İçeriğe geç

Yalan Hayatlar

Bölüm 14 · 11 dk okuma

Yalan Hayatlar

Bölüm 14

14

*
*
*
*
*

Duyduklarımı hâlâ hazmedememiştim. Bana mı öyle geliyor yoksa yaşadıklarım hafif şeyler mi? Bence değiller çünkü.

Kapıdan destek almasam bacaklarım beni dayamayacaktı sanki. Ellerim kapı pervazına mengene gibi yapışmıştı.

Ellerim yapışmasa ben yere yapışmıştım orası başka. Sadece Kutay abim görmüştü beni. Elimle susmasını işaret ettim.

İtiraz edecek hali yoktu ve büyük ihtimalle bunları bilmem gerektiğini düşünüyordu. Benden bir şey saklamak istemezdi hiçbir zaman.

"Aleda bunu öğrenince yüzünüze bile bakmayacak!" Demir abim biraz öncekine göre daha sakindi.

"Şimdi de bakmıyor zaten! Biz de bunu yapmaya meraklı değildik!"

Alparslan abim "Onu yanımda götürmeliydim. Daha güvende olurdu!" Dedi. Ortalığı bir sessizlik kapladı.

Kapının arkasına geri gittim. Beni görürlerse susarlardı ve ben her şeyi tam anlamıyla öğrenemezdim.

"Babamın evi terk ettiği zaman yaşadığı pişmanlığı bilmiyorsun. O gün o kızın doğum günü bile değildi! Sadece Kutay'ın yanında güvende olur sandık. Demir işin içinde yoktu tabi. Şimdi bir de onun tehlikesi var!"

En azından Demir abim yanımda kalıp beni korumuştu. Beni bırakıp gitmemişti.

"Kes sesini! Babamla da görüşeceğiz. Diğerleri nasıl kabul ederler? Hele Barlas."

"Allarslan, en çok Barlas karşı çıktı bu plana. Lanet olsun ki karşı çıktığı kadar vardı. Umurumuzda mı sanıyorsun Aleda'nın yatak hayatı! Namusmuş, herkesin namusu kendine! Sadece bizden uzaklaşırsan güvende olur diye düşündük. Yanlış düşünmüşüz."

"Evet! Çok yanlış düşünmüşsünüz. Görkem, Aleda sizi tamamen affedene kadar sizi onun yanında görmeyeceğim. O kızı da alın aşağıdaki odadan defolun gidin!"

Görkem abim kabullenmişçesine kafasını salladı ve ayağa kalktı. Maya ve Liya burada değildi. Sanırım konuşma sırasında onları başka bir odaya gönderdiler.

Görkem abim kapıya doğru gelince bir adım geri gittim. Arkamdaki sehpaya çarparak yere düşmesine sebep oldum. Kim kapının arkasına sehpa koyar ki!? Asla ben koymadım.

Görkem abim sesi duyunca adımlarını hızlandırıp tam önümde durdu. Beni görünce gözlerindeki pişmanlık yerini korkuya bıraktı.

Ağlamıyorum. Ama şoktan dolayı yüzümün bembeyaz kesildiğine yemin edebilirim. Bunu beklemiyordum. Gözlerimi acıyla sımsıkı kapatıp elimle çıkışı gösterdim.

"Defol!"

"Aleda, abicim çok özür dilerim. Yemin ederim çok pişmanım." Biliyorum. Şoktan çıkınca bu pişmanlığını sonuna kadar kullanacağım merak etme.

"Git! Düşünmek istiyorum. Yalnız kalmak istiyorum!" Tek kelime etmeden Maya'yı çağırdı.

"Onlar burada kalabilirler. Sana bir söz verdim. Sözümün arkasındayım." Kafasını sallayıp Maya'ya veda etti ve evden çıktı.

Arkasından hırkamı alıp ben de çıktım. Bahçede biraz hava almak istiyorum. Bahçedeki çardağa geçip oturdum. Hava esiyordu ama güzeldi. Akşam sefası gibi.

Demir abimler yanıma gelmemişti. Onlara da kızgın olduğumu sanıyorlardı galiba. Ama sadece yalnız kalmak istiyordum.

Aklımda sadece birkaç soru vardı. Kafamı toparlayıp cevap almak için abimlerin yanına gidecektim.

Aslında hiç birine kızgın değildim. Sadece beni düşünmüşlerdi. Düşünme yolları ve çözümleri kötüydü. Sorun çözme konusunda hiç bir zaman iyi olmadılar zaten.

Aklıma ilkokul anılarım gelince burun kıvırdım. Ne zaman bir sorunumu anlatsam ortadan kaldırmak için en zor ve en dikkat çeken yöntemi seçiyorlar ve bana sormadan uygulamaya geçiriyorlardı.

Yani ne kadar hoşuma gitse de bir süre sonra utanmaya ve rahatsız olmaya başlamıştım. Eh haliyle bir daha sorunumu onlara anlatmadan kendim çözmeye çalıştım.

Yanıma birinin oturduğunu hissedince oturan kişiye baktım.

"Çok devamsızlık yaptım. Para versem siler misin?" Öylesine sorulmuş bir soruydu. Ben söylemesem de silerdi.

"Yo, ne münasebet? Gelseydin okula."

"Çok para veririm."

"Bir kez sarılırsan düşünebilirim." Kollarımı boynuna atıp sıkıca sarıldım. Anında sarılmama karşılık verdi.

"Duydukların için üzgünüm."

"Ben değilim. En azından kızgın olabileceğim gerçek bir konu var. Boşver."

"Ne desen, ne yapsan haklısın. Kararın, tepkin ne olursa olsun ben senin arkandayım. Sen benim kardeşimsin ve hayatını dilediğin gibi yönlendirmen için her şeyi yaparım." Gözlerim yaşardı. Hayır gerçekten yaşardı.

"Teşekkür ederim Kutay abi, iyi ki varsın. Seni çok seviyorum."

"Ben de seni seviyorum güzelim." Ayağa kalktı.

"Terastan gizli gizli bizi izlediklerini sanan ikiliye söyle şu an en çok onlara ihtiyacım var. Beni yalnız bırakmasınlar." Gülüp kafasını salladı.

Bende gülmesine eşlik edip kafamı geriye yasladım. Derin bir nefes alıp gökyüzüne baktım. Kararmaya yüz tutmuş havanın mavisi beni mest etti. Maviye olan hayranlığım bana bütün dertlerimi unutturabilecek kadar fazlaydı. Sadece izlemek bile rahatlatıyordu. Düşünmek istemiyorum. Bir şey yapmak istemiyorum. Çünkü ne yapacağımı bilmiyorum.
O güzel hava yerini soğuk rüzgara bırakınca içeriye girdim. Telefonunu şarja takıp yatağıma uzandım.

Yarın artık okula gideceğim. Okulu sevdiğimden değil tabi ki. Sadece merak ettiğim soruların cevabını bulmak ve sorunlarımı düşünmek zorunda kalmamak için.

Ayrıca okulda bir havam var. Ben Aleda DEMIROĞLU okulda her ne kadar istemeden de olsa korumam gereken bir popülaritem var.

Gözlerimi kapatıp bir diğer sorunlardan kaçma taktiğim olan uykuya sığındım.

)********(

Okulun önünde dikilmiş içeriye bakıyordum. Neden bilmiyorum ama günler önceki okula gitme isteğim kuş olup uçmuştu.

"Daha bekleyecek miyiz prenses?"

"Kutay abi, hiç istemiyorum ya gitmeyelim."

"Sen iyi alıştın devamsızlık yapmaya, hadi doğru sınıfına." Beni sırtımdan okula itip önüme geçti. Al işte, tabi senin kendi odan var rahatsın. Ben sınıfa değil hayvanat bahçesine gidiyorum haberin yok!

El mahkûm sınıfa gittim. Duyduğum ve yaşadığım şeylere rağmen fazla normal davranıyorum farkındayım. Ama düşünmek istemiyorum. Sadece bunları sindirmek için kendime zaman verdim. Daha sonra gidip yüzleşecektim.

Sınıfa girince sırama ilerledim. Sıranın üstünde duran gülü görünce tebessüm ettim. Biri bana saksıda gül almış. Gülerek kafamı iki yana salladım.

Çantamı sandalyeme koyup gül saksısını elime aldım. Kenara iliştirilmiş notu görünce gülü tek elime aldım ve diğer elimle notu aldım.

*Biz prensesimizi çok üzdük :( Ama pişman olduk, zaten hepsi Babam,Görkem ve Reha'nın suçu. Biz hep itiraz ettik. Bizim meleğimiz bizi affeder mi acaba?

Ladin&İlgi*

Suçu babama da atamazsınız ya. Gülümsemem kahkahaya dönüştü. Resmen onları affedeyim diye suçu babama attılar.

Telefonumu çıkartıp notun fotoğrafını çektim. Notu İlgi ve Ladin abime gönderip mesaj yazmaya başladım.

'Bunu babama zevkle atacağımdan emin olabilirsiniz;) '

Atmayacaktım ama bunu onların bilmesine gerek yoktu. Masama koyduğum gülü alıp en arkadaki camın önüne koydum.

Kutay abim sağ olsun sabahın köründe gelmiştik. Sınıfta sadece benim dışımda birkaç kişi vardı. Ben kimseyle muhatap olmadığım için yine yalnız başıma oturuyordum.

Başımı sıraya koyup telefonumda geçinmeye başladım. Başka ne yapabilirdim ki?

"Vay vay, kimler teşrif etmiş okula." Kafamı kaldırıp yüzüne baktım.

"Asla akıllanmayacaksın değil mi Begüm? Bir sal artık be." Bıkkınca konuştum.

"Neyse bu gün sana laf sokmaya gelmedim. Abin geldi müdür odasında." Pardon? Kim kime laf sokuyor?

"Aynen aynen sen bana laf sokuyorsun. Bu kesinlikle böyle oluyor!" Deyip ayağa kalktım.

"He bu arada, Demir abim evlenmedi diye sakın ümitleneyim deme! Ben abimi sana yem etmem." Laf sokuyormuş. Sana top versek deliğine sokamazsın. Aptal!

Yavaşça merdivenlerden çıkıp müdür odasının önüne geldim. Kapıyı çalıp içeriye girdim.

Barlas abim koltuğa oturmuş beni bekliyordu. Sanırım yüzleşme zamanını biraz erkene çekmek istedi.

Müdür oda da yoktu. Abim çıkartmış olmalıydı. Geçip karşısına oturdum.

"Seni dinliyorum."

"Güzey, öğrenmişsin."

"Neden sakladınız? Çok mu önemliydi? Hayır! Sen, babam, Görkem abim, Reha abim, Ladin abim, İlgi abim 6 kişi. Siz beni koruyamayacaksanız söyleyin ben kendimi korurum. Ama önce beni neyden korumanız gerektiğini söyleyin. Söylemeyeceksen kapı orada. Konuşacak bir şeyimiz yok." Neden söylemesin ki? Yani ben olsam söylerim.

Ayağa kalktı ve kapıdan çıkıp gitti. Neyi saklıyorlar bu kadar? Ayağa kalkıp oturduğum sandalyeye sert bir tekme attım.

Herkes benden bir şeyler saklıyor. Ve bu beni deli ediyor. Sakinleşince hızla müdür odasından çıkıp tekrar sınıfa indim.

Bu sefer sınıf dolmuştu. Dersin başlamasına 4 dakika vardı. Geçip sırama oturdum. Barkınla aramı iyi tutmam lazım. Ağzından laf almanın tek yolu bu.

Barkın sınıfa girince yüzümde tatlı bir gülümseme yaratıp ona baktım.

"Günaydın." Sesim fazla neşeli çıktı. Tüh!

"Günaydın?"

"Ne oldu? Sıra arkadaşıma Günaydın diyemez miyim?"
"Dersin, dersin de..."

"Ee devam et, derim de..." Beklentiyle yüzüne baktım.

"O günden sonra okula gelmedin birden samimi davranınca şaşırdım." Evet şaşırmıştı yüzünden bunu gayet rahat anlayabilirdiniz.

"Hâlâ tek arkadaşım sensin. Ayrıca muhabbetin de sarıyor. Bir daha benim hakkımda birine bir şey söylemeyeceğine söz verirsen bu Olay yaşanmamış gibi davranabiliriz." Kural bir, ufak ta olsa bir bedel koy ki, şüphe duymasın.

Elini uzattı. "Anlaştık." Eli havada kalmasın diye tutup sıktım. "E otur bari, ayakta kaldın." Güldü ve oturdu.

Kural iki, gerçekten hiç bir şey olmamış gibi davran. Sen inanırsan o da inanır, o yüzden önce kendin inan.

Ve kural üç, amacını Asla unutma! Amacını unutursan her şey boşa gider. Bütün uğraşlar ve kurallar.

"Sen okula gelmediğin zamanlarda ne yaptın? Hayır bir hafta oldu da sen gelmeyeli."

"Abim vuruldu, kaçırıldım, şok üstü şok yaşadım falan. Klasik şeyler." Havadan sudan konuşuyormuş gibi normalleştirdiğim konular aslında hiç o kadar da normal değildi. Olmamıştı.

"Güzel şakaydı." Güldü. Benim yaşadıklarıma güldü! Ben hepsini yaşadım, acısıyla tatlısıyla ama o sadece güldü! Harika.

"Güzel... olurdu şaka olsaydı eğer."

"Sen, şaka yapmadın mı?" Biraz endişelendi sanki. Elleri titredi. Ama neden?

"Barkın, bana anlatmak istediğin bir şey varsa anlatabilirsin. Gözlerindeki endişe benden hoşlandığın için değil, bunu anlayabilecek kadar zekiyim. Anlatmak istemezsen başka." Dıt! Kural üç ihlali. Amacımı biraz belli ettim sanırım.

"Aleda, bu konuyu konuşmayalım." Tamam, kendi çabamla öğrenirim. No problem.

"Sen beni arkadaşlarınla tanıştıracaktın." Kararsızca bana bakıp başını salladı.

"Tamam, teneffüste tanışırsınız." Telefonunu eline alıp mesaj yazmaya başladı.

Kesinlikle ona güvenmiyorum ama onu kimin gönderdiğini başka türlü öğrenemem. Demir abimin ya da Alparslan abimin düşmanı da olabilir. Evet onlardan yardım alsam işim daha kolay olur.

Ama onlarında bir sürü derdi var. Bu dertlerin başını da ben çekiyorum maalesef.

Hoca sonunda derse teşrif edince az önce sınıfta olan uğultu yerini sessizliğe bıraktı. Susmaları için hoca gerekiyormuş.

Sıkıcı geçen bir adet kimya dersinden sonra teneffüste Barkınla kantine indik. Beni arkadaşlarıyla tanıştıracaktı. Artık benden önce geldiği 2 haftada kaç arkadaş edinebildiyse!

Kantine gelince 2 kız 3 erkekli bir masaya geçip oturduk. Evet. Dan diye oturduk masaya maalesef masada geçen sefer izinsiz yanıma gelip beni rahatsız eden Evren denen çocuk ta vardı. Sinirle gözlerimi devirdim.

"Gençler, bu Aleda." Bana dönüp göz kırptı. "Bunlar da İnci, Harika, Cüneyt, Mete ve Evren'i tanıyorsun zaten."

Mırıldandım "Malesef" Sesli mırıldanmış olmalıyım ki bakışlar bana döndü. "Bir şey mi dedin gülüm."

"Gülüm ne ya? Keko musun sen?" O beni hatırlamamış olabilir ama ben hatırladım.

"Sen ne dersen o olurum gülüm." Sırıtma çarpacağım şimdi ağzına bir tane. "Benden uzak ol kâfi!

"Selam bu arada, Aleda ben Barkın söyledi zaten." Söyleyecek bir şey bulamıyorum ki. Barkın tam zamanında imdadıma yetişti.

"Aleda çok şakacıdır, sabahki şakayı tekrar yapsana." Elimle alnıma vurdum. İmdadıma yetişti! Aynen.

"Barkın, son kez söylüyorum kaçırılmam ya da abimin vurulması şakacıktan değil!" Masadakiler gülmeye başladı. Ama ben çabuk sinirlenen bir insanım.

"Gülüm sen gerçekten güzel şaka yapıyorsun." Çattık ya!

"Neyse boşverin söylemedim varsayın."

"Bak şimdi hatırladım geçen hafta ben sana yürütmüştüm dimi?"

"Ya ya, yürüdün. Biraz daha aynı ortamda kalsaydık yürüyecek bacağın kalmayacaktı!" Ona tanışmak istemediğimi söylememe rağmen kalkmamıştı. Biri hayır diyorsa hayırdır!

"Evren, rahat bırak kızı. Cüneyt ben." Esmer çocuğa yani Cüneyt'e baktım. "Memnun oldum Cüneyt, ben de Aleda Demiroğlu."

"O Aleda sen misin? İnci ben de bu arada." Kıvırcık saçları ve samimi gülümsemesi onu çok güzel bir kız yapmıştı.

"Evet İnci, o Aleda benim. Hani şu Asla dillerden düşmeyen." Kendimle dalga geçmiştim resmen. Güldü.

"Memnun oldum." İnan bana benim kadar olamazsın.

"Harika ben. Memnun oldum." Pek öyle görünmüyor ama Harika. Sesindeki samimiyetsiz tını beni rahatsız etmişti.

"Ben de." Aynı samimiyetsizlik ile cevap verdim. Kafamı Meteye çevirdim. Tek o kalmıştı. Barkın kulağıma eğildi. "Mete konuşamıyor, sadece işaret dili biliyor." Kafamı salladım.

Ellerimi kaldırıp Mete ile iletişime geçmeye çalıştım.

"Selam Mete, Aleda ben." Evet şaşkın bakışlar eşliğinde işaret dili bildiğime neden bu kadar şaşırdıklarını anlamaya çalışıyordum. Mete ellerini kaldırıp cevap verdi. "Tanıştığıma memnun oldum Aleda."

Harika benden pek haz etmese de diğerleri sevmişti sanırım. İçim sıkıldı ya!

"Ben biraz hava almaya çıkıyorum." Bir şey söylemlerine izin vermeden hızla kantini terk ettim.

Evren çok yılışık bir çocuktu ve onun yanında uzun süre kalmak beni rahatsız ediyordu. Bahçeye çıkıp etrafa göz attım. Boş bir bank bulunca hemen gidip oturdum. Temiz hava gerçekten çok iyi geldi. Derin bir nefes alıp hafif esen rüzgarın keyfini çıkardım. Gözlerim kapatıp kafamı geriye yasladım.

Birden artan seslerle gözlerimi açtım. Bir rahat yoktu. Seslerin geldiği tarafa döndüm. Okulun girişinde iki grup kavga ediyorlardı. Diğer kişiler bu okuldan değildi, formaları farklıydı.

Yerimden kalkıp rahat adımlarla kavga yerine ilerledim. Ellerim ceplerimde, güneş gözlüğüm gözümde nasıl bir imaj çizdim bilmiyorum. Ama bence aşırı cool görünüyorum.

"Noluyor burada?" Yanlarına gelince sorduğum soruya bana baktılar.

"Sana ne!" Al işte, ben çabuk sinirlenen bir insanım ve şu an sinirlendim.

"Sorunlarınızı konuşarak halledemeyecek kadar aptal olduğunuzu düşünmüştüm ama bu kadarını gerçekten beklemiyordum. Sonuçta konuşmak zeka işi."

Az önceki kumral çocuk yine söze atıldı. "Ne diyorsun lan sen!"

"Asıl sen ne diyorsun! Haddini bil! Benim okuluma gelip bana ahkâm kesemezsin!"

"Kesiyorum, bu konuyu hakkında ne yakacaksın." Eli gözümün önüne gelen saçıma uzandı. Elini tutup ters çevirdim ve arkasına geçip diz kapağının arkasına sert bir tekme attım.

"Bunu!" Çocuğun kolunu kıracak kadar güçlü bir hareketti bu. Reha abim öğretmişti. "Benim öğretmenlerim iyiydi aslan parçası. Hadi sen bir yol al." Çocuk ayağa kalkıp üzerime yürüdü.

"Bana bak şeker kız..." Elini yanağıma getirdiği anda elimle ittirdim. "Burada yeni olduğun belli..." Birader okul benim diyorum ne diyorsun sen. "Ama biz burada çok konuşanları sevmeyiz."

"Bana bak kendini cool sanan çocuk..." Üzerine doğu bir adım attım. "Okul benim okulum..." Kulağına yaklaştım. "Bırak da ne kadar konuşacağıma ben karar vereyim." Okul binasının önünde bize doğu gelen Kutay abimi gördüm.

"Biri alsın şu kızı buradan." Gülerek geri çekildi. Şu kız derken?

Arkasından bağırdım "Sensin şu kız, pezevenk!" Durdu. Sırtını gerildiğini buradan fark edebiliyorum. Sırıttım onu sinirlendirmeyi başarmıştım.Hızla yanıma gelip beni itti.

Hazırlıksız yakalandığım için geriye sendeledim. İşte şimdi sıçtın bro. Yere düşmemem için belime dolanan kolların sahibini kokusundan bile tanırdım. Ki onu tanımamdaki sebep sahiplenici tutuşuydu.

Endişeli sesi ile "Aleda, iyi misin?" Dedi. 'Sen burda olursun da iyi olmaz mıyım?' diyemedim. Kafamı sallamakla yetindim.

Benden iyi olduğum onayını alınca gözlerindeki endişe yerini saf öfkeye bıraktı.

Buyrun cenaze namazına!

*
*
*
*
*

Yeni çocuklar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Aleda'dan sakladıkları gerçeklerin hepsi bu kadar mı?

Demir ve Kutay bu gerçekleri biliyor mu?

Bu arada bir sonraki bölümde Barkın'ı kimin gönderdiğine dair ipucu vereceğim. Umarım kadarsınız ipin ucunu ;)

Bölüm sonu

8 yorum