İçeriğe geç

Yağmurun Laneti

Bölüm 7 · 3 dk okuma

Yağmurun Laneti

Bölüm 7

4. Bölüm

Başımı kaldırdığımda önümde zırhlı genç bir adam duruyordu. Göz göze geldiğimizde gülümsedi.

"Kırmızı başlıklı kız kurtları ziyarete mi gelmiş?" dedi.

"Ben... Hayır"

Başını olumsuz bir şekilde sallayıp "O zaman benimle gel" dedi. Elini uzatıp kolumu tutacaktı ki elini ittim, geri adımladım.

"Hayır" diyip arkamı dönüp hızla addımlamaya başlamıştım. Heyecandan ölecek gibiydim. Ama ben döndüğüm gibi koluma kelepçeyi geçirdi; kelepçenin bir kolunu benim bileğime, diğerini de kendi bileğine.

"Benimle geliyorsun" dedi neşeli bir sesle.

"Hayır dedim!" diyip itmeye başladım ama fazlasıyla güçlüydü. Gözlerim kulaklarına takılınca bildiğim elf kulaklarına sahip olmadığını gördüm. Ya Serenyt'de elfler hayal ettiğimizden farklıydı, ya da o bir elf değildi.

Beni sürükleyerek yüksek demir kapılardan geçirdi ve kapı arkasından kapandığında aslında kapının boş olmadığını, başka insanların, daha doğrusu elflerin kapıda durduğunu gördüm. Elfler düşündüğüm gibi sivri kulaklara sahipti. Peki ya bu neydi?

"Ne istiyorsun?" diye sordum kaba bir sesle hızlı adımlarla yürürken.

"Arkadaşım olmanı istiyorum. Kendimi tanıtayım, ben Theon, prensesin yakın arkadaşıyım." diye tanıttı kendini.

"Bir elf değilsin" dedim.

Hafifçe kıkırdayıp, "Bu konuda konuşmasan iyi olur, kırmızı başlıklı kız." dedi.

"Kurt musun?" diye sordum yüksek bir sesle ve kelepçeden kurtula bilecekmiș gibi çabalamaya başladım.

Bana dönüp sırtınca Sable'da gördüğüm sivri dişlerini gösterdi; kurt dişlerini. Beni yiyecekti. Dişlerini görür görmez nefesim kesilmişti. "Bırak beni!" diye bağırdım. Bir kurdun elferin arasında ne işi olduğu da ayrı bir meseleydi. İlaria elfler ve kurtların düşman olduklarını söylemişti.

"Korkma, sana zarar vermeyeceğim. Eğer et yemek istesem elimin altında bir sürü elf var." diyip sıcak bir gülümseme ile bana baktı, "Güven bana" diye ekledi.

Nefeslerim hızlanmaya başlamıştı. Ona güvenmeli miydim? Ya yalan söylerse? İlaria'ya da güvenmediğim için buraya geldim ve yine yakalandım. Kurttan kaçıp kurda yakalandım.

"Ne yapacaksın bana? Nereye gidiyoruz? Prensese mi götürüyorsun beni?" diye sorularla saldırdım Theon'a.

"Hiç biri. Ormanın içinde evim var oraya gidiyoruz. Bir süre orada kalacaksın." dedi yolumuza devam ederken. Ormanın içine baktığımda ağaçların sıklığı yüzünden ev vardısa bile göremedim. Ama ormanın sakinliği bu durumda bile huzur vericiydi, serin havası heyecanımı bastırmaya yardımcı oluyordu.

"Kendi dünyama geri dönmek istiyorum" dedim mızmızlanan bir çocuk gibi onu takip ederek.

"Dönemezsin" dedi bana bakmadan.

"Neden? Tünelin yerini bilmiyor musun? Yardım et de geri döneyim" derken sesim titriyordu.

"Buradan ayrılmam yasak. Kapının önüne çıktığım için ceza almaktan korkuyorum." dedi ve bana baktı "Seni kurtarmak için kendimi tehlikeye attım, insan kız". Bal rengine benzeyen kahverengi gözlerinde samimiyet vardı.

"Senden beni kurtarmanın istemedim" dedim. Ayağımız altında kalan otlar hışırtı sesleri çıkarıyordu. Ormanda Theon ve benden başka kimsenin olmadığını hatırlatıyordu bana.

Theon derin bir nefes alınca cevap verecek sandım, ama nasıl yutkunduysa sesini duydum. Galiba beni yemek için çok hevesliydi.

Nihayet küçük bir kulübeye varmıştık. İçerisi düşündüğümden daha farklıydı; koltuk, masa ve ısıtıcı vardı.

"Beni sonsuza kadar buraya kilitleyemezsin" dedim sert bir sesle. Kelepçeyi hala çıkarmadığı için o ısıtıcıyı yakmaya giderken onu takip etmek zorunda kalmıştım.

"Sonsuza kadar tutmayı düşünmüyorum zaten" dedi. Aşağı eğilip odunları yerleştirmeye başlayınca bir eli havada kaldığı için eğilmemi istedi. Eğilmedim.

Odaya göz gezdirdiğimde pek sık sık yaşam olan bir yere benzemiyordu. "Burada mı yaşıyorsun sen?" diye sordum onu oyalamak için.

"Hayır" dediği gibi kemerindeki hançeri çıkardım ama boğazına saldıramadan kolumdan tutup kaşlarını çattı.

"Sana zarar vermeyeceğim dedim" dedi sert bir sesle. Bu sesi samimi bakışlarına hiç yakışmıyordu.

"Evime dönmek istiyorum!" dedim yüksek bir sesle.

"Dönemezsin" diyip hançeri bir kenara fırlattı. "Ayrıca bir kurdu hançerlemekle öldüremezsin." diye ekledi.

"Niye evime dönemiyorum?" diye sorarken gözlerim dolmuştu.

Derin bir nefes alıp kelepçeyi çıkarınca kapıya doğru koşmak istedim ama onun da gözlerinin dolmuş olması durmama sebep oldu.

"En azından senin döne bileceğin bir ailen var" dedi sakin bir sesle. Kelepçeyi kemerine takarken göz temasından kaçınmaya çalıştığı belliydi.

"Nasıl yani? Elflerle yaşamıyor musun?"

"Küçüklüğümden beri burada yaşıyorum, prenses Aeris ile birlikte büyüdüm." dedi bana bakarak. "Onlar için bir deneyden başka bir şey değilim" dedi iç çekerek.

"Anlamadım" dedim ona doğru adım atarak. Hafifçe kolumdan tutup ısıtıcının yanındaki duvara yaslanmış koltuğa doğru götürdü beni. Uzun bir sessizlikten sonra konuşmaya başladı.

Bölüm sonu

7 yorum