İçeriğe geç

YANILGI

Bölüm 6 · 5 dk okuma

YANILGI

Bölüm 6

BÖLÜM 6

Pazartesi sabahı, kentin üzerine çöken sonbahar sisi Karahan Koleji’nin neogotik kırmızı tuğlalarını daha da kasvetli bir kızıla boyamıştı. Koridorlar ders aralarında öğrencilerin neşeli sesleriyle dolup taşarken, idari binanın batı revaklarında bambaşka bir gerilim ağır ağır örülüyordu.

Rüzgar, ikinci katın cam kenarından aşağıdaki avluyu izliyordu. Deri ceketinin cebindeki elleri sımsıkı yumruk halindeydi. Gözleri, çınar ağacının altındaki ahşap bankta kucağındaki deftere bir şeyler çizen Cemre’ye kilitlenmişti.

Hemen arkasındaki Baran, duvara yaslanmış tırnaklarını temizliyordu. "E, ne bekliyoruz hala? Kız tek başına oturuyor işte. Gidip biraz gözünü korkutalım, abisine haddini bildirelim."

"Kapa çeneni Baran," dedi Rüzgar, başını bile çevirmeden. Sesi kuru, fısıltılı ama emir tonundaydı. "Gözünü korkutursak Aras kızı alır, ertesi sabah başka bir şehre kaçar. O herif üç yıldır kaçarak yaşıyor. Bir tehdit sezdiği an buharlaşır."

Kaan kucağındaki tabletten başını kaldırdı. "Rüzgar haklı. Eğer o kızı korkutursak Aras tamamen savunmaya geçer. Peki plan ne?"

Rüzgar açık ela gözlerini kıstı. "Savunmasını indireceğiz. Aras’ın en beklemediği yerden vuracağız. Kızı avucumuzun içine alacağız; bana güvenecek, beni bir tehlike olarak görmeyecek. Aras kardeşinin kiminle konuştuğunu gördüğünde çıldıracak ama kızın bana olan güveni yüzünden hiçbir şey yapamayacak. Kaçamayacaklar. Kendi elleriyle kurduğu o güvenli kale, başına yıkılacak."

Kaan bir an duraksadı, gözlüğünü burnunun üstüne doğru itti. "Cemre sanat kulübüne kaydolmuş. Bugün öğle arasında, Defne’nin eski atölyesinde ilk toplantı var."

'Defne' ismi koridorun o köşesine düştüğünde Rüzgar’ın çenesi kilitlendi. Boynundaki tişörtün içine sakladığı gümüş kolyeyi sıktı. Defne’nin resim yaptığı o tavan arası atölyesi... Üç yıldır kapısına kilit vurulmuş, toz içinde bırakılmıştı. Şimdi o odaya, katilinin kız kardeşi adım atacaktı.

"Güzel," dedi Rüzgar, dişlerinin arasından soğuk bir nefes vererek. "Atölyenin anahtarını ben alacağım."

Öğle arası zili çaldığında, eski binanın üçüncü katındaki çatı arası koridoru derin bir sessizliğe gömülmüştü. Cemre, elinde eskiz defteri ve ahşap boya kutusuyla merdivenleri tırmandı. Kapının üzerindeki pirinç levhada silik harflerle "Görsel Sanatlar Atölyesi" yazıyordu.

Cemre kapıyı usulca itti. İçerisi yüksek tavanlı, tavan pencerelerinden süzülen soluk ışıkla aydınlanan, yoğun terebentin ve eski tuval kokan devasa bir odaydı. Odanın köşelerinde üstü beyaz örtülerle kapatılmış şövaleler duruyordu.

İçeride kimsenin olmadığını sanarak birkaç adım attı. Tam ortadaki büyük ahşap masaya defterini bıraktı.

"Giriş serbest değil."

Duyduğu boğuk, derinden gelen erkek sesiyle Cemre yerinden sıçradı. Elindeki kurşun kalem parmaklarının arasından kayıp parke zemine yuvarlandı.

Odanın en karanlık köşesinde, pencere pervazına oturmuş olan Rüzgar, ağır hareketlerle ayağa kalktı. Üzerindeki siyah deri ceketi çıkarmış, siyah kapüşonlusunun kollarını dirseklerine kadar sıvamıştı. Açık ela gözleri, pencereden süzülen ışıkta Cemre’nin ürkek yüzüne dikildi.

Cemre hemen eğilip kalemini aldı, sırtını hafifçe doğrulttu. Kalbi boğazında atıyordu. Bu çocuğu tanıyordu; ilk gün abisinin üzerine yürüyen, okulda herkesin yolundan çekildiği o tekinsiz çocuktu.

"Ö-özür dilerim," dedi Cemre, sesinin titremesine engel olamayarak. "Kulüp panosunda ilk toplantının burada olacağı yazıyordu. Yanlış geldim sanırım..."

Geriye doğru iki adım attı, kapının koluna uzandı.

"Yanlış gelmedin," dedi Rüzgar. Ses tonu, okul koridorlarındaki o zehirli ve sert tonda değildi; şaşırtıcı derecede sakin, hatta neredeyse yorgundu. Masaya doğru birkaç adım attı. "Toplantı saat ikide. Ben sadece... pencereleri havalandırmak için açtım."

Cemre duraksadı. Elini kapı kolundan çekti ama vücudundaki gerginlik dağılmadı. Abisinin "Kimseyle konuşma, dikkat çekme" uyarısı beyninde çınlıyordu.

Rüzgar masanın kenarına yaslandı. Bakışları, Cemre’nin masanın üzerine bıraktığı açık eskiz defterine kaydı. Sayfada, okulun gotik kemerleri ve çınar ağacının altına sığınmış küçük bir figür çizilmişti. Çizgiler inanılmaz derecede yumuşak, gölgelendirmeler ise ustacaydı.

Rüzgar’ın göğsüne aniden amansız bir sızı saplandı.

Defne de tam o masada otururdu.

Defne de kurşun kalemi parmaklarının arasına aldığında aynı bu kız gibi işaret parmağını hafifçe büker, dudaklarını hafifçe ısırırdı.

Rüzgar’ın gözbebekleri titredi. Karşısında duran bu kız, kardeşinin katilinin canından bir parçaydı; onu yok etmek, Aras’ı çıldırtmak için kullanacağı bir piyondan ibaretti. Ama o defterdeki çizgiler, o ürkek bakışlar ve üzerindeki bol hırkaya sarınmış hali, zihnindeki eski bir yarayı acımasızca deşiyordu.

"Detayların fena değil," dedi Rüzgar, içindeki fırtınayı maskeleyen soğuk bir sesle. Masanın üzerindeki bir kömür kalemi işaret etti. "Ama gölgeler fazla sert. Işığı yukarıdan değil, sol pencereden alırsan derinlik kazanırsın."

Cemre şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Karşısındaki çocuğun okulda nam salmış o korkutucu zorba olduğuna inanmak zordu. Çizime bu kadar dikkatli ve anlayan bir gözle bakmasını hiç beklememişti.

"Sen de mi çiziyorsun?" diye sordu Cemre, merakına yenik düşerek.

Rüzgar’ın boyun damarları hafifçe gerildi. Tişörtünün altındaki gümüş kolyeyi hissetti. "Ben değil," dedi, sesi bir anlığına kısıldı. "Eskiden... çizen birini tanırdım. Bu atölye onun atölyesiydi."

Cemre’nin zihninde Selin’in sabah anlattığı o trajik hikaye canlandı: Defne Karahan.

Genç kızın badem gözlerinde derin, samimi bir keder belirdi. "Kardeşin... Defne, değil mi?"

Rüzgar kaskatı kesildi. Ela gözleri aniden koyulaştı; yumruklarını ceplerinde öyle bir sıktı ki tırnakları avuç içini deldi. İçindeki karanlık ses haykırıyordu: Söyle ona! Kardeşimin katilinin senin abin olduğunu söyle!

Fakat planını hatırladı. Kiriş hemen bırakılmayacaktı.

"Evet," dedi Rüzgar, boğuk bir fısıltıyla. Bakışlarını Cemre’nin masum, hiçbir şeyden habersiz gözlerine dikti. "Defne."

Cemre başını hafifçe eğdi. "Çok üzgünüm. Adını duymuştum... Onun eşyalarına saygısızlık etmek istemem. Başka bir sınıfa geçebilirim."

Rüzgar derin bir nefes aldı. İçinde birbirine zıt iki duygu amansızca çarpışıyordu: Kardeşinin hatırasına duyduğu kutsal sızı ve Aras Dağhan’ı yerle bir etme arzusu. Cemre’nin bu saf nezaketi, Rüzgar’ın kurduğu o taş duvarlarda küçük bir çatlak açar gibi oldu ama o çatlağın içinden sadece daha koyu bir intikam sızdı.

"Kalabilirsin," dedi Rüzgar, kapıya doğru yürüyerek. Eşikte durdu, arkasına dönmeden ekledi: "Hırkanın rengi... ona yakışırdı."

Rüzgar kapıyı çekip atölyeden çıktığında koridorun soğuk havasını ciğerlerine çekti. Göğsü hızla inip kalkıyordu. Cemre’ye yaklaştıkça Defne’nin kokusunu, Defne’nin masumiyetini görüyordu; bu his onu bir yandan delirtiyor, diğer yandan Aras’a olan kinini akıl almaz bir boyuta taşıyordu.

Sen benim kardeşimi benden aldın, diye geçirdi içinden, merdivenleri hızla inerken. Ve ben senin kardeşinin gözlerinin içine baka baka seni yok edeceğim.

Aşağıda, açık atış poligonunda Aras, kulüp antrenmanında hedef tahtasına yeni bir ok fırlatıyordu. Ok tam on ikiden saplandı; fakat Aras’ın sol yanağındaki yara izi, yaklaşan görünmez fırtınayı haber verircesine amansızca zonkluyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.