Spor dersinin bitiş düdüğü çaldığında hepimiz soyunma odalarına doğru ilerledik. Maçı kaybetmiş olmak hâlâ canımı sıkıyordu. Özellikle de son sayıyı Aras'ın almış olması sinirimi daha da bozmuştu. Üstelik bütün ders boyunca Buse'nin onunla konuşmasını düşünmekten kendimi alamamıştım.
Bunun beni neden bu kadar ilgilendirdiğini anlamıyorum.
Çantamı alıp duş bölümüne geçtim. Herkes kendi halinde hazırlanıyor, konuşuyor ve bir an önce eve gitmek için acele ediyordu. Ben ise biraz daha oyalanmıştım. Gün boyunca üzerimde biriken sinirin suyun altında biraz olsun geçeceğini düşünüyordum.
Duşumu alıp havluma sarıldığımda soyunma odasındaki seslerin azaldığını fark ettim. Birkaç dakika önce duyduğum konuşmalar artık neredeyse tamamen kesilmişti.
Herkes çıkmış galiba.
Saçlarımı hızlıca toparlayıp duş bölümünden çıktım.
Soyunma odası gerçekten boştu.
Bir an durup etrafa baktım. Bankların üzerinde birkaç boş şişe, yerde unutulmuş birkaç eşya ve açık dolaplar vardı ama kimse yoktu.
“Ece?”
Sesim boş odada yankılandı.
Cevap gelmedi.
Çantama doğru yürüdüm. Temiz kıyafetlerimi bıraktığım yere baktım.
Boştu.
Önce anlam veremedim. Sonra bankın diğer tarafına baktım. Ardından dolabımı açtım.
Hiçbir şey yoktu.
“Hayır…”
Kıyafetlerimi bulmak için odanın tamamını kontrol etmeye başladım. Belki başka bir yere koymuştum. Belki birisi yanlışlıkla almıştı. Belki de acele ederken kendim başka bir yere bırakmıştım.
Ama yoktu.
Tam o sırada kapıya yöneldim.
Elimi kapı koluna attım.
Aşağı bastırdım.
Kapı açılmadı.
Kaşlarımı çattım ve tekrar denedim.
Yine açılmadı.
Bir an olduğum yerde kaldım.
Kilitlemişler.
Kapıya biraz daha sertçe bastırdım.
Açılmadı.
“Kimse var mı?”
Sesim boş koridorda kayboldu.
Cevap gelmedi.
Kapıya vurdum.
“Kapı kilitli!”
Yine sessizlik.
O anda içimde garip bir huzursuzluk oluşmaya başladı. Soyunma odasının boş olduğunu zaten biliyordum ama az önce bunun farkında değildim. Şimdi ise etrafımdaki sessizlik bir anda üzerime çökmüş gibiydi.
Duvarlara baktım.
Sonra kapıya.
Sonra tekrar duvarlara.
Nefesimi kontrol etmeye çalıştım.
Tamam. Sakin ol. Birazdan biri gelir.
Ama dakikalar geçtikçe sakinleşmek yerine daha kötü hissetmeye başladım.
Ben kapalı alanlarda uzun süre kalamazdım. Özellikle çıkışın mümkün olmadığını düşündüğüm zamanlarda içimdeki sıkışmışlık hissi hızla büyürdü. Normalde bunu kontrol edebiliyordum. Fakat şimdi yalnızdım ve kapı açılmıyordu.
Havluma daha sıkı sarılıp bankın üzerine oturdum.
Birisi mutlaka gelecek.
Telefonum çantamın içindeydi. Elimi uzatıp aldım. Ekrana baktığımda birkaç mesaj olduğunu gördüm ama bulunduğum yerde telefon çekmiyordu.
“Harika…”
Başımı geriye yasladım.
Nefesimi yavaşlatmaya çalıştım. Fakat kalbim hızlandıkça düşüncelerim de birbirine karışıyordu. Odanın aslında ne kadar büyük olduğunu biliyordum. Kapının birkaç metre önümde olduğunu da biliyordum.
Ama beynim bunları umursamıyordu.
Sanki oda küçülüyordu.
Sanki hava azalıyordu.
Ayağa kalkıp kapıya gittim ve tekrar vurdum.
“Kimse yok mu?”
Bu kez sesim titredi.
Cevap gelmedi.
Gözlerimi kapattım.
Biri gelecek.
Kendime bunu tekrar tekrar söyledim.
Tam o sırada koridordan bir ses geldi.
Ayak sesleri.
Başımı kaldırdım.
“Buradayım!”
Ayak sesleri yaklaştı.
Sonra durdu.
Kapının diğer tarafından bir erkek sesi duyuldu.
“Doğa?”
Gözlerimi açtım.
O sesi tanıyordum.
Aras.
Bir an cevap veremedim.
Sonra kapıya doğru yaklaşıp güçlükle konuştum.
“Aras?”
“Evet. İçeride misin?”
“Kapı… açılmıyor.”
Sesim titriyordu ve bunu fark ettiğim için daha da sinirlendim.
Aras'ın sesi bu kez daha ciddi çıktı.
“Tamam. Geri çekil.”
Kapının kilidiyle uğraştığını duydum.
Ben ise birkaç adım geriye çekilip ona baktım. Az önce bütün gün görmek istemediğim çocuk, şu anda içeriden çıkabilmem için uğraşıyordu.
Kapının ardından sesi yeniden geldi.
“Doğa, iyi misin?”
Cevap vermek istedim.
Ama boğazımdan sadece kısa bir nefes çıktı.
Çünkü artık tek düşündüğüm şey kapının açılmasıydı.