*
*
*
*
*
Özgür ile tanışmamızdan sonra kendimi anayola atıp hemen bir taksi çevirdim. Demir abimin şirket adresini verip arkama yaslandım. Çok uzun zamandır gitmiyordum. Yani Demir abim Amerika'ya gittiğinden beri.
Taksi durunca şirkete baktım. İnsanlar vızır vızır çalışıyordu. Taksiciye parasını verip indim. Güneş gözlüğüm hâlâ gözümdeydi.
Şirketten içeriye girdim ve danışmanın yanına gittim. Randevum yoktu ama ihtiyacım da yoktu.
"Pardon, Demir Bey nerede acaba?" Gözlüğünün üstünden küstahça bir bakış atıp. Konuşmaya başladı.
"Randevunuz var mı?" Aynı küstah bakışla karşılık verdim. "Yok, gerek te yok!"
"Üzgünüm, randevunuz yoksa sizi içeriye alamam." Hiç te üzgün görünmüyorsun. "Peki ben de Demir Bey'i buraya çağırayım. Ama olacaklardan asla sorumlu değilim." Bir şey demesine fırsat vermeden konuşurken çıkarıp Demir abimin aradığım telefonu kulağıma tuttum.
"Güzelim toplantıdayım acil değilse sonra arasan." Yerim seni toplantıda olmana rağmen benim telefonumu mu açıyorsun sen.
"Beni şirkete almıyorlar. Yeterince acil bence." Şu an kaşlarını çattığına eminim.
"Hangi densiz o! Geliyorum bekle." Ay toplantıdan da çıkarmış. Ağzını yüzünü yediğim.
Birkaç dakika sonra Demir abim geldi yanıma. Belimden tutup yanağıma uzun bir öpücük bıraktım ve danışmanın döndü.
"Siz çalıştığınız şirketin sahibi hakkında hiç bir şey bilmiyor musunuz? Aleda'yı şirkete almamak ta ne demek!?"
"Ama efendim, sen demiştiniz ki-" Demir abim sözünü kesti.
"Ne dediğimin farkındayım. Sen bu şirkette çalışıyorsan benim hakkımda her şeyi bilmek zorundasın. Ve bil bakalım az önce ne yaptın?" Cevap vermesine fırsat vermeden devam etti. "Kuzenimi şirkete almadın. Ve kaderin şu an onun elinde." Bana baktı. Az önceki sinirli bakışlarından eser kalmamış, şefkat ve sevgi dolu bakışları gözlerimdeydi.
"Ay uğraşamayacağım, yukarıya gidelim zaten toplantın varmış." Ufak bir duraksamadan sonra devam ettim. "Ben de gelebilirim değil mi toplantıya?"
"O nasıl soru güzelim? Tabiki gelebilirsin şirket senin." Ağzını yüzünü ısırırım senin yaa.
Belime sarılıp asansöre yönlendirdi ve sırt çantamı alıp beni büyük bir yükten kurtardı. Çantam biraz ağrıdı maalesef.
Asansöre binip kat düğmesine bastı ve bana döndü. "Başın ağrıyormuş, neden sabah söylemedin?"
"Söylesem ne olacaktı ki? Ağrı kesici geçirmedi zaten." Ellerini yanaklarıma getirip okşadı. "Hastaneye giderdik."
"Sadece bir baş ağrısı büyütmeye gerek yok. Hep oluyor biliyorsun." Bıkkınlıkla söylendim.
Biraz uykusuz kalsam hemen başım ağrırdı. Hepsi de bunu bilir ona göre davranırdı. Mesela yanımda çok sesli konuşmamaya özen gösterilerdi. Evdeysem eğer karanlık bir oda ayarlar, yemek ve ağrı kesici getirilerdi.
Asansör durunca indik ve toplantı odasına geldik. İçeriye girince Demir abim Masanın sonundaki boş saniyelerde birini getirip en baştaki boş sandalyenin yanına koydu ve sırt şantajı arkasına astı. Sanırım bu benim sandalyemdi.
Tek kelime etmeden geçip yanına oturdum. Demir abim de oturup toplantıya döndü.
"Kusura bakmayın. Kuzenim Aleda Demiroğlu. Aşağıda birkaç küçük sorun yaşandı. Sizi toplantının ortasında bırakıp gitmek istemezdim." Kızıl saçlı genç kadın Demir abime bakıp samimi bir gülümseme gönderdi.
"Hiç sorun değil. Buyurun devam edelim." Kızıl saçlı kadına benden +1 puan.
Çantamdan telefonumu çıkartıp maillerime bakmaya başladım. Ben ne anlarım madenden, mücevherden. Tek başıma oturmamak için buradayım.
"Siz ne düşünüyorsunuz Aleda Hanım?" Kafamı kaldırıp siyah saçlı kadına baktım. Bu kadını sevmemiştim. "Ben görüşlerimi paylaşırsam bu işi alamazsınız. Bence ona göre düşünün." Evet sırf ben adamın birinden hoşlanmadım diye kaç projeyi reddetmiştik.
"Anlamadım o ne demek?" Şaşırmadım.
"Şaşırmadım. Yani şu demek, benim gözüm bir insanı tutmadıysa yani ben o insandan hoşlanmadıysam işi almanız zor." Deyip sahte bir gülümseme yolladım.
Demir abime bakıp daha samimi bir gülümsememi yolladın ve tekrar konuştum. "Bana soracak olursanız getirdiğiniz projenin bizim açımızdan kâr oranı oldukça düşük. Bizi, kâr oranı bu kadar düşük bir projeyi nasıl kabul ettirmeyi planladığınızı merak ediyorum. Haklı tek bir sebep söylerseniz proje sizin." Tamam belki az önce konuşulurken kulak kabarmış olabilirim. Siyah saçlı kadın tedirgince bana bakmaya başladı.
"Ben de öyle düşünmüştüm. Tabi son karar kuzenimin." Ayağa kalkıp çantamı aldım ve arkamı dönerek kapıya ilerledik. "Demir abi ben senin odana gidiyorum. Toplantı bitince gelirsin."
"Gerek yok. Toplantı bitmiştir, sekreterim size çıkışa kadar eşlik eder." Yanıma gelip kolunu omzuma attı ve beni kendine çekip sarıldı.
"Kadına bak ya. Sesindeki küçümsemeyi duydun değil mi? Resmen benim orada ne sıfatla olduğumu sorguladı."
"Öyle mi yaptı?"
"Evet, bana sizin toplantınızla ilgili bir soru sordu, bilmediğime emindi çünkü üzerimde lise forması var. Cevap vermeyeceğimi düşündü, beni ezmek istedi!" Yani bence öyleydi.
"Tamam güzelim haklısın, sen ne dersen o." Hanımcılık kazanacak!
"Bıktın dimi benden. O yüzden beni geçiştiriyorsun." Dudaklarımı büzerek üzgün taklidi yaptım.
"Aynen Aleda, seni cami avlusuna bırakacağım hatta." Ciddi bir şekilde söylemişti ve yüzünde mimik oynamamıştı.
Dehşet içinde konuştum. "Biliyordum, benden kurtulma planlarınız var." Gözlerimi kocaman açarak Demir abime baktım. "Beni öldürüp cesedimi ölen atları gömdüğünüz yere gömeceksiniz ve sizin yaptığınız belli olmasın diye Müge Anlı'ya kayıp başvurusu yapacaksınız dimi." Ellerinle ağzımı kapatıp koca gözlerimle ona bakmaya devam ettim.
Olduğu yerde durup bana döndü ve yüzüme eğildi. Yüzünde hâlâ mimik oynamamıştı. "Artık planlarımızı biliyorsun, seni kesinlikle ortadan kaldırmalıyız."
Düz bir ifade ile ona bakmaya başladım. Kendimi tutamayıp kahkaha atmaya başladığım zaman Demir abim de bana eşlik etmişti.
"Hayal gücün beni benden alıyor Aleda." Gülerken konuştuğu için bazı harfleri yutuyordu.
"He beni ortadan kaldırmak gibi planlarınız yok yani." Hâlâ dalga geçiyordum.
"Var, ama şu anlık gerek yok." Yandan kızgın bir bakış attım.
"Pislik." İnanmazca bana döndü. "Abiye pislik ha, sen şimdi görürsün." Yere eğilip bacaklarımdan tuttu ve beni omzuna aldı. Ani hareketiyle Ufak bir çığlık attım.
Şirketteki çalışanların şaşırdığını düşünüyorum. Çünkü Demir abim normalde böyle şakalar yapıp kahkaha atacak biri değil. Gayet iş disiplini olan, ciddi bir tip. Tabi bana sökmüyor orası ayrı.
"Ya tamam indir beni, başım döndü. Demir abi, tamam özür dilerim hadi indir artık." Beni yavaşça yere bırakıp düşmemem için kollarımdan tuttu.
"Eve mi gitmek istersin, yemek mi yiyelim?" Sevimli bir gülüş gönderim sorusuna cevap verdim.
"Aslına güzel bir alışverişe hayır demem." Alışveriş yapmayı severdi Demir abim ama benimle değil. Kararsız bir insan olduğum için sürekli iki seçenek arasında kalıyordum. Demir abime kalsa ikisini de alabilirim ama alışveriş yapmak her istediğini almak değil bence. Şaka şaka sadece Demir abimin kızdırmak için böyle yapıyorum.
Sabırsız hali hoşuma gidiyor ve daha sonra uzun uzun söylenmelerini unutmamak lazım.
"Sen benim başımın belası mısın?" Dudaklarımı büzdüm.
"Biz şuna tatlı bela desek?" Gülerek kafasını iki yana salladı.
"Bekle ceketimi alıp geliyorum." Beni şirketin ortasında bırakıp hızlı adımlarla odasına ilerledi.
Beni neden bırakıyorsun ki? Telefonum çalınca Demir abimi gıcık etme planlarıma ara verip telefonuma baktım.
^Özgür^ Arıyor.
"Efendim Özgür."
"Aleda, bu gün yanıma bir adam geldi."
"Kim geldi?"
"Bilmiyorum, tanımıyorum. Bana seni sordu. Neden tanıdığımı falan."
"Beni mi?" Demir abin yanıma gelmişti.
"Sen ne dedin?" Demir abimi umursamadan cevap verip asansöre yürümesi için omzumla ittirdim.
"Seni tanımadığımı ve kavgalı olduğumuzu söyledim." Harika!
"Tamam, nasıl biriydi?"
"Esmer uzun boylu ve laciverte yakın gözleri vardı. Geniş omuzlu ve kaslıydı."
"Tamam Özgür teşekkür ederim. Tekrar sorarsa cevap verme. Beni soran çok olur zaten."
"Tekin birine benzemiyordu, dikkat et." Gözlerimi devirdim zaten etrafımda kim tekindi ki?
"Okey, bayss." Telefonu kapattım ve Demir abime döndüm. "Biri Özgür'e beni sormuş, neden tanıyorsun falan demiş."
"Özgür kim?" Evet, aynen takılmam gereken yer orası zaten. "Geçen okuldaki kavgada beni iten çocuk. Ve yeni arkadaşım."
"Kim sormuş seni?" Tebrikler Demir abi, umursamamakta çığır açtın.
"Bilmem ne o tanıyor ne ben." Kafasını salladı. "Sadece lacivert gözlü, uzun boylu, esmer biri olduğunu söyledi." Durup arkasına döndü ve bana baktı.
"Lacivert gözlü mü?"
"Evet, neden sordun?" Önüne döndü ve yoluna devam etti.
"Lacivert göz mü olurmuş?"
"Valla Özgür'e sormak lazım." Dedim gülerek.
Şirketten çıkıp arabaya gelince kapıyı açtı ve bindikten sonra kapatıp kendi koltuğuna geçti.
"O zaman, alışveriş başlasın."
)******(
"Bir daha beni Aleda ile alışverişe gitmeye hiçbir şey ikna edemez!" Alpaslan abim, Kutay abim ve Barlas abim büyük bir kahkaha daha attılar.
Yaklaşık 3 saat önce alışverişten dönmüştük. O kadar yorgundum ki uyuyup kalmışım gelir gelmez. Ben uyurken Barlas abim gelmiş ve Demir abim alışveriş maceralarımızı anlatmış.
Alışveriş macerası dediğimde mağazada bir kadınla kavga etmem. 46 beden giyiyor ama nedense 36 beden kıyafet denemek istiyor. Abla bırak alacağım ben diyorum. Hayır önce ben deneyeceğim diyor.
Aldım elbiseyi ortadan ikiye yırttım ve 'Al şimdi dene' deyip çıktım mağazadan.
"Hey, tamam yeterince dalga geçtiniz."
"Hiç kusura bakma Aleda, ben buna biraz daha gülerim." Dedi Kutay abim.
"Yalnız, ben ruju alabilmek için Demir'in sırtına çıktığı olayı atlatamıyorum." Barlas abim bunu söyledikten sonra daha fazla gülmeye başladılar.
"Ben de senin evdeki fareden korkup, koltukların üzerine zıpladığın olayı atlatamıyorum." Dedim Barlas abime.
Barlas abim gülmeyi bırakırken, diğerleri daha çok gülmeye başladı. Evet arkadaşlar bugün gülme sınırlarını deneme challange yapıyoruz.
"Şeyi hatırlıyor musunuz? Hani Aleda daha 2-3 yaşında falan tatile gidelim demiştik, gittiğimiz otelde 20 santim derinlikteki süs havuzuna yüz üstü düşmüştü." Ya hatırlatmayın şu olayı. Babam elinde kamerayla beni çektiği için ve her anlattıklarında izlettiği için unutmam imkansız. Tam 90° lik dik açıyla yüzüm su ile buluşuyor.
"Bir kerede bisikletten dikenli tellerin üzerine düşmüştü." Kutay abi bari sen yapma.
"Beni orada tutman gerekiyordu. Bisiklet sürmeyi öğreniyordun, senin sorumluluğundaydım."
"Direksiyonu tek elinle tutmaya çalışıyordun."
"Farketmez, babam sana emanet etmişti. Senin yüzünden tetenoz aşısı yaptılar bana."
İyi ki araba kullanmayı ondan öğrenmedim.mazallah direğe falan çarpardım artık.
"Hiç öyle söyleme Aleda sen sakardın küçükken. Arıyı öldürmemek için düşmeyi göze almış ve arının üzerine düşmüştün bir keresinde."
"Niye öyle dedin Alpaslan abi ne güzel merhametli bir çocuktum. 3 gün ağlamıştım."
"Arı soktuğu için ağladın Aleda, hepimiz oradaydık."
"Bir kere de bahçedeki havuza kum döktürüp çamur havuzu yapmıştın. Temizlenmesi 1 haftayı geçmişti. Temmuz sıcağında!" Evet çocukken fazla yaramaz bir insandım.
"Dua et suçu sana atmadım. Bana hadi kızamadılar ama sana ceza bile verirlerdi."
"Şey peki, Ladin'in koşarak çamur havuzuna atlaması." Bu sefer ben de gülmeye başladım. Havuzdaki suyun yarısını boşalttırmış, daha sonra kum döktürmüştüm. Ladin abim koşarak havuza atlayınca beline kadar çamura gömülmüş ve her yerine çamur sıçramıştı.
Çamur biraz kuruduğunda çıkabilmişti. Yani yaklaşık 2 saat sonra falan.
"Biraz da Görkem abimden konuşalım. O değil miydi bisikleti 3'e bölüp eve gelen? Bir de hiç bir şey olmamış gibi 'Düştüm' demesi." Evet aynen öyle bir olayımız var.
Neyse ne ya! Tüm gece beni mi konuşacağız?
"Hadi kalkın dışarıya çıkalım." Dik dik bana bakmaya başladılar. "Ya hadi. Canım sıkıldı."
"Git hazırlan hadi çıkalım." Barlas abimin yanına gidip yanağını öptüm ve odama çıktım hazırlanmak için.
Affetme yolumda ilerliyordum. İstek listesi bile hazırladım. Mesela İlgi abim en alt sırada sadece yeni bir telefonla kurtulabilecek. Ama Görkem ve Barlas abim biraz zor.
Odama çıkıp dolabımın karşısına geçtim. Abartı bir şey giymek istemediğim için krem kumaş pantolon ile siyah askılı bluzu giydim. Saçımı sıkı bir at kuyruğu yapıp spor ayakkabılarımı ayağıma geçirdim.
Aynanın karşısına geçip kendime baktım. Kıyafetim ve saçım olmuştu ama yüzüm renksiz ve solgun görünüyordu. Makyaj masama ilerleyip yüzüme biraz renk verdim. Dün gece uyumadığım için gözümün altında oluşan morluklara kapatıcı sürüp kirpiklerime rimel cektim.
Nude tonlarda ki rujumu da sürüp çantamı aldım ve aşağıya indim. Evet hızlı hazırlanırım. İdeal sevgili tipiyim, taliplerimi beklerim.
Merdivenlerden inip abimlerin yanına geçtim. Onlar zaten hazırdı. Ben alışverişten gelince fazla yorulduğum için için alıp uyuduğum için hazla pasaklı bir
görüntüm vardı.
"Bebeklerim, hadi çıkalım ben hazırım."
"Bebeklerim?"
"Aşk olsun Alparslan abi, aramızda böyle şeylerin lafı mı olur?"
"Olmaz tabi. Hadi çıkalım." Bana dönüp baştan aşağıya süzdü. "Güzelim ceket al, hava serin üşürsün."
Kafamı sallayıp cevap verdim. "Alacağım abi, kapının yanında asılı ceketim." Bir şey demeden yürümeye başladı.
Ben Alparslan abimin peşinden, Kutay abim, Demir abim ve Barlas abim de benim peşimden kapıya ilerledik.
Ben portmantodan ceketimi alırken Alparslan abim bağırdı. "Kutay! Aleda'yı içeriye al. Demir sen de çabuk buraya gel!"
"Kutay, noluyor?" Bir şey söylemeden beni salona getirip koltuğa oturttu. Bu sırada Allarslan abim ve Barlas abim Dmeir abimle kavga etmeye başladı.
"Bilmesi gerekiyor!"
"Anlamıyorsun Demir! Onun korkmasını istemiyorum."
"Alparslan kendine gel! Ondan her bir şeyler sakladığımız zaman bizden uzaklaşıyor görmüyor musun?"
"Demir, abim haklı. Korkarsa panik yapar. Haberi olmasa da olur."
Daha fazla dayanamayıp ben de içeriden bağırdım.
"Yalnız ben duyuyorum, gelin yanımda konuşun!"
*
*
*
*
Arkadaşlar çok gecikti evet ama telefonum garantiye gitmişti özür dilerim.
Sizce Alparslan ne gördü?
Aleda ilk hangi abisini affedecek?
Özgür'e Aleda'yı soran kişi kim?
Sizce lacivert gözlü adam kim?
Bu arada söylemeyi unuttum ama çamur havuzu hariç hepsini yaşadı yazarınız. Süs havuzuna boğulmam da gerçek abimin bisikleti üç parçaya bölüp getirmesi de gskagwkzyakzha. He unutmadan evet dikenli teller üzerine düşmüşlüğüm ve arıların içine düşmüşlüğüm de var

