İçeriğe geç

YALGIZ

Bölüm 13 · 14 dk okuma

YALGIZ

Bölüm 13

13- YILKI ATI

Hamza'nın Kaan'la görüşmesinin üzerinden birkaç saat geçmişti. Hamza üzerine, Eren'in dolabından alarak kombinlediği siyah pantolonu ve beyaz bir gömleği üzerinde yabancı durmuyordu. Sabah askılıkta gözüne çarpan siyah uzun kabanı da koluna atarak dükkâna inmişti. Kabanı da sırtına geçirerek çıkacakken, sonbahar görünümlü genç kapıdan içeri girdi.

"Çıkıyor muydun? Bende seninle bir şey konuşacaktım."

Eren'in sesi inceliği ve kendine has kibarlığıyla metrelerce uzaktan bile tanınırdı. Hamza bir hafta geçirmelerine rağmen sanki yıllardır birlikteymiş gibi doğal hissettiği arkadaşına cevap verdi.

"Çok kısa bir işim var akşam konuşsak olur mu?"

" Tamam tamam olur da sen bir baksana bana."

Genç adam gelecek soruyu bekliyormuşcasına iki adım gerisinde olan Eren'e bakarak gülümsedi.

"Yakışmış değil mi?"

Artık sonbaharın temsili olan gençte gülüyordu. Elini siyah motifleri olan tahta sandalyeye dayayarak konuştu.

"Evet, benden çok yakışmış. Neyse ben seni tutmayım. Yukarı çıkıyorum ben."

"Tamamdır. Hadi Allah'a emanet"

Hamza, kapıdan çıktıktan sonra yolun karşısından gelmekte olan ustasına, el selamı vererek seslenerek

"Usta çıkıyorum ben haberin olsun."

Kadir Amca, çırağının selamına karşılık vererek, hafif yüksek sesle

"Tamam. Allah'a emanet ol."

Kadir Amca'nın geldiğini görmesi iyi olmuştu. Yoksa kısa bir süre içinde olsa dükkanı kapatması gerekecekti. Hamza'nın gözlerden uzaklaşmasıyla birlikte Kadir Amca'da dükkana girmişti. Eren, Kadir Amca'nın duruşundan ve ses tonundan bir şeylerin ters gittiğini fark etmişti. Ne kadar amcası dese de babası kadar yakın görürdü. Yorgun gözüken adam, çektiği sandalyeye oturarak elini alnına dayayarak oturdu. Saçları parmaklarının arasından kayıyordu. Eren, kahve tonlarındaki takımını çıkararak, arka tarafta kalan askıya astı. Daha sonra amcanın karşısına bir sandalye çekti.

"Amca bir problem mi var? Canını sıkan seni huzursuz eden bir şey mi var?"

"Ahh ahhh Eren ne yapsam, kendimi nasıl ifade etsem bilemiyorum. Nefes alıyorum ama veremiyorum. Yiyorum ama yutamıyorum. Kafam pazar yeri gibi Gül Seda'yı düşünüyorum, Selma'yı" yutkunarak ve daha kısık bir sesle devam etti "Deniz'i" sesi düğümlenmişti sadece bir kelime olmasına rağmen taşıdığı anlamlar bir ömürden bile fazlaydı, fazla beklemeden diğer isim dilinden döküldü "Ali'mi."

Eren, meseleyi az çok anlamış olacak ki, yumuşak sesini daha da yumuşattı.

"Amca her şey olacağına varır bunu bize sen öğrettin. Şimdiye kadar kolay şeyler yaşamadık. Doğru. Ama sen böyle yaparak hem kendini hem de seni sevenleri üzüyorsun. Biz işimizi Allah'a bıraktık o en hayırlısını bilir. Biricik amcamız böyle yaparsa öğrencileri ne yapacak?"

Genç adam, sandalye de doğrularak eliyle kendini işaret etti. Ama Kadir Amca, gencin bulunduğu sohbetten çok uzaktı. Aklı hala başka yerde gibiydi

"Hamza hakkında ne düşünüyorsun?"

Ani gelen soru karşısında genç tökezlese bile hiç tereddüt etmeden cevap verdi.

"İyi çocuk, saygılı biri, yanlışını görmedim."

Kadir Amca, Erenin sözünü kesti ve titrek bir sesle

"Gözleri Ali'ye benziyor değil mi? Sanki oğlum büyüyüp geri gelmiş gibi"

Genç, ne diyeceğini bilemedi. Çocuğunu kaybetmiş bir baba duruyordu karşısında. Ufak umutlara bile tutunan bir Baba

"Onu oğlun gibi görmeni anlıyorum Amca ama o Ali değil Hamza. Hamza'nın senin karşına çıkmasında da vardır bir hayır."

Tam o sırada içeriye Gül Seda girdi. Yüzünde dedesini bu kadar çaresiz görmesinden kaynaklı bir endişe belirmişti.

"Dede iyi misin? Bir şey mi oldu?"

Ne olduğunu anlamak için Eren'e döndü. Eren kafasıyla dışarı çıkması için işaret verdi.

"Ne oldu Eren dedemin niye morali bozuk. Hamza diyordu duydum o çocuk mu demiş?"

"Çocuğun günahını niye aldın şimdi."

Diye çıkıştı Eren. Daha sonra Kadir Amca'yı bırakarak içerideki odaya geçtiler. Gül Seda konuşmasına içeride kaldığı yerden devam etti.

"Ne bileyim, ortalıklarda olmayınca"

"Sen böyle sebeplerle kimsenin hakkında konuşmazdın. Ne oldu, başka bir şey mi var?"

Genç kız konuyu kapatmak istercesine, sorular arasına yeni bir soru ekledi.

"Onu boş ver şimdi. Ne olmuş?"

"Ya işte şey var ya"

"Eeeee. Ne var ya Eren. Korkutma insanı."

"Yok, korkulacak bir şey değil de."

Bu konu yıllardır açılmayan bir konu olduğu için Eren lafa nereden gireceğini bilemedi. Sorun Hamza'nın Ali'ye benzemesi değildi. Sorun geçmişin tozlu raflarındaki anıların gün yüzüne çıkmasıydı. Kapının açılmasıyla gergin hava dağıldı. Gelen Filiz Teyzeydi. Kapının sağ tarafındaki sandalyede öylece oturan kocasına baktı. Eşinin haline aldırış etmeden neşeli ama şu an sinirli olan ses tonuyla çıkıştı.

"Yarım saattir arıyorum neden telefonlara bakmıyorsunuz? Size bakması için Gül Seda'yı gönderdim oda geri dönmedi. Yüreğim ağzıma geldi."

Eşinin bu tatlı çıkışına Kadir Amca gülümsedi. Ne kadar zor zamanlar geçirmiş olsa da eşine hiçbir zaman kıyamaz ona negatif yüzünü göstermezdi. Oturduğu sandalyeden kalkarak, tebessümünü arttırdı.

"Kusura bakma hanım. Şarjım bitmiş. Endişeleneceğin hiç aklıma gelmedi. Ah benim akılsız kafam." diyerek elini kafasına götürerek, hafifçe vurdu.

"Hadi hazırlanında çıkalım eksikleri alacaktık. Kızım sende gel değişiklik olur sana da geldiğinden beri evden çıkmadın."

Elindeki bez poşeti Eren'e uzatarak

"Oğlum size de birkaç şey hazırladım akşam ısıtıp yersiniz."

"Allah razı olsun Teyze hiç zahmet etmeseydin biz hallediyorduk."

"Dediği lafa bakar mısın Kadir? Oğlum siz yiyin ben size yaparım."

Kadir Amca kabanını giydikten sonra dükkândan çıktılar. Filiz Teyze

"Hamza yok mu, dükkânı erken mi kapatacaksın?"

"Dışarda birkaç işi varmış onları halletmek için çıktı. Bugünlük nasibimiz bu kadarmış." besmele çekerek dükkânı kapattı.

***

Hamza ellerini cebine atmış yürüyordu. İçinde anlam veremediği bir gerginlik vardı. Acaba abim bana kırgın mı? Evi terk ettiğim için hayal kırıklığına uğradı mı? Yine onlarca soru kafasını kurcalıyordu. Abisini görecek olmanın heyecanı olmasına rağmen onu bu şekilde görecek olmanın gerginliğini taşıyordu.

Yokuşun tepesindeydi, aşağıda kalan parkın görünmesiyle, adımlarını hızlandırmak istese de bir ağırlık vücudunda hüküm sürüyordu. Derin bir nefes aldı. Hava ciğerlerini yakıyordu. Ellerini cebinden çıkararak, yüzüne birkaç kez vurdu. Rüyadaymışsın hissi sizde de oluyor mu? Hamza öyle bir ruh halindeydi işte. Birkaç adım daha attıktan sonra bankta oturmuş bir kişiyi gördü. Birkaç adım daha attıktan sonra o kişinin Deniz olduğu kesinleşti. Boynunu bükmüş, ellerini bacağının üstünde birleştirerek yumruk yapmıştı. Kafası önde olmasından kaynaklı saçından birkaç tel, yer çekime karşı koyamayarak, aşağı sarkmıştı.

Bu tanıdık görüntüyü görmesiyle, duraklayan Hamza. Boğazına düğümlenen hıçkırıkları yutarak adımlamaya devam etti. Adımları, endişelerini eziyor. Sadece abisinin yanına gitmek istiyordu. Yokuş aşağı inmesinin de verdiği bir çekimle, artık adımlarını kontrol edemiyordu. Parka doğru hızla ilerliyordu. Bu ani hareketlenme göğsündeki ağrıyı canlandırsa da bu umurunda bile olmadı. Kendisini belli etmek istercesine abisine seslendi.

"Abiii, Deniz abiii!"

Bankta oturan genç ayağa kalkarak, Hamza'ya doğru baktı. Deniz, Hamza'nın kendisine kırgın olduğundan emindi. Günlerdir kendine kızıyor, geceleri uyuyamıyordu. İçtiği uyku ilaçları artık etki etmeyi bırakmış, üstüne bir de midesinde ağrı yapmaya başlamıştı. Hamza'ya ne diyeceğini düşünüp durmuştu. Yaşananlar gözlerinin önünden geçerken, kendisine doğru hızla gelen genç adam Deniz'in göğsüne yapıştı. O hızla Deniz birkaç adım sendelese de dengesini sağladı. Hamza bir ara gözlerine dolan yaşlara engel olamayacağını düşünse de, kendisini tutmuş, verdiği nefesle akmak için hazır bekleyen yaşları gözleri yutmuştu.

Ancak kardeşinin bu çabasını fark eden Deniz, gözüne dolan tuzlu sudan iki tanesinin özgür kalma çabasına izin verdi. Hamza'ya sıkıca sarılmasıyla, ardık aldıkları nefesleri birbirlerinin göğüslerinde hissedebiliyordu. Deniz, fark ettirmeden Hamza'nın sırtını tuttuğu eliyle düşen iki damla yaşı silmeye çalışmıştı. Ama çabası boşaydı damlacıklar vücut sıcaklığıyla buhar olmuştu bile.

Deniz, Hamza'nın sessiz ağlayışlarına alışkındı. Yıllar önce bankta, baygın bulduğu çocukken bile bir kere ağlamamıştı. Hayatın acımasız yüzünü o yaşta görmenin getirmiş olduğu bir dirençti bu.

Hamza'nın kendini geri çekmesiyle, Deniz onun yüzünü iki avucunda sıkıştırarak konuşmaya başladı

"Hamza iyi misin? Çok özür dilerim. Benim seni korumam gerekiyordu. Koruyamadım. Üstüne bir de.." iki elini de gözünün hizasına getirerek konuşmayı sürdürecekken, Hamza abisinin elini yere indirdi. Abisinin suçluluk duygusu içerisinde olduğunu biliyordu. Ve bunu bitirmek için elinden geleni yapacaktı.

"Abi, senden özür beklediğim için gelmedim. Ben özür dilerim, seni böyle bir duruma soktuğum için. Gayet iyiyim." Yüzüne kocaman bir gülümseme ekleyerek devam etti.

"Canım da acımıyor. Senin bir suçun yok tamam mı? Bu saatten sonra kendini suçlayarak sadece beni üzersin. Yıllarca bana sahip çıktın. Herkese ve her şeye karşı hem de. Ben unuttum bile, sen de unutmalısın. Yoksa çıkamayacağın bir bataklığa gireceğini biliyorum. Bunun korkusunu bana yükleme."

Kardeşinin bu olgun ve güçlü duruşuna hayran kalmıştı. Kaan söylemişti Hamza'da değişiklik olduğunu ama bu, bu değişiklikten daha fazlasıydı. Değişmemişti, sadece kendi olabileceği ortam sağlanmıştı. O bir yılkı atıydı. Onu evcilleştirmek, bir kalıba sokmak imkansızdı. Kardeşinin gözündeki ışık, yıllarca bu anı bekliyormuş gibi umutla parlıyordu.

"Geri dönelim. Herkes çok üzgün seni çok merak ediyorlar."

Onu bu hale getiren hayattan koparmak istemese de kardeşinin yanında olmasını istemek her abinin hakkıydı. En azından bir kere daha denemeliydi.

"Olmaz abi, siz beni merak etmeyin yeni insanlarla tanıştım. Çok iyi insanlar hatta bana kalacak yer bile ayarladılar. Benimle yaşıt biriyle kalıyorum, çok yardımcı oluyor. Yıllardır size sıkıntı verdim. Kendi başımın çaresine bakmam lazım. Ama istediğin zaman görüşebiliriz bugünkü gibi nereye dersen gelirim."

"Tamam öyleyse zorlamayacağım. Ama her zaman yanındayım bunu unutma. Yerimizi biliyorsun. Seni asla bırakmayacağım."

"Biliyorum abi. Sen benim ailemsin."

Yıllardır söylemek istediği ama fırsatını hiç bulamadığı kelimeler sonunda zamanını bulmuştu. Deniz için istemese bile ayrılma vakti gelmişti.

"Ben gitsem iyi olur. Tayfun'un da haberi yok gizli geldim. Kendine dikkat et. Yine görüşelim."

"Dört gözle bekliyor olacağım abi kendine dikkat et."

"Sende öyle görüşürüz."

Diyerek arkasını döndü. Dakikalar önce sırtında taşımış olduğu vicdan azabının ağırlığı havaya karışmıştı. Tanıdık olduğu karanlık sokaklardan birine doğru ilerledi.

***

Deniz çok rahatlamıştı. Mutluluğu yüzünden okunuyordu. Evin kapısını açtığında içerde yine herkes kendi halindeydi. Kalabalık bir grup halinde kalmalarına rağmen Tayfun'un düzenlemeleri evi derli toplu halini sağlıyordu. Salonda uzanan Kaan, Deniz'i görmesiyle birlikte hemen doğruldu.

"Tayfun nerede?"

"Dışarda çay içiyor, o da yeni geldi."

Deniz ceketini çıkarıp bahçeye çıktı. Bildiği kadarıyla bugün Tayfun'un dışarıda işi yoktu. Nereye gitmiş olabilirdi ki? Hem de kendisinden biraz önce gelmişti. Bahçeye çıktığında her zaman olduğu gibi Tayfun yalnızdı. Denize dönmeden, kalın sesiyle

"Hoş geldin, keyfin yerinde bakıyorum."

"Hoş buldum, hoş buldum."

Diyerek Tayfun'un yanına bir sandalye çekti. Ses tonuyla keyfinin yerinde olduğunu istemeden de olsa belli ediyordu. Dostunun ilgisizliği karşısında şaşkınlığını gizleyemedi.

"Nereden geldiğimi sormayacak mısın?"

Tayfun, muzip bir gülümseme takındı. Yüzüne yakışan ama nadir kullandığı bir gülümseme

"Biliyorum ki."

Diyerek Deniz'e döndü ve gülümsedi.

"Ahh Kaan sana ne yapacağımı biliyorum"

Diye iç çekti.

"O söylemedi. Benden çok çekti zaten bir de senle uğraşmasın. Beni ne zannediyorsun sen? Seni çok uzun zamandır tanıyorum serseri. Ne zaman ne yapacağını tahmin edemem mi zannediyorsun? Yol kenarındaki parkta saat 6'da."

"Yok artık o kadarını nereden biliyorsun."

"Ordaydım da ondan"

Aldığı cevap karşısında şok olmuştu. Tayfun'un ne zaman ne yapacağı belli olmazdı. Ama bu kadarını beklemiyordu.

"Ciddi olmazsın."

"Hamza'nın üzerinde siyah kaban, altında da siyah pantolon vardı. Pek bu tarz giyinmemesine rağmen üzerinde şık durmuştu. Muhtemelen kendine ait değil, kabanın omuzları bol gelmişti." Çayından bir yudum alarak devam etti " Seni o halde yalnız gönderecek değildim ya"

"Neden yanımıza gelmedin?"

"Hemen abartıyorsun. O kadar da değil. Hem çocuk seni görmeye gelmiş. Beni değil."

"Çok değişiksin."

"Öyleyimdir. Yeni fark etmen senin ayıbın."

Deniz, arkadaşının altında kalmadan kendi kozunu kullandı.

"Senin nasıl geçti?"

"Ne nasıl geçti?"

"Farah'ı görmeye gitmedin mi?"

Bu sefer arkadaşının görüleri karşısında şaşırma sırası Tayfun'daydı.

"Sende az değilsin ha. Doğru seni ben yetiştirdim aferin aferin." Diyerek Deniz'in kafasına hafif hafif vurdu. Deniz, Tayfun'un elini alarak boşluğa savurdu.

"Kimmiş beni yetiştiren pabucumun hocası. Konuyu değiştirme."

Tayfun, Farah'tan bahsediyor olmanın mutluluğuyla farkında olmadan gülümsemesini sürdürüyordu.

"Uyuyormuş. Saçını okşadım, yanına hediyesini bırakıp çıktım. Bir ay sonra doğum günü var. 3 yaşına giriyor amcası."

"Maşallah Maşallah, bakımevi bir şey dedi mi?"

"Bakımevinden mi bilmiyorum ama yatağının yanında şu not vardı."

Diyerek küçük bir kâğıdı Deniz'e uzattı.

Merhaba, Farah'ın bakıcısıyım. Her ayın belli günlerinde geliyorsunuz. Bildiğinizi umut ediyorum ancak hatırlatmak benim görevim. Bir dahaki ay Sevgi Bakımevi olarak küçük çaplı bir kutlama yapacağız. Telefon numaranız veya herhangi bir kaydınız olmadığı için bu şekilde iletişime geçiyorum. Sizin katılımınız Farah'ı çok mutlu edecek. Lütfen bu konuda ayrıca hassasiyet gösterin. İyi günler dilerim.

Sevgi Bakımevi Görevlisi

Sahra Çiğdem

"Ne yapacağız? Aklında ne var Tayfun?"

"Bilmiyorum işte bende sana soruyorum. Bu senin Hamza ile görüşmenden daha sıkıntılı ki. Senden başka kimse Farah'ı bilmiyor. Hamza ile görüştüğünden bile benim senin arkanı kollamam gerekti. Resmen kontrol ediliyoruz."

Deniz, kısa bir düşünmenin ardından, elini arkadaşının omzuna atarak konuştu.

"O gün sen git ben seni idare ederim. "

"Nasıl olacakmış o?"

"Bugün sen nasıl yaptıysan sen merak etme. Amcasının doğum günü hediyesi olsun."

Deniz, yumuşak görünümüne rağmen bu tarz mevzularda kendini aşıyordu. Ne kadar tercih etmese de iş başa düşünce iyi işler çıkartıyordu. Lider'in hala onu hayatta tutmasın bir numaralı sebebi buydu. Ve de yumuşak yapısıyla grubun içinde bağlılığı arttırıyordu. Girdiği her ortam da güvenin simgesi oluyordu.

Tayfun, arkadaşının bu hamlesine karşı. Şimdiye kadar ona karşı örmeye çalıştığı tüm duvarlarını yıktı.

"Sağ ol be!"

"Ne demek senin kızınsa benim de yeğenim."

***

Hamza keyifli bir şekilde İstanbul'un dar sokaklarında yürüyordu. İçinde bazı meseleleri çözmüştü. Hayat onu uçurumdan itse de artık zannettiği kadar yüksek olmadığını fark etmişti. Kendini bilinmezliğe doğru bıraktı. Büyümüştü -fiziksel olarak değil, düşünceleri büyümüştü- soğuk ve yıpranmış bir bankta korkuyla babasını bekleyen Hamza değildi artık. Kendi ayakları üstünde duran, durmaya çalışan Hamza'ydı. Hayatta dönüm noktaları var derler ya Hamza o noktayı tuttu, o uçurumdan güllerle dolu bir bahçeye düştü. Karanlık sokaktan çıkıp, dükkânın olduğu sokağa girdi. İçindeki his koca İstanbul'u gezdirecek kadar kuvvetliydi ancak şu an öylece dükkâna bakıyordu.

Dükkâna ilk girdiğindeki o hoş kokusu, Kadir Amca'nın tebessümü hepsi an an, dokusuna kadar gözünün önündeydi. Çok kısa bir zaman geçmişti ama sanki yıllardır buradaydı. Bu düşüncelerle apartmanın güvenlik şifresini girerek, demir kapıyı ittirdi. Merdivenlerden birer birer çıktı. Kapının önüne gelince zile bastığında, kapı hızla açıldı

"Nerede kaldın? Hemen içeri gel hemen."

Eren'in heyecanından ve ses tonundan yine bir şeyler planladığı anlaşılıyordu. Fakat, Hamza böyle bir hamle beklemediğinden, apar topar girmek konusunda karasız kaldı.

"Ne oldu bir sorun mu var Eren?"

Hamza'yı dinlemeden kolundan tutup içeri attı. Daha sonra yine düşünmesine fırsat vermeden, sırtından iterek salondaki koltuklardan birine oturturdu.

"Burada bekle. Gözünü de kapatabilirsin. Ama vazgeçtim, sadece bekle."

Diyerek, salonun içindeki odasına doğru ilerledi. Çok sürmeden elinde küçük, karton bir keseyle geri döndü.

"Sana bir sürprizim var."

Hamza, daha içindekini görmeden mahcup olmuştu bile.

"Niye uğraştın ki ya?"

"Uğraşmadım uğraşmadım, açsana."

Diyerek, poşeti Hamza'ya uzattı. Hamza heyecanlanmıştı ama utandığı için belli etmek istemiyordu. Poşetin dibindeki kutuyu aldı ve poşetten dışarı çıkardı. Ellerinin arasında telefon kutusu duruyordu. Şaşkınlığını gizleyemedi.

"Bu benim mi?"

"Yok değil göstermelik sadece. Tabii ki senin güle güle kullan. İçine kendi numaramı ekledim sende ekleyeceğin numaraları eklersin."

"Ama çok masraf yapmışsın ya. Ben bunu nasıl kabul edeyim."

"Aslındaaa tam olarak öyle değil abim yeni telefon almış kendine ben de eski telefonunun birkaç eksiği vardı onları yaptırdım bir de hat taktım o kadar. Beğenmene sevindim. İnşallah daha da iyileri olur."

Hamza çok duygulanmıştı hayatına o kadar çok iyi insan girmişti ki. Sanki başka bir gezegene taşınmıştı. İstanbul'un iki yüzü vardı. Karanlık veya aydınlık, görünen veya görünmeyen, acı veya tatlı. Ne demek isterseniz. Hamza iki yüzünü de görmüştü.

"Teşekkür ederim, gerçekten ne diyeceğimi bilmiyorum birçok insan gördüm ya da gördüğümü zannettim bilmiyorum. Ama sizin gibi insanları ilk defa görüyorum. Rüyadaymışım gibi, uyanmasam olur mu?"

"Kötü insanlarla karşılaşmak tüm insanları kötü yapmaz, seni bekleyen bir umut ateşi derinlerde senin kıvılcımını bekliyor olur. Ona dokuduğunda da artık iyi insanları görmeye başlarsın. Sen umudun ışığını takip et."

"Doğru aynen öyle oldu. Edebiyatta da iyisin anlaşılan. "

Bu iltifatın Eren'in hoşuna gittiği kocaman tebessümünden belli oluyordu. Hamza'nın karnında küçük insancıklar zil çalıyordu. Eren bir kahkaha patlattı.

"Çocuğu gelir gelmez salona oturtturdum. İnsan bir aç mısın der, kusura bakma"

"Ne kusuru ya, hazırlarız iki dakika bir şeyler."

"Gerek yok. Filiz Teyze bir şeyler gönderdi. Akşam ısıtıp yiyelim diye. Isınır onlar hemen. Hadi yine iyiyiz."

Mutfağa geçtiler. Eren tabakları çıkarıyor, Hamza da yemekleri ısıtıyordu. O sırada Eren:

"Yaşadık yaşadık, Teyze'm dolma bile koymuş."

"Çorbada var. Yoğurt çıkarsana"

"Hallettim hallettim."

Hamza, yemekleri ısıtmış. Beyaz mutfak dolabının üst rafında demliği çıkarıyordu.

"Çay koyuyorum, yemekten sonra içeriz"

"Olur. Film izler misin?"

"Bana uyar sen seç. Ben anlamam pek o işlerden."

"Çıkıp atıştırmalık alayım mı?"

"Yemeği yiyelim beraber çıkarız."

"Tamamdır."

Hamza yeni hayatına çoktan alışmıştı. Abileri hiç aklından çıkmıyor, onlara bol bol dua ediyordu. Yemekler ıstılmış, sofra çoktan kurulmuştu. Yemek yerken konuşma huyları pek olmadığından, sofradakiler kaşa göz arsında bitmişti bile. Sofrayı toplarken Eren, aklına gelen fikirle ev arkadaşına döndü.

"Senin çalışmalara ne zaman başlıyoruz? Ben perşembeleri öğleden sonra boş oluyorum."

"Ne çalışmasıymış o?"

"Geçen amcamgilde konuşmuştuk ya hani. Açık öğretime yazılacaktın, sonra üniversiteye gidecektin."

"Emin misin? Ben kendimden pek emin değilim."

"Birincisi, Emin değil Erenim. İkincisi, ciddi olmazsın. 60-70 yaşında dedeler bitiriyor. Sen mi yapamayacakmışsın? Dereceyle bile bitirirsin ben senin çalışmanda yardımcı olurum. Hafta içi sadece perşembe uygunum ama hafta sonları boş olduğum zamanlar oluyor, onu ayarlarız. Hem yanı benim de bir uzay mühendisi arkadaşım olmasın mı?"

"İyi diyorsun,hoş diyorsun a..."

"Ama falan yok en kısa zamanda kaydını yaptırıyoruz. Konu burada kapanmıştır."

"Olur o zaman. Ne deyim, sen çoktan kafanda her şeyi ayarlamışsın."

Bir ay önce hayalini kurduğu şeyler gerçekleşiyordu. Nefes alışı, kalp atışlarına yetişemiyordu. Ne kadar şükretsem azdır dedi içinden. İstemek lazımdı gerçekten, tüm gönlünle. Yaşadığı şeyler bir kurgu gibi geliyordu. Ama değildi. Tamamıyla gerçekti. Bundan önünde duran, krem rengi halı kadar emindi. Aklı onunla oyun oynamıyordu.

Çok kısa düşüncelere dalmış olmasına rağmen Eren çoktan hazırlanmış, kapıda kendisini bekliyordu.

"Hadi çıkalım da bir şeyler alalım."

"Geldimm."

Yol üzerinde konuştukları konular çeşit çeşitti. Kimi zaman Eren derslerin zorluğundan yakınıyordu, kimi zaman Hamza, dükkâna gelen müşterilerle yaşadığı garip olayları anlatıy

ordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.