Aras'ın etrafındaki kalabalık dağıldığında biz de kantine doğru yürümeye başladık. Ece yanımda ilerlerken gözlerini hâlâ arkasından ayırmıyordu. “Çok yakışıklı.”
Göz devirdim. Tamam, belki biraz yakışıklıydı ama abartmaya gerek yoktu. “Ece, bunu yaklaşık on dakikadır söylüyorsun.”
“Çünkü hâlâ yakışıklı.”
Ece'yle konuşmak duvarla konuşmaktan farksızdı, bu yüzden uzatmadım. "Tamam.”
“Bir de sesi güzel.”
“Çocuğun sesi hakkında ne ara analiz yaptın?”
“Ben detaycı biriyim.”
Mert arkamızdan yetişti. “Sen detaycı değil, flörtözsün.”
Ece hiç alınmadı. “İkisi aynı şey.”
“Değil.”
“Bence öyle.”
İrem güldü. “Ece, geçen hafta kantindeki çocuğa da böyle diyordun.”
“Onun saçları güzeldi.”
“Çocuk sana bakmadı bile.”
“Baktı.”
“Hayır, bakmadı.”
Ece İrem'e ters bir bakış atarken konuşuyor. “İrem, moralimi bozma.”
Mert başını iki yana salladı. “Senin aşk hayatın gerçekten korkunç.”
Ece dramatik bir şekilde göğsünü tuttu. “Kalbim kırılıyor.”
“Senin kalbin daha çok reddedilmekten yorulmuştur.”
“Kes.”
Gülerek kantine girdik. Aras da birkaç dakika sonra içeri girdi. Yanında sınıftan iki çocuk vardı. Daha ilk günden insanlarla kaynaşmayı başarmıştı. Ben gözlerimi devirdim.
“Bir insan nasıl bu kadar hızlı arkadaş edinebiliyor?”
Mert omuz silkti. “Çocuk normal.”
“Değil.”
“Sen çocuğu sevmiyorsun diye anormal olmuyor.”
“Onu sevmediğimi söylemedim, sadece gıcık bir tip.”
“Çocuk geleli bir gün oldu, tanımadan bilemezsin.”
“Bilirim.”
Ece bana döndü. “Bence kıskanıyorsun.”
Sorunun saçmalığıyla Ece'ye döndüm. “Ne? Neyini kıskanayım ben onun?”
“Aras'ın herkes tarafından sevilmesini kıskanıyorsun.”
“Ben niye kıskanayım?”
“Bilmem.”
"Bilemezsin çünkü umurumda değil.”
“Tamam.”
Ece'nin o 'tamam'ından hiç hoşlanmıyordum. Çünkü gerçekten inanmadığını belli eden bir 'tamam'dı.
Masaya oturduk. Ben çantamı açarken Aras da gelip tam karşımdaki sandalyeye oturdu. Kaşlarımı çattım.
“Başka yer yok mu?”
“Var.”
“O zaman?”
“Burası boştu.”
“Yan masada boş.”
“Fark ettim.”
Sinirlenerek tostumdan bir ısırık aldım. Ece hemen Aras'a döndü.
“Aras.”
“Efendim?”
“Sevgilin var mı?”
Aras birkaç saniye ona baktı. “Hayır.”
Ece gülümsedi. “Güzel.” Aras'ın yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı.
“Senin?”
Ece'nin gülümsemesi bir anda söndü. “Benim de yok.”
“Tamam.”
Mert kahkahayı patlattı. Ece ona ters ters baktı.
“Ne gülüyorsun?”
“Hiç.”
“Bana güldün.”
“Yok canım.”
Aras hiçbir şey olmamış gibi yemeğine devam etti. Ece bana doğru eğildi.
“Bu çocuk zor.”
Göz devirdim. "İlk kez birinin sana pas vermemesi hoşuna gitmedi galiba.”
“Ben onu elde ederim.”
“Ece.”
“Şaka yaptım.”
“Hiç öyle gözükmüyor.”
Tam o sırada Aras'ın telefonu çaldı. Telefonunu çıkarıp kısa bir mesaj yazdı. Sonra çantasından bir defter çıkardı.
Gözüm deftere takıldı. Matematik ödevi. Dün verilen ödev. Ben daha başlamamıştım bile. Bir an deftere baktım. Sonra Aras'a baktım. Sonra tekrar deftere. Aklıma çok güzel bir fikir geldi.
Aras'ın yanından geçerken masaya elim çarpmış gibi yaptım. Defter yere düştü.
“Pardon.”
Aras hemen eğilip aldı. “Bir şey yok.” Ama ben o kadar kolay vazgeçmeyecektim.
Öğle arasında sınıfa döndüğümüzde herkes dışarıdaydı. Aras defterini açtı ve eline gelen ıslaklıkla bir anda duraksadı.
“Doğa.”
Ses tonundan bunun iyi bir şey olmadığını anladım. Başımı çevirdim.
“Ne?”
Defteri havaya kaldırdı, sular sayfalardan masaya damlıyordu.
“Bunu sen mi yaptın?”
Masum bir ifadeyle baktım. “Neyi?”
“Defterim sırılsıklam.”
“Belki de bir araba üzerine su sıçratmıştır.”
“İçerideyiz.”
“Olabilir.”
Aras gözlerini kıstı.
“Doğa.”
Gülmemek için dudağımı ısırdım.
“Ne?”
“Sen yaptın.”
“Kanıtın var mı?”
Aras bıkkın bir ifadeyle suratıma baktı. "Yüzünden belli oluyor.”
Kaşlarını kaldırdım “Benim yüzüm her şeyi belli etmez.”
“Şu an ediyor.”
İrem kapıdan girip bizi görünce durdu.
“Ne oluyor?”
Aras defteri gösterdi. “Arkadaşın ödevimi ıslattı.”
İrem bana baktı. Sonra deftere. Sonra tekrar bana.
“Doğa…”
“Yanlışlıkla oldu.”
Aras güldü. Ama bu kez komik bir gülüş değildi.
“Yanlışlıkla mı?”
“Evet.”
“İkinci kez mi yanlışlıkla?”
“İkinci kez?”
“Sabah çantama kahve döktün.”
Sırıttım, bilerek dökmüştüm. "Kahve bardağı elimden kaymıştı.”
“Kalemimi sakladın.”
“Yerde buldum, dikkat etseydin.”
“Ve şimdi defterim.”
“Suçlayıcı konuşuyorsun, hepsi hataydı.”
Aras birkaç saniye bana baktı. Sonra defteri kapattı.
“Tamam.”
“Tamam mı?”
“Tamam.”
Çantasını aldı ve çıktı.
İrem bana döndü.
“Bence biraz fazla ileri gittin.”
“Hayır.”
“Doğa.”
“Ne?”
“Çocuk sana gerçekten sinirlendi.”
İçimde küçücük bir pişmanlık oluştu. Ama belli etmedim.
“Umrumda değil.”
Tam o sırada kapıdan Aras'ın sesi geldi.
“Doğa.”
Başımı kaldırdım. Kapının yanında durmuştu.
“Yarın benimle aynı sırada oturmak istemeyeceksin.”
“Niye?”
Sırıttı. "Çünkü ben de yarın seninle uğraşacağım.”
Sonra çıktı.
Bir an sessiz kaldım. Mert kapının önünden kafasını uzattı.
“Geçmiş olsun.”
“Ne oldu?”
“Aras sana savaş ilan etti.”
Ece hemen yanıma geldi. Gözleri parlıyordu.
“Ben bu okul yılını çok seveceğim.”
Ben ise sadece kapıya bakıyordum. Çünkü ilk defa birisi bana savaş ilan etmişti ve itiraf etmek istemesem de hoşuma gitmişti.