İçeriğe geç

YANILGI

Bölüm 3 · 4 dk okuma

YANILGI

Bölüm 3

BÖLÜM 3

12-B sınıfının kapısı hafif bir gıcırtıyla aralandığında, içerideki uğultu ilk saniyede kesilmedi. Aras eşikten içeri adımını attı; kapüşonunu çoktan geriye indirmiş, sırt çantasını tek omzuna asmıştı. Başını dik tutuyor ama gözlerini kasten sınıfın zeminine ve en arka sıralara paralel bir hizada sabitliyordu. Bakışların üzerine dikildiğini hissetmek onun için yabancı bir tecrübe değildi; yeni bir şehre, yeni bir okula her adım atışında aynı tekinsiz merak dalgasıyla karşılaşırdı.

Sınıfın en arka köşesinde, kalorifer peteğinin hemen yanındaki tek kişilik ahşap sıra boştu. Adımlarını ritmik ve sessiz tutarak oraya yöneldi. Çantasını masanın demir ayağına yaslayıp yerine oturduğunda, çapraz sıradaki iki kız öğrencinin fısıltısı kulağına çalındı:

"Yüzündeki yara izini gördün mü?"

"Evet... Yeni nakilmiş, güneyden gelmiş diyorlar."

Aras bu sözleri duymazdan gelerek montunun fermuarını hafifçe indirdi. Parmakları gayriihtiyari sağ dizine iki hafif vuruş yaptı; gerginliğini dizginleme refleksiydi bu. Sol yanağındaki ince çizgi, sıcağın etkisiyle hafifçe karıncalandı. Pencereden dışarı, avludaki büyük çınar ağacına baktı. Taş masanın etrafında toplanmış birkaç öğrenci seçiliyordu ama mesafeden dolayı yüzler belirsiz birer silüetten ibaretti.

Birkaç dakika sonra kapı sertçe çarparak açıldı.

Sınıfa giren öğretmen, elindeki kalın ders kitaplarını kürsüye bıraktı. Kır saçlı, sert mizaçlı bir matematikçiydi. Gözlüğünün üzerinden sınıfı hızla taradıktan sonra doğrudan Aras’a baktı. "Yeni gelen transfer sensin herhalde. Aras Dağhan?"

Aras oturduğu yerden hafifçe doğruldu. "Evet, hocam."

"Geçici liste bende var. Ders programını çıkışta panodan alırsın. Kitaplarını kütüphaneden temin etmeyi unutma," dedi adam kuru bir sesle. Ardından tebeşiri alıp tahtaya ilk formülleri yazmaya koyuldu.

Ders boyunca Aras yalnızca tahtaya ve önündeki boş deftere odaklandı. Yan sıralardan gelen ara sıra dönüp bakma dürtülerini tamamen yok saydı. Bir gölge gibi olmak zorundaydı; varlığı hissedilmemeli, adı dedikodulara karışmamalıydı.

Aynı saatlerde, zemin kattaki 10-A sınıfında durum biraz daha farklıydı.

Cemre, orta sıralardan birine oturmuş, sıranın üzerine açtığı çizim defterine kurşun kalemle küçük eskizler karalıyordu. Sınıftaki kızlar gruplar halinde toplanmış, yaz tatili dedikodularını paylaşırken Cemre aralarına karışmamayı tercih etmişti. Fakat hemen yan sırasındaki sarı saçlı, enerjik kız birden ona doğru döndü.

"Ben Selin," dedi kız, sıcak bir tebessümle elini uzatarak. "Çizimin harika görünüyor. Okulun çizim ve grafik kulübüne katılacak mısın?"

Cemre irkildi, elindeki kalemi refleks olarak defterin arasına kıstırdı. Abisinin "Kimseyle gereksiz samimiyet kurma" tembihi kulaklarında çınladı. Ancak Selin’in yüzündeki merak saf ve zararsız görünüyordu.

"Teşekkür ederim," dedi Cemre sesini alçak tutarak. "Ben Cemre. Henüz kulüpleri incelemedim ama... belki."

"Kulüp başkanı bizim sınıftan değil ama okulun en popüler tiplerinden birinin kız kardeşiydi eskiden," dedi Selin, sesini biraz alçaltarak. "Ama o... üç yıl önce vefat etti. O yüzden sanat atölyesi uzun süre kapalı kaldı, bu sene yeniden açıyorlar."

Cemre’nin kalbi hafifçe sıkıştı. "Kim vefat etti?"

"Defne Karahan," dedi Selin hüzünlü bir ses tonuyla. "Okulun kurucularının yeğeniydi. Korkunç bir olaydı, faili bulunamadı dediler... Ağabeyi Rüzgar da o günden sonra bambaşka biri oldu zaten. Okulda kimse onunla göz göze gelmek istemez."

Cemre 'Defne' ismini duyduğunda içinde nedeni belirsiz soğuk bir rüzgâr esti. Kasabanın adı ya da olayın detayları geçmemişti ama havadaki o keder, ona kendi sakladıkları sırların ağırlığını hatırlattı. Başını önüne eğip defterinin kenarını kıvırdı. "Çok üzücüymüş..."

Öğle arası zili çaldığında, koridorlar aç öğrencilerin adımlarıyla sarsıldı.

Aras çantasından çıkardığı sandviçi cebine koyup merdivenlerden zemin kata indi. Söz verdiği gibi, idare merdivenlerinin başında beklemeye başladı. Cemre birkaç dakika sonra kalabalığın arasından sıyrılarak belirdi. Yüzünde ilk sabahın o ürkek ifadesi biraz olsun dağılmıştı.

"Nasıl geçti?" diye sordu Aras, kardeşinin omzuna elini koyarak.

"Fena değildi," dedi Cemre. "Yanımda oturan kız çizim kulübünden bahsetti. Sanat atölyesini bu sene yeniden açıyorlarmış."

Aras kaşlarını hafifçe çattı. "Kulüp işlerini şimdilik askıya alalım Cemre. Dersler başlasın, ortama bir bakalım."

"Sadece bir resim kulübü Aras," dedi Cemre, sesinde hafif bir sitemle. "Sürekli bir köşede saklanarak yaşayamayız."

Aras bir an duraksadı. Kardeşinin haklı olduğunu biliyordu; onu normal bir genç gibi yaşatmak için buraya gelmişlerdi ama koruma içgüdüsü mantığının önüne geçiyordu. "Tamam, bakarız. Şimdi bahçeye çıkalım, biraz hava al."

Birlikte okulun arka bahçesine, çam ağaçlarının çevrelediği sessiz patikaya doğru yürüdüler. Burası ana avludan uzaktı ve genellikle sporcuların malzeme taşımak için kullandığı bir geçitti.

Tam o sırada, spor salonunun köşesinden çıkan Baran ve Kaan ile karşı karşıya geldiler.

Baran’ın elinde basketbol topu vardı; topu parmağında çevirirken Aras ve Cemre’nin önlerinden geçtiğini gördü. Bakışları önce Aras’ın sol yanağındaki derin beyaz çizgiye, ardından yanındaki çekingen kıza kaydı. Baran adımlarını yavaşlattı, hafifçe sırıttı.

"Bak sen, yeni transferler keşif turuna çıkmış," dedi Baran, topu koltuğunun altına sıkıştırarak.

Aras bir adım öne çıkıp Cemre’yi hafifçe arkasında bıraktı. Yüzünde hiçbir ifade yoktu; gözleri doğrudan Baran’ın gözlerine kilitlendi. "Yolu kapatıyorsunuz."

Kaan, gözlüğünün üzerinden Aras’ı dikkatle süzdü. Sabah bilgisayarda gördüğü dosyadaki çocuk tam karşısındaydı. Boyu, omuz genişliği ve özellikle o sol yanağındaki derin kesik... Kaan’ın zihninde tehlike çanları çalmadı ama çocuğun bu meydan okuyan, kaya gibi sert duruşu dikkatini çekti. Karahan Koleji’ne yeni gelen hiç kimse Baran’ın karşısında böyle dik duramazdı.

"Sakin ol şampiyon," dedi Baran alaycı bir tonla, Aras’ın omzunu hafifçe sıyırarak geçerken. "Burası senin eski mahallen gibi değil. Kiminle nasıl konuşacağını öğrenirsin yakında."

Aras kıpırdamadı, arkasına bile dönmedi. Baran ve Kaan uzaklaşırken Cemre abisinin kolunu tuttu. "Aras, kimdi onlar?"

"Önemsiz tipler," dedi Aras, sesi buz gibiydi. "Hadi, içeri dönelim."

Köşeyi dönen Kaan ise arkasına dönüp Aras’ın sırtına son bir kez baktı. Cebinden telefonunu çıkarıp çınar ağacının altında onları bekleyen Rüzgar’a kısa bir mesaj yazmaya niyetlendi, sonra vazgeçti. 'Sadece sıradan bir transfer,' diye düşündü. 'Rüzgar’ı gereksiz yere germeye değmez.'

Kaan o an bilmese de, vermediği o küçük haber, fırtınanın kopmasını sadece birkaç gün geciktirecekti.

Bölüm sonu

1 yorum