İçeriğe geç

Yalan Hayatlar

Bölüm 12 · 9 dk okuma

Yalan Hayatlar

Bölüm 12

12

*
*
*
*
*
*

Gözlerimi açtığımda yatağımdaydım. Alparslan abimin yeni ameliyat olduğunu varsayarak beni Demir ya da Kutay abimin taşımış olduğuna kanaât getirdim. Yatakta doğrulup gözlerimi gezdirdim. Öğle saatlerinde olmalıydık. Komodinin üzerinde şarjda duran telefonumu alıp saate baktım. 11.43 neredeyse öğlen olmuş.

Üzerimde hala hastanede giydiğim kıyafetler vardı. Hemen kalkıp günlük bir şeyler giydim. Üzerimdekileri kirli sepetine atıp odadan çıktım. Ne zamandır yemek yemedim ki ben?

Karnımdan gelen gurultular çok uzun zaman önce yediğimi haykırıyordu. Banyoya gidip elimi yüzümü yıkadım. Kurulayıp odamdan çıktım.

Merdivenlerden inip mutfağa gittim. Mutfak boştu sanırım Sultan Hanım izindeydi. Buzdalbini açıp yemek için atıştırmalık bir şeyler baktım. En sonunda streç filme sarılmış sandviçi görünce hemen elime alıp masaya koydum. İçmek için de soğuk çayda karar kılıp bir bardak soğuk çay koydum.

Ne zaman gelmiştik bilmiyorum ama çok olmuş olamaz. Peki abimler nerde? Az uyuduğum için hâlâ uykum vardı. Sanırım bir kahve daha içsem çok iyi olacaktı. Biten sandviç peçetesini buruşturup tabağa bıraktım. Yarın Sultan Hanım toplar.

Kahve makinasının yanına gidip nasıl çalıştıracağımı çözmeye çalıştım. Ne kadar düğmesi var bunun? Sağına soluna bakıp kullanma talimatı aradım. Bir iki adım geriye çıkıp tekrar göz gezdirdim. Of bununla mı uğraşacağım ya?

Dolaplara bakıp cezve aradım. İnanın şu makinayı çalıştırmaktan daha kolaydır türk kahvesi yapmak. Sonunda dolaplardan birinde cezveyi bulunca yerini ezbere bildiğim türk kahvesini ve fincanı çıkarttım.

Kendime sade bir kahve yapıp fazlasıyla sessiz sakin bir şekilde içtim. Evet ev nedense bu gün fazla sessizdi. Abimin zaten dinlendiğini sanmıyorum. Demir abim şirkete gitmiş olabilirdi. Kutay abim zaten kesin şirektteydi. Ben evde tektim.

Beni bu kadar tehlikeli tehditler alırken evde yalnız mı bıraktılar? Tamam dışarıda korumalar var ama para için çalışan biri bir canı nasıl koruyabilir? Sertçe yutkundum. Korkusuz değildim, sadece korktuğumu belli etmezdim. Biz buna güçlü durmak diyoruz.

Aşağıya inmeden cebime attığım telefonun sesi geldi kulağıma. Telefonu cebimden çıkartıp arayana baktım. Görkem abim arıyordu. Gözlerimi devirip aramayı yanıtladım.

"Efendim."

"Aleda, acil konuşmamız lazım."

"Noldu?" Bıkkınca konuştum.

"Sana her şeyi anlatacağım, her şeyi ama önce lütfen konuşalım."

"Tamam iyi hoş sen her şeyi anlatacaksın ama...Acaba ben sana inanacak mıyım? Sence de önemli olan bu değil mi?"

"Aleda!" Bağırmasıyla sıçradım. "Acil, acil diyorum. Hemen konuşmamız lazım." Derin bir nefes alıp devam etti. "Bak lütfen, izin ver anlatayım. Hiç bir şey göründüğü gibi değil." Sesi daha sakindi artık.

"Çok meşgulüm. Pazartesi şirkete geleceğim, o zaman gel konuşalım." Dıt. Suratına kapattım. Hiç bir işim yoktu. Biraz daha koşsun.

Ama acil de dedi. Ya gerçekten acilse? Nasıl ve ne çeşit bir aciliyet bu? Kime göre neye göre acil? Bunu belirtseydi şu an belki onunla buluşmak için evden çıkmıştım.

Al işte merak ettim. Şimdi o kadar atar yaptım, geri de arayamam ki. Meşgulmüş ne işin var da meşgulsün. Arasam mı? Acil dedi sonuçta. Asla merak ettiğim için değil. Asla!

Telefonumda son tabanlardan numarasını bulup üzerine tıkladım. İkinci çalışta açıldı telefon.

"Neden bu kadar acil?"

"Evde misin?"

"Evet."

"Güzel, bekle geliyoruz." Dıt. İntikam aldı sanırım şu an. Haydaa! Buraya gelmek nerden çıktı. Ben, geliyoruz mu dedi o? Kim geliyor?

Abimi beklerken ömrüm çürüdü desem yeridir. Konuşalı neredeyse 1 saat olmuştu. Ne kadar uzakta olabilirdi ki? Sonunda çalan kapıyla, ilk yarım saatte gelip oturduğum koltuktan kalktım.

Elimi kapı koluna atıp kolu indirdim. Kapıyı açtığımda gördüğüm tablo adeta Rönesans tablosunu anımsatıyordu.

Aceleci tavırları ile bir adet Görkem Demiroğlu, yanında ondan tamamen alakasız korku dolu bakışlarıyla kızıl bir kadın ve daha da alakasız kucağında bir bebek!

Kapıyı açmamla kapamam bir oldu. Sırtımı kapıya yasladım ve içimden 10 a kadar saydım. Kesin yanlış gördüm, evet evet yanlış gördüm.

Derin bir nefes alıp tekrar açtım kapıyı. Kötü haber, yanlış görmemişim. Başka bir kötü haber sanırım bu çocuk Görkem abime fazla benziyor.

"Şaka mı bu? Kamera nerde?" Ciddi ciddi yüzüme baktı ikisi de.

"Gelebilir miyiz?" Abim sonunda bir şeyler söyleyince anladım ki hâlâ kapıda bekliyoruz. Kenara çekilip elimle buyurun işareti yaptım.

İkisi de salona geçip oturdular. Pardon üçü de! Ben de karşılarına geçip oturdum. Arkama yaslanıp sağ bacağımı sol bacağımın üzerine attım.

Durum değerlendirmesi; bir acil bir konu var. İki abimin yanında bir kadın var. Üç kucağında abime benzeyen bir bebek var. Ve dört ben neden yardım ediyorum? Değerlendirme bitmiştir.

"Bekliyorum." Sessizliği bozan ben olmuştum.

"Aleda, tanıştırayım Maya sevgilim."

"Devam et." Anlatacakları bitmiş olamaz.

"Bu da Liya, yeğenin." İşte korktuğum başıma geldi. Sağ elimle sertçe alnıma vurdum.

"Abi, bu çocuk neredeyse 1 yaşında. Sen bunu babama söylesen ne yapar biliyor musun? Benim namusum laf et, sen git bebek peydahla."

"Aleda! Doğru konuş!" Sinirlendi, haspam.

"Yalan mı? Hem, niye bana geldin? Benim sana yardım edeceğim ne malum?" Sonuçta ne o bana güveniyordu, ne ben ona. Neden yardım edeyim? Benim çıkarım ne?

"Ya kızım yeni haberim oldu. Bu konu biraz da seni ilgilendiriyor." Beni neden ilgilendirsin ya!

"Aleda, Maya Semih'in ablası." Semih mi? Hangi Semih ya?

"Hangi Semih?"

"Hani şu senin platoniğin."

"Hâlâ beni ilgilendiren kısmı anlamadım." Bana ne ki!

"Aleda, ben Maya'yı kaçırdım. Çocuğu saklamak zaten zordu, şimdi her şey daha zor."

"Uçkuruna sahip çıksaydın. 5 dakikalık zevk uğruna çocuk yapmak değil ona bakmak mesele. Sadede gel."

"Aleda! Hedefi sensin aptal! Kardeşini kaçırdım adamın! Benim kardeşim de sensin, manyak zaten seni seviyor, şimdi seni kaçırması için sebep verdim. Kafamı... Aleda bak hepsi benim hatam tamam mı? Çok özür dilerim."

"Ay abi ya çok kastın, inan bana hayatımdaki en düşük tehlike şu an Semih. Ayrıca ben senin kardeşin değilim, senin kardeşin Sinem o da şu an bodrumda kilitli ve bağlı. Yani en son öyleydi."

"Aleda, sana kendimi o konuda affettireceğim ama şu an gerçekten tehlikedesin." Üzgün görünüyordu.

"Abi, ben senden önce de tehlikedeydim. Okulda bile takip ediliyormuşum. Yani sıkma canını." Maya döndüm. "Sen de Liya'yı benim odama yatır istersen uyumuş." Utangaç bir şekilde kafasını sallayıp ayağa kalktı

"Üst katta sağdan 3. Oda. İstersen dolabımdan daha rahat bir şeyler de giy." Üzerindeki mor elbiseyle rahatsız olduğu çok belliydi.

Kafasını sallayıp yukarıya çıktı. Ben de abimle yalnız kaldım.

"Sorunlarımı size yansıtmamam sorunum olmadığı anlamına gelmez abi. Size hiçbir şey anlatma zorunluluğum yok. Bu kadar koruma boşuna değil bunu bil yeter. İstersen Maya ve Liya burada kalabilir. Sen işleri düzene sokana kadar."

"Sen, sen gerçekten çok iyisin. Sana yaptıklarımdan o kadar utanıyorum ki. Sen çok güçlüsün Aleda, canını yakanın, herhangi bir işini kolaylaştıracak kadar iyi birisin. Her zaman böyle güçlü kal, her zaman kendine güven, kendimi sana affettirene kadar bu bana son iyiliğin olsun."

"Çok emin konuşuyorsun kendinden, ya affetmezsem?"

"Senin canın sağ olsun güzelim." Ayağa kalkıp kapıya gitti. Merdivenlerin başında Maya ile karşılaştılar. Ellerini uzatıp yanına çekti ve sarıldı.

"Maya, bir süre burada kalın, Aleda size çok iyi bakar merak etmeyin. Ben işleri yoluna koyup alacağım sizi." Maya tek kelime etmeden başını salladı. Üzüldüğü akan göz yaşlarından belliydi. Ama tek kelime etmeden başını salladı. İçimden bir ses bu kızla iyi anlaşacağımızı söylüyor.

"Dikkatli ol." Şimdi gözüme girdi işte. Çabuk ol, acele et diyebilirdi ama dikkatli ol dedi. Gerçekten seviyor olmalı.

Kollarını sıkıca abimin boynuna doladı. Lütfen öpüşmeyin hassas midem bunu kaldırmaz. Gözlerimi üzerlerinden çektim. Kapı sesi duyunca Maya'ya döndüm.

"E gel madem biz de kahve içelim. Ama ben kahve makinesinin nasıl çalıştığını bilmiyorum. Umarım sen biliyorsundur." Sonunda yüzünde göz yaşlarının aksine bir gülümseme oldu.

"Biliyorum."

)*******(

Maya ile baya iyi anlaşmıştık. İçimdeki ses her zamanki gibi haklı çıktı. Kahve içtikten sonra bana kahve makinesinin nasıl çalıştığını öğretmeye çalıştı. Bu sayede iki kahve daha içtik.

Şimdi de Liya uyanmıştı ve onunla oynuyorduk. Maya gerçekten çok iyi bir anneydi. Bunu bakışlarından anlamak mümkün.

"Liya, yorulmadın mı? Ama bak bütün evi gezdik seninle. Bu ev ne kadar büyük haberin var mı senin?" Sitemli ve eğlenen sesim Liya'yı güldürmüştü.

Ellerini hızla yüzüme getirerek yanaklarımı sıkıştırmaya başladı. Saçımı çekmesinden daha iyiydi. Liya'yı bilmem kaçıncı kez geldiğimizi bilmediğim salondaki koltuğa yatırdım. Ben de ayak ucuna oturarak düşmemesi için bir ayağımı koltuğun kenarına uzattım. Yüzüne eğilip komik şekiller yapmaya başladım. Her yüz şekline aşırı gülüyordu. Ve beni de beraberinde güldürüyordu.

Maya duş alıyordu. Liya da bana kalmıştı. Biz de oynuyorduk işte. Daha doğrusu o beni elinde oynatıyordu. Ağlayarak bana her istediğini yaptırabileceğini sanıyordu. Çok ta doğru sanıyordu.

Sıkıcı ve tepetaklak olan hayatımda yaşananları kısa süreli de olsa unutmamı sağlıyordu. Ve aynı Görkem abime benziyordu.

Dudak şekli göz yapısı gerçekten tıpkısının aynısıydı. Şıp demiş de burnundan düşmüş yani. Liya şansın varsa kızıl olursun annen gibi. Gök mavisi gözlerine kızıl saçlar çok yakışır.

Liya yüzünü buruşturmaya başlayınca ağlayacağını anladım.

"Acıktım değil mi? Ben de acıktım vallahi. Ne yesek ki?" Liya'yı kucağıma alıp mutfağa geldim. Tabi ki çocukların ne yiyip yiyemediğini biliyorum.

Yaklaşık 2 saat önce markete gönderdiğim korumanın aldığı mamalara bakmaya başladım. Hangisini sever ya da yer bilmiyorum. Meyve püresi görünce gülümsedim. Bunu kesin sever.

Çekmeceden çay kaşığı alıp elimdeki meyve püresi ile salona geri gittik. Bebek sandalyesi almalıyız galiba. Liya'nın sırtını koltuğun köşesine yaslayıp mamasının kapağını açtım.

Çay kaşığını ucuna biraz mama alıp ağzına götürdüm. Büyük bir iştahla mamayı yedi.

"Anne gelemedi dimi aşkım." Bir yandan konuşuyor bir yandan yemeğini yediriyordum.

Uzun soluklu yemek maceramızın sonunda her yerimiz meyve püresi olmuştu. Sanırım bizim de duşa ihtiyacımız vardı.

Liya püre olmuş parmaklarını ağzına götürüp hâlâ yemeye çalışıyordu. Bir yandan gülüp bir yandan da bana bakıyordu.

Sehpanın üzerine koyduğum ıslak mendille önce Liya'nın yüzünü sildim daha sonra ellerini. En son kendi ellerimi de silince kirli peçeteyi sehpaya bıraktım.

Kapı çalınca arkama baktım. Tabi ya evde kimse yoktu. Liya'yı kucağıma alıp kapıya gitim. Abimler falan gelmiş olmalıydı.

"Liya, bak abimler geldi, senin amcaların yani."

Elimi kapının koluna götürdüm yavaşça aşağıya indirip kapıyı açtım. Alnıma dayanan soğuk namluyla hareket edemedim. Hay lanet! Kucağımda Liya var!

"Buyrun kime baktınız." Salak mısın kızım? Alnına silah dayamış adam ne bu rahatlık!

"Sana baktık güzelim!" Ooo kinaye alırım bir dal.

"Çocuğu bırakıp geliyorum bekleyin." Sıvış kızım yemezlerse yandın.

Evet stres anında kişilik bölünmesi yaşıyorum. Sonradan olan bu durum benimle gram alakası yok!

"Yok öyle yağma güzelim. Hadi zorluk çıkartma." Yukarıdan Maya'nın sesini duydum.

"Aleda kiminle konuşuyorsun?"

"Abinler seni evde tek bırakmamakta çok haklı, ama seninle birlikte herkesi yaktılar." Tam içeriye girecekken yapacağı şeyi anlayıp Asla yapmamam gereken bir şey yaptım.

"Dur! Sen beni istemiyor musun? Çocuğu annesine vereyim götür beni?" Lütfen kabul et!

"Seni her türlü alacağız, yukarıdaki kalsın. Ama sen ve bebek benimle geliyorsunuz!" Elinde silahı olan bir adama kucağımda bebek varken karşı koyamam!

Hay bin kunduz! Sadece sakin bir gün istedim. Bir de okula gitmek!
*
*
*
*

Biliyorum kısa oldu ama gerçekten hastayım ve yetiştirmeyi çok istedim. Hata düzeltmesi bile yapamadım. Özür dilerim :(

Bölüm sonu

4 yorum