İçeriğe geç

Yalan Hayatlar

Bölüm 18 · 9 dk okuma

Yalan Hayatlar

Bölüm 18

18

*

*

*

*

Görkem abimin yanımdan ayrılmasının ardından biraz daha partide durmuş ve eve gelmiştik. Evet bir süre daha Demir abimde kalacağım. İşte üniversite bitene kadar ya da evlenene kadar falan.

Şaka şaka, affedince dönerim eve. Zaten Demir abim de gider Amerika ya. Sonuçta onun işi orada.

Şu an ise odamda uzanmış boş boş tavani izliyordum. Çünkü yapacak daha iyi bir şey yoktu. Evde durunca gerçekten canım çok sıkılıyor. Dışarıya çıkınca da eve gelmek istiyorum. Ruh halimi anlayabiliyor musunuz?

Tavana bakmaktan da sıkılıp yavaşça yerimde doğruldum. Ayaklarımı yataktan sarkıtıp ellerimi iki yanıma yaslayıp biraz bekledim.

Üzerimdeki öküz desenli pijamama baktım. Aklıma ilk giydiğim gün geldi.

)****(

Yüzünde büyük bir gülümsemeyle son girdiğim mağazadan da çıktım. Aldıklarının hepsini korumalar taşırken son aldığım pijama takımlarını kimseye vermemiştim.

Babamın kredi kartlarının kökünü kuruttuğum bir günün daha sonuna gelmiştik. Bu gün Görkem ve Reha abimin doğum günü olduğu için hediye alma bahanesi ile almıştım kredi kartlarını.

Evet, hediyeleri almıştım. En çok ta ben yararlandım çaktırmayın. Korumalarla birlikte AVM den çıkıp arabaya bindik ve evin yolunu tuttuk.

Eve gelince elimdeki poşeti bırakmadan odama çıktım ve aklımdaki plana son şeklini verdim. Bu akşam çok eğleneceğiz.

Akşam yemeğinde hâlâ yerimde duramıyor, hediye faslının gelmesini bekliyordum. Sonunda o beklediğim vakit geldi.

"Abiciklerim, ben sizin hediyelerinizi odanıza bıraktım, şimdi gidiyorsunuz giyinip geliyorsunuz. Giymezseniz sizinle bir daha konuşmam!" Kararsızca birbirlerine bakıp odalarına gittiler. Arkalarından ben de gidip benimkini giydim.

Aşağıya indiğim zaman Görkem ve Reha abimi öküz pijamalarıyla karşımda gördüm. Aynı pijamanın bende de vardı ama onlarınki şeker pembeyken benimki açık maviydi.

Annemlerin kahkahaları kulağımda çınlar hâlâ. Komik bir akşam ve ilginç bir doğum günüydü.

)****(

"Aleda!" Alparslan abimin sesiyle o günden sıyrılıp bu güne döndüm. "Efendim!" Benim sesimi duymamış olmalıydı ki tekrar seslendi.

"Aleda!" Biraz daha fazla bağırarak cevap verdim. "Efendim!" Bunu duymamış olması imkansız.

"Aleda Dedim!" Ayaklarımı sertçe yere vurarak aşağıya indim. Salonda oturuyordu. "Efendim Dedim Alparslan abi!"

"Kumandayı versene güzelim." Bunu yapmış olamaz. Sinirle çığlık atıp kumandayı vermeden gidip yanına oturdum. "Kalk kendin al!" Gerçekten şaka gibi. "Beni yukarıdan bunun için çağırdığına inanamıyorum!"

"Bunun için çağırmadım zaten." Ona döndüm. "Niye çağırdın?"

"Birazdan misafirlerimiz gelecek, şu meşhur elmalı kurabiyelerinden ve vişneli pastadan yapsana?"

Ayağa kalktım, "Niye pastaneden almıyorsunuz da hep ben yapıyorum?"

"Çünkü mükemmel yapıyorsun, hadi meleğim bak çok özledim." Teslim olurcasına ellerimi kaldırdım. "Tamam, tamam yapacağım."

Ellerimi indirmeden arkamı döndüm ve mutfağa girdim. Önce vişneli pasta. Ben ne kadar vişneli pastayı pek sevmesem de abimler sevdiği için yapıyordum.

Vişneli dolaptan çıkarttım ve yıkadım. Vişnelerin suyu süzülürken içi için krema hazırlamaya başladım. Normalde olsa onu da kendim yapardım ama fazla bir zamanım yoktu o yüzden hazır kremayı sütle karıştırıp çırptım, yaklaşık bir avuç vişneyi küçük küçük kesip içine attım ve dolaba koydum. O biraz dinlenirken kurabiye hamurunu hazırladım. Mutfakta pratik değilseniz saatlerinizi harcarsınız. Daha sonra pandispanya pastasının tabanını sütle ısladım ve hazırlayıp dinlendirdiğim kremayı sürdüm. Üstünü de kapatıp tekrar dolaba attım. Üstüne sürmek için ayrı bir sos hazırlayacaktım ve vişneli pastayı pasta yapan buydu. O biraz dinlenirken elmalı kurabiyenin iç harcını hazırladım. Birazını ayırdım ve kalanına tarçın koydum. Ladin abimin tarçına alerjisi vardı o yüzden her seferinde dikkat ederim yediklerine. Özellikle dışarıda yerken.

Tarçınlı ve tarçınsız kurabiyelere farklı şekiller vererek fırına koydum. Ardından dolaptan eksik etmediğim krema ve labneyi alıp sütle karıştırdım. Vişneleri az öncekinden daha küçük kesip kenara ayırdım. Sütlü krema karışımına bir yumurta sarısı, 2 yemek kaşığı un, bir paket vanilya ve 3 yemek kaşığı şeker ekledim. Tencereyi ocağa alıp kısık ateşte karıştırmaya başladım. (Arada kaptınız gizli tarifimi) kıvamı biraz koyulunca ocaktan alıp içine yarım çay bardağı soğuk su koydum ve el blenderı ile biraz pürüzsüz bir kıvam elde edinceye kadar karıştırdım. Ardından vişneleri içine ekledim ve soğuyan kadar karıştırdım.

Oda sıcaklığına gelince tencereyi kenara bırakıp fırındaki kurabiyeleri çıkartıp sunum tabaklarına koydum. Üzerlerine pudra şekeri ekip süsledim. Ladin abim pudra şekeri sevmediği için onun için hazırladıklarıma eklemedim. Kurabiyeleri masaya koyup dolapta dinlenen pastayı çıkarttım ve nazikçe dışı için yaptığım kremayı sürdüm. Açık mor ve açık kırmızı tonlarını karışımı olan krema pastama çok güzel bir görüntü veriyordu.

Daha fazla vakit kaybetmeden pastayı dolaba koydum ve oturma odasına geri döndüm. Bulaşıkları yardımcılar yıkar, uğraşamam şimdi.

Ardından kendimi salına atıp abimin yanına oturdum. Kafamı göğsüne koyup söylendim.

"Ne yoruldum be?"

"Kıyamam."

"Gerçekten mi?"

"Hayır." Dedi bana döndü ve devam etti. "Yorulmadığını biliyorum Aleda, numara yapma."

"Aman, iyi be! İki naz da yaptırmayın!" Evet çemkirmelerim ile meşhurum.

"Çay koydun mu aşkım?"

"Koymadım, koymam mı gerekiyordu?"

"Kurabiyeleri boğazımıza dizmek istiyorsan koyma tabi." Oturduğum yerden kalktım ve yüzüne eğildim.

"Boğazınızda kalsın." Diye fısıldadım ve mutfağa gidip çay koydum.

"Çayı koydum, mutlu musun?"

"Çok." O harfini uzatarak ve sırıtarak soruma cevap verdi. Göz devirip yanına oturdum ve başımı göğsüne yaslayıp gözlerimi kapattım.

"Uykusu mu gelmiş benim güzelimin?" Evet. Cevap vermedim.

"Hadi uyu biraz sen, misafirler gelince uyandırırım ben seni." Uyandırmasan da olur ama neyse. Yine cevap vermedim. Alparslan abime iyice sokulup sıkıca sarıldım.

)******(

"Aleda." Uyumak istiyorum bir bırakın ya.

"Aleda." Uyanmayacağım, yani tamam şu an düşünebildiğime göre uyanığım ama tekrar uyurum.

"Yok abi uyanmıyor, kış uykusuna yatmış mübarek." Hızla gözlerimi açıp doğruldum.

"Sen bana hayvansın mı demeye çalışıyorsun!"

"Yok canım, ne münasebet?" Bak ya bir de dalgaya alıyor.

"Seni çok fena yaparım Kutay!" Uyku sersemi ve sinirliyseniz ortaya çıkan görüntü çok komik olabilir. Şu an öyle bir görüntü olmalı ki gülmeye başladılar.

Yattığım yerden Kafamı kaldırıp etrafıma baktım. Ben uyuyunca Alparslan abim de kalkmamış ve uyumuştu sanırım. Koltuğun arka tarafında kafasını bize doğru eğmiş bir şekilde bana bakan Kutay abim, hemen önümüzde de bizi izleyen Demir, Barlas, Ladin ve İlgi abim vardı.

Görkem ve Reha abim neredeydi bilmiyorum ama onları da görmek isterdim açıkçası. Neyse, kendileri kaybeder. Olduğum yerde doğrulup uykulu gözlerle onları süzdüm.

"Sen misafir derken abimleri mi kast ediyordun?"

"Hayır, birazdan Baran ve Barkın gelecek. Bakalım kim göndermiş Barkın'ı?"

"Aa siz onun için..."

"Aaa biz onun için..." Demir abim benimle dalga geçince yavaşça koluna vurdum. "Dalga geçme ya, uyku sersemiyim zaten."

"Bu kadar uyursan böyle olur, sabah ta geç kalktın zaten."

"Yoruldum ama ben." Dudaklarımı büzdüm.

"Tamam, tamam bir şey söylemedim. Hadi kalk yüzünü yıka gel."

Alparslan abimin üzerinden kalkıp "Tamam." Dedim ve odama gittim.

Üzerimi de değiştirecektim çünkü terledim ve pijamam fazla komik. Eşofman tişört kombini yapıp giydim.

Ardından aynaya bakıp aşağıya indim. Makyaj yapmadım çünkü, bir evde makyaj yapmayı sevmem, iki makyaj yapmamı gerektirecek kadar önemli kişiler değiller ve üç sivilcelerimi kapatmayı sevmiyorum daha çok yağlanıyor sonra daha fazla çıkıyor.

Bağırarak şarkı söyleyerek indim aşağıya.

"Gel yanıma, sokul bakalım bu yaz ne yapcaz planlayalım." Merdivenin son üç basamağından atladım. "Seksy body, sallayalım saçın, vücudun, kalçaların." Gülerek bana bakan abimlere döndüm.

Omuz silkip eski yerime, Alparslan abimin yanına oturdum. Sırtımı göğsüne yaslayıp Demir abime baktım.

"Sen sorunca söyleyecekler mi?"

"Ya seve seve söyleyecekler ya da s-" Barlas abim eliyle ağzını kapattı.

"Hop, tamam devamını getimene gerek yok."

Demir abim kötü kötü bakıp Barlas abimden uzaklaştı. Benim aksime siniri hâlâ tazeydi.

Kapı çalınca Demir abim gidip açtı. Benim kalkmayacağımı biliyordu çünkü.

"Hoş geldiniz, buyrun geçin." Demir Bey bu gün çok naziğiz bakıyorum. Hep birlikte içeriye gelip oturdular.

"E daha daha nasılsınız? Ben geldim diye mi kasıldınız? Bugüne özel mi toplantınız? Cenazem var ışıl ışılsınız." Alparslan abim kafam vurdu.

"Aleda salak mısın güzelim?" Koluna vurdum. "Bu gün seni taklit edeyim dedim. Nasıl iyi demiş miyim?" Sabır çekerek önüne döndü.

Ben de önüme dönünce herkesin bana baktığını gördüm. "Ay ne var? Bu gün şarkı söyleyesim geldi." Demir abimin gülmemek için kendini sıktığını gördüm. Gerçi diğerlerinin de pek bir farkı yoktu. "Gülün gülün, tutmayın kendinizi." Cümlemin bitmesiyle gülmeye başladılar. Göz devirip Alparslan abime geri yaslandım.

"Çayları kim koyuyor?" Onlarda göz gezdirdim. "Barkın koyar ya. Bakim. Koyar koyar. Mutfak soldan üçüncü kapı." Elimle mutfağı işaret ettim.

"Bizi niye çağırdın Demir?" Barkın kalkıp mutfağa gitti. Evet hanımcılık kazanacak.

"Çok önemli bir mevzu için Baran. Şimdi ben soracağım siz de cevap vereceksiniz."

"Anlamadım? Ne soracaksın?" Arkasına yaslanıp abimlere baktı, en son da bana bakıp Demir abime geri döndü.

"Dur biraz bir şeyler yiyelim. Acelesi yok."

Barkın oflaya puflaya çayları getirdi ve sehpaya koydu. Alparslan abim önce bana sonra kendine alıp yanıma geri oturdu. Ağzını burnunu yediğim. Beni de düşünürmüş.

Biz otururken Kutay, Demir ve Barlas abim ayakta duruyordu. İlgi ve Ladin abim koltuğa oturmak yerine yemek masasından getirdikleri sandalyelere oturuyorlardı.

Çayımdan küçük bir yudum alıp sohbeti dinlemeye başladım.

"Baran, biliyorsun bizim ilk önceliğimiz Aleda." Kafasını sallayıp konunun nereye geleceğini bekledi.

"Duyduğuma göre Barkın Aleda okula gelmeden 2 hafta önce yani ceza aldığı hafta kayıt yaptırmış okula." Koyu mavi gözlerinden ufak bir sinir kırıntısı geçti.

"Ee Demir, sadede gel."

"Barkın'ın bir konuşmasına şahit olmuş Aleda. Begüm ile olan konuşmasına." Sertçe kafasını Barkın a çevirdi.

Çayımdan bir yudum daha alıp masaya bıraktım.

"Begüm dua et seni onun gönderdiğini öğrenmesin dedi Barkın'a." Söze atladım.

"Şimdi söyle seni kim gönderdi Barkın." Barkın bana bakınca herkesin gözleri bana döndü.

"Aleda hadi güzelim sen yaptığın pastadan getir." Kafamı sallayıp ayağa kalktım. Benim duymamı istemiyorlardı. Ama neden?

Mutfağa gidip dolaptaki pastayı çıkardım. Ardından tabakları çıkartıp pastayı parçalara ayırdım. Pastaların yanlarına kurabiyelerden koydum. Bir tanesini ayırdım. Ona Ladin abimin tarçınsız kurabiyelerinden koydum. Elime iki tabak alıp salona ilerledim.

"Tatlılar geldi." Son harfi uzatarak ve bağırarak içeriye girdim. Duymamış istemedikleri şeyi, ne kadar merak etsem de, şu an öğrenmek istemiyorum.

Herkesin tabağını getirdikten sonra Ladin abiminkini de verip yerime oturdum. Evet Alparslan abimin yanına, o artık benim koltuğum.

"Devam edin, devam edin ben yokmuşum gibi." Ben bunları söylerken Ladin abim bana seslendi.

"Aleda bunl-"

"Tarçın yok abi merak etme. Ayrı yaptım seninkini." Gelip saçımı öptü. "Teşekkür ederim bebeğim." Belli belirsiz kafamı salladım.

Şimdi doğru olmadığını bildiğim yalanları dinlemek zamanı. "Ee kim göndermiş Barkın'ı?" Hepsi birbirine baktılar.

Demir abim arkasını dönüp salondan çıktı. Yalan söylemek istemediği için büyük ihtimalle.

"Off, pasta çok güzel olmuş ellerine sağlık gü- öhm." Baran'ın konuyu değiştirmesi ile başka sohbetler açıldı. Ve benim sorum öylece ortada kaldı.

Keşke kapıyı dinleseydim. Pasta tabağımı elime alıp pastadan bir parça aldım. Gerçekten mükemmel yapmışım canım ben.

"ALPARSLAN ÇABUK BURAYA BAK!" Demir abimin bağırması ile Alparslan abim dahil herkes dışarıya koştu. Ben koşmadım. Beni ilgilendirseydi "Aleda sen de gel' derdi.

Telefonumu elime alıp sosyal medya da gezmeye başladım. Bir süre sonra abimler gelip oturdular. Baran ve Barkın yoktu.

"Baranlar nerde?"

"İşleri çıktı. Gittiler."

"Ee Alparslan abi, kim göndermiş?"

"Güzelim sonra konuşalım mı?"

"Peki." Deyip ayağa kalktım ve odama gittim.

Güven. Önemli bir duygu. Her ne kadar bilmeye hakkım olsa da bir süreliğine buna saygı duyacaktım. Kendi hallerine bırakıp bana anlatmalarını bekleyeceğim. Ama sadece belli bir süre olmazsa kendi imkanlarım ile öğrenirim. Ve inanın bana benim sınırım yok.

Gerekirse Begüm'ü kaçırıp konuştururum ama yine de öğrenirim. Sinsice gülümseyip yatağa uzandım.

***

OKUL SORUNSALI + YKS BELASI = GEÇ BÖLÜM

Okuduğunuz için teşekkürler bu bölüm bölüm sorusu yok. Kendi sorularınızı yazıp kendiniz cevaplayın ben de merak ettiklerinizi öğreneyim

Bölüm sonu

1 yorum

  • "Ya seve seve söyleyecekler ya da s-" kısmı, "biz seve seve, siz sike sike cumhuriyet çocuğusunuz" kısmına benzemiş.