
Theon gittikten sonra Hadeon bir bana baktı sonra iç çekip İlaria'nın yanına gitti. İlaria Hadeon'un ellerinden tutunca yanaklarında kana rağmen Hadeon İlaria'nın yanağına kokusunu, ya da kan kokusunu içine çekerek bir öpücük kondurdu. Burnumu kırışlandırarak başka yöne bakınca Sable ile göz göze geldik.
"Theon'un da sabrını tükettin ya, iyi ki burada kalmamışsın." dedi sırıtarak, bana yaklaştı. "Yoksa seni hiç düşünmeden dişlerime geçirirdim"
Geri adım atıp ağzımı açmıştım ki İlaria gelip kolumdan tuttu "Hadi gidelim" dedi beni ormana sürükleyerek.
"Theon'un tanıyor musunuz?" diye sordum ormana girer girmez.
"Evet." dedi İlaria "Elflerle yaşayan bir kurt Theon. Elf avlamamız için bize yıllardır yardım ediyor." diye açıkladı.
Theon bana et yemediğini söylemişti, bu ilk yalandı. İkinci yalanı ise elflere sadık olduğunu söylemesiydi.
"Aslında Theon'a senin hakkında ben bahsettim." diyerek beni düşüncelerimden ayırdı İlaria, kana bulaşmış saçlarını geri attı ileride yürüyerek. "Elflerle yaşaman daha güvenli olur diye düşündüm"
"Beni koruyacağına söz verdin ve başka bir kurda mi emanet ettin?" diye hesap sordum.
İç çekti, "Marissa, sen burada kalmak istemedin. Elfler insan yemezler, yakalanmadan gizli bir şekilde yaşaya bilirdin"
Yumruklarını sıktım. Keşke buraya hiç gelmeseydim. Yaşasam bile zindan hayatı olurdu. Tünele varır varmaz hızla önden gittim, kurtulușa doğru gittim, yol hala aklımdaydı. Nihayet kulübenin içine varınca kendimi dışarı atmak istedim, ama sokak şu bekçi yaratıklarla doluydu. Pencerenin önünde durup dışarıya baktım, yaratıklardan biriyle göz göze geldim. İçim ürperdi kıpkırmızı gözünü ve damarlı suratını görünce. Başımı aşağı eğdim.
"Gitmiyor musun?" diye sordu İlaria, sanki onunla geri dönmemi ister gibi sormuştu.
Bilmiyordum. Burada kalıp şu yaratıklar tarafından krallığın zorunlu işlerine itaat etmek istemiyordum. Ama kurtlara dönerek de canımdan olmak istemiyordum. Ama Theon...
Derin bir nefes alıp dışarıya son bir kez baktım "Seninle geliyorum" dedim İlaria'ya dönerek.
Kendi ayaklarımla dönmüştüm canımı alacak yaratıkların var olduğu diyara. İlaria bu kararımdan mutluydu ama ben hala ne hissettiğimi anlamıyordum. Kendi dünyamda kalsaydım da aynı şeyi hissedecektim.
Şehire varınca kurtadamların toplanıp bir şeyler izlediğini gördük. İlaria önden hızla gidip yumruklarını sıkarak gergin bir şekilde duran Hadeon'un elinden tuttu ve birşeyler fısıldadı. Geçip İlaria'nın yanında durduğumda topluluğun ortasında muhafizlarla çevrelenmiș yakışıklı bir soylunun konuştuğunu gördüm.
"... Elfler bize her ne kadar saldırıp bizi sözümüzden döndürmeye çalışsalar da, biz sözümüzü tutacağız. Onlara karşılık vermeyeceğiz." dedi ve bize döndü, önümüzde bu kadar insan varken bizi eliyle koymuş gibi bulmuştu. "Eski general Hadeon gibi İhanet etmeyeceğiz. Yoksa neler olacağını iyi biliyorsunuz" diye sırıttı eliyle Hadeon'un göstererek. Dikkat çekmemek için başımı aşağı eğmiştim, ama diğerleri dönüp sinirden patlayacak olan Hadeon'a bakınca ben de ona baktım. Şu adam her kimse Hadeon'la arası iyi değildi.
Sonunda soylu başını başka yöne çevirince İlaria'ya dirseğimle hafifçe vurdum. "O kim?"
"Prens Bryson Percy" dedi fısıldayarak. "Serenyt şimdiye kadar onun kadar zalim bir prens görmemiş diyorlar" diye ekledi. Hem kurt, hem de zalim.
"Peki Hadeon'la sorunu ne?"
"Az önce yaptığımız şey. Elflerin saldırısına karşılık verip onları öldürmüştü. Prens de 2 ay boyunca ona işkence etti" dedi İlaria.
Elfleri yediği için işkence mi görmüştü? Prensin yerinde olsam kurtların arazisine geçen aptal elfleri cezalandırırdım.
İlaria'ya haber verdikten sonra kurtların dikkatinin üzerimde olmayacağından emin olduğum için kartala dönüşerek Theon'un kulübesine uçtum. Orada mıydı acaba? O kulübeye sık sık uğramadığını söylemişti. Acaba beni görünce sevinecek miydi yoksa kızacak mıydı? Muhtemelen yine kaçacağımı düşünüp dost olamıyorsa bari yemeğim olsun deyip beni yerdi.
Kapıya varınca pencereden içeri baktım. Koltukta düşünceli bir şekilde oturmuștu. Derin bir nefes alıp kapıyı tıklattım ve bir kaç adım kapıdan uzaklaştım. Saldırırsa en azından kaça bileyim. Kapı yavaşça açıldı.


