*
*
*
*
*
Gözlerimi belimdeki kollar ile açtım. Görüşüm netleşince kolların sahibinin Alparslan abim olduğunu gördüm. Dün yaşadığı şoktan sonra beni kaybetmekten daha çok korkuyordu. Ölmek istemem zoruna gitmişti sanırım. Kollarımı boynuna dolayıp saçlarını öptüm. Uyandırmaktı amacım.
Gözlerimi yavaşça açtı ve beni görünce bariz rahatlamıştı. Kollarımı belimden çekip yatak başlığına yasladı sırtını. Ben de onun gibi yatak başlığına sırtımı yaslayınca beni kollarının altına çekti.
"Nasıl yaparsın?" Gözleri de aynı soruyu soruyordu. 'Nasıl yaparsın?' Ama benim gözlerimde cevap yoktu. Başımı göğsüne yaslayıp ağlamaya başladım.
"Özür dilerim." Tek söylediğim bu olmuştu. Ağzımdan başka bir şey çıkmamıştı. Abim de bir şey söylemedi. Dakikalarca öyle oturduk.
"Bir daha..." sesi titredi. "Sakın böyle bir şey yapma. Ben sensiz ne yaparım?" Bunu bilmemeliydi işte. O sıkıntılı dönem bitmişti ve öğrenmesini istememiştim. Haberlere bile çıkarmamıştık.
"Yapmayacağım." Beni daha sıkı sardı. Sanki gitmeden korkuyordu. Eliyle sulanan gözlerini silip ayağa kalktı.
"Yeter bu kadar duygusallık. Kalk hadi okul var." Ben de gözlerimi sildim ve kalktım.
"Dedi 10 saattir bana yatakta sarılan abim." Tek kaşımı kaldırıp meydan okurcasına baktım. Gözü kapıya gittiği anda koşmaya başladık. Daha doğrusu o beni kovaladı ben kaçtım. Hızla ve gülerek merdivenlerden indim. Salona geldiğim zaman durdum ve gözlerimi kapattım. Görmek istemeyeceğim bir manzara vardı. Yavaşça solan gülüşüme Alparslan abimin ayak sesleri eşlik etti. Benim durduğunu görünce yanıma geldi. O kızı ve Barlas abimi görünce yumruklarını sıktı.
"Ne işi var bu kızın burda?" Sesi korkutucu derecede sakin çıkmıştı.
"Size söyleyecekleri var." Başımı Sinem denen kıza çevirdim. Ağlamıştı. Umurumda değil beter olsun.
"Söyle ve defol git bu evden." Ben konuşmuyordum. Sadece sırtımı Alparslan abime yaslamış dinliyordum.
"Özür dilerim." Sinem'in sesi çok kısık ve titrek çıkmıştı umursamadım.
"Söylediysen kapının yerini biliyorsun." Soğuk sesimle cevap verip mutfağa gittim. Sultan Hanım kahvaltılıkları hazırlıyordu.
"Yemek odasına kurun kahvaltıyı, misafirimiz var." Dedim.
Salona geldiğimde Barlas abim ve o kız kalkıyordu. Soğuk bakışlarımı Barlas abime çevirdim.
"Kahvaltıya kal istersen." Bakışları bana döndü.
"Ama o kızı bir daha bu evde görmek istemiyorum." Sinem'in bakışları beni buldu.
"Bunu yaptığına inanamıyorum." Kendini acındırıyordu.
"Bana beni yalnız bırakacağını söylemiştin. Annem, babam, abilerim senin tarafında olabilir. Ama Alparslan, Kutay ve Demir abim olduğu sürece ben yalnız kalmam." Dedim. Sinsice gülümsedi. Bakalım bu gülümsemenin ardında ne yatıyor.
"Dedemler var benim." Ne. Gülme isteğimi bastırmaya çalıştım.
"Mirastan bahsediyorsun sanırım. Ne alakaysa. Ama sen bilmiyorsun tabi." Üstten bir bakış attım ve konuşmaya devam ettim. "Mirza dedemin mirası zaten Kutay abimlerde. Altan dedem de babamla anlaşma imzaladı. Mirastan bir kuruş alamayacaksın. Sadece abimlerin harçlıkları ile geçinebileceksin." İnanmak istemezce baktı. Aradığını bende bulamayınca Barlas abime döndü.
"Mirastan faydalanacak herkesin imzasının olması gerekiyordu. Bil bakalım kimler imza attı? Herkes." Dedim. Barlas abime bakıyordu hâlâ Gözlerindeki hırsı görebiliyordum.
Dış kapıya ilerledim ve kapıdan korumaları çağırdım.
"Bu kız Demir abimle bile gelse içeriye girmeyecek." Kesin talimatı alınca çıkışa kadar o kıza eşlik ettiler. Kutay abim ve Alparslan abim bu halime gülüyordu. Barlas abim hala olduğu gibi duruyordu.
"Hadi. Kahvaltıya." Ani değişen ruh halim herkesi yine şaşırttı. Kusura bakmayın ama günümden 10 saniye çalan biri için günü feda edemem.
Herkes kahvaltı masasına gelince dedemleri görmediğimi fark ettim.
"Kutay abi, dedemler nerde?" Kutay abim önce bana baktı sonra yemeğine döndü.
"Abimin yanına gittiler." Yapacaklarını biliyordum ama bu kadar çabuk olmasını beklemiyordum. Belli belirsiz kafamı sallayıp kahvaltıda devam ettim. Kahvaltı bitince peçete ile ağzımı temizleyip abimlere baktım. Yaraları kabuk bağlamıştı ve acıdığı belli oluyordu.
"Kutay abi, Gece meselesi benim için kapandı. Aleda DEMIROĞLU'nun kaydını yapabilirsin okula." Kararsızca bana baktı.
"Kararını değiştiren ne oldu?"
"Barkın gözlerimi açtı diyelim. Ben sorunlarımla kaçarak değil kalarak yüzleşeceğim." Barkın'ın adını duyunca abimlerin bakışları da bana döndü. Umursamadım. Masadan kalktım ve merdivenlerden odama çıktım. Dolabımdan dün aldırdığım okul formamı giydim ve saçlarımın uçlarına maşa yapıp makyaj masasına yöneldim. Gözlerimin rengini ortaya çıkartacak sade bir göz makyajı yapıp kendime baktım. Hazırdım. Çantamı alıp aşağıya indim. Hâlâ masada oturuyorlardı. Mutfağa gidip ecza dolabından yara kremi aldım. Masaya gelince Alparslan abim ve Barlas abimin ortasına bıraktım kremi.
"Yaralarınıza sürersiniz." Dedim. Bir şey demediler. Kutay abim tedirgince bana baktı. Yutkundum. Söylememiştir. Söylememiştir dimi? Bakışlarını kaçırınca söylediğini anladım. Büyük ihtimal ağzından kaçırdı. Barlas abim sinirle masadan kalkıp yanıma geldi. "Neden söylemedin?" Aslında dün söyledim ama sen duymadın diyemedim.
"Sana gerçekten ilaç mı verdi?"
"Doğruyu söylesem inanacak mısın sanki?" Gözleri bana döndü. "Allah beni kahretsin! Ben nasıl abiyim! Nasıl farketmedim?" Sinirle duvara yumruk atınca yutkundum. Gitmezsem daha kötü olacak.
"Ben kredi kartını ve kimliğimi evde bıraktım. Yani kartım yok. Halledebilir misiniz?" Kutay abim kafasını sallayınca eden çıkıp arabaya bindim. Şoför direkt okula sürdü.
Bana uyuşturucu verdiğini ilk krize girdiğim zaman anladık. Kutay abim söyleyelim dese de ben inanmayacaklarını bildiğim için reddettim. Tedavi için uzmana başvurduk haliyle. Geç fark etmediğimiz için uzun bir süreç olmasa da zordu. Sadece Kutay abim biliyordu. Demir abime bile söylememiştik. Yavaş yavaş her şey ortaya dökülüyordu. Ben ne kadar zarar görüyorsam sevdiklerim o kadar üzülüyordu. Alparslan ve Barlas abimin üzüntüsü altında eziliyordum. Yaşadıklarım iyi şeyler değildi.
Şöför durunca kapımı açmasını bekledim. Bu gün Aleda DEMİROĞLU olarak buradaydım. Kapımı açınca arabadan inip okula yürüdüm. Şoföre döndüm.
"Buralardan ayrılma." Şoför onaylayınca tekrar önüme döndüm ve okula adımladım. Beni görenler bana bakıyor, görmeyenlere gösteriyordu. Dediğim gibi çokça tanınan bir aileyiz. Bakışlardan rahatsız olunca güneş gözlüğünü gözüm takıp banklardan birine oturdum. Ders malesef bedendi. Derse katılmayacağım için eşofman giymemiştim. Gözler hâlâ bendeydi. Neden burada olduğumu sorguluyorlardı. Bazen ben de sorguluyordum. Cevap alamıyordum orası başka. Yanıma biri oturunca oraya döndüm.
"Doğru kararı verdin Juliet. Sorunlarından kaçarsan her yerde bulur seni." Barkın'a döndüm.
"Sen benim en iyi arkadaşımsın. Teşekkür ederim." Gerçekten öyleydi. Eğer o gün bunu söylemeseydi ben hâlâ sorunlarından kaçan Gece olacaktım.
"Kalk hadi kahveler benden bu sefer." Uzattığım elini tuttu ve kalktı.
"Ben sade içerim bu arada. Geçen sefer 2 si bir arada almıştın." Dedi kolunu omzuma atarken. Elimi beline dolayıp konuştum. "O zaman seni tanımıyordum. Maruz gör bir seferlik." Durup birbirimize baktık. Kısa bir bakışmanın ardından kahkahalarımız doldurdu bahçeyi. Sanırım bu okulu sevmeye başlamıştım. Yeni arkadaşlar bana iyi gelecek tek şeydi bence. Ve ilk arkadaşımı bulmuştum.
"Barkın. Senin arkadaşın yok mu?"
"Var."
"Beni tanıştırır mısın? Benim senden başka arkadaşım yok, biliyorsun." Güldü.
"Sen istemesen de tanıştıracağım Juliet." Dedi. Minnetle ona baktım. İlk arkadaşım gerçekten de oydu. İzlenme hissiyle etrafıma baktım. 6. hissim kuvvetlidir ve şu an izlendiğime emindim. Etrafında dikkat çekici bir şey görmedim. Tamam genel olarak şu an okuldakiler beni izliyor ama bunu gizlemiyorlar. Neyse yakında çıkar kokusu.
Kantine gelince boş masaya eşyalarımızı bıraktık ve sıraya girdik. Çok ta sıra denemezdi açıkçası. Bizim dışımızda 3-5 kişi vardı sadece. Barkın'a bakınca bana baktığını gördüm. Abisine göre daha açık renkli gözleri arkamda bir noktaya takıldı. Uzun süre bakınca ben de arkamı döndüm. Begüm'e baktığını görünce kafami çevirip kahveleri istedim.
"Biz iki espresso alabilir miyiz?" Görevli başını sallayıp hazırlamaya başladı. Barkın hâlâ Begüm'e bakıyordu.
"Barkın, istersen git konuş, çok iyi görünmüyor. Yanında ben olduğum için gelemiyor sanırım." Bana bakıp başını salladı.
"Sen kahveleri alıp otur, Ben hemen geliyorum. Çok teşekkür ederim." Beni yalnız bırakmak istemiyordu. Ona ihtiyacım olduğunun farkındaydı ama onun da bir hayatı vardı. Sürekli benim sorunlarımla ilgilenmek, benim yanımda olmak zorunda değildi.
Barkın gidince kahveleri alıp eşyalarımızı koyduğumuz masaya gidip oturdum. Çantamdan kitabını çıkartıp kaldığım yerden okumaya başladım. Karşımdaki sandalyenin çekilmesi ile gözlerimi kitaptan kaldırıp oturan kişiye baktım. Tanımıyordum. Ama tanımayacağım anlamina gelmezdi.
"Pardon?" Sorgulayan sesimle sırıtarak bana baktı.
"Tanışmak için geldim." Dedi. Buna alışıktım. Dün Gece'yken kimse gelmemişti tanışmaya. Aleda olduğum gün şıp diye damladılar masaya.
"Kalsın." Dedim soğuk sesimle ve kitabıma döndüm. Hâlâ kalkmamıştı masadan.
Tam kalkmasını söyleyecekken Barkın geldi. Karşımdaki çocuğu görünce gülümsedi. Tanıyor olması garip kaçmazdı. Sonuçta benden önce de bu okuldaydı.
"Evren." Çocuğun adını da öğrenmiş oldum. Başımı Evren denen çocuğa çevirdim. Hâlâ sırıtıyordu.
"Kahven soğudu." Dedim. Başımı kaldırıp ona bakarken. Mavi gözleri beni buldu. Sonra yandan bir gülüş atıp cevap verdi.
"Sözüm olsun." Dedi. Normal Barkın gibi değildi. Bu gariplik vardı. Zil çalınca kitabımı çantama koyup ayağa kalktım. "Ben spor salonuna gidiyorum. Geliyor musun?"
"Sen git ben sonra gelirim." Omuz silkip spor salonuna giden merdivenlerden indim. Spor salonu okulun dışındaydı. 3 katlıydı. İlk katta futbol, ikinci katta basketbol ve voleybol, üçüncü katta yüzme havuzu vardı. Genelde dersler futbol sahasında işleniyordu. Spor salonuna girince tribünlerin önündeki banka oturdum ve ısınma hareketleri yapan öğrencileri izledim. Genelde derste serbest bırakırlar ama öğrenciler kendi aralarında takım kurup maç yaparlar.
Hoca yoklamayı aldıktan sonra her zamanki gibi serbest bıraktı. Bankta otururken sınıftaki kızlar yanıma geldi. Hani şu ilk geldiğim gün bana tiki tiki üstten bakan kızlar var ya onlar. Hani tek sözümle bile bitirebileceğim kızlar. Gücümden bazen ben bile korkuyorum.
"Bu okulda okuyacağını bilmiyorduk. Biraz şaşırdık açıkçası." Sarışın kıza döndüm. Dip boyası gelmiş sarı saçları ve abartı göz makyajı görünüş olarak fazla klişe ve avam duruyordu.
"Aslında şu an sadece DEMİROĞLU olduğum için buradasınız. Yanlış mıyım? Ben bu okula geldim. Geçen hafta geldim hatta. Ama siz o egodan geçilmeyen havanız ve yüksekte olan gözleriniz yüzünden beni göremediniz. Hâlâ fark etmiyorsunuz. Gece'yim ben, hani geçen hafta okula nakil gelen Gece var ya. Heh işte o." Beklemiyorlardı. Beklemesinlerdi zaten,
"Nasıl ya? Neden böyle bir şey yaptın?" Kıvırcık saçlı kızın sözüyle güldüm.
"Bazı şeyler kişiye özeldir. Senin sorun gibi." Babamın bana ceza verdiğini söyleyecek değilim.
"Babanın sana ceza vermesi ne zamandan beri özel? Sonuçta herkes ceza alabilir." Begüm. Bu gün sana üzüldüğüme inanamıyorum.
"Begüm sen hâlâ bana buluşabiliyor olduğuna göre sanırım bildiğim diğer şeylerden korkmuyorsun." Begüm bana baktı gözünden kısa bir endişe geçti. Kendimden emin bakışlarım ve gülüşüm onu buldu.
"Unuttun mu? Ben Aleda DEMİROĞLU. Demir KARAL'ın kuzeni olan hani. Senin aşkından yataklara düşüp intihar ettiğin." Begüm bunu bildiğini biliyordu ama yanımızdakiler konuyu bilmiyordu. Benim aldığım ceza onu nasıl ilgilendiriyorsa onun karşılıksız aşkı da beni o kadar ilgilendiriyor.
"Bir dakika ya, sen nerden biliyorsun bunu?" Sorumla gözleri büyüdü. Hızla ayağa kalkıp sertçe kolunu tuttum ve spor salonunun dışına çıkartıp okula soktum. Temizlik odasına gelince hızla içeriye itip ardından ben de girdim. Paspasların yaslandığı duvarın dibine çökmüş korku dolu gözlerle bana bakıyordu. Cebimden eksik etmediğim çakıyı çıkartıp boğazına dayadım.
"Sana sorduğum sorulara doğru cevap verdiğin sürece sana zarar vermem. Ama yalan sezersem, işte o zaman seni doğrarım. Ve hiç ceza almadan elimi kolumu sallaya sallaya gezerim." Gözleri doldu ve hatta ağlamaya başladı. Tek kelime etmeden yavaşça kafasını salladı.
"Soru bir, benimle derdin ne? Soru iki, benimle uğraşmanın özel bir sebebi var mı? Ve soru üç, bunu kimden öğrendin?"
"Seninle bi derdim yok. Sadece Barkın'a ben bu kadar yakın değilken senin yakın olman sinirime dokundu. Barkın söyledi, neden Gece olarak geldiğini sordum. Babası ceza vermiş dedi. Başka bir şey yok." Korktuğunu belli etmemeye çalışıyordu ama akan göz yaşları onu çoktan ele vermişti.
"Bak bu olmadı. Ben yalan sezdim burada. Dur, Ben en iyisi seni burada doğramak yerine sırlarını açık edeyim. Senin için daha yıkıcı olur." Çakıyı cebime koyup ayağa kalktım. Ondan önce hesaplaşmam gereken biri vardı.
Temizlik odasından çıkıp etrafta Barkın'ı aramaya başladım. Bana hesap vermesi gerekiyordu. Ben ona güvenip her şeyi, daha doğrusu her şeyi olmasa da çoğu şeyi anlatmıştım. Ve bunu o gidip benden nefret eden kardeşine anlatsın diye yapmamıştım. Bulamayınca aramaya karar verdim. Telefonumu çıkartıp arama tuşuna bastım.
"Sınıfta bekliyorum." Cevap beklemeden telefonu kapatıp cebime koydum ve iki adım uzaktaki sınıfa girdim. Sınıfta iki kız oturmuş sohbet ediyorlardı.
"Kızlar, dedikodunuzu başka bir yerde yapın. Sınıf bana lazım." Sinirlenseler de ses etmeden çıkmışlardı. Onlar çıkınca Barkın girdi sınıfa.
"Kardeşine anlattın mı sana anlattıklarımı?" Salak değilim tabiki önce dinleyeceğim.
"Anlattım."
"Neden?" İllaki bir sebebi vardır herhalde.
"Söylediğim şeye inanacak mısın? Ya yalan söylersem." Dedi.
"İlk olmaz. Güvenimi boşa çıkartırsan bu senin şerefsizliğin beni ilgilendirmez." Umursamadım. Yine. Umursarsam benim yıkımım olur. Beynim sanki umursamamaya programlı bir makina gibi.
"Tehdit etti." Neyle?
"Neyle?"
"Eğer sana söylersem, sırrını boşuna paylaşmış olurum."
"Sen bu okula ne zaman kayıt yaptırmıştın?"
"Senden iki hafta önce neden?" Aklıma gelen ihtimalle tüylerim diken diken oldu.
"Hiç" diyerek sınıftan çıktım ve Kutay abimin odasına gittim. Hani şu bahsettiğim önemli misafirler gelince geçtiğimiz oda var ya. Neyseki müdür odasından başka girişi de vardı. Odaya girip odayı müdür odasına bağlayan kapıyı kilitledim. Tam oturacakken kendi girdiğim kapı geldi aklıma. Hemen onu da kilitleyip kendimi üçlü koltuğa attım ve tavanı izlemeye başladım. Bu gün derslere giresim yoktu. Devamsızlık işini hallederiz zaten.
Barkın ne demişti? Benden iki hafta önce gelmiş. Benim ceza aldığım ama ertelemeye çalıştığım zamanlar. Okula gelmeden Barkınla bir kaç kez karşılaşmıştık. Tesadüf müydü gerçekten? Yoksa planlı mı? Öğrenmemi istemediği şey neydi? Hem de güvenip ona anlattıklarımı başkasına anlatacak kadar. Beynim almıyordu artık. Çalan telefonumla kendime gelip düşüncelerden sıyrıldım.
^DemirAbim^ arıyor
Bekletmeden açıp kulağıma tuttum telefonu.
"Aleda, iyi misin güzelim? "
"Çok iyiyim abi, harikayım. Altı üstü yaşadığım bütün kötü şeyler bir hastalık misali tekrar nüksetti." Benzetmem onu güldürmüştü. Tabiri caiz ise ağlanacak halimize gülüyorduk. Ufak bir kahkaha atıp Demir abimi dinlemeye devam ettim.
"Dedemler anlattı her şeyi. Yaşadıklarını tekrar yaşamana asla izin vermeyeceğim güzelim. 2 günlük işim var, burayı toparlayıp hemen geleceğim yanına. Korkma tamam mı? Senin arkanda Demir KARAL var ve seni çok seviyor bunu da sakın unutma."
"Ben de seni çok seviyorum. İyi ki varsın. Bazen beni senden başka kimse düşünmüyor gibi hissediyorum. Ama sonra Kutay ve Alparslan abim geliyor ve bütün dertlerim o an bitiyor. Siz benim tek ailemsiniz lütfen dikkat et kendine."
"Merak etme güzelim, dikkat ederim."
Telefonu kapattığım zaman gözlerim doldu. Onlara bir şey olursa ben ne yapardım. Ben önemli değilim, onlar iyi olsun bana yeter. Gözlerimi kırpıştırarak gelen göz yaşlarını geri gönderdim. Üzerine ve saçlarıma çeki-düzen vererek kendime geldim. Saate bakınca öğle tenefüsüne geldiğimizi gördüm.
Kapıların kilidini açarak odadan çıktım. Dediğim gibi derse giresim yoktu ve öğrenmemi istemedikleri her neyse bunu öğrenecektim. Şoföre okul kapısına gelmesini söyleyen bir mesaj attım ve sınıfa doğru çevirdim adımlarımı. Önce sinirden sınıfta bıraktığım çantamı almam gerekiyordu.
Sınıfın önüne geldiğimde içeriden gelen bağırış sesleriyle durdum. Barkın ve Begüm tartışıyordu.
"Bunu öğrenirse neler olur biliyor musun?"
"İlk günden beri Aleda olduğunu bildiğini mi? Öğrensin. Sen dua et seni onun gönderdiğini öğrenmesin."
İyi olacak hastanın doktor ayağına gelirmiş. Durum tespiti. Bir, Barkın benim Aleda olduğumu biliyordu. İki, onu biri göndermişti. Ve üç, onu gönderen kişi buraya geleceğimi biliyordu, yani babamın cezadan vazgeçmeyeceğini. Kimsin sen?
Daha fazla dinlemeyerek içeriye girdim. Bağırdıkları için duymuştum, azıcık sessiz konuşsalar duymazdım. Sırama gidip çantamı aldım. Barkın'a omuz atarak sınıftan çıkıp merdivenlere yöneldim. İçeri girdiğimde Begüm'ün yüzündeki korku çok şaşırttı beni. Bu kadar korktuğu şey duymam mıydı? Kimden korkuyordu bu kadar?
Okulun önünde bekleyen şoför ile adımlarımı biraz daha hızlandırdım. Arka kapıyı açıp binmesi bekledi. Ben bindikten sonra da kapıyı kapatıp yerine geçti.
"Nereye gidiyoruz Aleda Hanım?"
"Şirkete gidiyoruz. Atmam gereken imzalar var." Kafasını sallayıp arabayı şirkete sürdü.
Kafamı kurcalayan şeyler vardı. Mesela, Barkın'ı kimin gönderdiği. En önemli nokta bu sorudan geçiyordu. Ceza kavramını ve gittiğim okulu bilecek kadar yakın. Ama kendi gelemeyecek, başkasını gönderecek kadar uzak biri. Bulacağım oğlum seni. İstersen yerin yedi kat dibine gir.
Şirkete geldiğimiz zaman şoför gelip kapımı açtı ve inmemi bekledi. Ciddi ifadem ve soğuk tavrımla yavaşça inip şirkete girdim. Normalde gülerek ve neşeyle girdiğim şirket bu gün fazla hareketliydi. Asansöre gidip odamın olduğu katı tuşladım. Onay vermem gereken projeler vardı. Ve ben de şirketin ortağı olduğum için onay vermediğim sürece projeler hayata geçirilemiyordu.
Odama gelince kapıyı açıp göz gezdirdim. Mavi ve lila tonlarının hakim olduğu odamda, bir sürü çiçek vardı. Benim çiçeği saksıda sevdiğimi bilmeyen biri bana çiçek göndermiş. Sinirle gözlerimi kapadım. İçimden 10a kadar sayıp sakinleştim. Kat danışmanının yanına gittim.
"Odamdaki çiçekleri kim gönderdiyse hepsini iade et sahiplerine. Bir daha böyle bir şey görmek istemiyorum odamda." Arkamı döndüm ve odama gittim. 5 dakika sonra kat danışmanı yanında iki hizmetli ile gelip çiçekleri götürmüştü.
Normalde bu kadar sinirlenmem ama not bile bırakmamış. Ben sizinle mi uğraşacağım kardeşim? Masadaki sudan içip kendime geldim. Daha sonra bilgisayarımı açıp mail atılan projelere baktım. İçeriklerine bakıyordum sadece, sözleşme için daha erkendi. Birkaç projeye göz gezdirip sıkıldığıma karar verdim. Masadaki telefondan Ayla Hanım'ı ardım.
"Ayla Hanım, imzalanacak dosyaları getirir misiniz? İmzalayıp çıkacağım."
"Tabi Aleda Hanım hemen getiriyorum."
Telefonu kapattım. İmza işlerinden nefret etmeye başlamıştım. Sürekli şirkete gelmek zor oluyordu benim için. Acaba imza yetkimi abime falan mı devretsem? Mantıklı, Ben bunu bir düşüneyim en iyisi. Kapı çalınca seslendim.
"Gel!" Eline tuttuğu dosyalarla içeriye Ayla Hanım girdi. Dosyaları masama bırakıp bana baktı.
"Aleda Hanım, dosyaları getirdim. İsterseniz okuyup imzalarsınız."
"Ben hallederim. Siz çıkabilirsiniz." Sözümü ikiletmeden çıktı odadan. En üstteki dosyayı elime alıp okumaya başladım. Sanırım baya uzun sürecekti. Oflayıp sözleşme maddelerine döndüm.
Aradan geçen birkaç saatin sonunda okumayı bitirmiş, maddelerin gayet uygun olduğuna kanaât getirmiş ve imzalamıştım. Derin bir nefes alıp ayağa kalktım. Masanın önündeki sehpaya koyduğum çantamı koluma takarak odadan çıktım. Asansöre gelip düğmesine bastım ve beklemeye başladım. Asansör gelince içinden Görkem abim ve Egemen abim indi. Görmezden gelerek yanlarından geçtim.
Onlar yüzünden daha fazla yara almayacaktım. Bundan sonra yara alacak biri varsa bu da onlardı. Asansörden inip çıkışa gittim.
Şoförün arabayı getirmesiyle bu sefer onu beklemeden bindim. Aslında bu gün alışverişe gidecektim ama dosya işleri başımı ağrıtmıştı. Eve gidip dinlensem daha iyi olacaktı.
"Eve gidelim lütfen." Şoför bir şey söylemeden arabayı çalıştırdı ve bu sefer eve sürdü. Ben de dosya okurken dikkatim dağılmasın diye kapattığım telefonumu açtım. Barlas ve Alparslan abimden gelen cevapsız aramaları gördüm. Hay ben böyle işi... Haber vermeyi unutmuştum. Hemen Alparslan abime geri döndüm. Anında açtı telefonu.
"Abi şarjım çok az, şimdi eve geliyorum orda konuşuruz."
"Aleda sen nerde..." kapanmıştı bile.
"Biraz hızlı gidelim." Komutumla başını sallayıp gaza bastı. Sinirden deliriyordur şimdi. Okuldan çıktığımı haber vermemiştim. Şirkete gidince de telefonu kapatmıştım. Yaklaşık 4 saattir benden haber alamıyorlardı. Telefonun şarjının bitmesi ise tamamen talihsizlikti. Eve gelince hemen arabadan indim ve kapıyı çaldım. Şu an anahtar arayacak durumda değildim.
Kapıyı Sultan Hanım açmıştı. Çantamı yere atıp içeriye girdim. Abimler salonda bekliyorlardı. Ve yanlarında Demir abim de vardı.