İçeriğe geç

Yan Dairedeki Bela

Bölüm 4 · 3 dk okuma

Yan Dairedeki Bela

Bölüm 4

Bölüm 4

Aras’ın kapıdan çıkmasının ardından birkaç saniye boyunca kimse konuşmadı. Mert hâlâ kapının olduğu yere bakarken Ece’nin yüzünde garip bir sırıtış vardı. İrem ise bana öyle bir bakıyordu ki birazdan anneme şikâyet edecekmiş gibi hissediyordum.

“Ne?” dedim sonunda.

İrem kollarını göğsünde birleştirdi. “Bence çocuk senden gerçekten nefret etmeye başladı.”

Omuz silktim. “Daha iyi. Amacım da buydu zaten.”

Mert sandalyesine oturup güldü. “Senin insanları kendinden uzaklaştırma yöntemlerin biraz değişik.”

“Normal yöntemler işe yaramıyor. Mesela ‘benimle konuşma’ desem dinlemez. Ama ödevini ıslatırsam belki anlar.”

Ece hemen araya girdi. “Bence anlamadı.”

“Nereden biliyorsun?”

“Çünkü sana savaş açtı.”

Bunu söylerken nedense fazlasıyla eğleniyordu.

Ders bitip koridora çıktığımızda Aras’ı birkaç çocukla konuşurken gördüm. Daha bugün okula gelmiş olmasına rağmen sanki aylardır buradaymış gibiydi. Etrafında sürekli birileri vardı. Kızlar özellikle onunla konuşmak için bahane buluyor, çocuklar da nereden geldiğini, hangi takımı tuttuğunu, hangi sınıfta olduğunu soruyordu. Aras ise bütün bunlara karşı oldukça normal davranıyordu. Ne kendini beğenmiş görünüyordu ne de insanların ilgisinden rahatsız olmuş gibiydi.

Ece yanımdan geçerken dirseğiyle bana dokundu. “Bak, yine kalabalık.”

“Görüyorum.”

“Bir gün ben de o kalabalığa gireceğim.”

Alayla ona baktım. “Tabii, kesin girersin.”

“Gireceğim tabii. Ama bu sefer ciddi düşünüyorum.”

Ona dönüp baktım. “Geçen hafta da kantindeki çocuk için ciddi düşünüyordun.”

Ece’nin yüzü düştü. “O konu kapandı.”

Mert hemen arkamızdan seslendi. “Çünkü çocuk sevgilisi olduğunu söyledi.”

Ece arkasını dönüp ona baktı. “Bunu hatırlatmak zorunda mıydın?”

Mert kahkaha attı. “Gerçekler acıtır.”

“Sen sus. Senin sevgilin var diye hava atma.”

Mert’in yüzünde kendinden emin bir gülümseme oluştu. “İki yıldır sevgilim var, tabii hava atarım.”

“Tamam, tamam,” dedim. “İkiniz de susun.”

Öğle arasında Aras’ın sınıftaki popülerliği daha da belli oldu. Birileri onu futbol oynamaya çağırıyor, başka biri kantine beraber gitmek istiyor, kızlar da sürekli yanından geçerken saçlarını düzeltiyordu. Ece birkaç kez ona yaklaşmaya niyetlendi ama her seferinde başka biri Aras’ın yanına geldiği için vazgeçti.

Sonunda sabrı tükendi ve direkt yanına gitti.

“Aras,” dedi gülümseyerek.

Aras ona döndü. “Efendim?”

Ece saçını kulağının arkasına attı. “Bugün boş musun?”

Aras birkaç saniye düşündü. “Sanırım.”

Ece’nin yüzünde zafer kazanmış gibi bir ifade oluştu. “O zaman—”

“Aslında matematik ödevini bitirmem gerekiyor,” diye devam etti Aras.

Ece’nin yüzündeki ifade bir anda söndü.

“Ha.”

Aras başıyla selam verip uzaklaştı.

Ben kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum. Ece yanıma gelip koluma vurdu.

“Gülme.”

“Gülmüyorum.”

“Gülüyorsun.”

“Çünkü yine reddedildin.”

“Bu çocukta sorun var.”

“Çocuk sadece matematik ödevini yapmak istedi.”

“Bence bahane.”

Öğleden sonraki derste Aras yanıma oturduğunda yüzüne bile bakmadım. Çantasını yere bıraktı ve sandalyesini çekti.

Birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra bana döndü. “Defterim nerede?”

“Hangi defter?”

“Matematik defterim.”

“Bilmiyorum.”

“En son sen almıştın.”

Sırıttım “Hiç hatırlamıyorum.”

Aras gözlerini kıstı. “Doğa.”

“Ne?”

“Defterimi ver.”

“Bende değil.”

Birkaç saniye birbirimize baktık. Sonra Aras hızla çantamı kaptı ve defterini çıkardı.

“Bu mu?”

Yüzüm düştü.

“Sen…”

“Ne?”

“Ben başka defter sanmıştım.”

Aras hafifçe gülümsedi. “Tabii.”

Sinirlenip çantamı ondan çekip önüme döndüm. Birkaç dakika sonra kalemliğimi açtığımda içindeki kalemlerin yerinde olmadığını fark ettim. Başımı kaldırdığımda Aras’ın elindeki kalemleri gördüm.

“Onlar benim.”

“Biliyorum.”

“Neden sende?”

“Çünkü sen de benim kalemimi saklamıştın.”

“İntikam mı alıyorsun?”

“Hayır.”

“O zaman?”

“Sadece geri dönüş.”

Kalemlerimi almak için uzandığımda elini çekti.

“Önce özür dilemen lazım.”

Gözlerimi kısıp ona baktım. “Senden mi?”

“Evet.”

“Asla.”

“O zaman kalemlerin bende.”

“Sen gerçekten sinir bozucusun.”

“Senin gibi mi?.”

Ona ters bir bakış attım. Ders boyunca kalemlerimi geri almak için türlü yollar denedim ama Aras vermedi. En sonunda öğretmen sınıftan çıkınca çantasına uzandım. Tam fermuarı açacakken elimi tuttu.

“Ne yapıyorsun?”

“Kalemlerimi alıyorum.”

“Çantamı karıştırıyorsun.”

“Benim kalemlerim.”

“Yine de.”

Elimi çekip ona baktım. “Bunların hepsi senin yüzünden.”

“Nasıl benim yüzümden?”

“Sabah beni ıslatmasaydın böyle olmazdı.”

Aras bir an sustu. Sonra kalemlerimi masanın üzerine bıraktı.

“Benden bu kadar nefret etmenin özel bir sebebi var mı?”

Sorusu beklemediğim kadar ciddiydi. Bir an cevap veremedim. Çünkü aslında özel bir sebebim yoktu. Sadece onu sevmediğimi düşünüyordum. Belki de onun bu kadar kolay herkesle anlaşması, benim ise onu her gördüğümde sinirlenmem garibime gidiyordu.

“Yok,” dedim sonunda. “Sadece seni sevmiyorum.”

Aras başını hafifçe salladı.

“Tamam.”

Bu kez gülümsemedi.

Ve nedense o tek kelime, yaptığım bütün şakalardan daha fazla aklımda kaldı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.