*
*
*
*
Merdivenlerden çıktım ve odama girdim. Kıyafet odasından bavulumu indirip birkaç parça kıyafet koyup kapattım. Alparslan abime beni evden almasına dair bir mesaj attım ve sim kartı çıkartıp kırdım. Bavulumla aşağıya inip cüzdanımdan kimliğini çıkarttım. Babaların yanına ilerleyip kimliğimi sehpanın üzerine koydum. "Senin artık Aleda Güzey DEMİROĞLU diye bir kızın yok, Fatih Kuzey DEMİROĞLU." Kredi kartlarımı da çıkartıp koydum ve kapıya gidip bavulumu aldım. Çantamdan evin anahtarını da çıkartıp anahtarlıkta adımın yazdığı yere asıp çıktım.
Babamlar hâlâ şokta olmalılar ki kapı açılmamıştı. Bunu beklemiyorlardı öğrenme ihtimalim yoktu gözlerinde. Ama öğrenmiştim. Alparslan abimin geldiğini görünce arabaya ilerledim ve bavulumu bagaja koyup ön koltuğa oturdum.
"Güzey, bu bavul ne?" Dedi şaşkınca. "Evi erk ettim. Tıpkı senin 7 sene önce yaptığın gibi." Ona yaptığım plan şu an umurumda değildi. "Sahile sür anlatacağım." Dedim gözlerimi kapatıp başımın ağrısının geçmesini beklerken. Bir süre sonra araba durdu sanırım sahile gelmiştik. Çantamdan eksik olmayan ağrı kesiciyi çıkarttım etrafıma bakıp su aramaya başladım. Abim bunu görünce koltuğun yan tarafından şu şişesi uzattı. İlacımı içip biraz daha bekledim. Sonra bana merakla bakan abime döndüm. "Gerçekten bilmek istiyor musun?" Dedim. Başıyla onayladı. Arabadan inip denize bakan bir baka oturdum ve gelmesini bekledim. Gelip yanına oturunca anlatmaya başladım.
Yaklaşık yarım saat sonra anlattıklarım bitince ona baktım. Sinirden yumruklarını sıktığını gördüm. Bana baktı ve sinirle konuştu. "Bunları bilmelerine rağmen, onunla görüştüler mi? Gerçekten bunu yaptılar mı?" Ona bakıp başımı salladım. Kollarımı ona dolayıp ağlamaya başladım. "Bana o an neler ima ettiler. Dinlemediler bile." Bir süre daha omzunda ağladım. O da hiç bir şey söylemeden bana sarıldı.
"Otelde kalmak istemiyorum. Kutay abime gidelim mi?" Dedim burnumu çekerken. "Gidelim güzelim kalk hadi, yoruldun bu gün." Dedi beni kaldırırken. "Ben beni bulamasınlar istiyorum. Bunu yapabilir misin?"
Gözleri bana döndü ve tereddütle konuştu. "Bunu yarın konuşalım istersen." Dolu gözlerimle kafami salladım. Yine aynı şeyi yaptılar. Ben onlara güvenip affettim, ama onlar bunu yanlış anladılar ve aynı hatayı tekrar yaptılar. Belki affetmemeliydim. Yanlış yaptım evet ama ben onlar gibi değilim, yanlışlarımdan ders çıkartabiliyorum. Eliyle belimden destek verip arabaya yönlendirdi ve oturmama yardımcı oldu. Ardından şoför koltuğunda geçip Kutay abimlere sürdü arabayı.
Arabadan iner inmez kapıyı çaldım. Hizmetli kapıyı açınca direk içeriye dalıp Kutay abime sarıldım. O da kollarını bana dolayınca daha sıkı sarıldım. Ne olduğunu anlamamıştı, haberi yoktu sanırım. Benimle birlikte koltuğa oturup iyice yanına çekti ve daha sıkı sarıldı. Konuyu bilmiyordu ama kötü olduğum için bir şey de sormuyordu.
Elimi belinden çektim ve göz yaşlarımı sildim. "Dedemi çağırır mısın?" Titreyen sesimle gözlerini yumdu. O da abim gibiydi. Hatta abimdi ve ağlamam onu üzüyordu bunu biliyordum. Saçlarıma ufak bir öpücük kondurup kafasını salladı. " Bir de... Demir abime söyleme tamam mı? Atlar gelir, işler daha da karışmasın. Demir abimi tutamayız biliyosun." Dedim daha sakin sesimle. Kendime şaşırmıştım aslında sesim titremesin diye uğraşırım ama bu kadar başarılı olacağımı bilmiyordum.
"Onlara güvenmiştim. Sırf bu yüzden affettim onları. Keşke seni dinleseydim, keşke affetmeseydim. Sen demiştin bana, uyarmıştın. Yaptıkları, söyledikleri affedilmez şeylerdi ama ben salak gibi affettim. Hepsi o kızla görüşüyormuş. Annem, babam bile. Fatih Kuzey DEMİROĞLU bile. Bütün abilerimden beklerdim ama İlgi pardon Egemen abimden beklemezdim." Babam Ladin abim, İlgi abim ve bana iki isim koydu. Bir tanesi dış dünya yani aile dışında kullanmamız için. Diğeri aileye özel yani yakın olduğum kişilerin bildiği ismimiz.
"Ne! O kızla mı görüşüyorlarmış? Şaka mı abi bu?" Gerçekten sinirlenmişti. Bu konuda Demir abimi geçemiyorduk tabi. Bu kızın gerçek yüzünü görenlerden biri de oydu. Diğerleri Dedemlerdi. Mirza KARAL annemin babası yani dedem. Her seferinde uyardı annemleri. Tabi annemler kaçırılan kızlarını buldular ya dinlerler mi hiç? Altan DEMİROĞLU diğer dedem. O zaten ailede benim ve Alparslan abim hariç herkesi silmişti. Ve evet sebebi yine bu konuydu.
Hatta babamla anlaşma bile imzaladı. O kız DEMİROĞLU mirasından bir kuruş alamayacak. Anca babamın ve abimlerin verdiği harçlıklardan alabilecek. Ve hâlâ haberi yok. Aptal ona da miras kalacak sanıyor. Mirza dedem de mirasını Kutay abim ve Demir abime verdi. Neden anneme vermedi derseniz annem zaten zengin ve uğraşmak istemedi. Reddederken de 'Zaten zenginim boşver' dedi. Nerden baksan kral hareket. Dayım işleri Demir abime devredince yengemle dünya turuna çıktı.
Ağlamaktan yorulmuştum ve gözlerim kapanmak üzereydi. Sanırım dedemleri anca sabah görebilecektim.Uyku iyice bastırırken havalandığımı hissettim bir süre sonra sırtım soğuk yatağa temas etti. Ardından saçlarımda ve alnımda hissetiğim öpücükler... Şanslıydım. Ya da öyle sayılırdım.
)************(
Aşağıdan gelen bağırış sesleriyle araladım gözlerimi. Başım çatlayacak derecede ağrıyor. Yatakta doğrulup komodinin üzerinden su koyup çekeceksen ağrı kesici aldım. İçtikten sonra odamdaki banyoya gidip elimi yüzünü yıkadım. Evet burada odam bar çünkü ne zaman kimde kalacağım belli olmuyor. Dolabımdan tayt alıp Kutay abimin odasına gittim. Swet alacağım çünkü onun swetleri güzel. Güzel bir swet alıp giydim ve üzerinden çıkardığımı Kutay abimin kirli sepetine atıp odadan çıktım.
Bağırış sesleri kesilmemişti. Merdivene yaklaşınca daha da arttı. Hiç istifini bozmadan merdivenlerden inmeye başladım. Salona geldiğim zaman susmuşlardı.
"Bir uyutmadınız ya. Niye bağırıyorsunuz sabah sabah?" Dedim sitemle. Sonra Kutay abime döndüm. "Kahvaltı hazır değil mi? Daha okula gideceğim. Korumalara söyle peruğum ve lenslerimi getirsinler." Deyip mutfağa yöneldim. Tezgahtaki süregiden kendime su koyup içmeye başladım.
Evet onları görmezden geldim ve gelmeye devam edeceğim. Bir kez onlar bana güvenmedi, Ben onlara güvendim. Bana yine güvenmiyorlar ama bi sefer ben de onlara güvenmiyorum. "Sultan Hanım, kahvaltıyı verandaya kurun." Dedim. Kafasını sallayınca ufak bir tebessüm edip salona geri döndüm.
Az önceki tavırlarımın şaşkınlığını atamamış olmalılar ki sesleri çıkmamıştı. Alparslan abime döndüm bu sefer. "Misafirler gidince verandaya gelirsiniz. Masayı oraya kurduruyorum." Dedim ve yanağından öpüp Kutay abimin kolları arasındaki yerimi aldım. Kulağına doğru;
"Onları okulda görmek istemiyorum. Yanıma geleceklerini tahmin edebilirsin. Bunun olmasını engellemeni istiyorum." Dedim. Yavaşça kafasını salladı ve saçlarımı uzunca koklayıp öptü. "Dedemler hâlâ gelemediler. Güzelim istersen şimdi gideriz burdan. Dışarıda kahvaltı yaparız olmaz mı?" Beni kendinden ayırıp yüzüne baktı. Olumsuz anlamda kafamı salladım. "Gidecek birileri varsa bunlar biz değiliz."
Kutay abimin kolları arasından çıkıp yüzlerine bakmadan verandaya gittim. Kim gelmiş ya da gelmemiş bilmiyorum. O kadar uzun süre bakmadım. Verandaya gelince salıncak koltuğuma oturdum ve telefonda gezmeye başladım. Yanıma kitap alsaydım okuyabilirdim ama kütüphane onların tarafındaydı ve değil yüzlerine bakmak yanlarından geçmek istemiyordum.
Bir kaç dakika sonra gelen kapı sesi ile gitmiş olmalarını umdum. Dedemler de gelebilirdi. İki seçenek te benim için yeterince iyiydi. Sesler tekrar yükselince gitmediklerini anladım. Telefonumu sertçe oturduğum yere bırakıp ayaklandım. Sert adımlarla salona geldim. Dedemler görünce ilk onlara sarıldım.
"Dedecim hoş geldiniz. Siz verandaya geçin ben geliyorum. Orda konuşuruz." Dedim. Dinlediler mı? Hayır. Zaten dinleyeceklerini düşünmemiştim. Laf olsun diye söylemiştim. Sinirle Annemlerin tarafına döndüm.
"Sorun ne? Niye sabahın köründe gelip bağırıyorsunuz? Bu kadar üzdüğünüz yetmedi, bir de gelip uykusundan uyandıralım falan mı dediniz? Hayır anlamadığım nokta sizi görmek istemediğimi yeterince belli edemedim sanırım." Annem bir adım öne atılmıştı ki elimle durdurdum.
"Hiç gelme. Sizi etrafında istemiyorum. Size yeni kızınız" dedim annemlere bakarak. "Size de yeni kardeşiniz ile mutluluklar." Abimlere bakarak devam ettirdim sözümü.
"Nasıl o kızla görüşürken yüzüme güldüyseniz devam edin ama tek bir farkla. Bu sefer yüzüme bile bakmadan. İletişim kurmadan." Alparslan abim destek olurcasına elini belime koydu. Diğer eliylede elimi tuttu.
"İlla kalbinizi kırdırmak istiyorsanız bunu yapabilirim. Benim tek bir ailem var ve 5 kişiden oluşuyor. İsterseniz sayarım ama bilin ki sizin o ailede yeriniz yok. Bundan sonra da olamaz!" Gözümü üzerlerinde getirince Görkem abimin arkasında o kızı gördüm. Daha ne kadar sinirlenebilirim diyorum. Ama sınırı yok gerçekten yok.
"Ya siz şaka mısınız? Biz bu kız yüzünden kavga ediyoruz ve siz yanına gelirken bile bunu da mı getiriyorsunuz. Çanta gibi taşıyın yanınızda tamam mı? Cebinize katın hatta umurumda değil. Ama bir kez daha bu kızla sizin yüzünüzden karşılaşırsam sonu iyi bitmez. Sizin için değil şunun için iyi bitmez." Sinir vücudumu sarmıştı.
"Aleda tamam artık abartma." Görkem abimin sesiyle gözlerim doldu. Ben abartmıyordum. Aksine olması gerekenden daha az tepki veriyordum. Alparslan abim beni arkasına aldı hemen.
"Görkem kapa çeneni. Anne hadi gidin artık sizde." Anneme bağıramıyordu tabi. Elimle gözlerimdeki yaşları sildim. Eskiden sevildiğimi hissederdim şimdi hissetmiyorum.
"Lütfen gidin artık. Sizi görmek, duymak bile istemiyorum. Keşke benim ailem olmasaydınız." Son cümlemden sonra ortam sessizleşti. Annem Barlas abime tutundu, babam tek kelime etmedi. Dedemler sadece dinledi. Kutay abim abimlerden en ufak bi hamle bekledi. Alparslan abim bir an olsun bırakmadı beni. Sonra sessizce arkalarını dönüp gittiler. Gözlerimi tekrar sildim. Ve hiç bir şey olmamış gibi Dedemlerin yanına gittim. "Kahvaltı hazırdır hadi verandaya." Dedim ve hızlı adımlarla verandaya gittim.
Tahmin ettiğim gibi masa çoktan hazırdı. Oturmakla birlikte Sultan Hanım'ın yardımcısı çayımı ve meyve suyumu koydu. Dedemler de gelince hep birlikte başladık. Yani en azından ben Kutay abimle Alparslan abim olanları anlatıyordu. Ben Altan DEMİROĞLU'nu biraz tanıdıysam asla sessiz kalmaz bu duruma.
"Eşek sıpaları. Şeytan diyor git evire çevire döv!" Sinirle soludu. Mirza dedem sessizliğini korudu. Aklında bir şey olmalı ki biraz düşündükten sonra güldü.
"İyi bir dersi haketmediler mi sence de dünürüm?" Hâlâ gülüyordu ve açıkçası hoşuma gitmemişti. "Hak ettiler. Senin planın var galiba." Altan dedem de sırıtmaya başlamıştı. Aklıma gelen şeyle lokman boğazında kaldı. Öksürmeye başlayınca Dedem yanındaki suyu verdi. Hâlâ öksürürken gözlerim fal taşı gibi açılmıştı.
"Dede, umarım aklındaki şey Demir abimle ilgili değildir." Dedim korkarak.
"Tam da onunla ilgili. Demiri buraya çağırıyorum." Mirza Dedem kesin konuşmuştu. Kararından vazgeçmezdi.
"Dede, Demir abimi çağırmayalım. Biz hallederiz bence?" Dedim. Demir abimin gelmesi demek işlerin sarpa sarması demekti. Kaç kez beni ağlattıkları için gözümün önünde abimleri dövmüştü. Dedem olumsuz anlamda kafasını salladı ve ayağa kalktı. "Bu kızdan kurtulmak için yeterince geç kaldık zaten. Kız para avcısı, siz umurunda değilsiniz çok belli. İlk seni oyun dışı bırakmak istedi çünkü ailenin bütün sevgisi senin üzerindeydi. Sizin eve yerleşmiş sen gidince." Mirza dedem gibi Altan dedem de bu konunun uzadığını düşünüyordu.
"Bence magazine taşıyalım bu olayı. Biraz da onlar uğraşsın magazinle. Ben ailevi bir meseleden dolayı. Aile evini terk ettiğimi söylerim. Artık onların çevresi düşünsün." Dedim. Şu an her şeyi yapabilirdim. Kimse de engel olamazdı. Peçete ile ağzımı silip masadan kalktım. Sandalyemi yerine iterek masadiklere el salladım ve odama ilerledim. Okulda Aleda olmak istemiyorum bu yüzden Gece rolüne devam edeceğim.
Okulun forması vardı ama yanında değildi. Odamdaki dolaptan bluz ve etek alarak giydim. Kutay abim peruğumu ve lenslerimi getirtmişti. Aynanın karşısına geçip saçını topladım ve peruğumu taktım. Çıtçıtlarını iyice geçirdikten sonra elimle düzelttim. Normalde mavi gözlü birisi olarak söylemem gerekiyor ki kahverengi lens takmaktan nefret ediyorum. Rimel ve parlatıcı sürdükten sonra kendime baktım. Çıtayı yine arşa çıkarmışım ya. Bayılıyorum kendime. Ayakkabı dolabından şık spor bir ayakkabı aldıktan sonra hazırdım.
Odadan çıkacakken durdum. Etek çok rahatsız etmişti birden. Okuldaki abaza erkekleri de hesaba katarak geri döndüm ve etek yerine siyah kot pantolon giydim. Böyle daha iyiydi.
Aşağıya inince salonda oturduklarını gördüm. Yanlarına gitmeden seslendim.
"Ben çıkıyorum. Okula gelirsiniz görmek isterseniz. Ama unutmayın Gece YÜCESOY olarak." Deyip kapıyı kapattım. Kutay abimin korumaları bırakacaktı beni. O kızın olamayacağı tek yere gidiyordum Karal Kolejine. Abimlerin karışamayacağı tek yer. Abimlerin zorla gelemeyeceği ve o kızı sokamayacakları tek yer.
Okula gelince kapımı açmasını beklemeden indim. Koruma dışarıya çıkmış bir şey söylememi bekliyordu. Bu beklentisini geri çevirmedim. "Kutay abim gelince beni odasına çağırsın. Ondan sonra çıkışa kadar tatildesin." Ne yapayım bilmem kaç saat beni beklemesini isteyemem. Aslında isteyebilirim ama istemem. Ah ben ve benim minnak kalbim.
Adımlarımı okula çevirip sanki hiç birşey yaşamamış gibi neşeyle yürüdüm. Sonuçta okulda Aleda değil Gece'ydim. Okula girince kantine gidip kahve aldım. Sabah içememiştim. Sanki zamanım vardı. Aklıma sabah masada yiyemediğim omlet gelince yüzümü buruşturdum. Demir abimin konusu açılınca uzamasın diye masadan kalkmıştım. Okulu özlediğimden değil yani. Kahvemi elime alıp sınıfın yolunu tuttum. Okuldaki tek arkadaşım Barkın'dı. Okulda Aleda olarak gezsem benimle takılabilmek için kavga eden kızlar olurdu. Durumu iyi olupta DEMİROĞLU soyadını duymayan yoktur. Çünkü sadece bir şirket değiliz. Köklü bir holdingiz. Turizmden tekstile, inşaattan gıdaya her türlü işin içindeyiz. Bizim holdinge bağlı bir sürü marka var.
Sınıfa gelince sesizce sırama oturup kahvemi yudumladım. Çantamdan eksik etmediğim kitabı çıkartıp kaldığım sayfayı açtım. Kitap okumayı seviyordum. Seni kendi dünyandan alıp bambaşka dünyalara, hayatlara sürüklüyor. Gerçek hayattan soyutlanınca yaşadıklarını bir süreliğine unutabiliyorsun. Kahvem bitince karton bardağı yan masaya koydum. Kitabım bir el tarafından kapatıldığında kafamı kaldırdım. Gördüğüm yüzle sinirle dişlerimi sıktım.
