizlik çöktü. Evimin küçük şirin bahçesini özledim. Sık ağaçlardan dolayı yarattığı atmosfer buram buram kokan çocukluğu hatırlatıyordu. Küçük kalsaydım keşke büyümeseydim. Annem kızar mıydı öldüm diye.. Onu mutlu etmek istemiştim, üzmek asla amaçlarımın arasında yoktu babamın kızacağı kesindi. Ben sana böyle mi öğrettim diyeceği ilk kelimesi bu olurdu.. Ablam bu işe onun için girdiğimi bilmediğinden dolayı asla saçma bir şey yapmazdı.. Umarım küçük yeğenim hayatta kalmanın bir yolunu bulursunuz ben yanınız da olamasam da..
Son gecemde karşımda ki adamın güzel gözlerine bakarak bitirmek istedim hikayemi. O katildi ben ise onların ziynetlerine göz dikmiş bir canavar. Bu hikayede masum yoktu. Suçlu vardı. Her içime çektiğim nefeste biraz daha üşümeye başladım. Uzun süredir aralanmayan dudakları aralandı;
"Kazanmak için son bir şansın olsa."