
Hiç bir şey değişmedi. Hala insan Marissa'ydım. Uzun tüyleri olan bir kartala dönüşmem gerekiyordu oysaki. Bunu düşündüğüm anda bir şeyler oldu. Kartala dönüşmüştüm. Kahverengi kalın tüylerim vardı, gözlerimin önünde çirkin burun gibi görünse de dışarıdan bakınca güzel bir gagam olmalıydı. Kanatlarımı açıp uçmaya çalıştığım da havanlandığım gibi yere düştüm. Tekrar denedim, tekrar, tekrar...
Sonunda küçük kulübede havada üzüldüğümde sevinmiştim. Keșke kapıyı da açık bıraksaydım, diye düşündüm. Ayağımla kapıyı zorla da olsa açıp dışarı çıktım.
Rüzgar çok değildi diye rahat uca biliyordum. Havada kendimi çok hafif, yer çekimine karşı geliyormuş gibi hissediyordum. İlk kez tam olarak özgürmüș gibi hissediyordum. Ait olmadığım bir yerde olsam bile. Ağaçların arasından uçarak Theon'un beni getirdiği yolu takip ettim.
Nihayet elflerin topraklarından çıkmıştım. Tünelin olduğu ormana doğru uçtum. Bu sefer kimse bana engel olamaz.
Ormanın sol tarafında birkaç kurt ve kurtadamın toplandığını görünce bir ağacın arkasında saklandım. Buralarda bir kartal görürlerse elf olduğunu düşüne bilirdiler. Kurtuluşa bu kadar yakınken saldırıya uğramak istemezdim.
Ağacın budağına konduktan sonra gördüğüm şeyler karşısında şok geçirdim. İki kurt - beyaz ve siyah- elfleri parçalıyordular. Beyaz kurdun yüzü kana bulanmıştı bile, iştahla avlarını yiyordular. Arka tarafta ise bir kaç tane asker üniformalı elfi iple bağlamıştılar. Hadeon'un önünde korkuyla titriyordular. Simsiyah saçları ve uzun boyuyla Hadeon yeterince korkutucu görünüyordu.
Güneş ışığında tüyleri parlayan koyu kahverengi bir kartal uçarak yere kondu ve insana dönüştü. Theon'a dönüştü. Onun burada ne işi vardı?
"Kumandanı hallettim" dedi Theon Hadeon'un yanında durarak. Hadeon başını sallayarak yanıtladı.
"Sonunda yetișdiniz komutanım" dedi iple bağlanmış elfler. "Kurtarın bizi" diye yalvarıyordular.
Theon sırıtarak parmaklarını şıklattı. "Yetişmese açlıktan ölürdüm zaten" diyip kurda dönüştü ve elflerin üzerine atılırken elflerle birlikte ben de çığlık attım. Ama benim sesim doğal olarak kuş sesi gibi çıkmıştı. Diğer iki kurt elfleri parçalarken Hadeon ve Theon gözlerini bana çevirdiler. Hemen uçarak oradan uzaklaştım.
Omzumun üzerinden, daha doğrusu kanadımın üzerinden arkaya baktığımda siyah bir kurt hızla peşimden koşuyordu. Minik kalbim o kadar hızlı atıyordu ki, her an dura bilirdi. Üzerime ağır bir gölge düşünce yukarıda bir kartalın uçtuğunu gördüm. Theon.
Tam hızımı arttıracakken pençeleriyle tüylerimden yapıştı ve yere çarptık.
"Bırak!" diye bağırmak istiyordum ama çirkin bir kuş sesi çıkıyordu. İnsana dönüşmek için çabalıyordum ama olmuyordu.
Theon kurtadama dönüşüp kanatlarımdan tutarak beni kurt olan Hadeon'un önünde salladı.
"Kimsin sen?" diye sordu Theon öfkeyle. "Dönüş bakalım elfe görelim nesin!"
Yapamıyordum. İnsana dönüşemiyordum. Ömür boyu böyle mi kalacaktım? Hayır, Hadeon birazdan beni parçalayana kadar kartal olarak kalacaktım.
"Bırak!" diye çığlık attım sonunda. Kendi sesimi duyunca insana dönüştüğümü, Theon'un da omuzlarımdan tuttuğunu gördüm. Hadeon ise sivri dişlerini göstererek önümde tıslıyordu.
"Marissa?" diye şaşırdı Theon durmama yardım ederek. Uzaklaştım ondan. Ellerimi göğsümde birleştirdim, kalbin duracak gibi atıyordu, nefesimi kontrol edemiyordum.
"Ona kartal kolyesi mi verdin?" diye bağırdı kurtadama dönüşen Hadeon öfkeyle Theon'un yakasından yapışarak.
"Hayır" diyip itti Hadeon'u Theon. "O kolyeyi nereden buldun?" diye sordu bana doğru adım atarak.
"Kulübede" dedim nefesim kesilirken.
"Sana oradan ayrılma demiştim!"
"Evime... gitmek istiyorum"
"Gitmeyeceksin" dedi ayağını yere vurarak.
Hadeon kolumdan yapışınca ondan kurtulmaya çalıştım ama lanet olası yakışıklı çok güçlüydü. "Neden onu afiyet edip kurtulmuyoruz?" diye sordu yüzüme yaklaşarak.
Theon Hadeon'un kolundan çekerek diğer kolumdan yapıştı. "Benimle kalacak" dedi Theon.
"Evime -"
"Hayır!" diye bağırdı sonunda Theon kolumu bırakarak. "Kalacağını söylemiştin" dedi yalvaran gözlerle.
"Sen de elf yemediğini söylemiştin" dedim elflerin üzerine atıldığını hatırlatarak.
"Seni korkutmamak için öyle dedim"
"Ben de senden kurtulmak için kalacağım demiștim!" diyip ayağımı yere vurdum.
Ani bir sessizlik olmuştu. Yüzündeki öfke hayal kırıklığına dönüştü. Yine.
"Tamam git" diyip kolumu tuttu.
"Tünel o tarafta değil" dedim beni sürüklemesine engel olmaya çalışarak. Theon da çok güçlüydü. Ya da ben çok yorgundum.
"İlaria geri götürecek seni. Nasıl getirdiyse öyle de geri götürecek".
Cevap vermedim. Hadeon da bizi takip ederken az önce katliam olan yere geldik. İlaria ve Sable yüzleri kanlar içinde iki tane bağlanmış elifin önünde nöbet tutuyordular. Bizi görünce Sable "Nereye kayboldunuz?" diye sordu.
Theon beni İlaria'ya doğru iterek "Getirdiğin yere geri götür Marissa'yı" diye emir verdi. "Șu elflere de ne yaparsanız yapın" diye ekledi eliyle bağlı elfleri işaret ederek ve yüzüme bile bakmadan kartala dönüşüp uçup gitti.
Bana kırılmış olduğu sesinden belliydi. Ailesi tarafından terkedildikten sonra dost sandığı ben tarafından da terkediliyordu. Kalbimde bir sızı hissediyordum. Yanlış mı yapıyordum yoksa? Gitmemeli miydim?

