*
*
*
*
*
*
"Demir abi! Noldu? Anlatın hemen!" Onlar sustukça ben korkmaya başlıyorum. Demir abim gözlerini Alparslan abimin gözleriyle birleştirip elindeki kutuyu önüne bıraktı. Daha sonra da Kutay ve Barlas abime dikti gözlerini.
Ben de onlara bakmayı bırakıp kutuyu açtım. Gördüklerimle gözlerim korkuyla büyüdü. Bu gün Demir abim ile yaptığımız alışverişte çekilen fotoğraflar ve kumral saçlı, mavi gözlü bir bebeğin kafası vardı.
Kutuyu hızla masaya itekledim ve Alparslan abime baktım. Onun gözlerinde bu sefer güven değil endişe vardı.
"Bu...Bu alenen tehdit."
"Aleda hoşlanmayacaksın ama babama söylemek zorundayız artık." Kafamı salladım. Bu tehdit gerçekten korkutmuştu beni.
"Söyleyelim. Ama sadece babam. Ne annem ne de dedemler bilmeyecek!"
"Tamam güzelim." Telefonunu çıkartıp birkaç tuşa bastı ve kulağına tuttu. Göz göze gelince de salondan çıkıp gitti.
Lanet olsun! Babam kesin dedemlere söyler. Bunu düşünemediğime inanamıyorum. Hızla yerimden kalkıp merdivenlere yöneldim. Tam merdivenden çıkacakken kapı çaldı.
Merdivenden uzaklaşıp kapıyı açtım. Görkem abim ve Reha abimi beklemediğim kesindi. Bir şey söylemeden içeriye geçtiler. Yok abi ben görünmüyorum. Yok oldum, görünmez oldum gittim yani. Başka açıklaması yok!
"Hoşgeldiniz, buyurun geçin içeriye. İyiyim iyiyim. Siz nasılsınız? Oh oh, iyi iyi Allah sağlık versin." Kendi kendime konuşup peşlerinden içeriye girdim.
O kadar derdim var ki hangisini takacağımı bilmediğim için hiçbirini takmıyorum. O yüzden rahatım. Sinemle uğraşmak, Barkın'ı gönderen ve hâlâ kim olduğunu çözemediğim adam, geçen beni kaçıranların kaçırma sebebi ve yeni gelen tehdit.
Hepsi üstüste de gelse beni yıkamadıysa hiçbir şeye yıkılmam herhalde. Kendime Göz devirip salona girdim ve tekli koltuğa yayılarak oturdum.
"Hiç tehdit edilmiş gibi değilim değil mi?" Gözleri üstüme çekmiştim.
"Beni birkaç ucuz tehditle yıkamazlar! Kendinize gelin, bırakın onlar düşünsün. Unuttunuz mu? Ben Aleda Demiroğlu. Kim bana ne yapmaya cesaret edebilir?" Birbirlerine baktılar. "Sen Demir abi, bu kadar büyümüşsün, ismini duyurmuşsun, sen beni koruyamaz mısın? Ki benim korunmaya ihtiyacım bile yok." Alparslan abime baktım. "Sen Alparslan abi, İspanya'ya mafya olmak için gitmedin mi? Oldun, şimdi de geldin. Peki sen söyle, sen koruyamaz mısın beni? Seni tanımayan mafya var mı? Yok!" Bu sefer Barlas abime baktım.
"Sen Barlas abi, kaç senedir sen biliyorsun nasıl kendimi korumak için eğitim aldığımı. Silah talimlerini sen biliyorsun." Görkem abimle Reha abime baktım. "Siz biliyorsunuz ben her türlü durumdan kurtulmak için sizden ders almadım mı?"
Hızla oturduğum yerden kalktım ve hepsinde gezdirdim gözlerimi. "Bir kendinize gelin! Kimsiniz siz onu hatırlayın! Ne zaman böyle ufak tehditler bizi uzun uzun düşündürür oldu?"
"Bizi yıkamazlar, çünkü-" Dedim elimle onları gösterirken. "Siz buna izin vermezsiniz, veremezsiniz. Şimdi bu konuda düşünmeyi sonraya bırakın." Yavaşça yerime geri otururken konuşmaya devam ediyordum. "Canım sıkılmaya başladı. Biz dışarıya çıkıyorduk sözde" Dedim Gözlerimi devirerek.
"Aleda haklı," Dedi Barlas abim. "Bu kadar adam, koruyamayacak mıyız? Ben bu hatayı bir kez yaptım! Tekrarı olmayacak, onu tekrar kaybetmeyeceğim!" Oh be sonunda birinin aklı başına geldi. Senden araba isteyeceğim Barlas abi.
"Ben de tekrar bunu göze alamam, yaklaşık 3 haftadır evde yok ve bu gerçekten katlanılmaz. Korumaları arttırırız, okulun ve evin etrafına keskin nişancılar koyarız, GPS yerleştiririz." Yürü be Görkem abi, senden büyük bir şey istemem lazım düşüneceğim bu konuyu.
"Evet, bir yandan da tehdit eden adamı bulmaya çalışırız, kaç kişiyiz şurada bir adamı bulamayacak mıyız?" Reha abim zaten o çikolata ve ağrı kesici poşetinden indirim almıştı, belki yeni bir at veya motosiklet olabilir.
"Tamam kapatın konuyu, Aleda sen de git yat hadi. Ben halledeceğim. Adamı bulana kadar korumalar artacak, bizsiz bir yere çıkılmayacak. Anlaşıldı mı?" Benim canıma minnet, tek başıma sıkılıyorum zaten dışarıda.
"Okey, şimdi gidebilir miyim?" Dedim Alparslan abime.
"Git hadi, minik fare." Arkamı döndüm ve koşar adım salondan çıkarken seslendim. "Ben fare değilim!"
"Ama miniksin." Cevap gecikmedi.
"Hep aynı şeyi yapıyorsunuz!"
"Ne yapıyoruz minik?"
"Önce beni gönderiyor sonra da sinir ediyorsunuz! Hepiniz aynısınız. Kutay abim hariç."
"Görüyor musunuz nasıl kayırıyor Kutay'ı?" Barlas abime döndüm.
"Vallahi kayırıyorum yalan yok. Ama haklıyım, hep benim tarafımda, haklı da olsam haksız da. En çok o harçlık veriyor. Her istediğime izin veriyor. Ben kısıtlanmaya gelemem biliyorsunuz."
"Bilmez miyiz?" Bıkkın bıkkın konuşan Görkem abime Yandan bir bakış atıp salonu terk ettim.
)*****(
"Abi!" Sabahtan beri evde bilin bakalım kimi arıyorum. Evet doğru tahmin. Abimleri!
En sonunda pes edip telefonumu aldım ve Alparslan abimi aradım. Birkaç sefer çalan telefon sonunda açıldı.
"Abi neredesiniz? Sabahtan beri sizi arıyorum!"
"Aleda odana not bıraktım görmedin mi? Biz sabah dedemlerin yanına geldik. Evde tek kalma, sen de babamlara git."
"Of, ne zaman dönersiniz?"
"Yarın sabaha dönmüş oluruz, bu gün okula gitme. Kutay da burada."
"Okey, ben babamlara gidiyorum o zaman."
"Ladin ve İlgi orada ayrılma onlardan."
"Tamam abi, görüşürüz."
"Görüşürüz güzelim." Telefonu kapattım.
Neyse, dedim içimden hazırlanayım bari. Kendimi odama attığım anda karşıma abimin bıraktığı not geldi. Nasıl görmedim ben seni ya?
Banyo ya gidip kısa bir duş aldım ve üzerimi değiştirip çıktım. Babamın evine giderken sürü halinde gittiğimiz için güvenlik sorunu kalmıyor.
Göz devrip -ki en sevdiğim hareket- korumanın kapısını açtığı arabaya bindim. "Haberiniz vardır, Demiroğlu malikanesine gidiyoruz."
"Evet efendim, haberimiz var." Yol boyunca susma yemini etmiş gibi tek kelime etmedik.
Eve gelince dış kapının önünde durduk. Kapıyı açmaları gerekiyordu. Yavaşça arabadan inip kapının önünde bekleyen korumalara döndüm.
"Davetiye mi bekliyorsunuz? Açsanıza kapıyı!" Koruma bana baktı.
"Siz kimsiniz? Kimseyi içeriye almamak için talimat aldık kusura bakmayın."
"Siz beni, benim evime mi almıyorsunuz! Ben Aleda Güzey Demiroğlu kapıyı açın! Hemen!" Korumalar kararsızca birbirine bakarken siz bilirsiniz bakışı attım ve kendi korumam olan Semih abiden telefonunu istedim.
Direkt verince bizim çalıştığımız güvenlik şirketini aradım.
"İyi günler, Barbaros Alpan'ın asistanı Sema ile görüşüyorsunuz. Nasıl yardımcı olabilirim?"
"İyi günler Sema Hanım, ben Aleda Demiroğlu. Barbaros Bey ile görüşmem gerekiyor. Acil. Lütfen iletir misiniz?"
"Tabi Aleda Hanım, biraz bekleteceğim. Kusura bakmayın lütfen." Tek kelime etmeden beklemeye başladım.
"Aleda Hanım, sizi Barbaros Beye bağlıyorum."
"Bekliyorum."
"Aleda, ne oldu?"
"Barbaros amca, sen ne zamandır bize koruma yollarken bizim hakkımızda bilgi vermiyorsun? Adam resmen beni evime almadı."
"Ben size uzun zamandır başka koruma yollamadım Aleda." Sesi tedirgin çıkmıştı. Semih Abiye dönüp Allarslan abimi aramasını söyledim.
"Emin misin?"
"Eminin Aleda. Çıktım şimdi şirketten geliyorum. Sakin bir yere ayrılma."
"Geç kalırsın." Artık daha sessiz konuşuyordum.
"Demir'in tuttuğu korumalar yanında mı?"
"Evet de, neden?"
"Kendi arabana bin ve diğer arabaları hemen etrafına park etmelerini söyle. Evin etrafındaki korumaların bunu farketmemesini sağla. 20 dakika, sadece 20 dakikaya oradayım."
Sedat Abiye döndüm. "Koruma pozisyonu, onlara emir gelene kadar açık hedef olmayalım." Dedim. Anlamzca bana baktı.
"Arabama bileceğim siz de kendi arabalarınızı hemen yanına park edecek ve tetikte olacaksınız. Kaç kere çalıştık bunu." Yalan. Göz kırptım.
Anladığını belli edince hemen gelip kapımı açtı ve getirdiğimiz korumalara işaret verdi. Barbaros amcamın dediği koruma planını alınca siyah filmli camları kapatıp arabanın dibine çöktüm.
"Tamam Barboros amca, dediğini yaptım. Camları kapatıp yere çöktüm ve seni bekliyorum."
"Aferim, baban seni iyi yetiştirmiş, geliyorum şimdi. Telefonu kapat ve Alparslan abine haber ver hemen."
"Tamam, arıyorum hemen." Bir şey söylemeden kapattım Telefonu. Semih Abiye dönüp abimi aradığı telefonu istedim.
"Abi."
"Efendim güzelim."
"Korumalar beni içeriye almadı, Barbaros amcam da bize uzun zamandır koruma göndermemiş. Buraya geliyor."
"Aleda şu an çok uzaktayım yetişemem! Seni yalnız bırakmamalıydık! Baran'ı gönderiyorum ayrılma oradan." Ve telefonu kapattı.
Baran, Barkın'ın abisi olan Baran sanırım. Olduğum yerden çıkmadan Barbaros amcamın beklemeye başladım.
Barbaros amcam, babamın çocukluk arkadaşı olur. Doğduğumdan beri tanırım. Hatta ve hatta babam iş seyahatindeyken annemin sancısı tutunca bizi hastaneye Barbaros amcam götürmüş. Babam istediğim bir şeyi almayınca abimlerden önce ona giderdim. Ki genelde zaten alırdı.
Barbaros amcam söylediği gibi 20 dakika sonra gelmişti yanıma. Geldiği gibi korumalara işaret vererek benim tarafımdaki arabaları çektirmişti.
Yanıma gelip kapımı açtı. Dışarıya çıkıp sıkıca sarıldım. Kapıya tekrar baktığımdaysa korumalar yoktu.
Barbaros amcam tek kelime etmeden beni kapıdan içeriye sokup kapıyı arkamızdan kapattı.
Evin ana girişine doğru yol aldık. Açıkça söylemek gerekirse tuhaf bir durumdu.
"Annem evde miymiş amca?" Öz amcam olsa ancak bu kadar severdim.
"Evdeymiş Aleda, Ladin ve İlgi abin de içeride." Kafamı salladım. Kapının önüne gelince durduk. Amcam Kafasıyla kapıyı gösterip "Hadi." Dedi sabırsızca.
"Benim anahtarım yok ki. Ben evi terk ederken rest çektim ya hani, o zaman kredi kartlarım ile birlikte evde bıraktım."
"Anahtarı anladım da, kredi kartlarını biye bırakıyorsun kızım? Git harca, ödesin baban. İşi ne?" Gülmeden edemedim. Barbaros amcamın sevdiğim diğer özelliği de bu işte. Çok kafa dengi, insanları dinler, analiz eder ve en yapılması gereken hareketleri tiyo olarak verir.
Mesela ben bu dediğini yapsaydım içimin yağları eridi. Çünkü 7 kredi kartım var hepsi babamın üzerine ve sınırsız limiti var. Öderdi artık ne yapalım?
Bir şey söylemeden kapıyı çaldım. Lakin tuhaflıklar iki katına çıkarak kapıya dokunmamla kapı açıldı. Barbaros amcamla birbirimize bakıp temkinli adımlarla içeriye girdik.
Fazlasıyla sessiz olan ev beni iyice tedirgin etmişti. Barbaros amcamın peşinden içeriye girerken duyduğum sesle yerimden sıçradım.
"SÜRPRİZ!"
Neler olduğunu anlamaya çalışırken yanımda gülen Barbaros amcama baktım. Aklıma gelen şeyle gözlerimi kısıp ona baktım.
"Sen biliyordun!"
"Tabiki biliyordum, korumalarla ilgili en ufak bir sorunda beni arıyorsun. Bunu tahmin etmiştik."
"Ya, çok fenasınız!" Abimler, Kutay ve Demir abim Annem ve Babam, dedemler hepsi buradalar. Bu gün özel bir gün mü?
"Ben bir şey mi unuttum? Nereden çıktı bu parti?"
"Annemler özür partisi organize etmek istemiş. Biz de yardım ettik işte." Alparslan abim açıklamada bulununca anladım.
Evet mantıklıydı. Hediyelerim nerde acaba? Neyse umarım bunu unutmamışlardır. Hiç bu kadar kolay affedemezsin demeyin. Onlar ne kadar ağır konuşsam da -ki hakettiler- benim ailem.
"Hey, nerede bu partinin eğlencesi?" Onlara bir şans verdiğimi partiyi kabul ederek ima etmiştim. Onlarda imamı anlayıp müziği başlattılar.
Sessiz sedasız partide duruyordum. Çünkü ne dans etme isteği vardı, ne de bir şey yeme.
Partinin ortalarına doğru babam geldi yanıma. Tek kelime etmeden 8 dakika 28 saniye boyunca oturduk. Ben konuşmayınca o, o konuşmayınca da ben konuşmadım.
Dayanılmaz sessizlik canına tak etmiş olacak ki, sonunda ağzını açtı. "Kötü bir fikir neler doğuruyor, görüyorsun değil mi?" Konuşmadım. Kafamı salladım sadece.
Ne o bana baktı, ne de ben ona... "Özür dilesem de geçmez, o kalbindeki kırıklar."
"Geçer," derin bir nefes alıp devam ettim. "Sen benim babamsın, özür dilesen, bir kez sarılsan geçer. Evet kalbim kırıldı, evet çok üzüldüm ve yine evet geçerli bir sebep değil, ama benim kötülüğümü istemediniz. Gereksiz bir yol seçerek beni üzmeyi tercih ettiniz. Evden gitmemi bile göze aldınız." Durdum. "Aslına bakarsan sanırım biraz daha çabalamanız gerek. Böyle tek tek sayınca bayağı ağır geldi."
"Aleda, bir gelir misin güzelim?" Babama bakarak cevap verdim.
"Geldim Demir abi!" Arkamı döndüm ve babamın yanından uzaklaşarak Demir abimin yanına geldim.
"Efendim abi."
"Çok sert davranma, onlar da böyle olsun istemezdi. Annene baksana, nasıl kilo vermiş, babanın Göz altı morluklarını gördün mü? Ben sana trip atma demiyorum, en doğal hakkın şu an soğuk davranman, sadece sert davranma. Tersleme mesela."
"Biliyorum abi, merak etme zaten abimlere daha çok yüklenmeyi planlıyorum." Dedim sırıtarak.
"Yazık be!" Acıyordu onlara ki bunda da gayet haklıydı. Kolay kurtulamayacaklar.
Demir abimin yanından ayrılıp annemin yanına gittim. Gerçekten çok zayıflamıştı. İki evladı arasında tercih yapıyordu, yani en azından onun gibi bir şeydi.
"O kadar fitnes yap, spor salonlarına servet bay, zayıflaman sadece benim evden gitmemle olsun. Sen bir daha kiloluyum, kilo vermem lazım de ben ülkeyi terk ederim." Dedim gülerek.
"Vay be, ben istediğim fizikte olabileyim diye ülkeyi terk edebilecek kızım var, bir anne başka ne isteyebilir ki?" Cümlesinin bitmesiyle ona sarıldım.
"Ona kırgın olan kızının onu affetmesini?" Kollarını hızla belime dolayıp sıkıca sarıldı bana. Anne kucağı, kaç yaşında olursam olayım ihtiyacımın olacağı tek şey.
"Özür dilerim meleğim, kabul etmemem gerekirdi. Ben kabul etmesem böyle bir şeye cesaret edemezlerdi." Dudaklarımı büzdüm.
"Üzülme, bu benim yararıma olacak. Hemen affetmeyeceğim, bazı isteklerim olacak."
"İşte benim kızım." Gülüştük. Anneme çeken bir yanım da bu, her işten bir çıkarım oluyor.
Annemin yanından uzaklaşıp Görkem abimin yanına gittim. Duvara yaslanmış etrafı izliyordu. Hemen yan tarafına ben de yaslandım.
"Annem kurtuldu, bakalım siz nasıl kurtulacaksınız?"
"Biz Demiroğlu'yuz buluruz bir yolunu." Göz kırpıp yanımdan ayrıldı.
*
*
*
*
*
*
Çok özür dilerim, abilerimin evine taşınıyorum ve gerçekten çok yorucu bir süreç, geçen hafta pazartesi gelecekti ama cuma ve cumartesi kuzenimin düğünü, pazar günü de arkadaşımın nişanı vardı. Yazacak vakit bulamadım. Daha sonra toplanma derdi falan derken anca bitirebildim.
Görkem'in aklında ne var?
Barbaros amca karakterini sevdiniz mi? (Onu daha çok göreceğiz)
Sizce tehdit eden kişi kim?
Aleda Annesinden sonra ilk kimi affedecek?
İlginiz için çok teşekkür ederim :)
