İçeriğe geç

Yalan Hayatlar

Bölüm 11 · 11 dk okuma

Yalan Hayatlar

Bölüm 11

11

*

*

*

*

*

Tik tak, tik tak kulağıma hastane koridorundaki saatin sesi geliyordu sadece. Haberi alınca hastaneye nasıl geldiğimi bilemedim. Evden çıktığım gibi korumalara beni hastaneye götürmelerini söyledim. İki gözüm, iki çeşme hastaneye geldim. Eve en yakın hastane Alparslan abimin hastanesiydi. Yani gitmeden önce 18 yaşıma geldiğim zaman benim olması için anlaşma imzalanan hastane. Evet yasal varis benim.

Geleli ne kadar oldu bilmiyorum. Ameliyathane duvarına yaslanmış bir bacağımı kendime çekmiş diğer bacağımı uzatmış sessizce ağlıyordum. Kimler burada diye bakmamıştım bile. İçimden sayısız dua etmiştim Allah'a onu benden almasın diye.

"Allah'ım ne olur onu benden alma. O benim tek ailem. Yalvarıyorum." Göz yaşlarım daha hızlı akmaya başlamıştı. Buna neden olan herkes cezasını çekecek. Hem de en ağır şekilde. Ama önce abim oradan sağ salim çıkacak.

Başımı hızla geriye atarak duvara çarpmasına neden oldum. Çıkan ses ne kadar sert vurduğumun kanıtıydı.

O benim tek ailem.

O benim herşeyim.

O benim yaşam sebebim.

Kim onu benden almaya kalkarsa bilsin ki yaşamı orada son bulacak.

Ellerimle gözümdeki yaşları silip yanaklarımı kuruladım. Duvardan destek alarak ayağa kalktım. Annemle babam hemen çaprazımdaki koltuklara oturmuş birbirlerine sarılıyorlardı.

Reha, Egemen ve Urahan abim duvara yaslanmış, gözleriyle tek bir noktaya bakıyorlardı. Görkem abim kendine lanet etmekle meşguldü. Etsin, ona az bile! Barlas abim, benim gibi yanımda oturmuş tavanı izliyordu.

"Eseriniz ile gurur duyuyor musunuz!" Bakışları bana döndü. Görkem abim bakmadı bile. Histerik bir kahkaha attım.

"Görkem abi, pişman gibi yapmayı bırak ta git o kızı teselli et. Her zaman yaptığın gibi kafanı çevir ve görmemiş gibi yap!" Kafasını daha da eğdi yere. Ağzımdan bir kahkaha daha kaçtı. Sanırım delirdim. Ya da o yolda emin adımlarla ilerliyorum.

"Sen kafanı eğince abimin sizin yüzünüzden orda olduğu gerçeği değişmiyor. Ona hiç gidip onları gör dememeliydim. Ben sadece sizden uzak kalmasın istedim. Keşke uzak kalsaymış." Son cümlemi tükürürcesine söylemiştim. Şu an en çok ihtiyacım olan şey birine sarılmak.

Koridordan gelen hızlı ayak sesleriyle oraya döndüm.Demir ve Kutay abim geliyordu. Kutay abim adımlarını daha da hızlandırarak beni kolları arasına aldı. Bana sarılınca yeni durmuş göz yaşlarım yanaklarımdaki yerini almıştı.

"Bir şey olmayacak ona. Kendine gel. Uyanınca ne kadar ağladığını anlattırma bana." Üzgün biri daha üzgün birine nasıl moral verebilir?

Ameliyathanenin acılan kapısıyla Kutay abimin kolları arasından sıyrılıp doktorun karşısına geçtim. Beklenti ile bakmaya başladım.

"Hastamızın durumu gayet iyi. Başarılı bir ameliyat oldu. Kurşun karın boşluğuna gelmiş. Hiç bir iç organa zarar vermediği için şanslıyız. Birazdan normal odaya alınır ama bu gece uyanmaz. Yarın sabah uyanır. Çok kişi kalmasın, en fazla 2 kişi. Geçmiş olsun." Derin bir nefes alıp şükrettim.

"Allah'ım sana çok şükür. Oğlumu bana bağışladın." Tek şükreden ben değildim anlaşılan.

"Ben kalırım abimin yanında." Demir abim başını sallayıp onay verdi.

Abime hazırlanan özel odada bir tane daha yatak vardı. Ben koydurmuştum. Benimle birlikte annem de kalacaktı. Babam abimleri alıp eve gitmişti. Demir abim koridorda, olası bir tehlikeye karşı korumalarla nöbet tutuyordu. Bu koridoru boşaltmışlardı. Bunu Demir abim istemişti.

Abime hazırlanan odaya gelince içeriye girdim. Abim uyuyordu ya da uyutuluyordu. Yatağının sağında kalan üçlü koltuğa gidip oturdum. Abimi izlemeye başladım. Annem daha gelmemişti. Üzerini değiştirip öyle gelecekti.

Abimin solmuş teni ve dudakları ne kadar kan kaybettiğini gösterir gibiydi. Acıyla gözlerimi yumup başımı eğdim. Bu da benim hatam mıydı? Sinem vurmuştu, ama neden ya da nasıl vurduğunu hala bilmiyordum. Soramamıştım.

Ya da sormak istemedim. Bana neden doğruyu anlatsınlar ki? Yine o kızı koruyacaklar. Sebebi vardır diyecekler. Umurumda değiller, bana ve abime bulaşmasınlar yeter!

Kapı sesiyle başımı kaldırdım annem gelmişti. Elinde iki poşet vardı. Gelip yanına oturdu ve mavi poşeti bana uzattı.

"Sen de değiştir üzerini, rahat edemezsin böyle." Poşeti elime alıp odadaki lavaboya gittim. Kot pantolon ve abimlerden birinin olduğu belli olan swet. Swet ile daha çok rahat ettiğimi biliyorlardı. Hızla üzerimi giyip eski yerime geçtim.

"Mutlu musun?" Anlamadım.

"Anlamadım?" Bana bakmadan konuşmaya devam etti.

"Bizsiz mutlu musun?"

"Benden vazgeçen sizdiniz. Beni kaybetme pahasına o kızla görüştünüz. Söylesene, siz mutlu musunuz asıl? Benim üzüleceğim bir durum yok çünkü. Ben sizin için her zaman ilk vazgeçilen olacağım."

Dirseklerini dizlerine yaslayıp başını ellerinin arasına aldı. Hiç bir şey söyleyemedi. Çünkü haklıydım. Biliyordu ve tek kelime daha etmedi. Neydi benim suçum?

Pencerenin kenarındaki sandalyeyi alıp abimin başucuna koydum ve oturdum. Her yerinde renkli renkli kablolar vardı. Diğer kolunda da takılı serumlar.

"Abim. Can abim, canım abim. Beni bıraksaydın seni affetmezdim. Ama sen bırakmadın, vazgeçmedin benden. Ben de sana söz veriyorum, tekrar." Eline öpücük kondurup yüzüne baktım. "Sana bir şey olmadıkça ben de yaşamaktan vazgeçmeyeceğim bir daha."

Annemi umursamadan açıkça intihar ettiğimi ima etmiştim. Ne kadar umurundaydım ki? Onu ne ilgilendirirdi? Bunca zaman izleri makyaj ile saklamıştım. Evde bile makyaj yapıyordum. Kutay abime gelince evde makyaj yapmayı bırakmıştım. Ve dikkatli bakılınca bileğimdeki ve boynundaki izler kendini belli ediyordu.

"Melek abim benim. Tek ailem, can yoldaşım. Bak ben buradayım. Demir abim dışarıda. Annen de burada. Sen rahat uyu, gönlünü ferah tut. Biz çok iyiyiz." Annesiydi. Onun annesi. Benim hiç bir şeyim değildi.

Anneme döndüm. Gözleri dolmuştu. Gözlerinin içine bakarak konuşmaya başladım. "Yatakta dinlenebilirsiniz,ben yorgun değilim." Onunla bir alakam kalmamıştı. Evi terk ederken yeterince belli etmiştim. Artık Fulya ve Fatih DEMİROĞLU'nun Aleda diye bir kızı yoktu.

Başını sallayıp yatağa yattı ve arkasını döndü. Ben de üçlü koltuğa uzanıp arkamı döndüm. Onlarla olan tek bağım Alparslan abimdi. Bu düşünceler ile gözlerimi kapatıp kendimi uykunun kollarına bıraktım. Dışarıda Demir abim olmasa bırak uyumayı gözümü kırpmazdım.

)******(

Kısık nefes alma sesleriyle uyandım. Hâlâ koltukta yatıyordum. Yavaşça doğrulup odada gözlerimi gezdirdim. Annem uyuyordu.

Başımı abime çevirdim. Uyanmış, komodinin üzerindeki sürahiye uzanmaya çalışıyordu. Hemen kalkıp bardağa biraz su koydum. Abimi yatağın başlığına yaslarken bir yandan su içmesine yardımcı oluyordum.

Suyunu içince biraz rahatladı. Kafasını geriye atarak gözlerini sıkıca kapattı.

"Fazla uyudun uyuyan prensim. Öpsem uyanır mıydın?"

"Deneyip görseydin kanatlı meleğim." Yorgun olmasına rağmen oyunuma ayak uydurdu. Güldüm.

"Sana dikkat et dememiş miydim?"

"Kızım bir sus ya. Uyudum uyandım hala bır bır konuşuyorsun. Başım çatlıyor zaten, ne verdiler bana?"

"Zehir." E harfini uzatarak ve sesimi korku filmlerindeki hayaletler gibi çıkartmaya çalışarak konuştum. Sesli bir kahkaha artık birlikte.

Seslere annem de uyanmıştı. Yatakta doğrulup bize baktı. Abimin uyandığını görünce hemen gelip abimin elini tuttu. Abim direkt elini çekti. Allah aşkına altı üstü 3 saatliğine annemlere gitti ne olmuş olabilir ki. Hem de annemi görmezden gelecek kadar.

"Bizi yalnız bırakır mısın anne? Hatta beklemene gerek yok. Güvenli evine git." Annemi kesin bir dille kovunca anladım. Basit bir olay değil.

Annem üzgün yüz ifadesiyle arkasını döndü ve önce odayı sonra da hastaneyi terketti. Camdan arabasına binene kadar gözlerimi ondan ayırmadım.

"Evet, şimdi gelelim sana. Anlat bakalım evde ne oldu."

"Önce doktora falan mı haber versen? Hani ameliyata girdim, uyandım falan." Doğru dedi bak bunu.

Kapıya doğru yürüyüp kapıyı açtım. Demir abim hâlâ buradaydı. Korumalardan birini yanıma çağırdım. "Doktora haber ver, abim uyandı. Demir abi sen de içeriye gel hadi." Demir abim yerinden doğrulup içeriye girdi.

"Ağladı mı bizim sümüklü?" Bu cümledeki sümüklü asla ben değildim!

"Hem de nasıl, göz pınarlarında yaş kalmadı valla."

"Abimlerim, ben de buradayım ya hani. Duyuyorum sizi falan." Sesim sitem doluydu.

Kapı sesiyle oraya döndük. Doktor gelmişti. Bize bakıp tekrar elindeki dosya ya döndü. "Siz dışarıya çıkın, muayene bittikten sonra gelirsiniz." İtiraz etmeden dışarıya çıktık.

Sadece şanslıydı. O kız bunu en ağır şekilde ödeyecek! Onu öldürmekten beter edeceğim.

"O kız neredeymiş? Yanlarında değildi bu sefer şaşırdım. Ne yaparsa yapsın yanlarından ayırmazlar sanıyordum."

Demir abim"Onlara kalsa ayırmazlardı belki. Bizim evde kilitli kendisi." Dedi.

"İnşallah bağlamışsındır. Onu o halde görmek istiyorum." Bana bakıp yandan sırıttı.

"Ayıpsın. Tabiki bağladım." Güldüm. Omzuna hafif bir yumruk attım.

"İyi ki." Dedim. "İyi ki varsın." Kafamı omzuna koyduğumda elini belime attı. "Sende meleğim, sende iyi ki varsın." Biz böyleydik işte. Her şeye, herkese rağmen birbirimize sahiptik. Asla bölünmeyecek kadar güçlü bir bağımız vardı. Sevgi. Saf sevgi. Bizi ölümden başka bir şey ayıramaz.

Doktor odadan çıkınca ayağa kalkıp yanına gittik. Doktor gayet rahat bir şekilde bize bakıyordu.

"Alparslan bey gayet iyi. Son kontrolleri de yaptık. Sadece yarası henüz yeni olduğu için birkaç gün misafir edeceğiz burada." Teşekkür edince başını sallayıp gitti. Biz de hızla içeri girdik.

"Abi, hiç itiraz yok birkaç gün buradayız. Yaran daha yeni. Taburcu falan olamazsın!" Son sözümü söyledim.

Demir abim ve Alparslan abim bana bakıp kahkaha atmaya başladılar. Komik olan neydi? Ah tabi ya! Buna inanmış olmam.

Sömürüp kollarımı göğsümde birleştirdim. Aklıma gelen soruyla abimlere baktım.

"Nasıl oldu olay? Sakın konuyu değiştirmeye ya da bazı şeyleri atlamaya çalışmayın. Noktası noktasına bilmek istiyorum herşeyi." Sesim gayet net çıkmıştı.

Alparslan abim kabullenmişçesine kafasını sallayıp konuşmaya başladı.

"Ben senin yanından çıkınca direkt annemlere gittim. Beni görünce sevindiler tabi, biraz havadan sudan konuştuk. Sonra yemeğe kalmamı istediler, kabul ettim. Yardımcınız masayı kurdu. Abinler, babam falan hep birlikte oturduk. Sonra o kız geldi, tam karşımda durdu. Bana 'Neden beni değil de onu seviyorsun?' Diye sordu." Sanırım daha kötü kısıma gelmemiştik bile.

"Ben de onun, senin tırnağın olamayacağından bahsettim. Yaptıklarını bildiğimi, çocuğu aldırdığını ve suçu sana attığından bahsettim. Barlas onlara bunu söylememiş. Ben söyleyince bana sinirlendi, ailedeki yeri sarsıldı. Yıllarca seni kötüleyerek kendini sevdirdiği, artık ortaya çıktı. Görkem abin bu yüzden yüzüne bakamadı. Demir koridordaki olayı anlattı. Sana inanmadığı o sözleri söylediği için gözlerine bakamadı." Derin bir nefes alıp gözlerini kaçırdı. Yalan söylüyordu! Fark etmemiş gibi yaparak dinlemeye devam ettim.

"Sinirlenince kapıya gitti. Biz evden gidecek sandık ama girişe koyduğumuz silahlardan birini alıp geri geldi. Silahı bana doğrulttu. Ve tek el ateş etti." Ellerini iki yana açarak komik olduğunu düşündüğü yüz ifadesiyle "Bu kadar." Dedi. Değildi. Bu kadar falan değildi. Kafamı salladım. Onu Sinem'in vurdugu kısım doğruydu. Peki yalan söylediği kısım, ya da anlatmadığı kısım neresiydi? Ne oldu orada?

Benden yine ne saklıyorsanız umarım öğrendiğimde olacakları göze alıyorsunuzdur. Yalan söylediğini anladığımı belli etmedim. Hislerimi saklayabiliyor, gerektiği zaman yalan söyleyebiliyordum. Yalan makinasını kandıracak kadar iyi değil tabi ki.

Bu gece için abimi burada kalmaya ikna ettik. Ama yarın çıkmak konusunda galip gelen o oldu.

Abimin olayı anlatmasının ve yaptığımız anlaşmanın ardından konuşmadık. Zaten Demir abim yedek yatakta uyumuştu. Birinin uyumaması gerekiyordu ve sanırım o biri de benim.

Telefonuma oyun yükleyip oynamaya başladım. Başka nasıl vakit geçirebilirim ki? Abime ağrı kesici verdiler o yüzden uyuyor. Demir abim dün gece uyulmadığı için uyuyor. Ben de Deir abim uyuduğu için uyumuyorum.

Burdan çıkınca ilk işim, o Sinem denen kıza ceza kesmek olacak. Kimse kusura bakmasın, o kız benim abime zarar verdi. Yumruk bile atsaydı neler yapabileceğimi tahmin edemezken, ona ateş etmek...Yandın sen kızım. Öldün yani.

Gözlerim ağrımaya başlayınca yattığım yerden doğruldum ve odadaki banyoya gittim. Aynada kendime baktım. Annemin getirdiği kot ve swet vardı. Bileğimden eksik etmediğim tokayla saçımı topuz yaptım. Soğuk suyu açtım ve yüzümü yıkadım.

Uykumun açıldığını hissedince musluğu kapatıp ellerimi lavabonun kenarına koyup destek aldım. Yüzünden akan su damlaları boynuma doğru yol izliyordu. Elime kağıt havlu alarak yüzümü kuruladım. Islak kağıt havluyu buruşturup çöpe attım ve odaya geri döndüm. Abimler hâlâ uyuyordu. Sabah olmasına az kalmıştı.

Kapıyı açıp dışarıya baktım. Korumalar hala nöbetteydi. Bir tanesini el işaretimle yanıma çağırdım.

"Bana sert bir kahve aldır. Korumalara da dikkat et kimse uyumasın!" Basını sallayıp başka bir korumanın yanına gitti. Ona bir şeyler söyledikten sonra eski yerine geçti.

Uyumadığım için ağrıyan başımla odaya geri döndüm. Kalktığım siyah deri üçlü koltuğa geri oturup arkama yaslandım. Kafamı geriye atıp gözlerimi kapattım. Bu baş ağrıma iyi gelirdi.

Kapının çalınmasıyla gözlerimi açıp kafamı kaldırdım. Ses çıkmaması adına kapıyı ben açtım. Koruma elinde büyük karton bardak ile bana bakıyordu. Elindekini uzatıp başıyla selam verdi. Bir şey söylemeden gülümseyip içeriye girdim.

Elimdeki kahveyle camın kenarına gidip koltuğun arka kısmına sırtımı yasladım. Dışarıda geçen arabaları izliyordum. Telefonumun şarjı da bitmişti. Çok çabuk bitiyordu zaten şu zamanlar.

Okulu düşündüm. 2 gündür gitmiyordum. Barkın onları duyduğumu bilmiyordu. Onu kim gönderdi bilmiyordum. Abim annemlerdeyken ne oldu bilmiyordum. Bilmediğim o kadar şey vardı ki, bu bilinmeyenler kafamı yoruyordu.

Sürekli benden bir şeyler saklıyorlardı. Ama ben peşini bırakmayacağım. Hepsini teker teker öğreneceğim. Önceliğim babamların evde olan ve benden sakladıkları olay. Barlas abimi tehdit edebilirim. Ama işe yaramazsa iki adım geriye düşerim.

Bulacağım. Bir yolunu bulacağım ve öğreneceğim. Daha sonra nasıl öğreneceğimi bile bilmediğim şu Barkın'ı beni izlemesi için gönderen adam var.

Hava biraz daha aydınlanıp sabah olduğunu belli ederken kahvem bitmişti. Uzun düşüncelerim sonucu Demir abimle konuşmaya karar verdim. Zaten sabah olmuştu uyandırsam sorun olmazdı. Demir abimin yattığı yatağa yaklaşıp üzerine doğru eğildim. Parmağımı omzuna koyarak dürttüm.

Birden kolumdan tutarak beni altına aldı. Reflekslerini unutmuşum. Uyku sersemi hala ne olduğunu çözmeye çalışıyordu. Kahve gözleri, mavilerimi görünce şok oldu. En sonunda ben olduğunu fark edince kendini yan tarafa attı.

Demir abim "Kızım ne geliyorsun öyle birden!" Dedi.

"Ay ne bileyim? Unuttum birden." Ne var korkmuş olamaz mıyım yani?

"Alparslan abimin yalan söylediğini biliyorum. Sen tek kelime etmedin çünkü yalan söylemek istemedin." Bakışları bana döndü. Lütfen sorma diyordu.

"Sormayacağım. Ama öğreneceğim. Peşini bırakmayacağım." Öğreneceğimi biliyordu. Bir şey söylemedi.

"Sen, uyumadın mı sabaha kadar?" Gözlerim düşündüğümden daha fazla şişmişti sanırım.

"Uyku tutmadı." Diyerek yalan söyledim.

Başını sallayıp kafamı göğsüne çekti. Saçlarıma bir öpücük kondurup, derince bir nefes aldı kafasını çekmeden.

"Hadi uyu biraz, ben buradayım." O söylemese de ben mayışmıştım bile. Gözlerim uykusuzluğun ağırlığı ile kapandı.

*

*

*

*

Bu bölüm soru soracağım.

Aleda'yı En çok kiminle shipliyorsunuz?

Barkın'ı kim gönderdi?

Ve son olarak, Alparslan neden yalan söyledi?

Bölüm sonu

5 yorum