İçeriğe geç

YANILGI

Bölüm 16 · 5 dk okuma

YANILGI

Bölüm 16

BÖLÜM 16

Kırık yükleme kapısından içeri süzülen soluk mehtap, havadaki barut dumanını ve saçılan kıvılcımların bıraktığı gri kül perdesini yarıp geçiyordu. Hangardaki hava, ezilen metalin ve sızan taze kanın metalik kokusuyla iyiden iyiye keskinleşmişti.

Kudret, parçalanan sol elinden dökülen koyu kan damlalarını umursamadan çimento zeminden doğruldu. Sağ eli belindeki askeri komando bıçağının tırtıklı kabzasına uzandı; namluyu çekerken çıkan sürtünme sesi deponun duvarlarında soğuk bir çıngırak gibi öttü. Yüzünün sağındaki o büzüşmüş yanık derisi, dişlerini sıktıkça şakağına doğru geriliyordu.

"Üç yıl önce o kayalıklarda gebermeliydin velet," diye hırıldadı Kudret. Gözleri Aras’ın sol yanağındaki beyaz dikiş izine çivilenmişti. "O izi mezar taşına kazımam gerekirdi."

Aras tek bir kelime bile etmedi.

Cevap vermek, zaman kaybetmekti; nefes vermek, odak kaybetmekti. Bedenini hafifçe öne eğdi, ağırlık merkezini sol ayağının tabanına kilitledi. Sağ elinde tuttuğu çelik çakının namlusu bileğinin iç kısmına paralel duruyordu.

Kudret profesyonel bir sokak avcısı gibi ilk adımı attı. Bıçağını çapraz bir kavisle, doğrudan Aras’ın şahdamarını hedefleyerek savurdu. Çeliğin havayı yaran o keskin vızıltısı kulakları tırmaladı.

Fakat Aras, o hamlenin açısını adam omzunu kasmaya başladığı saniyede çözmüştü.

Geri çekilmedi; aksine darbenin kör noktasına, Kudret’in tam göğüs kafesinin boşluğuna doğru yarım adım daldı. Sol önkolunu bir kalkan gibi kaldırıp Kudret’in bıçak tutan sağ bileğine içten çarptı. Çarpışmanın şiddetiyle Kudret’in kolu havaya savrulurken, Aras sağ elindeki çakının kabza arkasını doğrudan adamın burnunun köküne indirdi.

KÜT.

Kıkırdağın kırılma sesiyle birlikte Kudret’in başı geriye fırladı, ağzından ve burnundan siyahımsı bir kan boşaldı. Ancak eski bir özel harekâtçı kolay kolay yıkılmazdı; sendelediği anda sol diziyle Aras’ın yaralı kaburgasını yokladı. Aras darbeyi sırt kaslarıyla emip bir adım geriye kaydı, sol yanağındaki dikiş izi acının sıcaklığıyla alev aldı.

"Aras!"

Paletlerin arkasına sinmiş olan Cemre’nin sesi, çaresiz bir feryat gibi deponun tavanına çarptı. Baran genç kızı göğsüne doğru bastırıp kafasını eğmesini sağlarken gözlerini bir an bile dövüşten ayıramıyordu.

Kudret sendeleseler de bıçağını bu kez aşağıdan yukarıya, Aras’ın karın boşluğuna doğru saplamak için kör bir vahşetle fırladı.

Tam o salisede, arkadan gelen bir rüzgâr dengeleri altüst etti.

Rüzgar, yerdeki demir bir profil boruyu kavramış, tüm ağırlığını arkasına alarak Kudret’in sırtına, sol kürek kemiğinin tam üzerine balyoz gibi indirmişti.

ÇAAAT!

Kudret aldığı bu ani ve kemik kıran darbeyle öne doğru tökezledi; dengesini kaybedip dizlerinin üzerine çöktü. Bıçak elinden fırlayıp on metre ötedeki paslı ızgaranın içine yuvarlandı.

Aras bu boşluğu affetmedi.

İki büyük adımla mesafeyi sıfırladı. Sağ bacağını savurup sert botunun tabanını Kudret’in çenesine kilitledi. Kudret sırtüstü savrulup soğuk çimento zemine serildi. Aras adamın üzerine çullandı; sol dizini adamın göğüs kafesine bastırıp ağırlığını verdi. Çakının soğuk, jilet keskinliğindeki namlusunu Kudret’in tam gırtlağına, şahdamarının bir milim üzerine saplayacak gibi dayadı.

Bıçağın ucu deriyi hafifçe kesti; ince kırmızı bir hat adamın kırışık boynundan aşağıya süzüldü.

Depo bir anda ölüm sessizliğine gömüldü. Yalnızca Aras’ın ciğerlerinden yırtılarak çıkan nefes alışverişleri ve Kudret’in kan tüküren boğuk hırıltısı duyuluyordu.

"Bana bak," dedi Aras. Sesi öyle alçak, öyle dondurucu çıktı ki, cehennemin ortasında bile bu sesin yanında buz tutulurdu. "Üç yıldır her gece o kayalıklardayım ben. Kardeşimi aldığın o evi, yüzündeki bu yangın lekesini, o kobra yüzüğü... Seni her gece öldürdüm zihnimde."

Kudret’in gözbebekleri büyüdü. Gırtlağındaki çeliğin ucunu hissettikçe parmakları çimento zemini tırmaladı. Karşısındaki çocuğun bir liseli değil, kirişi sonuna kadar çekmiş ve bırakmaya hazır bir ölüm makinesi olduğunu iliklerine kadar hissetti.

Aras bıçağı biraz daha bastırdı. "Şimdi tek bir nefesin var. Tarık Karahan nerede?"

Rüzgar, elindeki demir boruyu yere atıp kanayan kaburgasını tutarak öne çıktı. Açık ela gözleri, yerdeki o canavarın gözlerine dikildi. Boynundaki Defne’ye ait ince gümüş kolyeyi tişörtünün üstüne çıkardı; ucundaki yıldız motifi, ay ışığında Kudret’in kanlı yüzüne bir hayalet gibi vurdu.

"Cevap ver lan!" diye kükredi Rüzgar, eğilip Kudret’in yakasına yapışarak. "Kardeşimi öldürtüp bu çocuğu günah keçisi ilan eden o şerefsiz nerede?!"

Kudret ağzındaki kan pıhtısını yana doğru tükürdü. Dudaklarında yenilginin getirdiği alaycı, çürük bir sırıtış belirdi. Gözlerini Rüzgar’ın boynundaki kolyeye dikti.

"Çok geç kaldınız küçük Karahan..." dedi Kudret, sesi hırıltılıydı. "Tarık Bey aptal değil. Cemre’yi almamın sebebi sadece Aras’ı buraya çekip ortadan kaldırmak değildi. Cemre’nin sırt çantasında, Aras’ın üç yıl önce sahilden topladığı o adli kovanların kopyaları ve ses kayıtları vardı. Dosyanın tek kopyası..."

Aras kaskatı kesildi. Kudret gözlerini Aras’a çevirip güldü; kanlı dişleri ay ışığında parıldadı.

"Tarık Bey yarım saat önce üçüncü rıhtımdan Malta bandıralı kuru yük gemisine bindi bile. Şirketin bütün kara para transferlerini, Defne’nin bulduğu o sahte hisse devirlerini ve bu cinayetin son izlerini alıp gidiyor. Bu gece limandan çıktığı an... Hiçbiriniz ona dokunamazsınız. Defne Karahan mezarında çürürken, siz bu hangarın içinde polis sirenlerini bekleyeceksiniz."

Deponun dışından, limanın uzak girişinden gelen acı bir gemi sireni kentin üzerine çöken sisi yardı:

VUUUU—

Üçüncü rıhtımdan kalkan yük gemisinin kalkış düdüğüydü bu.

Rüzgar’ın başı istemsizce rıhtım yönüne döndü; ela gözleri dehşetle karardı. "Gidiyor..."

Aras yerdeki Kudret’e baktı. Parmakları çakının sapını öyle bir sıktı ki elindeki eklem yerleri kütürdedi. Adamı orada, o betonun üzerinde boğazlamak bir saniyesini bile almazdı; adaletin üç yıldır vermediği cezayı bu gece tek bir hamlede tahsil edebilirdi.

"Aras..."

Cemre’nin titrek, kırık sesi karanlığın içinden bir fısıltı gibi ulaştı kulaklarına. Genç kız paletlerin arasından çıkmış, çıplak ayaklarıyla betonun üzerinde abisine doğru iki adım atmıştı. Yüzü gözyaşlarıyla yıkanmıştı ama bakışlarında tek bir yalvarış vardı: Katil olma.

Aras nefesini dışarı üfledi. Sol yanağındaki dikiş izi zonklarken, çakının kabzasını ters çevirip Kudret’in şakağına sert bir darbe indirdi.

Kudret’in gözleri kaydı, başı yana düşerek çimento zeminde baygın kaldı.

Aras ayağa kalktı. Yerdeki yayını ve sadak kemerini tek bir hamlede sırtına geçirdi. Bakışları rıhtım yönüne kilitlenen Rüzgar’a döndü.

İki düşman, kanın ve parçalanmış bir intikamın ortasında göz göze geldi.

"Rüzgar," dedi Aras. Sesi artık bir nefret değil, ortak bir avın son koordinatıydı. "O gemi bu limandan çıkmayacak."

Rüzgar ceketinin yakasını kaldırdı, boynundaki kolyeyi avucunun içine hapsetti. "Arabaya. Yetişebiliriz."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.