*
*
*
*
"Begüm, zor olmuyor mu?" Dedim bıkmış bir ses ile. Anlamadı tabi ki. "Ne zor olmuyor mu?" Dedi anlamamış sesiyle. Ayakta olduğu için kafamı yukarıya kaldırıp tekrar yüzüne baktım.
"Senin hakkında her şeyi bilen birinden korkmuyormuş gibi yapıp, her seferinde ona meydan okuyarak damarına basmak." Dedim sakin sesimle geriye yaslanarak.
"Ne biliyor olabilirsin ki? Sen kimsin?" İşte bu! Endişe ve merak. Bekledigim duygu. Kendimden emin bir şekilde ayağa kalkıp kulağına yaklaştım. "Abinin en yakın arkadaşına aşık olup, sevgilisi ile evlilik haberini alınca intihara kalkışman ve hastaneye yatman mesela." Dedim. Abisinin arkadaşı Demir abimdi. Büyük abisi yani Baran abi Demir abimle kavga etmişti bu yüzden. Ordan biliyordum, kendinden 10 yaş büyük birine aşık olmasaydı. Bu benim sorunum değil.
"Sen nerden!?" Cümlesini devam ettiremedi. Elini hızla kitabın üzerinden çekip sınıftan çıktı. Sınıftakilerin bakışları bana döndü. Ben bu kızı sinirden kudururum şimdi. Elimde bir sürü koz var.
Ben de kitapta kaldığın yeri buldum ve ayracı arasına koyup kapattım. Ne var hevesim kaçtı. Ders zili çalınca telefonumu cebime koydum. Zengin de olsam öğretmenlere saygısızlık yapmam. Yani kolejde hayat düşündüğünüz gibi değil. Hocalar umursanmıyor algısı nasıl oluştu bilmesem de öyle değil.
Bir kaç dakika sonra Barkın sınıfa girdi. Şaşkın bi surat ifadesi vardı. Kaşlarımı çattım. "Noldu Çakma Romeo?" Dedim. Bakışları bana döndü bu sefer.
"Haberin yok mu? DEMİROĞLU ailesi kızları Aleda ile görüşmeyi kesmiş." Dedi. Buna mı şaşırmıştı. Bir dakika. Ne! Hızla ona döndüm.
"O ne demek ya? Aleda onlarla görüşmeyi reddediyor. Kim uyduruyor bunları?" Dedim. Sesim fazla sinirli çıkmıştı. Hızla ayağa kalktım ve sınıf kapıyı açarken hocayı gördüm. Bir şey söyleyemeyecek kadar sinirliydim. Müdür odasına gittim. Kapıyı çalıp içeriye girdim.
"Telefonunuzu kullanabilir miyim?" Hattını değişirmiştim ve numaramı kimseye vermeye niyetim yoktu. Müdür kim olduğumu bildiği için ses çıkartmadan telefonu uzattı. Önce internetten haberin ilk çıktığı kanalı buldum. Daha sonra da telefonumdan numarasını tuşlayıp aradım.
"Buyrun kiminle görüşüyorum?" Gelen tiz kadın sesi ile yüzümü buruşturdum.
"Bana kanal sahibini bağlayın." Dedim. Bahse varım sinir olmuştu. Kim olduğumu bilse böyle konuşmazdı tabi. Ben de bilerek söylemiyordum.
"Her önümüze geleni bağlamıyoruz kanal sahibine. Randevu alırsanız görüşürsünüz." Dedi aynı iticilkle.
"Aleda DEMİROĞLU derseniz geri çevirmeyecektir." Kadın bir süre durdu. Sonra kapı sesi geldi. Sanırım patronuna haber vermeye gelmişti. Bir kaç hışırtıdan sonra tekrar ses geldi.
"Buyrun Aleda Hanım." Yalakalık vol on.
"Asılsız haber yapmak ne kadar suç haberiniz vardır sanırım. Ailem benimle değil, ben ailemle görüşmüyorum. Bu hemen düzeltilecek. Ayrıca benimle ilgili haber yapmak istiyorsanız Kutay KARAL' ın asistanı bu konuyla ilgilenecek. Hemen sitenizde ve kanallarınızda düzeltme ve özür yazısı yayınlayacaksınız. Aksi halde avukatlarım sizin ile iletişime geçecek." Taviz vermeyen sesimle birlikte sinirle nefes verdim.
"Tabiki Aleda Hanım. Hemen hallediyorum. Röportajı kabul ediyor musunuz?" Sesi şaşkındı. Çünkü her seferinde reddederdim.
"Yazıları kaldırdığınız ve özür yazısı yayınladığınız taktirde evet." Dedim ve telefonu kapatıp müdüre uzattım.
"Kutay abim gelince nöbetçi öğrenci çağırsın beni." Dedim ve odadan çıkıp sınıfa ilerledim. Kapıyı çalıp içeriye girdim.
"Hocam çok özür dilerim. Çok acil birini aramam gerekiyordu. Bir daha olmaz." Hoca bana bakıp güldü. Sıramı işaret edince oturmama izin verdiğini anlayıp sırama geçtim. Çakma Romeo bana döndü.
"O tepki neydi öyle? Önce Alparslan DEMİROĞLU'nun döndüğünü öğrenince, şimdi de Aleda DEMİROĞLU ile ilgili haber duyunca davranışların değişti. Demiroğlu ailesi ile alıp veremediğin ne?" Dedi gözlerini kısarak. Sanki bana sormuyor kendi kendine analiz yapıyordu.
"Sonra anlatsam. Şu an kafam almıyor. Biraz uyumak istiyorum sadece." Kollarımı sıraya koyup kafamı yasladım. Ama uyumadım. Sadece izledim. Gördüklerimi ayırt edemiyordum. Ya da istemiyordum bilmiyorum. Abimler yaptırmış olabilir miydi bu haberi? Ya da haberleri var mıydı? Eğer abimler değilse, biri benimle uğraşıyor demektir.
Bir süre sonra zil çaldı. Kafamı hızla sıradan kaldırıp haber sitesine göz attım.
"Bu gün sabah saatlerinde kanalımızda yayınlanan haberlerden birinin asılsız olduğu tespit edilmiştir. Aleda DEMİROĞLU ile ilgili yaptığımız haberin asılsız olduğu, ve gerçeği yansıtmadığı tespit edilmiştir. Başta Aleda DEMİROĞLU olmak üzere haberi okuyan ve paylaşan herkesten kanal adına özür dileriz. İyi günler dileriz." Derin bir nefes alıp rahatladığını hissettim. Barkın'ın bakışlarını fark edince ona döndüm.
"Bir şey mi oldu Çakma Romeo?" Dedim şakacı bir ifadeyle.
"Aleda DEMIROĞLU'nu tanıyorsun değil mi? O yüzden bu tepkin. Haberi sana söyledikten sonra düzeltme yazısı yayınlandı. Hem de sen sınıftan çıktıktan sonra. Zil çalınca direkt siteye girmen, yazının yayınlanacağını biliyordun. Hatta ve hatta Aleda'ya sen haber verdin değil mi? Tek sorun neden arkadaşın olduğunu saklıyorsun? Bunu okulda tek bir kişi bile öğrense ne kadar popüler olursun biliyor musun?" Sözlerini dinledikten sonra fark ettim ki Gece olmayı seviyordum evet ama Gece benim için sorunlarımdan kaçma yoluydu. Ben kaçmak istemiyordum. Ayrıca şu an babamın verdiği cezanın ne kadar hükmü vardır ki?
"Emin ol popüler olmak isteseydim başkasını kullanmazdım direkt ben olarak popüler olurdum. Popülerlik bana göre değil, sanırım biraz kafa dinlemek istiyorum." Biraz duraksayıp devam ettim. "Popüler olmayı özlersem ki pek sanmıyorum ya da sorunlarımdan kaçmak yerine yüzleşmeye karar verirsem sadece tek sözüme bakar."
Önüne döndü. Ona yalan söylemek istemiyordum. O benim ilk gerçek arkadaşımdı. Ona dönmeden kulağına fısıldadım. " Sana güveniyorum. Aleda arkadaşım değil, bizzat benim." Kafasını bana çevirdi inanmazca baktı. Her şeyi beklerdi ama bu... Bilmiyorum belki bu yüzden şok oldu.
"Hayır değilsin. Onu gördüm. Gözleri renkli, saçları kumral." Tamam bunu bekliyordum.
"Beni herkes gördü. Lens ve peruk takmasam tanırdınız herhalde." Dedim ve çantama uzanıp kimliğimi çıkarttım. "Sana yalan söylemek istemiyorum. Sen benimle kim olduğumu bilmeden arkadaş olan ilk kişisin Çakma Romeo. Seni kaybetmek istemiyorum." Kollarımı boynuna doladım. Bir süre durduktan sonra sarılmayacağını anlayıp geri çekilecekken kollarını belime doladı ve sarılmama karşılık verdi.
"Teşekkür ederim." Hâlâ sarılıyorduk. Kollarımı çekip uzaklaştım. "Sen benim arkadaşımsın Juliet. Sırrın bende güvende." Gülümseyip önüme döndüm. Artık bir arkadaşım vardı. Beni ben olduğum için kabul eden bir arkadaşım. En azından bunu söylemenin rahatlığı vardı üzerimde. Nöbetçi öğrenci sınıfa girdiğinde Kutay abimin geldiğini anladım. Bir şey söylemesine izin vermeden ayağa kalktım.
"Kutay abim gelmiş. Sonra uzun uzun konuşuruz." Kafasını sallayınca hızla sınıftan ayrıldım. Merdivenlerden hızla çıkıp müdür odasına ulaştım. İçeriye girdiğimde Kutay abimin yanında biri daha vardı. Kutay abimin yeşil gözleri beni bulduğunda yanına gelip beni kolları arasına aldı.
"Haberi kim yaptırdı bilmiyorum ama bulacağım." Dedi net bir şekilde. Bulacağını biliyordum ama gerek yoktu. "Ben biliyorum. O kız yaptı işte. Başka seçenek olabilir mi?" Dedim kollarından ayrılıp masanın önündeki koltuğa oturarak.
"Kutay, bir şey konuşuyorduk." Dedi. Kim olduğunu bilmiyordum.
"Sizin ailevi sorunlarınızla okul yönetimi ilgilenemez Baran. Kardeşin uslu dursa kimse durup dururken ona çatmaz." Sanırım bu Barkın ve Begüm'ün abisiydi.
"Evet Baran Bey, bana omuz atmasaydı ya da durup dururken laf atmasaydı hiç bir sırrı ortaya çıkmazdı." Deyip konuya daldım. Koyu mavi gözleri bana döndü. Az önce gözünde gördüğüm sinir kırıntılarından iz yoktu.
"Sen kimsin?" Sesi bariz merak içeriyordu.
"Yakın arkadaşın Demir KARAL'ın kuzeniyim. Aleda DEMİROĞLU." Ardından elimi uzatıp ekledim. "Memnun oldum Baran KANDEMİR." Bir süre elime baktı sonra yavaşça tutup sıktı. Gözleri gözlerimden ayrılmadan geçen bu uzun süre beni rahatsız edince elimi çektim. Gözleri hâlâ üzerimdeydi. Tamam açıkçası bundan rahatsız olmadım. Sürekli göz önünde olmamdan mı? yoksa benim de onu süzmemeden mi? Kaynaklı olduğunu bilmiyordum.
Ama şimdi Allah var yakışıklı adam. Bizim bakışmamız uzun sürse gerek ki Kutay abim öksürerek dikkatimizi çekti. Uyarı işaretiydi bu ama bana değil, Baran'a. Tanımadığım birine abi diyecek değilim.
"Okuldan birine Aleda olduğumu söyledim." Kutay abim bana baktı. Sonra devam ettim. "Babamla kavgalıyım yani verdiği cezanın bir hükmü yok bence. Zaten sadece Barkın'a söyledim. Belki daha sonra herkese söylerim." Emin olmak istiyordu ki hala bir şey söylemeden bana bakıyordu.
"Eminim bakma öyle. Gece sorunlarımdan kaçma yolu sadece. Bana kaçmayı değil savaşmayı öğreten sizsiniz unuttun mu? Demir abim ve sen." Gülerek kafasını salladı.
"İyi bakalım sen nasıl istersen öyle olsun. Abimle uğraşacak olan sensin sonuçta." Dedi ve Baran'a döndü. "Sen de Begüm'e bu durumdan bahsetme. Aleda'ya da bulaşmasın. Şu an kimse ona ceza verecek konumda değil." Bana döndü ve göz kırptı. Öyle değildi işte dedemler ve Alparslan abim bana ceza verme konusunu seve seve üstlenirdi. Sinirlenmem hoşlarına gidiyor tabi.
"Valla kusura bakma Baran, yanına gelip abuk subuk hareketler yapmasaydı ben de Demir abimi ortaya koymazdım. Bu onun sorunu." Dedim ve Kutay abime el sallayıp odadan çıktım. Hemen abisine yetiştirmiş. Bahse varım Aleda olduğumu öğrense bana yakın olmak için her şeyi yapar.
Zil çalınca sınıfa indim ve sırama oturdum. Barkın gelince de oturması için ona yer açtım.
"Abini gördüm. Begüm bugün ki tartışmayı anlatmış sanırım. Kutay abime beni şikayet etmesi için kuzenimin yakın arkadaşını göndermiş. Kusura bakma ama kardeşini hiç sevmiyorum." Sesim gereksiz neşeli çıkmıştı. Yüzümü buruşturup normal halime döndüm. "Ay kusura bakma bir an boş bulundum." Bana döndü. Yüzü ifadesizdi. "Ne oldu?" Merak etmiştim.
"Okula abinler geldi az önce. Aranızda ne oldu bilmiyorum ama yanlarında sana benzeyen bir kız da vardı. Okuldan birkaç kişiye seni sordular. Ben de senin bu gün okula gelmediğini söyledim. Bir sorununuz olduğu belliydi ama umarım kızmazsın." Sebebini bilmeden yaptığı şey gerçekten mutlu etmişti beni. Gülümsedim.
"Sen en iyisini yapmışsın. Okul çıkışı anlatırım müsaitsen. O kızı da çanta gibi yanlarında taşıyorlar." Beni bilmeden de olsa kurtarmıştı. Sınıfa öğretmen girince konuşmayı kestik. Çantamdan okuma kitabını çıkarttım ve kaldığın yerden okumaya devam ettim.
Dersi dinlemiyorum çünkü ingilizce ve benim ingilizcem ileri seviye. Çocukken annem sosyal becerilerim yüksek olsun diye kursa gönderirdi. Bazen böyle yabancı dil kursu bazen de resim, tekvando gibi hareketsel ya da sakinleştirici kurslar olurdu. Her sene haftada 2 ders olacak şekilde sürekli kurslara gittim. Bu yüzden sosyal tecrübelerim yeterince iyi. Dört tane dil biliyorum ne demişler 'Bir dil bir lisan, iki dil iki lisan.'
Bir süre sonra kitap okumaktan sıkılıp kafami kaldırdım. Hoca hala ders anlatıyordu. Kafami Barkın'ın tarafına çevirip camdan baktım. Bahçede kimse yoktu. Gözlerim çıkış kapısına takılınca sinirle dişlerimi sıktım. Barlas abim çıkış kapısında bekliyordu. Barkın'ın bana baktığını hissedince ona döndüm.
"Barlas abim, dışarıda bekliyor." Diye açıklama yapıp kafamı pencereden çekip önüme döndüm. Barkın'a camdan abime bakıp kafasını çevirdi. "Ne yapacaksın?"
"Hiç bir şey yapmayacağım. Görmezden geleceğim ve yanından geçip gideceğim." Dedim.
"Peki, o da seni görmezden gelecek mi? Yoksa kolundan tutup konuşmaya mı çalışacak?" Sorusu mantıklıydı.
"Konuşmaya çalışacaktır. Ama bu sadece benim okulda dedikodu kaynağı olmamı sağlar ve açıkçası umurumda değil." Dedim. Kafasını sallayıp önüne döndü. Umurumdaydı tabiki. Göz önünde olmamak için hala Gece'ydim. Barlas DEMİROĞLU ile görünmek beni dedikodu kaynağı yapmak bir yana okulda popüler yapmaya yeter de artardı.
Aklıma gelen fikirle durdum. Kötü kız gülüşü dudaklarımda yerini almıştı bile. "Hocam ben çıkabilir miyim? Müdür son ders bitmeden yanına uğra demişti." Kafa sallayınca sıradan kalktım.
"Barkın elimdeki kozlardan birini kullanmam gerek artık. İşim bitince müsait olursan anlatırım olur mu?" Dedim.
"Olur tabi. Sen kendine dikkat et." Kafami sallayıp sınıftan çıktım. Müdür odasına geldim. Kutay abim benim durumundan dolayı daha çok uğruyordu okula. Kapıyı çalıp içeriye girdim. Kutay abim bilgisayarla uğraşıyordu.
"Silahını ver!"
"Anlamadım."
"Kutay abi seninle tartışacak gücüm yok. Ya şu an silahını verirsin, ya da bulduğum ilk yüksek binadan atlarım. Bunu yaparım biliyosun." Dedim bileklerimi işaret ederken.
"Ne yapacaksın bilmiyorum ama eğer kendine bir şey yaparsan, seni asla affetmem." Belinden silahını çıkartıp şarjörü kontrol etti. Silahı bana uzatıp, tekrar konuştu.
"Umarım o kızı kurşuna dizmek planlarının arasındadır." Kafamı belli belirsiz sallayıp odadan çıktım. Merdivenlerden hızla inerken silahı belime koyup ceketimle üzerini kapattım. Okuldan çıkıp çıkış kapısına geldim ve bir şey demeden Barlas abimin arabasına bindim.
"Eğer tam şu an beni söylediğim adrese görürsen seni dinlerim." Gayet net bir şekilde konuşmuştum.
"Tamam. Sen adresi ver." Kabul edeceğini biliyordum itiraz hakkı yoktu.
Adresi verip beklemeye başladım. Kısa süre sonra işlek bir caddede durduk. Arabadan inince beni takip etmeye başladı. Kaldırımda durup yüzüne baktım.
"Hani beni biriyle yatmakla suçlamıştınız. Bu sizin için bu kadar önemli mi gerçekten?" Bişey demedi.
"Beni evden de kovmuştunuz. Buna rağmen sizi affetmiştim. Şimdi öğreneceğin şeyle acaba o kızla ne yapacaksın. Ya da ne kadar pişman olacaksın." Cevap beklemeden kaldırımın ilerisindeki kliniğe girdim. Sekreter beni durdurmaya çalışsa da durduramamıştı. Abim de arkamdan geliyordu. Jinekolog Ayşe TURAN yazan odaya girdim. Abimde gelince kapıyı kapattım.
"Noluyor burada? Benim odama nasıl böyle girersiniz?" Bağıran kadın ile yüzümü buruşturdum. Silahımı belimden çıkardım ve emniyetini açtım.
"Sana sorduğum sorulara doğru cevap vermezsen pekmezini akıtırım masaya." Ellerini havaya kaldırıp kafasını salladı hızla. Abim elini silah tutan elime atmıştı ki geri çektim.
"Yaklaşma" Tek sözüm onu geri çekmeye yetti.
"Geçen sene bir kızı gizli bir şekilde kürtaj yaptın. Doğru muyum?" Kafasını salladı.
"E-evet. Doğrusunuz."
"Kız reşit değildi. Sana para verdi doğru mu?" Yine hızlı bir şekilde kafasını salladı.
"Evet. Para aldım."
"Ama kıza şantaj yapmak için dosya tuttun. Ve her ay düzenli aralıklarla para almaya başladın. Bu da doğru mu?"
"Doğru. Kız zengindi ve her ay düzenli şekilde paramı ödedi." Artık pek korkmuyordu sanırım. Cevap verdikçe daha sakin soruyordum soruları.
"O dosyayı getir. Hani şu kimlik bilgileri dahil her şey yazan var ya. Onu." Barlas abim sadece dinliyordu. Silahı indirdim ama yerine koymadım.
Dosyayı getirince açıp baktım.
Hasta adı: Sinem DEMİROĞLU
Baba adı: Fatih Kuzey DEMİROĞLU
Tedavi şekli: Kürtaj
Doğru dosya olduğunu anlayınca abime uzattım. Abim dosyayı okudukça kaşları çatıldı.
"Ben sırf bekaret testi vermediğim için evden kovuldum. Şimdi de sen o kızın hamile olduğunu ve para karşılığı çocuğu aldırdığını öğrendin. Şimdi seni dinlerim. Ve düşüncelerim senin hareketlerinle şekillenir." Silahın emniyetini kapatıp belime koydum ve odayı terk ettim. İçeriden gelen kırılma ve bağrış sesleri çok şey ifade ediyordu. Yoldan geçen taksiyi durdurup bindim.
-Çakma Romeo-
Benim işim bitti. İşin yoksa konum atayım orda her şeyi anlatırım.
-Juliet-
Konum at.
- Çakma Romeo-
**Konum**
-Juliet-
20 dakikaya ordayım Gece.


